Skip to main content

Full text of "ibn Arabi - Muhyiddin İbn Arabi (k.s) Hikmette Son Nokta EL-BULGA FIL HıKMEH"

See other formats


E§-$eyhu'l Ekber 
MUHYiDDiN iBN. EL ARAB? K.S 

H.560-938/M.1164-1240 



EL-BULGA FI'L HIKMEH 

HiKMETTE SON 
NOKTA 



'Kime hikmet verilirse, onapek gok hayir verilmi$dir. " (Bakara, 269) 

"I§te biz, bu misalleri insanlar igin getiriyoruz; fakat ancak bilenler 
dii§unup anlayabilir." (Ankebut, 43).. 



Tercume 
Vahdettin ince 



KiTSAN 



Kitsan Yayinlan 

Tasavvuf Serisi: 26 

EL-BULGAFi'LHiKMEH 



Yazan: Muhyiddin ibn. Arabi (k.s.) 
Terciime: Vahdettin ince 
Editor: Sukran EserGoknar 
Sayfa Uygulama: A. Onur Senyurt 
Kapak Diizeni: Sabahattin Kanas 



KITSAN KiTAP 

Basin Yayin Dagitim San. ve Tic. Ltd. Sti. 
Ticarethane Sokak No: 41/3-4 Sultanahmet- iSTANBUL 
Tel. 0212 513 67 69 Faks: 0212 511 51 44 
www.kitsan.com 



iQlNDEKlLER 

Eserin orjinalinin 1. 2. ve son sayfasi 22 

Muhyiddin Jbn'ul- Arabi 

El-Bulga fi'l Hikmeh 25 

Hikmet ve Etkeni Agisindan Kisimlan 30 

Hikmet ilminin kisimlan 32 

Arazlar 37 

Arazin Meshur Kisimlan "Dokuz Makulat" 39 

BiRiNCiBAB 41 

Arazlann arazlannin ispati 46 

Cismin Halleri ve Hukumleri 47 

iKINCi BAB: FELEKIYAT 63 

Beseri Nefisler "iNSANIN MAHiYETi" Hakkinda 82 

Nefis Hakkinda 83 

Burhanlar (Deliller) 87 

ikna etmeye donuk hitabi deliller, insanin Mahiyeti 90 

insanin Kuvveleri 93 

Bitkisel nefsin kuvvetleri 95 

Hayvani Kuvvetler 99 

Nigin Duyular Bes He Sinirlandinlmaktadir? 100 

Her Birinin Mahiyetleri ve Konumlan 101 

Hareket Ettirici Kuvvetler 1 07 

JKiNCiBAB 120 

Yuce Nefisler Hakkindadir 120 

Makul varligin mevcudiyetine on delil 124 

Feleki Nefis, ikinci Kapi 127 

Akil aleminin ispati 129 

Soyut Akillann ispatinin Maddi Yontemleri 133 

Feleki Nefislerin Halleri 146 

Unsurlar aleminin mebdei hakkinda 163 



KITABIN IKINCI KONUSU / VARLIGIN SEBEBI 179 

Zat ile ilgili birinci asil 188 

ALLAH'IN SIFATLARI HAKKINDA 204 

Subuti Sifatlar 205 

Selbi Sifatlar 206 

Hatime 228 

UQUNCUTEMEL 229 

Aklin mezhebi hakkinda izah 242 

YUCE ALLAH'IN JLK OLARAK AKLI YARATMASININ 

iZAHl 244 

ilk Akil, Tuba Agaci, Muhammedi Ruh 258 

§erri nigin yaratti? 262 

Yuce Allah'in Bazi isimleri Hakkinda 269 

Hatime 283 

Mead "Ahiret" Hakkinda 284 

Birinci mesele: Nebilerden ve filozoflardan 
olusan cok sayida insamn dilinden diismeyen 

bazi kelimelerin tefsiri ile ilgilidir 298 

Birinci menzil: Kalbi vahiy 302 

ikinci Menzil: i§itsel vahiy 305 

Uguncu Menzil: Gorsel vahiy: 306 

Bu eserleri gerektiren sebebler 315 

RiSALETiN VE NUBUVVETJN VACJBLJGi 333 

Nubuvvetin Mahiyetinin Tahkiki ve Hakikati 338 

Fiilleri itibariyle mustagni olu§u 347 

Nefs-i Natikanin baki olduguna dair nakli deliller 349 

ikinci Mesele: 

Nefs-i Natika bedenle birlikte hadistir 364 

ZEYL 388 

Talep edenler 395 

Riyazet Hakkinda 401 

Bedeni Riyazet 402 



Terciime: Vahdettin Ince 

1961 yilinda Van ilinin Ercis ilgesine'ne bagli Dinlence (Pertek) ko- 
yunde dogdu. ilkogretimini koyunde tamamladi. ilkokula devam ederken 
bir yandan da koyun medresisinin muderrisi Molla Salih Kozi'den Sarf, 
Nahiv derslerini aldi. Sonra Ergis ilcesinin ortaokulunu okudu. Ardindan 
Mus imam Hatip Lisesine devam etti. Bu arada islami ilimlerdeki tahsiline 
de devam etti. Molla Abdurrahman Soskuni'den Hadis derslerini tahsil etti. 
1981 yilinda girdigi Ataturk Universitesi Fen- Edebiyat Fakultesi Dogu 
Dilleri Arap Fars ve Edebiyatlan Bolumunden 1985 tarihinde mezun oldu. 
Bugune kadar cesitli dergilerde yayimlanmis makaleleri ve kirkin uzerinde 
tercume eseri mevcuttur. islami ilimlerin hemen her alaninda tercume 
eserler vermistir. Yayimlanmis olan tercume eserlerinden bazilan sunlar- 
dir: Fi Zilal'il Kur'an 10 Cild, El Mizan FT Tefsiri'l Kur'an 20 Cild, Et- 
Tefsiru'l Hadis 7 Cild, Hz. Muhammed'in Hayati 2 Cild, Ehl-i Beyt 
Ahlaki, Mutezile ve insanin Ozgurlugii Sorunu. 

Ayrica Yayinevimiz Kitsan'dan M.ibn el-Arabi Hazretlerinin kiilli- 
yatindan bazi eserlerinin de tercumeleri yayimlanmistir. Bunlar sirasiyla 
sunlardir: 

Tefsir-i Kebir Te'vilat 2 Cild. / Evrad / Ruh'ul Kuds, 

(Mekarimu'l Ahlak / Rasulullah (s.a.v.)in ovulmus ahlaki), 

Nurlar Menbai (Miskat'ul- Envar), 

Nesebu'l Hirka / Tasavvuf Hirkasi , 

Kur'an Miihru / M. ibn Arabi'nin Kendi Kaleminden Derlenmis Kapsamh Hayati 

M. ibn Arabi'nin 29 Risalesinin TercLimesi 3 Cild. 

Bu risaleler sirasiyla sunlardir: 

1- Kitabu'l Fena Fi'l Mu;ahede / "YOK" 15- Risaletun ila'l imam Er'Razi, 
olma Kitabi, 16- Risaletun La Yaulu Aleyha, 

2- Kitabu'l Celal ve'l Kemal, 17- Kitabu's Sahid, 

3- Kitabu'l Elif "Ahadiye", 18- Kitabu't Teracim, 

4- Kitabu'l Celalet "Kelimetullah", 19- Kitabu'l Menzili'l Kutbi ve 

5- Kitabu Eyyami';e'n / is ve Durum Mekalihi ve Halihi, 
Gunleri Kitabi, 20- Risaletu'l intisar, 

6- Kitabu'l Kurbe, 21- Kitabu'l Kutub, 

7- Kitabu'l A'lam Bi isarati Ehl'l 22- Kitabu'l Mesail, 
ilham, 23- Kitabu't Tecelliyat, 

8- Kitabu'l Mim ve'l Vav ve'n Nun, 24- Kitabu'l isfar an Netaici'l Esfar, 

9- Risaletu'l Kasemi'l ilahi, 25- Kitabu'l Vesaya, 

10- Kitabu'l Ya, 26- Kitabu Hilyeti'l EbdaL 
1 1 - Kitabu'l Ezel, 27- Kitabu Naksi'l Fiisus, 
12- Risaletu'l Envar, 28- El Vasiye, 

13- Kitabu'l isra ila Makami'l Esra, 29- Kitabu istilahi's Sufiyye. 

14- Risaletun Fi Suali ismail B. 
Sevdekin, 



QEViRMENiN ONSOZU 



islam dusuncesinde varhgi anlama siireci somuttan soyuta 
dogru bir seyir izler. Somut varhklardan hareketle hakikat bilgi- 
sine ulasilma hedeflenir. Buna paralel olarak dil de incelir, 
soyutlasir, sembolik bir mahiyete burunur. Nitekim ibn Arabi 
"ilim Maluma tabidir"derker\ bu gercege isaret etmistir. Buna 
gore ilim malumdan sonra gelir ve malumun anlasilma siirecine 
paralel olarak ozgun bir iislup kazanir. Anlam ile dil, malum ile 
ilim arasinda uyum olmak zorundadir. Basta bunu belirtme 
geregini duyduk, ciinkii elinizdeki eserin dilinin agirligmin anla- 
mmm yogunlugundan kaynaklandigmm bilinmesini istedik. 

Malum derken dogal olarak musahede edilen varhk alemini 
kast ediyoruz. Musahede edilen varhk alemine hakim olan ilahi 
yasalan kavradigimiz zaman gayb alemine dair sahih bir bilgi- 
nin yolunu da kesfetmis oluruz. Qiinkii varhkta birlik esastir. 
Musahede edileniyle, gayb alemiyle butun varhk alemi ayni 
yasaya tabi olmasi hasebiyle birdir. Bu yuzden islam diisiiniirle- 
ri musahede edilen alemden gayp alemine dogru bir diisiince 
cizgisini izlemislerdir. Maddeden hareketle maddenin ustune 
cikma, maddi kahplardan siynlma, maddi alemden devsirilen 
temel yasalarla gayb alemini anlama temel amac olmustur bu 
surecte. 

Ancak ibn Arabi gibi derinlik sahibi zatlar bu siirecin daire- 
sel bir hareket mahiyetinde oldugunu soylemislerdir. ibn Ara- 
bi'ye gore halktan (varhktan/maddeden) siyrihp hakka ulasmak 
gerekir; Ama bu nokta surecin sonu degildir; bilakis maddi 
varhktan siyrihp hakka ulasan arifin, oradan tekrar halka inmesi 
gerekir. Tipki yer yuzunde buharlasarak goge yukselen suyun 
yagmur olarak tekrar yeryuzune inmesi gibi. Bu noktada ibn 



8 



Arabi, 'hikmetin son noktasi' olarak maddi kahplardan siynlmayi 
ongoren Miisliiman dusijnurlerden ozellikle de metafizik felse- 
feyi nihai merhale sayan batih filozoflardan ayrihr. O, dairesel 
hareket icinde musahede edilen alemin ozii olan irfanin gayb 
alemi siizgecinden gecerek hikmet olarak tekrar maddi aleme 
inmesine inanir. Halkm akidevi ve ameli sapikhklarma care 
arayan nebilerin maddi alemin zirveleri sayilan daglara sigma- 
rak vahiy aracihgiyla inen hikmeti aldiktan sonra tekrar halkm 
arasma inip onlari irsat etmeleri seklindeki nebevi cizgiyi irfan 
boyutunda temsil eder. 

Elinizdeki eser, ibn Arabi hikmetinin maddi alemden gayp 
alemine dogru gerceklestirdigi seyrin zirvesini, diger bir ifadeyle 
'halktan hakka, ardmdan haktan halka' dogru dairesel hareketini 
(nebevi metodunu) anlattigi en onemli eserlerinde biridir. Bu 
eserinde ibn Arabi, maddi alemden siiziilmiis irfanmm, 6z 
hikmet olarak tekrar maddi aleme inisini, yerden goge agan 
irfanin hikmet olarak yeniden yere yagismi anlatmaktadir. 

Eserde varhk butunu temel yasalanndan ve bunlari pekis- 
tiren Kur'an ayetlerinden hareketle bir tasnife tabi tutulur. Ya da 
ibn Arabi'nin deyisiyle 'Kur'an ayetleri ile furkan ayetleri' birlikte 
ayni zeminde bulusturularak hikmetin zirvesine ulasihr. 

Adi ustunde "hikmetin zirvesi". Bu yuzden tarn da buna uy- 
gun bir iislup esas almmistir. Butun ibn Arabi muktesebatmin 
ozeti sayilabilecek olan bu eser bu muktesebata asina olanlarm 
buyuk bir zevk duyacaklan bir anlamlar iklimi oldugunu soyle- 
yebiliriz. 

Butun bu muktesebati mumkun olan en ozet sekilde sun- 
mayi esas alan bu eserin dili de basta vurguladigimiz gibi dogal 
olarak ayni yogunlukta, derinlikte ve ozetleyicilikte olacaktir. 
Qunku dar bir alana hitap etme amaci giidulmustiir. Hikmette 
belli bir yere gelebilmis kimseler muhatap almmistir. §6yle de 
diye biliriz: ibn Arabi'nin (Futuhat ve Fusus gibi ansiklopedik) 
ana eserlerinde mumkun olan en genis cercevede ve en kolay 



uslupla sunulan hikmet, bu eserde erbabimn kavrayacagi spesi- 
fik bir dille anlatilmistir. Bu biraz da maddi alemin asagilannda 
dolasan insan zihninin gaybi doruklara cikmaya zorlanmasidir. 
Neticede gene yeryiiziine inecek olsa da suyun once buharla- 
sip kendi maddi varhgmdan siynlmasi, bulutlarda yeniden saf 
suya donuserek yagmur olarak yagmasi gerekir. insan zihni de 
bu eserde pratik karsihgmi tekrar dunyada bulabilecegi bir 
hikmeti heryerde bulmaya cagnlmaktadir. 

Yukanda da soyledigimiz gibi eserin dili agir ve konular 
alabildigine ozetlenmistir. Bu, konunun mahiyetinden kaynak- 
lanmaktadir. Qunku irdelenen alan salt gaybi, alabildigine soyut 
ve miimkiin oldugunca 6z anlamlar dunyasidir. Dili belki daha 
agir olabilir; ama kesinlikle daha kolay olamaz. Dolayisiyla 
okuyucular anlamadiklan yerlerde oncelikle konunun tabiatmm 
boylesine sembolik bir uslubu gerektirdigini akillarmdan cikar- 
mamahdirlar. 

Eserin aidiyeti hakkmda farkh goruslerin oldugunu biliyo- 
rum. Ama eserle ilgili akademik bir degerlendirmeyi Prof. Nihat 
Keklik eserin ibn Arabi'ye ait oldugundan suphe duymaz. ibn 
Arabi'nin bir cok eserini tercume etmis biri olarak iislubundan, 
ozellikle ele ahnan konunun tabiatmdan hareketle bu eserin ibn 
Arabi'ye ait oldugunu soyleyebilirim. Yine de dogrusunu ancak 
Allah bilir. 

Vahdettin ince 

21/07/2008 

Uskiidar 



10 



ONSOZ ve Te§ekkiir 

Nurlarm menbai alemleri en guzel sekilde var eden, son- 
suz kudret, kuvvet sahibi, comertlerin en cbmerti, en guzel 
isimlerin yegane sahibi "Evvel, Ahir, Zahir, Batm" "0"dur. 
Bizlere boyle kiymetli eserleri nasipkarlanna ulastirmayi 
nasip eden Zul'celal'i ve'l ikram, her seyden munezzeh Rab- 
bimiz Allah (c.c.)a sonsuz medh-u senalar ve hamd-ij sena- 
lar, sukurler olsun. O'nun nurunun en pak ayinesi, habibi 
alemlere rahmet Rasulu Hz. Muhammed Mustafa 
Aleyhisselam'a, ashabma, ehli beytine, dostlarma ve umme- 
tine ebedT, her kipirdayanm kipirdamasi sayisinca ebedT 
salat ve selam olsun. 

Degerli Okurlanmiz oncelikle bu kiymetli eseri bizleri 
kendisini ziyaret etmemiz icin evine kabul ettigi guzel bir 
gunde bizzat eliyle 1969 yihnda istanbul Edebiyat Fakultesi 
tarafmdan kendi gayretiyle basilan ilk ornegini hediye e- 
den.. Turkgeye tercume ettirmemiz icin tesvik eden, bizler 
igin cok kiymetli ve anlami derin olan bu bzel gbreve layik 
goren, Muhyiddin ibn'ul-el-arabT hazretleri hakkmdaki aras- 
tirmalanyla ve vermis oldugu birgok eserleriyle onun ve 
dusuncelerinin Turk okurlan tarafmdan tanmmasma vesile 
olan ve Turk Tasavvuf Edebiyatina bir omur boyu muhabbet- 
le hizmet ederek bnemli katkilarda bulunan degerli ilim ada- 
mi Prof. Nihat Keklik hocamiza, Kula te§ekkur etmeyen, 
Allah'a §ukur etmi§ olmaz.. kiymetli kurah geregi gok tesek- 
kur ediyoruz. §ukran duygumuzun bir ifadesi olarak da bu 
kitabi sizlere ulastirmakta bizleri olumlu ybnde tesvik eden 
Prof. Nihat Keklik hocamiza, onun yetismesinde emegi ge- 
gen butun hocalarma, aile buyuklerine ve iyi kbtu gunlerinde 
kendisini terk etmeyen kiymetli esi Yuksel hanimefendiye 
ithaf ediyoruz. Kendisine ve esine Cenab-i Hak'dan sihhat, 
afiyet ve hayirh bmur, calismalarimn da kendisi, yakmlan ve 



11 



gecmisleri icin Allah'in lutfuna ve rahmetine vesile olmasmi 
niyaz ediyoruz. Ardindan da gerek eserin tercumesi asama- 
sinda gerekse baski asamasmda beseriyet icabi elimizde 
olmayan nedenlerle hatalanmiz varsa bncelikle eserin muel- 
lifi olan Cenab-i §eyh Muhyiddin ibn ul el-arabi hazretlerin- 
den, hocamiz Nihat Keklik beyfendiden daha sonrada sizler- 
den de afv diliyoruz. 

Muhyiddin ibn'iil el-arabT ve el Bulga fi'l Hikmeh 

Cenab-i seyh, islam mutasavviflarmin en meshur olan 
biriciklerden birisidir. Onderlerin bnderidir. Nebi Aleyhisselam 
efendimizin isiginm devamidir. Yuzlerce eser telif etmistir. 
§eyhu'l Ekber tinvaninin tek sahibidir. Yaklasik yedi yuz 
seneden beri ilmi sbhretinden hicbir sey kaybetmemistir 
kaybetmeyecektir. Onu ancak anlayamayanlar idraki zayif 
olanlar inkar etmis, dusunce ufku genis olan nasibkarlarda 
onun kitaplanni okumuslar tetkik etmisler, onun dusunceleri 
ufkunda islami, Kurani ve Rasulullah (s.a.v.)in hadislerini 
derinlemesine anlamaya gayret etmisler, kitaplar telif etmis- 
ler, kendisini bvmiisler bas taci etmislerdir. Gunumuzdede 
gerek Dogu gerekse Bati memleketlerinde bnemli arastirma- 
lar yapilmistir yapilmaktadir suphesiz bundan sonra da 
yapilacaktir.. 

Bu arastirmacilardan biriside hocamiz Prof. Nihat Keklik 
beyfendidir. Kendisi bzellikle Cenab-i §eyh'in gerek hayati 
gerekse eserleri hakkinda bnemli arastirmalar yapmis ve bu 
galismalarmi Turk okurlannin hizmetine sunmustur. Nitekim 
bu eserde onun arastirmalan neticesinde Turk okurlanyla 
bulusmustur. 1969 yihnda 1st. Universitesi Edebiyat Fakultesi 
tarafindan orjinaline sadik kahnarak nesr edilmistir. Eserin 
giris kismmda hocamiz "el Bulga fi'l Hikme" adh eserle nasil 
tanistigini, eserin Muhyiddin ibn.ul el-Arabiye ait oldugunu 
ispatlamaktadir. Eser hakkinda akademik olarak detayh bilgi 



12 



almak isteyenler bircok kutuphanelerimizde mevcut olan el 
Bulga fi'l Hikme'nin bu nushasina basvurarak Onsoz kismini 
tetkik edebilirler. Biz akademik olan bu galismamn tamamini 
(hocamizm bnerisiyle) koymadik. Ancak Efendimiz Muham- 
med Mustafa (s.a.v.) in "/'§/' ehline verin" buyrugundan hare- 
ketle bu bolumden bazi ahntilar yaparak sizlere eserin muel- 
lifi §eyhu'l Ekber Muhyiddin ibn'ul el-Arabi hazretlerini ve 
eseri "el Bulga fi'l Hikmeh / Hikmette son nokta" hakkinda 
bzet bilgi vermeye gayret edecegiz.. 

Prof. Nihat Keklik Hocanm Kaleminden.. 

ibn'ul el-arabi hazretleri 27 Ramazan 560 (m. 7 Agustos 1165) tari- 
hinde ispanyadaki Murcia (=Miirsiye) kasabasinda dogmu§, 22 Rebi-iil- 
ahir 638 (m. 10 Kasim 1240) tarihinde Suriyedeki §am §ehrinde hakka 
yurumu§tur. (hicrt hesaba gore 77 sene, 6 ay 25 gun (miladi hesaba gore 
75 yil) ya§amista) 

Ibn'ul-arabi'nin hayati dort safhaya ayrilrr: 

Birincisi: m.l 165-1 192 yillan arasinda, yani yirmisekiz ya§rna kadar 
esas olarak anavatmi Ispanya'da ya§ami§, orada yeti§mi§tir. Ikincisi: m. 
1193-1199 yillan arasinda ise, bazi kuzey Afrika ilim merkezlerinde 
bulunmu§ ve arasira Endiiliis §ehirlerine de seyahat etmi§tir. ibn'ul Arabi, 
bu siralarda yirmidokuz - otuz dort ya§lan arasindaydi. U?uncusu: m. 
1200-1205 seneleri arasinda, ibn'iil-arabi Mekke ve dolaylannda ya§a- 
maktaydi. Otuzbe§ - kirk ya§lan arasindaki bu devre, en muhim eserlerini 
kaleme almaga ba§ladigi cagdir. Dordiincusii: m. 1205 - 1240 yillan 
arasindaki son otuzbe§ yilhk uzun devresinde (yani kirk ya§indan 
yetmi§be§ ya§ina kadar olan safhada) ise ibn'iil-arabi, daha ?ok Ortadogu 
memleketlerinde (Anadolu, Suriye ve Irakta) bulunuyordu. Bu arada, 
Konya ve Malatya gibi Turk §ehirlerinde hayatinin onbe§ yihni ilim 
yaymakla geciren ve Sadrettin Konevi (m. 121 0-1274) gibi biiyuk bir Tiirk 
dahisini yeti§tiren, iistelik Sel?uk sultanlanyla yakin ili^kiler ve dostluk 
kuran ibn'iil-arabi, Turk-islam Du§tincesi'ne biiyiik hizmetlerde bulun- 
mu§tur. 



13 



ibn'iil-arabi yiizlerce eser birakmi§tir. Bu eserlerden bir kismmin ona 
ait oldugu bellidir. Maalesef bir takim eserlerin de, ibn'ul-arabi'nin 
kaleminden cikmi§ olmasi 50k §uphelidir. Bazi eserleri de mechul olarak 
kalmi§tir. Nitekim bu nevi mechul eserlerden bir tanesi de, §imdiye kadar 
goze carpmadigi icin, hicbir ara§tirmada ismi dahi gecmeyen el-Bulga 
fi 'l-Hikme adindaki bu eserdir. 

el-Bulga fi'l-Hikme (=Felsefede Yeterlilik) adindaki bu eserde, her- 
hangi bir miiellif ismi bulunmamakla beraber, - Ibn'iil-arabi'ye aittir. 

el-Bulga, Islam felsefesine dair sistematik ve derli toplu bir el- 
kitabidir. Eserin ba§indaki birkac sayfahk "giri§" kisminda (vr. 4a- 12a) 
evvela "felsefe" sozunun Grek9e lugat manasiyla teknik (istilahi) anlami 
verilmektedir. Bundan sonra felsefe: theorik (nazari) ve pratik (ameli) 
§eklinde ikiye boliinmekte ve belli ba§h felsefe disiplinleri iizerinde 
kisaca durulmaktadir. Bunu takib eden sayfalarda ise, eser "fenn" soziiyle 
ifade edilen iki "b61iim"e aynlmi§tir: 

el-fenn'ul-evvel adi verilen birinci anabolumde (vr. 12a-114a) bir si- 
ra dahilinde, once fizik (12a-28a), sonra astronomi (28a-40b) ve nihayet 
psikoloji (40b/l 14a) disiplinleri ele ahnmi§tir. 

el-fenn 'us-sani adim ta§iyan ikinci anaboliimde ise, sadece metafizik 
iizerinde durulmaktadir. (114a-269b) Burada da, bir sira dahilinde belli 
ba§h ilahiyat problemleri ele ahnmi§tir: Once Allahin zati, sifatlan, ef ali 
(yaratmasi) ve isimleri (121a-191b), bundan sonra da eskatolojik bahisler 
(msl. Ahiret, oliimden sonra dirilme, vahy, ilham, keramet, mflcize, 
peygamberlik vs. 191a-269b) incelenmi§tir. 

Zeyl'ul-kitab (yani: Kitaba Ek) adim ta§iyan son otuzyedi sayfahk 
(270a-288a) kisimda ise, agirhgi te§kil eden konu mantik disiplinidir. 
Aynca eserin ismi bu sayfalarda (vr.274b) el-Bulga fi'l-Hikme §eklinde 
kaydedilmi§ ve onceki boliimlerde izahi unutulmu§ birka? meseleye daha 
yer verilmi§tir. Eserin yazih§ tarihi dahi, en son sayfada (vr. 288b), hicri 
629 (=m.l231) olarak gdsterilmi§tir. 

Soziin ba§inda ifade ettigimiz gibi, eserde hicbir miiellif adi yoktur. 
el-Bulga 'nin giiniimiize kadar fark edilmemesinin sebebi, onun her halde 



14 



basjsa bir eser olan Bulgat'iil-gavvas ile ayni §ey samlmasi, fakat daha 
biiyiik bir ihtimalle hie goriilmemis. olmasidir. Oysa, ikisi de Ibn'ul- 
arabi'ye ait olan bu eserler arasinda isim benzerliginden ba§ka, hi? bir 
miinasebet yoktur. 

Bildigimize gore el-Bulga fi'l-Hikme 'nin yegane niishasi, Istanbul 
Ragip Pa$a Kitapliginda, 679/823 numara ile kayithdir. 288 varak 
(yani 576 sayfa) tutan bu elyazmasi niishamn orijinal boyu 11x17 
(7x11) cm. dir. Ba§ safasi tezhibli, sayfa kenarlari altin cedvellidir. En 
son sayfasindan ogrendigimize gore, eser hicri 629 yilinin Muharrem 
ayinda (yani miladi 1231 senesinin Ekim ayinda) otuzbes gun zarfinda 
yazilip bitirilmi§tir. Bu nokta 50k muhimdir. Qiinkii muellifin o siralarda 
66 ya§inda bulundugunu ve dolayisiyla da eserin "olgunluk cagi" i9inde, 
yani ibn'iil-arabi'nin olumiinden dokuz yil once kaleme ahndigini gos- 
termektedir. 

Hulasa, denilebilirki: 

Bu kitap, ibn'iil-arabi'nin en son diisiincelerini ihtiva etmekte ve 
hatta sadece bu esere dayanmak suretiyle onun felsefesini (Islam 
Akaidini) kaleme almak miimkiin goriinmektedir. 

el-Bulga fi 'l-Hikme adini ta§iyan ve ne§ri sunulan bu niisha, miiellif 
hattiyla degil fakat ondan kopye edilen bir niishadan, h. 870 (m. 1466) 
yihnda istinsah edilmi§tir. (bk. vr.288a) en azindan daha iki tane niishamn 
birgiin ortaya ^lkmasi, ihtimal dahilindedir. 

a) El-Bulga'nm Ibn'iil-arabi'ye ait oldugunu gosteren hususlardan 
ilki, bu eserin "otuzbesi gun zarfinda" (vr. 288 b) yazilrms. olmasidir. 
Sebebi sudur: 

Ibn'iil-arabi'yi diger bir 50k miielliflerden ayiran ilk hususiyet, onun 
50k sur'atli bir tempo ile eser yazmasi ve biiyiik kitaplarim, kisa zamanda 
kaleme almasidir. Bunun da sebebi, ibn'iil-arabi'nin hie miisvedde 
yapmamasi'ndan ve kitaplarim irticalen ve ilham ile yazmasindan ileri 
geliyor. Nitekim bizzat kendisi "..ben hie miisvedde yapmam" demekte- 
dir. 

Ornegin: Mevaki'un-nuciim adindaki 300 sayfahk eserini, h.595 yi- 
hnin Ramazan (=m. 1199 Haziran) ayinda Endiiliisteki Meriye 



15 



(=Almaria) §ehrinde , bizzat kendi sozleriyle : ".. onbir gun zarfinda" 
kaleme almi§tir. el-Celal ve'1-Cemal adindaki basjta bir eserini Musul 
§ehrinde, "bir giin icinde" yazrm§tir . el-Tedbirat'ul-ilahiyye adindaki 
me§hur ve dolgun eserini de, - bu kitabm icinde soyledigine bakihrsa- 
"..dort giinden daha az bir siirede.." yazip bitirmi§tir. 

b) El-Bulga'nm Ibn'iil-arabi'ye ait oldugunu gosteren ikinci delil ise, 
bu eserde goze carpan "siirler'dir 

c) Uciincii delil ise; muhteva ve tipik dii§iinceler bakimmdan el- 
Bulga ile Ibn'iil-arabi'nin diger eserleri arasindaki miinasebet bulunmak- 
tadir.. El-Bulga'nin i9inde bazi tipik ifade ve dii§iinceler vardir ki, bunlar 
(lafiz ve mana itibariyle aynen, lakin bazen de sadece mana bakimmdan 
ayni fakat lafiz itibariyle biraz degi§ik olarak) ibn'iil-arabi'nin diger 
eserlerinde de mevcuttur. A§agidaki ornekler bunlardan bazilandir. 



Birinci Ornek: 

San 'at eserine bakmak, bu 
(eser) bir san 'atkdri gerekli 
kilmasi yoniinden, bizzat 
san 'atkdra bakmaktir. 

Ikinci Ornek: 

Bilgisizligin bilgisi, btittin 
bilgilerin ustundedir. Nitekim 
bilgisizligin bilgisizligi de, 
btittin bilgisizliklerin tisttindedir. 

Ucuincu Ornek: 

Varhkta, ancak Allah vardir. 

Dordiincii Ornek: 

Ildhiyat, btittin ilimlerin cekir- 
degidir. 



San 'at, bir san 'atkdri hatirlatti- 
gi igin, stiphesiz ki bir eser, 
bizzat onu yapani gerekli kilar. 



Bilmedigini bilmeyen iki cehdlet 
sdhibidir. Bilmedigini bilen ise, 
bir cehdlet sdhibidir. 



Varhkta, ancak Allah vardir. 



Muhakkak ki, btittin ilim- 
lerin ash ilm-i ildhi'dendir. 



16 



Be§inci Ornek: 

Felsefe, yunanca bir tdbirdir. Mdnasi hikmet sevgisi'dir. Feylesuf 
ise, fild ve sufia 'dan birlesmis bir tdbirdir. Fild seven (demek) dir; Sufia 
is e hikmet 'tir. Ydni, hikmeti seven (demek olur). 

Feylesuf un mdnasi, hikmeti seven 'dir. Qiinki sufia, Yunancada 
hikmet 'tir ve denir ki, sevgi'dir. Su halde, felsefe 'nin mdnasi hikmet 
sevgisidir. Oysa her akil sdhibi hikmet 'i sever. 

Bu misallerin el-Bulga icinde ve aynca el-Futuhat Mekkiyede aynen 
tekrar edilmesi de, eserin mevsukiyeti icin ayri bir delil te§kil eder. 

Fakat, bu kitaptaki her cumlenin onun diger eserlerinde teker teker bulun- 
dugunu zannetmek, ibn'ul-arabi'nin bu eserini, diger eserlerinden bir 
"kopye" veya "derleme" mertebesine diisiireceginden, boyle bir garip 
zandan kacrnmak gerekir. 

d) Dordiincii delil: el-Bulga'da Farsca §iirler meselesi 

El-Bulga'yi ibn'ul-arabi'nin diger eserlerinden ayiran tek husfisiyet, 
bu kitapta - istisnai olarak - bircok Farsca manzum parcalann (§iirlerin) 
bulunmasidir. Fakat bu §iirlerden bir kisminin sahibi zikredilmez; digerle- 
rinin ise kime ait olduklan gosterilmi§tir. 

Bu "istisnai" husflsiyetin izahi icin, ibn'ul-arabi'nin biyografisine 
bakmak zarureti vardir. Bu gibi yabanci kelimeleri ogrenmesi ve mesela 
yeter derecede farsca'ya vakif olmasi, tabiatiyle ibn'ul-arabi'nin hayatin- 
daki "dordiincii safha"yi te§kil eden h.602 - 638 (=1205 - 1240) yillan 
arasma dii§mektedir. Nitekim h.601 (m.1204) yilmda Musuldan aynlan 
ibn'iil-arabi, ilk defa olarak m. Eyliil 1205 tarihinde Konya'da bulunu- 
yordu. Bu tarih, ibn'ul-arabi'nin Anadolu'ya ilk geli§ini gostermektedir 
ve ihtimal ki, Musuldan aynlmagi miiteakib, Diyarbakir yakinlanndaki 
Diineysir'den gecerek Anadolu i9lerine kadar gitmi§; Erzurum, Sivas, 
Malatya, Harran gibi §ehirleri ziyaret edip, 1205 senesinin Eyliil ayinda 
Konyada bulunmu§ ve o devrin me§hur §eyhlerinden Evhadeddin Kirmani 
(61m. h. 635/ m. 123 7-8) 'nin evinde sohbet etmi§lerdi. Daha sonraki h. 
605 - 607 (m. 1208 - 1211) yillan arasinda da, keza Anadolu ve Bagdad 



17 

arasindaki §ehirlerde ikamet ettigi anla§ilan ibn'iil-arabi, h. 608 (m. 1212) 
yilmda Bagdad'ta idi. Ve ayni sene, - §iddetli bir ki§ sebebiyle - Firat 
nehrinin buz tutmasina §ahit olmu§ ve "kuzey memleketlerinde" (!) buz 
tutan Firat nehri iizerinde kafilelerin yiirudugunii bizzat g6rmu§tii. Bu 
suretle Selcuk imparatorlugunun son zamanlannda ve Iran niifuzunun 
miisaid bir durum te§kil ettigi devrelerde ibn'iil-arabi - Farsca, Tiirkce, 
Ermenice ve Rumca gibi - o cevreye ait dillerden bazi kelimeler ogrenmis. 
ve hayatinin son otuzbes. yihni dolduran bu devresinde muhakkak ki, Fars 
(Iran) diline de biitiin manasiyla vukuf peyda etmi§tir. i§te h. 629 
(m. 1231) yilmda (yani onun bu cevrelere intikalinden yirmiyedi yil sonra) 
yazilan el-Bulga icinde, bazi Farsca beyitlerin ve tranh §airlerin zikredil- 
mesi bundan ileri gelmis. olmahdir. 

e) Be§inci Delil: Ibn'iil-arabi'de 6zdeyi§ husiisiyeti ve el-Bulga 

ibn'iil-arabi ile yakindan me§gul olanlann fark ettikleri diger bir hu- 
susiyet, onun vecizelere ve te§bihli sozlere kendi eserlerinde - firsat 
du§tiikce- yer vermesidir. Bu hususta ibn'ul-arabi'nin eserlerinden bazi 
ornekler vermek kabildir. Mesela: 

/. Herkesin golgesi, kendi gekline benzer 

II. Beldnin en buytigu, dugmanlarin §amatasi (sevinci) 'dir 

III. Ilmi az olanin, terbiye de kit olur 

IV. Fi'liydt olmaksizin dlimlik taslayanlarin iddiasi yalandir 

V. Ddvdsi olmayanin riydsi dayoktur 

VI Zakkum agaci olmasaydi, Tuba agacinin kiymeti bilinmezdi 

VII Isim, bin harften mutegekkil olsa bile, zamir onun yerini yine de 
tutar . 

I^te bu cegit ozdeyiqlere, el-Bulga iginde de tesaduf etmekteyiz ki, 
bunlardan bdzdari yukarida zikrettiklerimize benzemektedir. §oyle ki: 

VIII Korliik, seldmet yoluna $a$ihktan daha yakindir. 



18 

IX. Ilimsiz amel, vebdldir. 

X. Herkes peygamber olsaydi, pergamberlige hacet kalmazdi. (vr. 
202 b/5-6ayr. 228 a/ 11) 

XI. Hasta, herkesi (kendisi kadar) hasta sanir. (208 b/4) 

XII Katran kupunden bal akmaz. (208 b / 7) 

XIII E^egin oliimu, sdhibinin haydtina zarar vermez. (238a/ll) 

XIV. Her sieyin rizki, kendi cinsindendir. (234 b/4) 

XV. Emdneti olmayanin imam, hamiyeti olmayanin din 'iyoktur. (274 
b/11) 

XVI Evin i§iklanmasi, lambamn i§igi kadardir. 

Su halde acikca gorultiyor ki, ibn'ul-arabi'nin bazi eserlerinde goze 
carpan "vecize" hususiyeti, el-Bulga'da da mevcuttur. Ustelik, el-Bulga 
icindeki bazi 6zdeyi§ler, digerlerine benzemektedir. Mesela, Mevaki'un- 
nucum (MN) adh eserindeki soz (=no.iv) ile el-Bulga icindeki soz 
(=no.ix) ayni manayi tazammun etmektedir. 

N e tic e 

Son olarak §u birka? noktaya temas edelim ki, eserde ibn'ul- 
arabi'nin isminin bulunmamasi, pek de ciddiye ahnacak bir husus degil- 
dir. Soz gelimi, mustensih'in bir ihmal veya dalginhgi akla gelebilecek en 
basit aciklama tarzidir. Nitekim, huviyeti belli olmayan miistensih, 
ger?ekten de cok hatalar yapan bir kimsedir. Metinde, dalginhkla atlayip 
sayfa kenanna ilave ettigi kelime ve hatta uzun ciimlelerin sayisi, bir 
hayli kabanktir. I§te miiellif ismini niisha iizerine yazmagi ihmal etmek 
de, elimizdeki tek niishayi kopye eden ve kimligi bilinmeyen kimsenin 
yaptigi ihmaller ciimlesinden olmahdir. Zaten el yazmasi kitaphklannda, 
buna benzer §ekilde (yani miiellif ismi ta§imayan veya miiellif ismini 
ihtiva eden sayfamn kayboldugu) niishalara ?ogu zaman tesadiif edilir. 
Hatta bazi niishalar iizerine yanh§ miiellif isimleri konuldugu ve 90k 
me§hur olan bir kitabin sonradan ba§ka bir yazara ait oldugu da, ara§tir- 



19 

malar neticesinde ortaya crkabilir. Mesela, Gazzali'ye isnad edilen 
Minhac'ul-abidin ve bir de Kitab'un-Nefh ve't-Tesviye (ki bu son eser el- 
Maznun'iis-sagir diye me§hurdur) adindaki iki eser, ibn'ul-arabi'nin 
dedigine bakihrsa Ebfi Hamid elGazzali'ye degil, fakat Sebte §ehrine 
mensup olan §eyh Ebu'l-Hasen AH el-Museffer'e aittir . el-Bulga icinde 
adi gecen diger simalar ise, (bk. §ahis isimleri indeksi) daha onceki (yani 
h. 629'dan onceki) tarihlerde ya§amis. kimselerdir. Bu nokta hatirda 
tutuldugu ve iistelik h. 629 (= m. 1231) den cok sonra ya§arms. bir §ahsi- 
yetin adina burada rastlanmadigina gore, eserin gercekten de h. 629 / m. 
1231 yihnda yazilmi§ olmasi tamamen dogru goriinmektedir. 

Nihayet bir noktaya daha parmak basahm: Ibn'ul-arabi el-Bulga'nm 
sonlannda "ey karde^im bil ki, omtir kisadir..." (vr.270 a) sozlerini 
sarfediyor ki, bu nevi ifadeler, 90gu zaman ya§lanmi§ kimselerden sadir 
olur. Bu hususta dikkat edilecek nokta §udur : el-Bulga, h. 629 /m. 1231 
yihnda yazildigina gore (bk. vr. 288 b), miiellif ibn'iil-arabi o siralarda 
altmi§alti ya§inda bulunuyordu ve tabiatiyle (yetmi§be§ ya§inda vefat 
ettigine gore) hayatmrn son senelerini ge?iriyordu. Bahusus bu gibi 
ifadelere onun diger bir eserinde, yani Futflhat (=FM) i?inde de 
"..omrumuzden geri kalan muddet i9inde.." ibaberisyel tesaduf etmekteyiz. 

I§te, miiellif ismi ihtiva etmedigi i?in anonim bir eser sanilan el- 
Bulga'nm ibn'iil-arabi'ye ait oldugunu gosteren mii§ahhas delil'ler - 
§imdilik- bundan ibarettir. Gerekirse, buna benzer ba§ka ornekler daha 
gostermek kabildir. 

Nihat Keklik 



20 



Niyaz 

Ya erhamerrahimiyn!.. 

Okurlanmiza, bizlere, yakinlanmiza Rasulullah (s.a.v.)a 
ve dostlarma muhabbet duymayi, kutlu mubarek yolundan 
gitmeyi, Muhammedi inamsla vasiflanmayi, ovulmus 
ahlakiylan ahlaklanmayi, afvinla merhametinle yarhganmayi, 
sevdiklerinden razi olduklanndan olmayi, dunya ve ahir 
hayatimizda Firdevs cennetinde onunla birlikte olmayi, ona 
ve dostlarma hizmet etmeyi, hayirlara erdirdigin yakin ehlin- 
den Dostun olmakla sereflenenlerden, bildirdiklerinlen amel 
edenlerden bilmediklerinide Okurlardan olmayi indindeki en 
ozel isminle nurumuzu tamamla, yeni yeni bbyle saheserleri 
okurlanna ulastirmayi okurlanmizinda faydalanmasini daim 
nasib eyle.. OKU'yanlara ve okurlanmiza selam olsun. Allah 
muin'niz olsun. 

Allah (c.c.)nin Habibi Ekrem, Rahmet kaynaginin menbai 
Rasulullah Efendimiz (s.a.v)m basta olmak uzere ashabinin, 
ehli beytinin ve onun yolundan giden ondan almis olduklan 
isigi nasipkarlarma ulastirmada onculerin onderlerinden olan 
§eyhu'l Ekber M. ibn. El Arabi (kuddise sirrihu) olmak uzere 
turn buyuklerimizin, yakinlarmin, ustadlarimn, okurlanmizin, 
okurlarimizm ve bizlerin yakinlarmin, bu tur eserlerin muellif- 
lerinin, emegi gegenlerin ve butun ummet-i Muhammedin 
ruhuna El-Fatiha. 

Kitsan Yayinevi 

R. Goknar - §. Eser Goknar 



25 



Muhyiddin ibn'ul- Arabi 
El-Bulga fi'l Hikmeh 

Bismillahirrahmanirrahim 

Seni noksan sifatlardan tenzih ederiz, senin bize bgret- 
tiklerinden baska bizim bilgimiz yoktur. Senin ilham edip 
gosterdiginden baska kendi basimiza, kendi gucumuzle 
gergeklestirdigimiz bir amelimiz de yoktur. 

Bizi brneksiz olarak var ettin ve varhk dunyasinda gorij- 
nur kildm. Varhgimizi takdir ettin ve bize var olus gayemizi 
gbsterip yolumuza ilettin. 

Bizi cisim haline getirdin, duzgun bir sekil verdin. Sonra 
igimize ruh ufledin ve bizi guclu kildm. 

Ruhundan bir nur attm icimize, uzerine de futuhatmdan 
izler serpistirdin. Derken icinde cemalinin nurlarmin sualan 
panldamaya basladi. Celalinin eserlerinin kivilcimlari tutustu. 
Boylece doguya da batiya da ait olmayan mubarek zeytin 
agacmdan kalp kahplan iginde sukunete ermi§ ruh kandille- 
rinde yerle§ik zihinlerimizin fitillerini tutu§turdun. 

Kudsi lambalardan dbnu§mu§ ruh kaliplarmin iginde gizli, 
nefis fanuslannda sakh akil lambalarimizi aydmlattm. Bu 
kudsi lambalar, melekuti bir ates degmese de tutusacakmis 
gibi panldayan bir zeytinyagmi andirmaktadir. Ki yalnizhk 
gbllerinin derinliklerinde yaraticinin sukrune ve hamdine yol 
bulahm. 



26 

O, nefis ve akil huviyetlerini brneksiz var eden, rukiin ve 
usullerin mahiyetlerini essiz yaratan, fasillann zatiliklerini 
cinslerin 1 zatlanyla irtibath olarak ikame eden, zaman nev'ini 
mevsim hususiyetleriyle bblen, mevzunun mahmule nispeti- 
ne benzer sekilde arazlarm kulliyatini cuzlerin cevherlerine 
baglayan, suret cinslerini hulul kaydiyla maddi mahallerde 
zapt eden, hadiseler gerdanhgmi illet-malul(sebep-soniiQ) 
ipine dizen, oluslarm dagmikhgini hamil ve mahmul merte- 
besinde bir duzene sokan yuce yaraticidir. 

Bitkileri serpilip yeserme ile kuruyup gurume, hayvanlan 
semizlik ile arikhk arasmda gidip gelen varhklar kilmistir. 

Ariflerin ruhlanni, hasil olus ve vasil olus ruzgarlanyla 
serinletmistir. Saliklerin kalplerini sumul ve kabul adh terte- 
miz sarabm serinligiyle co§turmu§tur. 

Somut ve soyut alametleri bize ogrettigi igin O'na 
hamdederim. 

§eriatm ve menkul hukumlerin kurallarmi bize tanittigi i- 
gin O'na §ukrederim. 

Segkin kullanna, mulkunun eminlerine, bzellikle Habibi, 
kulu ve katindan gbnderdigi Rasulu Muhammed'e salat ve 
selam olsun. Her isteyene §efaati umulur ve her istenen 
O'nun aracihgiyla talep edilir. 

Allah'im! 

Muhit dairesi basit merkezinin ekseninde dbndukge, ba- 
sit cenin, muhit batmmda sakin oldukga.. tertemiz ruhlara, 
apaydmhk bedenlere salat ve selam et. 



1 Yakin turlerin iginde toplandiklan birlik. Kendi iginde yeniden turleri 
bulunan her tur, o turler igin cins olur. 



27 

imdi. ..zihnin zayifladigini ve kuvvet ipinin yun gibi gev- 
sedigini fark ettim. Oysa bundan once gengliginin basinda 
gururla gahm satiyordu. Qaba ve aksiyon istegi de iyice 
zayifladi.. Genclik kusu ucup gitti, omrun sadece bzu geride 
kaldi. Bundan once hayat topragi yemyesildi. Ama artik 
hayatin hayat alani, kipkizil bir gurup zamanini andinyor. 
Bunun sebebi de rahmetin gakmak taslarmdan alevlerin 
yukselmesi.. Artik gaybm kuytulanndaki gizli kivrimlarmdan 
sirlari ortaya cikarmayi amacladim. Belki Musa nurunun 
Tur'u tarafindan bir ates bulurum da Rahmanin nefesinden 
eserlerle karsilasinm... O gtine kadar hayir kaynagi bulutlar- 
dan yagmurlar indirmeye cahsiyordum. Feyiz bollugundan 
katreler edinme gayretindeydim. Boylece bunlarm destegiyle 
ihtiyaglarimi gidermeyi, yaylar kiri§ler edinmeyi amacladim. 
Durmadan cbmertlik yagmurlarmdan saganak ve ciseleyen 
yagi§lan bekliyordum. Pinarlanndan gaylar ve irmaklar dili- 
yordum. Ki kenarlannda kokler ve agaglar ye§ersin, dallari 
yapraklar agsm, meyveler versin. Artik geceler boyunca 
kendimi yildizlar seline kaptirdim. Fikir denizine dahp yuzij- 
yordum. Denizin derinliklerine dalarak sedeflerinden parlak 
inciler cikarmaya ba§ladim. Olgulerinden segkin bzlere ula§- 
tim. Sonra hikmet denizinde parlak sedeflerle kar§ila§tim. 
Ayrica ben, goz kama§tirici burhanlarm destegiyle takviye 
edilmistim. iginde gbz ahci incilerin saklandigi parlak cevher- 
lerle doluydum. Ve ben zamanm cocuklanm bir kenara at- 
mistim. Oglen ve ikindi namazlanni cem ve kasr yapmak gibi 
onlari duruvermistim. Onlarin eserlerini butun ciddiyetimle 
inceledim, teliflerini var gucumle mutalaa ettim. Bu eserler, 
her ilim dalmdan orneklerle doluydular. Her vadiden buyuk 
bir curetle soz ediyorlardi. Ama aldanmism sehvetiyle hare- 
ket ediyorlardi. iddialan kiskang bir cimrinin iddiasmi andiri- 
yordu. Butun dertleri tul-i emeldi, ama amelleri alabildigine 



28 

yetersizdi. Ecel yaklastigi halde hala cedel oklanyla vurusu- 
yorlardi. 

Omrume andolsun ki kadehin kurali, suyunun §araba bu- 
landinlmasini, kanunun ahengi ise §arapla dinlenmesini 
gerektirir. . . 

Derken dolgun sedefleri kirmak, bunlardan pahah inciler 
cikarmak istedim. Fikrin bzunu armdirip, kirlerinden temizle- 
yerek parlatmayi amagladim. Tabiatm ozunij bulup kabu- 
gundan siyirmayi arzu ettim. 

Bununla beraber hakikat ilminin hayat pman kurumak 
uzereydi, ticaret metai ziyan pazannda yok olup gitmeye yuz 
tutmustu. Hakikat ilmine sahip olanlann daha once parilda- 
yan yuzleri kararmis gibiydi. Ahsverisleri de hep zarar ve 
ziyanla sonuclanir olmustu. Eger Allah'm takdiri minnet ve 
liitfuyla bu yuzleri aydinlatmis olmasaydi. ihsani ve keremiy- 
le yeniden icadi takdir etmeseydi. Neticede lutuf ve keremiy- 
le ilahi nimetlerin kadrini bilen, Allah'm koydugu yasalara 
bagh olanlara sevgi besleyen, kulluk sunanlara kar§i §efkat 
besleyen birini bah§etti. O da efendimiz buyuk emir, emirlerin 
ve vezirlerin en faziletlisi, hilallerin ve bedirlerin en §ereflisi, 
kihg ve kalem sahibi, dilden dile dola§an bvgulerin erbabi, 
islami guzelle§tiren, canhlarin sigmagi, havas ve avamin 
penahi, zamanin ehlinin koruyucusu, cbmertlik ve ustun 
ahlak sahibi, serefli ve asil Ahmed b. Es-Sadr es-Said Ebu 
Nasr b. Yunus'tur. Allah, bmrunij bekasi boyunca uzun etsin. 
Bulusmasiyla gbzlerini aydm etsin. Qiinkij kullar hep onun 
ugurlu yonune yonelmektedirler. Sagdan soldan ona tevec- 
cuh etmektedirler. Kapisindan hak sahibi hie kimse hakkm- 
dan yoksun olarak dbnmez. Sagin ve solun sermayesi on- 
dandir, gunku az cok samil bagislar da ondandir. Eksiksiz 
bagislar da onun cihetindendir. Bollukta ve kithkta ihtiyaglan 



29 

giderendir. Aci tath gunler, onunla birlikte gecer ve nice 
hastahklar onunla sifa bulur. 

Biryigit ki guzel ovguyu maliyla satin alir 

Qemberin dondugunu bilir gunku 

Higbir comertlik onu gegmez, geride birakmaz 

O neredeyse oraya yurur comertlik gunku 

Ozellikle hizmetgilerinin, kerem hareminde terbiye edi- 
lenlerin, comertlik ve nimet denizinden kana kana igenlerin 
en kugugune yonelik comertligi takdire sayandir. Qunkij en 
yuce zirveye ciktigi, kopmak nedir bilmeyen kulpa sanldigi 
gunden beri, inammin golgesine sigman havas ve avam 
muminleri zamanin ugursuz kafirlerine, felaketlerine, gunah- 
karlarma, hadiselerin etkisine, tagut ordularmin saldinsma, 
bagilerin askerlerine kar§i korumu§tur. Feyizler bah§eden 
inayeti hala cbmertligini surdurmektedir. Tipki varhgi ve ezeli 
hidayeti gibi yol gosterir comertligine dogru. 

i§te ben de onun himmet ve destegiyle kovami daldinyo- 
rum hakikat ilimleri pmarlarina.. O pmarlar ki nice inceliklerle 
doludur. Bu yucelikleri mtitalaa eden, nza gbziiyle bu gizli ve 
agik nimetlere bakan kimse, hig ku§kusuz buyuk bir §erefe 
nail olur. 

Ve ben diyorum ki: 

- Felsefe, yunanca bir kelime olup hikmet sevgisi anla- 
mina gelmektedir. Feylesof ise "fila" ve "sofa" kelimelerinden 
meydana gelmis birlesik bir kelimedir. Fila, seven, sofa ise 
hikmet demektir. Dolayisiyla feylesofun anlami, hikmeti 
sevendir. Hikmetin siniri; varliklarm hakikatlerini olduklan 
gibi tanimak ve taklide degil, insanm kapasitesi oranmda 
delillere dayah bir tahkik sonucu bunlann varhklanna huk- 



30 

metmektir. Bu tahkikin insanm kapasitesi oranmda olmasini 
belirttik, gunku yuce Allah, bir insana ancak kaldirabilecegi 
yuku yukler. 

Hikmet ve Etkeni Agismdan Kisimlan.. 

insan, latif nefisle kati bedenin kansimindan ibaret bir 
varhk oldugu igin hikmet de etkeni agisindan iki kisma ayril- 
mistir: Birinci kisim: Nefsani nazari hikmet. ikinci kisim: 
Cismani ameli hikmet. 

Nefsani nazari (sozel) hikmet, varhgin butun suretleri- 
nin, kemal ve tamamhk uzere kijlli olarak beseri nefse nak- 
sedilmesi demektir. Tipki aynada gorulen suretlerin aynaya 
naksedilmesi gibi. Hikmetin bu turn Nebi (a.s)m matlubudur. 
Nitekim bir duasinda sbyle buyurmustur: "Bana e§yanm 
hakikatini goster".. yani "bana e§yayi oldugu gibi goster." Bu 
hikmet turu, ibrahim Halil (a.s) icin de gegerlidir. Nitekim o da 
§6yle dilemi§tir: "Rabbim! Bana hukum(hikmet) ver." (§uara, 
83) Burada gegen hukum kelimesi, e§yanm varhgini tasdik 
etmek anlammdadir. Duasinda sadece tasdiki dilemesinin, 
tasavvur etmeyi dilememesinin nedeni, tasavvurun tasdikin 
iginde olmasidir. Tipki cuzun kullun iginde olmasi gibi. Qunku 
ne zaman kull istenirse, kaginilmaz olarak cuz de istenmis 
olur. 

Cismani ameli (fiili) hikmete gelince, bundan maksat; 
hayirh amel yapmak, insanm, butun halleri itibariyle en ustun 
duzeyde olmasi igin uzerinde bulunmak durumunda oldugu 
iyiligi islemek demektir. Rasulullah (s.a.v) "Allah'in ahlakiyla 
ahlaklamn. " sbzuyle hikmetin bu anlamina isaret etmistir. Hz. 
ibrahim de (a.s) 'Ve beni iyiler arasina kat." (Yusuf, 101) 
derken bunu kast etmistir. 

ilahi filozoflar Nebileri brnek alarak "felsefe, insanm gucu 
oranmda Ona benzemeye gali§masidir" derken hikmetin bu 



31 

iki turunii sembolik olarak ifade etmislerdir. Hig kuskusuz 
hikmetin ustunlugu bircok acidan asikardir. Bunlardan biri 
sudur: Hikmet, e§yamn en kamil, en noksansiz, en guzel ve 
en genel §ekilde var olusunun sebebidir. Daha dogrusu 
varhgin kendisinin sebebidir. Qunkij varhk ve varhgin dayan- 
digi mahiyet ve duzen bilinmeden varhgin icadi ve uretimi 
sbz konusu olamazdi. Varhk, salt hayirdir. Salt varhk hayrin- 
dan baska seref yoktur. Var olussal olarak salt olmaktan 
baska yerde de seref yoktur. Yuce Allah bir ayette bu anlami 
sembolik olarak sbyle dile getirmistir: 

"Kime hikmet verilirse, ona pek gok hayir verilmi§ de- 
mektir. "(Bakara, 269) 

Bu itibarla yuce Allah, ulu Kitabinin birgok yerinde kendi- 
sini "Hakim" (hukum ve hikmet sahibi) olarak isimlendirmistir. 
Ki Kitabi da bvguye deger, hikmet sahibi Allah katindan 
indirilmistir (inzal olmustur). Dolayisiyla Hikmet, Allah'in ulu 
isimlerinden biridir. Yine yuce Allah, Rasulullah 
Aleyhisselam'in risaletini ispat baglaminda yemin mahiyetin- 
de yuce Kitabini "Hakim" olarak isimlendirmistir: 

"Ya Siyn. Hikmetli Kitaba andolsun ki sen gdnderilmi§ 
Rasullerdensin. " (Yasin, 1-2) 

Nebiylerini ve velilerini "hakim" (hikmet sahibi) olarak i- 
simlendirmistir. Onlari rabbaniler, huviyetlerin hakikatlerini 
bilen; hukema ve ulema olarak nitelendirmistir. Nitekim bir 
ayette sbyle buyurmustur: 

"Hani Allah, nebiylerden: «Ben size kitab ve hikmet ver- 
dikten sonra... diye soz almi§ti."{M-\ imran, 81) 



Lokman ile ilgili olarak da sbyle buyurmustur: 
"Andolsun biz Lokman'a... hikmet verdik." (Lokman, 12) 



32 

Bunlann tumu ilahi minneti vurgulamak ve nimetlerini 
gbzler onune sermek baglaminda sunulmus ifadelerdir. 
Dolayisiyla yukanda gergevesi gizilen ve reddedilmesi im- 
kansiz hikmet vasfma sahip olmayan bir hikmet sahibinin bu 
baglamda ifade edecegi bir anlam yoktur. §urasi agiktir ki 
varhkta, Allah'in apagik yoluna iletici olarak sadece Mabudun 
Zati, Kitaplan ve Rasulleri vardir ve bunlann tumunu de yuce 
Allah, hikmet sifatiyla vasfetmistir. Bbylece hikmet vasfmin 
seref ve ululugunun gerekgesi de belirginlesmis oluyor. §u 
halde hikmetin alametlerinin derinliklerine ulasmak, ululugu- 
nu kavramak igin bu gerekgeden yola gikmak gerekir. Oyley- 
se biz de bir guzel armagan, degerli bir hediye kabilinden 
elimizden geldigince hikmetten bazi hususlan gbzler bnune 
sermeye gah§ahm. Bunu derken maksadimiz ayri ayri olan- 
lari birle§tirerek bir sonuca varmaktir. Hig ku§kusuz faziletin 
anahtarlan Allah'in elindedir ve onlari diledigine verir. "I§te 
yan§anlar ancak onda yan§sinlar." (Mutaffifin, 26) 

Hikmet ilminin kisimlan 

Hikmet ilminin iki kisma ayrildigi bteden beri akhma yer- 
le§en bir husustur: Birincisi; alemin mahiyetini, araz ve cisim 
gibi kisimlanni ke§fetmek. ikincisi; zatinin ve varhginin sifat- 
lari gibi var olu§unun sebebini ke§fetmek. 

Birinci kisim hikmet, iki kutup ekseninde doner: Birinci- 
si; giiney kutbudur ki ruhaniler iklimi onun asagismdadir. 
Burasi gayb ve melekut alemidir. Yani kahci (baki) makuller- 
dir ki su ayette kast edilen budur: "Olumsuz olan iyi i§ler ise 
Rabbinin nezdinde hem sevapga daha hayirli, hem de Omit 
baglamaya daha layiktir." (Kehf, 46) bunlann sahipleri sag 
ehlidir (ashab-i yemin). Ki "Duzgun kiraz agaci, meyveleri 
salkim salkim dizili muz agaglan" (Vakia, 28-29) igindedirler. 



33 

ikinci kisim hikmet, ise kuzey kutbudur ki cisimler ikli- 
minden ibarettir. Bu da sehadet ve mulk alemidir. Bundan 
maksat da fani maddelerdir ki su ayette buna isaret edilmis- 
tir: "Arzda (yeryuzunde) bulunan her canli yok olacak." 
(Rahman, 26) Bunlarm sahipleri de sol ehlidir (ashab-i si- 
mal). Ki "Iglerine i§leyen bir ate§ ve kaynar su iginde, serin 
ve ho§ olmayan kapkara dumandan bir golge altmdadirlar. " 
(Vakia, 42) ... 

"Sizin yammzdaki tukenir, Allah katindakiler ise bakidir." 
(Nahl, 96) ayetinde bu iki aleme isaret edilmektedir. Bu 
alemlerin her birinin dogusu vardir ve meydana gelisi demek 
olan varhk sabahi buradan baslar, kemali demek olan haki- 
katinin gunesi buradan dogar. Her birinin bir de batisi vardir 
ve varligmin ve bekasmin gayesi olan gunduzu burada son 
bulur, yokluk gecesine burunur. Geceyi gunduze ve gunduzu 
geceye burunduren Allah noksan sifatlardan munezzehtir. 

Ruhaniler aleminin dogusu, ilk varhk olan saltanati en 
ustun ve delili en parlak Hak taaladir. Qunku ademlik (yok- 
luk) karanhgi O'nun azamet nuruyla yarihr, insaniyet mahiye- 
tindeki cbmertlik sabahmm nuru O'nunla parlar. "Sabahi 
aydinlatan, geceyi dinlenme zamam kilan" (Enam, 96) Allah 
munezzehtir. Yani Allah, yokluk gecesini varhk gunesiyle 
yarar. Ruhaniler aleminin gecesi ise, Allah katindan gelen bu 
nurlann son buldugu yerdir. Burasi da beserin nefs-i natika- 
sidir. Cismaniler aleminin dogusu, bu nurlann yogunlastigi, 
cisimlestigi, koyulastigi, keskinlestigi yerdir. Burasi da ilk 
sema ve sidretu'l muntehadir. Yani ruhaniler aleminin sonu 
ve cismaniler aleminin baslangicidir. Cismaniler aleminin 
batisi ise, merkezlerinin derinligine diisen cisimlerin Allah'm 
atesiyle ortaya giktiklan yerdir. Burasi ise, icine dusenlerin 
kirihp pargalandiklan hutama, yani yeryuzudur. "Iki dogunun 



34 

ve iki batimn Rabbi" (Rahman, 17) noksan sifatlardan mu- 
nezzehtir. 

Sonra bu dbrt kutup arasmdaki kaynasma ve son nokta- 
ya kadar latiflesme devam eder ve is insanm bedeninde son 
bulur. insan bedeni de surekli olarak bulanir, armir, karisir ve 
berraklasir ki bu kalbinin sol tarafindaki ruhuna kadar sirayet 
eder. Bu hayvani ruh berrakhgi, anhgi, nuru, isigi ve fesat 
kaynagi olan celiskilerden uzakhgi itibariyle felek cismine 
benzer. Boylece sonunda nefs-i natika icin bir ayna islevini 
gorur ve butun varhgi heyeti, naksi, sureti ve kulli ve cuzi 
karisimiyla musahede eder. Kulliligi mucerret zatmda, cuzili- 
gi ise bu parlak ve ali aynadadir. Qunku kulli olan perdeler- 
den soyutlanmistir. Bu yuzden ancak "giplak uyarici" (neziru'l 
uryan) olan nefse yerlesebilir. Cuzi ise, araz perdelerine 
burunendir. Bu yuzden ancak ayanlarm ihata ettikleri seyin 
uzerinde itminan bulur. §u halde insanda mulke benzeyen 
bir sey ve felege benzeyen bir sey vardir. Bu iki sey itibariyle 
de iki alemin magribi, iki iklimin muntehasidir. Zulkarneyn'in 
iki kiblenin meliki ve iki kabilenin sultani olarak isimlendiril- 
mesinin sebebi budur. iki kibleden maksat cismaniler ve 
ruhaniler cihetleridir. iki kabileden maksat da cinler ve insan- 
lardir. Varhklan benzersiz guzellikte yaratan yuce yaraticmm 
hikmetinin saglamhgina bakm! Varhgi nasil serefliden daha 
serefliye...dogru baslatiyor ve derken cisimle noktahyor! 
Yine degersizden daha degersize dogru baslatiyor ve yeryu- 
zu ile noktahyor. Boylece armma ve tehzible en degerliye 
ihlasa ulasmanm yolunu agiyor. Bunun aksi ise ilk tertip, yani 
serefliden daha serefliye dogru bir sureg izleyerek Kudsi 
Nebevi nefse ulasmaktir ki ilk akla (akh kule) benzer. ilk akil 
ise ilk emirdir. Rasulullah (s.a.v) bu hususta sbyle buyurmus- 
tur: "Allah ilk olarak be§eri akh ve ruhu yaratti." Ki ilk felege 
benzer ve Allah'm cisim olarak ilk yarattigi da felektir. "Butun 
i§ler (emirler) yalmzca Allah'a dondurulur." (Bakara, 210) 



35 

Burada "isler=emirler"den maksat cisimler alemidir. "Ve 
§uphesiz en son van§ Rabbinedir." (Necm, 42) burada ise 
ruhlar alemi, ilk kutup kast edilmistir. Cismaniler alemi de 
onun asagismdadir. Cismaniler unsuri ve feleki olmak uzere 
iki kisimdan ibaret olduklan igin varhk kisimlarini cami bir 
hazirhk ve giris mahiyetinde bu aleme kagmilmaz olarak iki 
kapi agilmistir. Varhk kisimlannin tumu bu iki kapinin bnun- 
dedirler. 

Ben derim ki: Tarife higbir surette ihtiyaci olmayan sey, 
varhgin mahiyetidir. Qunku ondan daha agik bir sey yoktur ki 
onun aracihgiyla varhgin mahiyeti tanimlansm. Varhgin 
mahiyeti gok acik olmasmdan dolayi birgoklan tarafmdan 
gorulmez. Oncekilerin ve sonrakilerin dusunceleri onunla ilgili 
olarak saskina dbnmustur. Bir sey kendi bzgun sinirlanni 
asmca karsitma dbnusur. Bu yuzden varhgin mahiyetini 
tasavvur etme hususunda ihtilafa dusmusler, sarhoslar gibi 
belli belirsiz seyler soylemislerdir. Qunku uzerlerine yagmur 
gibi vehim oklari yagmistir. 

Varhgin durumu bbyle, yani gayet agik ve parlak oldugu- 
na gore, mevcudun bbyle olmasi daha da uygundur. Qunku 
bir varhk ya zatmdan dolayi vardir ki o zaman varhgin bir 
sebebinin olmasi da kacimlmaz olur. §byle ki: Eger her varhk 
baskasmdan var olursa, o takdirde sebepler silsilesinin son- 
suza kadar uzanmasi gerekir. Ya da bir tarafa dogru degil de 
daire halinde baskasmdan mustagni olarak devam eder. 
Buna ragmen yine de dayanilan taraf olarak toplamin bir 
sebebinin olmasi zorunludur. Ama varhgin bir seyden yara- 
tilmamis, yani seyin dismda yaratilmis olmasi baska.. Fakat 
bbyle bir iddianm da yalan olacagmdan kusku yoktur. 

Allah'tan baska bir yaratici mi vardir? "§eyin di§inda ya- 
ratilmi§ olmasi" ifadesi, bnermenin yalan esash olusuna bir 
isarettir. Varhgi zatmdan olan ve her seyin kaynagi olan bu 



36 

mevcuda Yunanhlar "vacibu'l vucud", Suryaniler "ilah" ve 
Araplar "ALLAH" derler. Ya da baskasiyla mevcuttur. Bu 
durumda da mumkun olarak isimlendirilir. Bu takdirde de ya 
varhgini ikame eden bir hamile muhtagtir ya da muhtag 
degildir. Eger muhtag ise bu hamil, ya mahmul olmaksizin 
bagimsiz bir varhga sahiptir ki bu durumda hamil ihtiyar 
sahibi cevher, mahmul ise araz olarak isimlendirilir. Bu iki- 
sinden murekkep olan varhga ise araz sahibi cevher denir. 
Beyaz gibi. Qunku beyaz, beyazhgi olan bir seyden ibarettir. 
Eger bu hamil bagimsiz bir varhga sahip degilse, bilakis 
varhginin fiilen kaim olmasi icin hamilinin igine hulul etmesi 
gerekiyorsa hamil heyuli, mahmul ise suret olarak isimlendiri- 
lir. Bu ikisinden murekkep varhga da cisim denir. 

Ne hamile ne de mahalle ihtiyaci olan mumkune gelince, 
ya zihin disi ve zihin igi varhgi itibariyle bir mekana muhtagtir 
ve bu mekan olmaksizin varhgi tasavvur edilemezdir. Bu 
takdirde bir cihette olmasi, uzunluk, genislik ve derinlik sahibi 
olmasindan dolayi somut olarak isaret edilebilir olmasi kagi- 
nilmazdir. Buna da cisim denir. Ya da mekana ihtiyaci yok- 
tur, bilakis zati ile kaimdir. "Nerede" diye isaret edilecek bir 
konumda degildir. Birlesiklik ve aynhktan munezzehtir. Bu 
durumda ya cisimleri tedbir etmektedir ki nefis olarak isim- 
lendirilir ya da idare etmemektedir ve cisimlere sadece illiyet 
ve icat nazanyla bakmaktadir ve akil olarak isimlendirilmek- 
tedir. Nefis de eger makul esyayi bilfiil idrak ediyorsa feleki 
nefistir, bil kuvve idrak ediyorsa beseri nefistir. Ya da bes- 
lenme, gelisme ve uremeden baska bir bzelligi yoktur, bu 
takdirde de bitkisel nefistir. 

Sonra beseri nefis ya sadece ilk makuller igerir ve bu du- 
rumda heyulani olarak isimlendirilir. Ya da ikinci dereceden 
makuller igerir ve meleke mahiyetinde akil olarak isimlendiri- 
lir. Yahut baskasma intikal etme ozelligine sahip olur. Kesbi 



37 

makuller gibi. Bu durumda da bilfiil akil olarak isimlendirilir. 
Veya iginde hasil olup musahede edilen kesbi neticeler gibi. 
Bu durumda da mustefad akil diye isimlendirilir. Dolayisiyla 
bu mertebelerden biriyle vasfedilmedigi surece akil diye de 
isimlendirilmez. Aksi takdirde adi nefistir. Cunku beseri var- 
hklarda akil ve nefis, iki farkh ibareyle ifade edilen ayni zattir- 
lar. Bu zat, bedeni idare etmesi cihetiyle nefis, bedene kati- 
lan bir bagis olmasi cihetiyle ruh ve makulleri idrak etmesi 
cihetiyle de akil olarak isimlendirilir. 

Feleki varhklara gelince, her felegin cismini idare eden 
bir nefsi, nuru ve parlakhgiyla nefsine destek olan bir akh 
vardir. Daha dogrusu feleki varhgin nefis ve akildan ayri bir 
hasleti vardir. Bu da felegin cisminde zikredilen kuvvettir. Ki 
meyletmeyi gerektirir, onu harekete gecirir ve dbndurur. Tipki 
bizdeki hayvani ruh gibi. Buna gore her felegin uq hasletinin 
olmasi gerekir: Akil, nefis ve hayvani kuvvet. Birazdan bu 
konuyu ele alacagiz. §ayet bu sbz efendisine yuk olan kble- 
lere agir geliyorsa bilinmelidir ki hak agirdir. Cevherlerin 
bzellikleri budur. 

Arazlar.. 

Arazlara gelince, onlar ilk once ruhani ve cismani olmak 
uzere iki kisma ayrihrlar. Ruhani arazlann tamami, hayat 
sartma baghdirlar. Ama hayat byle degildir. O zorunlu olarak 
kendi nefsi veya baska bir hayat sartma bagh degildir. Aksi 
takdirde sonsuz bir zincirleme veya sonu gelmez bir dbngu 
sbz konusu olurdu. Bu bakimdan kudretler, ilimler iradeler, 
huzunler, sevingler ve benzeri seyler gibidir. 

Cismani arazlar ise, cevherin hallerine gore dokuz cesit- 
tirler. Qunku cismani cevherin uzunluk, genislik ve derinlik 
olarak miktannin olmasi gerekir. Buna da kemiyet denir. Bir 
de sicakhk, sogukluk, aydmhk ve karanhk gibi hallerinin 



38 

olmasi gerekir. Buna da keyfiyet denir. Cismani cevherin bir 
mekanda ve cihette olmasi da kagimlmazdir, buna da 
"eyn=nerede" denir. 

Yine bazi cuzlerinin diger bazi cuzleriyle munasebeti ol- 
mah, bir cihette olmasi hasebiyle de kendisinin dismdaki 
olgularla da baglantisi olmahdir. Bu duruma da vaz' (konum) 
denir. Ayrica bir sey tarafmdan kusatilmis olmasi da gerekir. 
Qunku kusatilmishk mekan sahibi seylerin kacimlmaz bzelli- 
gidir. Eger bu kusatan, kusatilan cevherin intikaliyle intikal 
eden bir seyse, cevherin mulku olarak isimlendirilir. Gbmlek 
giymek, sank sarmak, zirh giymek ve yuzuk takmak gibi. 
Eger insanin evin igindeyken aldigi renk gibi tasmmayan 
turden bir seyse, cevherin mulku olarak nitelendirilemez. 
Yine cevherin yakinhk, uzakhk, ogul veya kardes gibi nispet- 
leri de olmahdir. Bunlara da muzaf denir. Bir zamanda olma- 
si da kagimlmazdir. Bu nispet de "meta=ne zaman" olarak 
isimlendirilir. Alemdeki butun cisimler bir zaman iginde olmak 
durumundadirlar. Asil felek harig. Qunku o zamanla beraber 
olmasimn yanmda zamanin failidir. Bir seyin faili ise; o seyin 
iginde olamaz. Bilakis onunla beraberligi illetin malulle bera- 
berligi gibidir. Fakat bu beraberlige de "meta=ne zaman" ismi 
verilebilir. Yine hazirlama seklinde de olsa baskasina tesir 
etmesi de gerekir. Buna da fiil adi verilir. Bunun yanmda 
baskasmdan etkilenmesi de lazimdir. Bu duruma da infial 
denir. Bu son tanimlama butun mumkun varhklan kapsar. 
Fiili makule ise vacip varhga hastir. "O'nun zatmdan ba§ka 
her §ey yok olacaktir." (Kasas, 88) ayetinde bu anlama isaret 
edilmektedir. Qunku helak olmak infialin son sinindir. Bu 
yuzden Cenab-i Hakkin zati (vechi) bundan istisna tutulmus- 
tur. Bu ise varhgmin vaciplik cihetidir ki fiil siddetinden ve 
tesir kuvvetinden baska bir sey degildir. iste sair Lebid'in 
"haberiniz olsun Allah'dan ba§ka her §ey batildir" seklindeki 
sozunu duyan Hz. Rasulullah (s.a.v) bu ruhani nimetten 



39 

bturij sarsihyor, maddi olmayan kudsi bir nese hissediyor. 
Sufli olmayan ulvi bir huzur duyuyor ve "Allah'im! Hayat 
sadece ahiret hayatidir." buyuruyor. iste bunlar arazm mes- 
hur kisimlandir. Bunlara ali cinsler, ummehat (analar), dokuz 
makulat denir. Yunancada ise katigoryas olarak isimlendirilir- 
ler. Buraya kadar anlatimini gerceklestirdigimiz varhgin turn 
kisimlarmi sbyle siralayabiliriz: 

Arazm Me§hur Kisimlan "Dokuz Makulat" 

1- Vacibu'l vucud. Bu kisimlar O'na aittir. Zat, sifat, fiil ve 
isim olarak O'nu bolecek hicbir sey, higbir agidan sbz konusu 
degildir. Cunku yuce Allah alemlerden mustagnidir. 

2- Akillar. Bunlarm sayisi ileride agiklayacagimiz gibi fe- 
leklerin sayisi kadardir. 

3- Nefisler. Bunlar da ruhaniler aleminden soz ederken 
isaret edecegimiz gibi feleki, beseri, hayvani ve bitkisel nefis- 
ler seklinde ayrihrlar. 

4- Cevherler. Bunlar ise bes kisma ayrihrlar: a) Heyuli b) 
Suret c) Heyuli ve suretten murekkep cisim d) Nefis. e) Akil. 

Cevherin bu bes turle smirh oldugunu belirtmistik. Cisim 
de bes kisimdir. Qunkij cisim ya dogru bir gizgide hareket 
etmeye elverisli degildir, bu durumda felekidir ya da elverisli- 
dir, bu durumda da unsuridir. Ya merkeze dogru hareket 
eder ve mutlak olarak agirdir ya da merkezi asar ve mutlak 
olmaksizm agirdir. Ya muhite dogru hareket eder, bu takdir- 
de mutlak olarak hafiftir ya da muhiti ve muhite mucavir 
olanlan asar ve mutlak olmaksizm hafiftir. Arazm kisimlarmi 
yukanda zikretmistik. Varhk cuzlerinin kulli kisimlan iste 
bunlardan ibarettir. §u var olus silsilesi uzerinde dusun! Nasil 
azamet, seref ve celalin en yuksek mertebesinden baslat- 
mi§tir var olusu? Bundan maksat da brneksiz yaratma, essiz 



40 

var etme ozelligine sahip ilk nurdur ve varhk alemi arzmi 
rabbinin nuruyla aydmlatmistir. Yine nasil asagihkhgin, 
degersizligin ve izmihlalin son mertebesine vardirmistir var 
olusu? Bundan maksat da var olmasi icin cevheri bir tasiyi- 
ciya ihtiyaci olan arazdir. Bununla beraber varhgi icin bir 
sebat yoktur. Bilakis bazisi var oldugu gibi zorunlu olarak 
dagihr, ortadan kalkar. Havadisler aleminin eksenini olustu- 
ran hareket gibi. Havadislerin ekseni konumundaki arazin 
durumu bu ise, bu hareketin malulu konumundaki havadisle- 
rin durumu nasil olabilir?! Bazisi da fiile yakin bir yerde 
gozulur. Nasil olmasm ki? Arazlarm en guzeli ve en parlagi 
idraki saglayanidir. Ki bundan maksat da hayattir. Onun 
canhlarda zayif bir hayat olarak basladigim, yavas yavas 
arttigim, derken son sininna vardigim, yine yavas yavas 
sbnmeye yuz tuttugunu ve derken sonuverdigini gbrmuyor 
musunuz? §eyh Ebu'l Ala el-Maarri ne guzel sbylemis: 

Sanki ate§ de hayat da kul gibidir. 

Ikisinin de ba§i ve sonu dumandir. 

Bu var olus silsilesinin baslangici, nurunun panldayisin- 
dan, feyzinin siddetinden ve kapsayicihgindan dolayi gbzler 
tarafmdan idrak edilemedigi gibi, sonu da, zayifhgmdan, 
yetersizliginden, noksanhgmdan ve eksikliginden dolayi idrak 
edilemez. Onu tenzih ederiz, "gozler O'nu goremez; 
halbuki O, gozleri gorur. O, e§yayi pek iyi bilen, her §eyden 
haberdar olandir." (Enam, 103) Qunku eksiksiz kemal, idrak 
eden acisindan degil, kemal agisindan idrak edilmeye mani- 
dir. Tarn noksanhk da idrak edilmeye manidir. Bu ise noksan- 
hk cihetiyle soz konusudur. Qunku yokluk tarafina yakin bir 
konumdadir. Mani ise idrak eden agismdan gegerlidir. Bunun 
nedeni de kuguklugun en son smirinda olmasi hasebiyle 
elde edilememesidir. 



41 



BiRiNCJ BAB 

Cismaniler iklimi ile ilgilidir. Bundan maksat da sufli 
cevherlerdir. Bunlara unsuriler de denir. Konu, cevherin 
hakikati ve varligimn ispatiyla alakahdir. Hig kuskusuz bizler 
maddi mevcutlarda bir seyi musahede ederiz. Musahede 
ettigimiz bu sey ya zati ile kaimdir, kendisini tasiyacak bir 
hamile muhtag degildir veya aksi gegerlidir. Eger birinci sik 
gegerliyse bu sey cevherdir. Qunku cevher derken kendisiyle 
kaim olunan seyden baskasim kast etmiyoruz. Yani kendisini 
tasiyacak bir mevzuya ihtiyaci olmayan sey. Maksadimiz da 
budur. 

Eger zati ile kaim degilse, aksine kendisini tasiyacak bir 
hamile ihtiyaci varsa, bu takdirde onu kaim kilan seyin kesin- 
likle bizzat kaim olmasi gerekir ki sonsuz bir zincirlemenin 
olmamasi igin.. Aksi takdirde sbz dbnup dolasip ona gelir ve 
kendi zatlanyla kaim olmayan mevcudat icinde sonsuz bir 
zincirleme var olus olgusu gundeme gelir. Bunun muhal 
(imkansiz) oldugu agiktir. Bu gercegi teslim ettigimize gore 
bu silsilenin gelip dayandigi, varhklarmi kaim kilan bir seyin 
olmasi kagmilmazdir. Aradigimiz da budur zaten. Boylece de 
her halukarda cevherin varhgi kanitlanmis oluyor. Sonra 
diyoruz ki: Bu cevher iki cuzden murekkep olabilir. Ardindan 
konu bu cuzlerden birine geliyor. Bu ciiz de eger murekkep- 
se, bu takdirde cuzii olusturan iki cuzden birini konusmak 
durumunda kahriz. Eger cevherdeki bu cuzler, fiilen mevcut 
iseler, bunun imkansizhgi suphesizdir. Aksi takdirde maddi 
bir zerrecikte sonsuz cuzlerin bilfiil var olmalari gerekir. Bu, 
en-Nazzam olarak tanman ibrahim b. Bessar'm ortaya attigi 
muhallerinden (teorilerinden) biridir. Boylece soz konusu 
cuzlerin maddi cevherde bil kuvve var olmalarmin zorunlulu- 
gu ortaya gikiyor. Ama bu, fert olarak cevher adini alan bu 



42 

cuzlerden murekkep oldugu anlamma gelmez. Qunku maddi 
cevherin bunlardan murekkep olmasi bu cuzlerden her biri- 
nin fert olmamasi sonucunu dogurur. Yani ferdin fert olma- 
masi. Bu ise imkansizdir. Bu sadece murekkepligin varsa- 
yilmasi ile gundeme gelmistir. Qunku muhali gerektiren 
murekkepligin kendisi de muhaldir. Dolayisiyla cedel ehlinin 
mezhebi korku ve utanci doguran bir varsayima dayaniyor. 
Bilakis kast ettigimiz anlam sudur: Maddi cevher kendisi 
itibariyle birdir ve sayisal olarak son bulmayan cuzlerin ken- 
disinden dogmasi istidadina sahiptir. Bu cevherden bilfiil 
hasil olan her sey sonlu olduguna gore, bundan anlasihr ki 
cevher maddi oldugu surece murekkepligi bil kuvve olur. 
Dolayisiyla bazen ayrihr, bazen de butunlesir. Bunlar ona 
araz olmuslardir. Bundan dolayi maruz olan maddi degildir. 
Qunku bitisik maddi olan sey, ayn maddi olan seyle birlikte 
olamaz. Birliktelik aynhkla beraber olabilir mi? Qunku bu 
karsitlann her biri bizzat bburunu nefyeder. Bunlar ayni 
mahalle ve ayni yere ayni anda varit olurlarsa iki ayn istilah- 
la ifade edecek olursak tezat ve karsithk meydana gelmis 
olur. 

Bu mahal madum (yok) da olamaz. Qunku karsitlann 
madum bir mevzuya varit olmalarmi akil, bedihi bir sekilde 
muhal kabul eder. Akli nazar, bbyle bir seyi asla kabul et- 
mez. Bunu caiz goren bir kimse, safsata yapmis olur. Qunku 
arazlann madum bir mahalle varit olmalarmi kabul edersek, 
cisimler aleminin bastan basa zat olarak madum olmalan 
caiz olur. Zatlar madum olunca da sifatlar bncelikli olarak 
madum olurlar. Bundan da anlasihyor ki varidatlarm mahalle- 
rinin ademi olmasi, sadece safsata baglaminda caiz olmasmi 
gerektirir ki bu da caiz olmasinm imkansiz oldugu anlamma 
gelir. §u halde bu mahallin sirf makul bir sey olmasi ve bu- 
tunlesme sebebiyle de maddi olmasi gerekir. Biz buna mad- 
de, arazma da suret diyoruz. Yine farkh istilahlar baglaminda 



43 

tiynet veya heyuli de diyoruz. Akil yoluyla elde edilmis an- 
lamlar uzerinde ittifak saglandiktan sonra bu konuda tartisma 
olmaz. §u halde heyuli, makul bir cevherdir. Maddi olarak 
onu gbstermek, isaret etmek soz konusu degildir. Bilakis 
insanlan Ona ileten, hidayet eden akildir. "Ve; §ayet kulak 
vermi§ veya aklimizi kullanmi§ olsaydik, (§imdi) §u alevli 
cehennemin mahkumlan arasinda olmazdik! diye Have eder- 
/er."(Mulk, 10) Akh olan kulak verip dinler. Nitekim bu itibarla 
seriata "sem"' (dinleme) denilmistir. Yani eger biz akhmiz 
aracihgiyla ve nefislerimiz itibariyle akletseydik alevli cehen- 
nemin mahkumlan arasinda olmazdik. Ayette akletmeden 
once dinlemeden soz edilmesinin sebebi, butun insanlann 
tasdiklerini ve tasavvurlanni seriatin kandilinden iktibas etmis 
olmalandir. Fakat 6z ve temiz akil sahipleri ne de azdirlar! 

"Kullanmdan §ukreden azdir!" (Sebe, 13) Kimin mana 
alemi maddi alemine gore sekillenirse, makulu mahsusuna 
uyarsa, zarar etmis, husrana ugramistir. Qunku ozu birakip 
kabugu almistir. Kalabahklar nezdinde dinlenen, unlenen ve 
kabul goren nice batil tasavvurlar var! Ama duydugunu 
akledisine tatbik eden kimse kurtulusa ermis olur. Qunku 
kabugu atip ozu almistir. Nice makul hak tasavvurlar vardir 
ki nakil ehli nezdinde reddedilmistir! Yuce Allah su ayette bu 
iki zumreye isaret etmektedir: "§imdi (du§unun bakalim), yuz 
ustu kapanarak yuruyen mi (vanlacak) yere daha iyi eri§ir, 
yoksa dogru yolda duzgun yuruyen mi?" (Mulk, 22) Dolayi- 
siyla bu makul cevheri idrak etme hususunda kusurlu ve 
yetersiz olan kimsenin bu durumu, akhnin bunu anlama 
hususunda yetersiz olmasindan, sadece maddi seyleri idrak 
etmesinden kaynaklanmaktadir. §ayet maddi alemi asabil- 
seydi, gunesler tabiatmm dizgininden tutabilseydi, ondan 
inkar, inatcihk ve gunahta israr sadir olmazdi. Ama yuce 
Allah'in, bu kimsenin vehim seytanini akhna ve anlayisina 
musallat etmis olmasi baska. Bu takdirde akh aracihgiyla bilir 



44 

ve vehmi aracihgiyla bilmez olur. iginde ikrar ederken, zahi- 
rinde inkar eder. Boyle bir itikadin sahibi olan kisi, Ebu 
Talib'in itikadi gibi inanir. O da tipki Kureysli Ebu Talib gibi 
inkarci olarak isimlendirilir. Qunku Ebu Talib bir siirinde sbyle 
der: 

Andolsun biliyorum, Muhammed'in dini 

Dunyadaki en hayirli dindir 

Eger kinamadan korkmasaydim veya dudak bukmeler- 
den sakinmasaydim 

Bu apagik dine musamaha He yakla§tigimi gorurdun. 

Nice insanlar vardir ki inkarci Ebucehil'in itikadina sahip 
oldugu halde kendisinin beserin en hayirli Rasulullah Hz. 
Muhammed'in (s.a.v), Ebubekir'in, Omer'in ve Haydar'in (r.a) 
itikadina sahip oldugunu sanir. Ashnda bilmedigini bilmedigi 
halde bildigini zanneder. Kabirde olanlar diriltildiginde ve 
goguslerdekiler orta yere serildiginde, o gun her seyden 
haberdar, halim ve her seyi bilen Allah'm verdigi ornegi 
anlayacaklardir. Yuce Allah, cehennem atesi ehlinin maze- 
retlerini reddetme baglammda Rasulune (s.a.v) sbyle diyor: 
"Sen sevdigini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah diledigine 
hidayet verir." (Kasas, 56) "Bil ki sen olulere i§ittiremezsin, 
arkalanm donup giderlerken sagirlara da daveti duyuramaz- 
sin." (Neml, 80) "Sen korleri sapikliklanndan gevirip dogru 
yola getiremezsin." (Neml, 81) Rasulullah'a (s.a.v) yonelik bu 
hitaplar, onlarin itirazlanndan yuz cevirmeyi, onlarla yakm 
olmamayi, onlari kendi hallerine birakmayi, onlari terk etmeyi 
gerektirmektedir. Tipki hayvanlar gibi gezip dolassmlar, yiyip 
igsinler. Qunku onlar hayvanlar gibidirler, daha dogrusu 
hayvanlardan daha zelil ve daha sapiktirlar. Adalet terazisin- 
de hayvandan daha hafif ve daha degersizdirler. 



45 

Ey kardesim! Bu cevherin ispati ile ilgili su ilahi kelama 
kulak ver: "Sonra duman halinde olan goge yoneldi." 
(Fussilet, 11) Burada acikca, gogun yaratilmadan once 
duman oldugu belirtilmektedir. Eger bu duman mevcut ve 
maddi idiyse, bu demektir ki gbgun sureti yaratilmadan once 
mevcuttu. Yaratilmis bir seyin yaratilmasinin muhal olacagi 
agiktir. §ayet madum idiyse, suretin madumda var edilmesi 
nasil tasavvur edilebilir? Bu daha da imkansizdir. Geride bir 
ihtimal kahyor. O da aziz Kur'an'da isaret edilen bu dumanm 
nefsi makul bir cevher olmasidir. Ki gbgun suretinin mahallini 
olusturmaktadir. Biz buna heyuli ve madde diyoruz. 

Ey insaf vasfma sahip, sapikhgm inatgi tartismalanndan 
beri kimse! Bu cevherin bzelliklerini ve vasiflarmi ne zaman 
kavrayacaksm? Ne zamana kadar yuce Allah'in nebiylerine 
indirdigi semavi kitaplarda bu cevheri gesitli isimlerle ve en 
buyuk vasiflanyla zikretmedigini sanacaksm? Oysa Allah 
onu birgok yerde zikretmistir: 

Birincisi: "onu kara bir balgikta batar buldu." (Kehf, 86) 
Yani giinesin sureti degil, suretin gunesi heyulinin kara bal- 
gigina batiyordu. 

ikincisi: "dolu denize andolsun. "(Tur, 6) 

UguncusiJ: "birsu ile sulamr." (Ra'd, 4) 

DorduncusiJ: Adem ve zevcesine hitaben buyurdugu su 
ayettir: "§u agaca yakla§maym. Eger bu agagtan yerseniz 
her ikiniz de kendine kotuluk eden zalimlerden olursunuz." 
(Bakara, 35) Cunku bu beseri nefse karsi zalim bir agagtir. 

Besincisi: Yuce Allah'in bize aktardigi iblis'in Adem ve 
zevcesine sbyledigi su sbzdur: "Derken §eytan onun aklim 
kari§tmp «Ey Adem! dedi, sana ebedilik agacim ve sonu 
gelmez bir saltanati gostereyim mi?»" (Taha, 120) iblis, 



46 

Adem'e vesvese verirken agaci, ebedilik ve sonu gelmez 
mulk ile vasfediyor. 

Gbrulecegi gibi ilahi Kitab, bu degerli cevheri alti isimle 
isimlendiriyor ki her biri agacin alti vasfmdan turemistir. 
Suryanilerin kutsal kitabinin birinci sifrinde de sbyle deniyor: 
"Allah yeri yaratmaya ybnelince, suret libasindan mucerret 
maddeye yonelik bir gekim olustu." 

Bbylece zayif gbrusluler igin kesin kanit, yetersiz akil sa- 
hipleri icin ikna edici nass ortaya konmus oldu. Sbyle ki: 
maddi varhklar icinde gbzle gbrulmeyen, maddi olmayan 
makul cevherler vardir. Maddiler maddi oluslan itibariyle 
sadece arazdirlar. Cevherler ise, ister madde ister suret 
olsunlar makuldurler. Bu ikisi bir araya geldiginde maddi 
cisim olurlar. Ama cismin hakikati degil, zahiri ve yuzeyi 
olurlar. Bunu iyi anla!.. 

Cisim ve hallerinden soz ederken, buna delalet edecek 
kanita ihtiyac olmaz. Qunku onun varhgina maddi olusu 
zaten hukmeder. Mahiyetine gelince, daha once mahiyetinin 
iki cuzunden soz etmistik. Heyuli ve Suret. Su halde hakika- 
tini de bgrenmis oldun. Ama istenen sey, hallerinin delille 
ispat edilmesidir. Bunlar da arazlardir. 

Arazlann arazlannin ispati: 

Burada arazlann arazlannin ispatmdan soz etmemiz ge- 
rekiyor. Arazlann bazisi maddidir, bir kanitm delaletine muh- 
tac degildirler. Hareket, renkler ve hissin tek basma idrak 
ettigi butun bzellikler gibi. Arazlann bazisi da makuldurler. 
ilimler gibi. Ya da sirf makul olan ruhani arazlar gibi. Korku, 
keder, sevinc ve nese buna brnek gbsterilebilir. Bunlar da 
zorunlu olarak bilinirler. Qunku nefisten kaynaklanirlar. Akhn 
fitratma yerlestirilmis, nefislerin baslangicma karakter olarak 
oturtulmus bir sey inkar edilebilir mi? Fakat maddi ve makul 



47 

arasinda bazi olgular vardir ki bazi anlayislar bu noktada 
sasmr, bunlar var olussal olgular mi yoksa ademi olgular mi 
ya da varhk veya yoklukla vasfedilemeyecek uguncu bir tur 
mu diye kuskuya duserler. Bunlara haller adini verirler. 
Siyahhk, beyazhk, cevherin yerinde hasil olmaktan ibaret 
olus, gorulmeyi mumkun kilan renk gibi izafi ve nispi olgular 
gibi. Bu urkutucij ve dehsete dusurijcij hayreti izale etmek, 
bu sert ve agir izansizhgi gidermek igin bunlarm ispati hak- 
kinda kulli bir soz soylememiz zorunludur. 

Diyoruz ki: Cisimlerin hareket, durmak, toplanmak, ay- 
rilmak, dbnusmek, degismek gibi hallerine sahit oldugumuz- 
dan suphe etmiyoruz. Birinci halin ikinci bir halle degismesi, 
ya bir seyin yenilenmesini gerektirir ya da gerektirmez. Eger 
gerektiriyorsa, olmayan bir seyin meydana geldigi kesindir. 
i§te bu arazin arazidir. Eger gerektirmiyorsa, bu durumda 
soz konusu yenilenmenin, degismenin, gogalmanin ve zail 
olmanin salt yoklukta, sirf olumsuzlukta gergeklesmis olmasi 
gerekir. Bunun da muhal oldugu agiktir. §u halde arazlann 
varhk sabahi aydinlanmistir. 

Cismin Halleri ve Hukumleri: 

Biz cismin hallerini ve hukumlerini saymaya donelim.. 

Birinci Hukum: Cisim, heyuli gibi makul bir seyle onu 
kaim kilan degil, ama tamamlayan maddi bir sey olarak 
suretten murekkep oldugu igin makul bir cevherdir de. Qunku 
makul cismin suretidir. Nitekim tamamlayici suret de maddi 
cismin cuzudur. Makul cisim, ancak kendisine bzel arazlar 
iltihak ettiginde maddi aleme girebilir. Maddi bir ates olmasi 
icin sicakhgin, su olmasi i?in soguklugun, gunes ve yildiz 
olmasi icin isigin ve felek olmasi icin seffafhgin iltihak etmesi 
gibi. Bu, tamamlanmis bir surettir. Yani maddi cismin varhgi 
onunla tamamlanir. Bu itibarla kaginilmaz olarak uzunluk, 



48 

genislik ve derinlik gibi cihetlere de sahip olmak durumunda- 
dir. Ki gark olmus karanhk nefislerin dusus yeri olsun. Nite- 
kim yuce Allah soyle buyurmustur: "Og kola aynlmi§ bir 
golgeye gidin." (Murselat, 30) Bu sebepten dolayi cisim 
yerlesecegi bir mekana ihtiyag duyar. Mekan ise arazin 
mekani gibi bir mahal degildir. Qunku araz, zehrin yumusak, 
arahkh cisimlerde yayilmasi gibi mahallinde yayihr. Oyle ki 
mahalle yerlesenle mahal birbirinden ayirt edilmez olur. 
Qunku ikisinin yapisi, yogunlugu tamamen brtusmus, butun- 
lesmistir. Ama bir mekana yerlesen ile mekan arasindaki 
iliski bundan farkhdir. Mekana yerlesen sey mekana yayil- 
maz. Bilakis ikisi yuzeyleri itibariyle birbirinden ayri kahrlar. 
Bu yuzden mekani terk edip baska bir mekana intikal edebi- 
lir. Bu yuzden cisimler agisindan hareket caizken arazlar igin 
caiz gorulmemi§tir. Qunku birincisi, yani cisim mekaniyla 
degil kendisiyle kaimdir. ikincisinin, yani arazin, hamili olan 
mahal olmaksizin zatiyla kaim olmasi mumkun degildir. 
Bundan da anlasihyor ki cisim miktar itibariyle bir mekan 
gerektirir. Dolayisiyla onu tarif etmek gerekir. Bunun da 
sartlan vardir. Bu sartlardan biri, cisim mekanin iginde olma- 
hdir, uzerinde degil. Cisim oradan intikal edebilmelidir. Bir 
mekan iki cismi birden almaz. Qunku bir cismin ayni zaman- 
da iki mekanda olmasi imkansiz oldugu gibi iki cismin ayni 
mekanda olmasi da imkansizdir. Ama kaypak ve hain vehim 
kapsammda tasavvur edilmesi baska. Gergek meselelerle 
ilgili olarak bbyle bir tasavvur son derece cirkin kagar. Bu 
emarelerin tumu baska bir cismi ihtiva eden cisimde mevcut- 
tur. §u halde batm satih ihtiva edilenin zahir sathmi ihtiva 
eder. Buna gore mekan arazdir. Dolayisiyla ihtiva edeni 
olmayamn mekani da olmaz. Ozetle su sonuca vanyoruz: 
Cismani alemin toplammin bir mekani yoktur. Qunku ihtiva 
edeni yoktur. §u halde cisim aleminin tumunu ihtiva eden 
baska bir cismin olmasi ve bu cismin de ihtiva edilen 



49 

olmamasi gerekir. Eger her ihtiva edenin bir ihtiva edeni 
olsa, ihtiva edenler silsilesi sonsuzluga dogru uzanir gider. 
Ama bunun fasit oldugu zorunlu olarak bilinmektedir. Oyley- 
se feleklerin felegi konumundaki ars, mutlak olarak ihtiva 
edendir ve kesinlikle ihtiva edilmezdir. Sufliligin son merte- 
besi olan arz da mutlak olarak ihtiva edilendir ve ihtiva eden 
olmaz. O halde "ar§ mekamn tumudur" diyen dogru soyle- 
mistir. 

ikinci Hiikiim: Hareket. Akil ve vehim hareketin araz ol- 
dugu, zati ile karar kilmadigi hususunda birlesirler. Yani sabit 
olmasi mumkun degildir. Var olmasi ile yok olmasi birdir. Bu 
hareketin tanimidir. Taksimi ise iki agidan gegerlidir: Birincisi, 
sebebi itibariyledir. Yani hareket sebebi itibariyle, a) Tabii, 
b) Cebri ve c) iradi olmak uzere uge ayrihr. Bu ug sikla sinirh 
olmasinm gerekgesine gelince, hareket hadis (sonradan 
olma) bir olgudur, bu yuzden hadis bir sebebinin olmasi 
kagimlmazdir. Hareketin sebebi de ya haricidir ki bu durum- 
da cebri sebep olarak isimlendirilir. Yayla firlatilan ok gibi. Ya 
da dahilidir. Bu durumda da ya hareket ettirici sebep suurlu- 
dur, kendisinden sadir olan hareketi idrak etmektedir, ya da 
boyle degildir. Eger suur ve idrakle birlikte sadir olursa, bu 
takdirde iradi bir harekettir. Canhlarin sergiledikleri hareketler 
gibi. Eger hareket suur ve idrak esliginde gerceklesmiyorsa, 
bu takdirde tabiidir. Qevreye dogru yukselen ates ve merke- 
ze dogru dusen tas gibi. 

ikincisi, hareketin ciheti itibariyledir. Yani hareket ya dai- 
reseldir ya da dogrusaldir. Bu iki sikla sinirh olmasina gelin- 
ce, hareket ya asagiya dogru dusen agir bir cisim gibi cevre- 
den merkeze dogrudur ya da hafif bir cisim gibi merkezden 
gevreye dogrudur. Bu iki hareket dogrusaldir. Ya da ne 
ondandir ne de ona dogrudur, aksine uzerindedir. Bu takdir- 
de de dairesel olarak isimlendirilir. Felekler ve ates kuresi 



50 

gibi. Cunku ates kuresi felegin dbnu§uyle doner. Ama bu 
hareket cebri ve daireseldir. Dogrusal hareket tabii olabildigi 
gibi cebri de olabilir. Ayni durum dairesel hareket igin de 
gegerlidir. Harekete iliskin bu taksim mekan acisindan soz 
konusudur. Hareket ile ilgili ikinci tur taksim, kemiyet agism- 
dandir. Buna gore cisim bazen buyur, ama kendisine ekle- 
nen bir ziyadelikten dolayi degil. Bazen de kugulur, ama 
kendisinden bir seyin eksilmesinden dolayi degil. Ornegin su 
kaynadigi zaman buyur, buna cbzulme denir. Dondugu 
zaman da kugulur. Buna da yogunlasma denir. Cisim bazen 
cuzlerin artmasmdan dolayi buyur, buna gelisme denir. 
Bazen bir seyin eksilmesinden dolayi kugulur, buna da zayif- 
lama denir. Hareketin kemiyet agismdan bu iki sikla smirlan- 
dinlmasinin gerekgesine gelince, bir cisim ya buyur ya da 
kugulijr. Buyumesi ya kendisine eklenen bir ziyadelikten 
dolayidir ya da degildir. Birincisine gelisme, ikincisine cbzul- 
me denir. Uguncusij ise kugulmesidir. Bu da ya kendisinden 
bir seyin eksilmesinden dolayidir ve buna zayiflama denir. 
Ya da byle degildir ve buna da yogunlasma denir. Arikhk ile 
zayifhk ve semizlikle gelisme arasinda fark vardir. Cunku 
ank gelisebilir, semiz de zayiflayabilir. Bu tur hareket, me- 
kansal hareketten hali olamaz. 

Ucuncu Hukum: Cisimle ilgilidir. Ve bu taksim bize has- 
tir. §byle ki: Bu unsuri cisimlerin tamami, gbklerin altmda, ay 
feleginin derinliginde tertip edilmislerdir. Bu duzenli bir tertip 
ve mazbut ve kaynasmis bir duzendir ve her birinin suretinin 
ve suretinin ayrilmaz bzelligi olan tabiatmm gerektirdigi bir 
duzen ve tertip sbz konusudur. 

Atese gelince, butun cisimlerin en hafifidir. Bu yuzden 
kendisini gevreleyen felege mucavir olmasi gerekmi§tir. 
Qunku aralarmda letafet, hafiflik ve nuranilik benzerligi var- 
dir. Ayrica felek, hareketi itibariyle sicakhgm illetidir. Hikmet 



51 

uyannca, kendisine isabet eden cismin cok sicak olmasini 
gerekmistir. Ashnda hareketten tabiati itibariyle sicak olan 
atesten baska bir sey de dogmaz. 

Yer de her seyin en dolusu ve en agin oldugu igin, dolu- 
lugundan ve agirhgindan dolayi en asagida olmasi gerek- 
mistir. Su ise bu bakimdan yere en cok benzeyen cisimdir. 
Qunkij soguk ve yogundur. Bu da yerin yanma konulmasini 
gerektirmistir. Hava ise seffafhk, letafet ve hafiflik bakimm- 
dan atese daha gok benzer. Bu yuzden atese mucavir olma- 
si gerekmistir. iste muhkem tertip ve olgulij terkip budur. Bu, 
her seyi en saglam sekilde yaratan Allah'in yaratmasi ve 
fiilidir. "Allah'tan daha guzel rengi kim verebilir?" (Bakara, 
138) O'nun bagisi ve sanatidir bu. "§imdi O'ndan ba§kasmm 
ne yarattigim bana gosterin! Hayir (gosteremezler)! Zalimler 
agik bir sapiklik igindedirler. " (Lokman, 1 1 ) 

Akil, insani boylesine ustun sanat eseri bir duzenin ve bu 
essiz sistemin musahede edilen maddi bir vasita olmaksizm 
olusturulan bu olaganustu tertibin varhginm gerekliligini 
tasdike yoneltir. Qunkij apagik, parlak ve son derece zahir ve 
aydinhktir. Gorusu zayif olmakla beraber akh eksiksiz olan 
bir insan on yargisiz gbrusuyle ve olanca kararhhgiyla tefek- 
kur edecek olursa, bu dbrt mekanin bu tarz varhginm vacipli- 
gine hukmetmek zorunda kalacaktir. 

Dorduncu Hukum: Bir suretten baska bir surete geg- 
mek. Bu hukum bize gore cismin ozelliklerinden biridir. Bu 
gecisin sebebine gelince, bu dort mekan arasmda ortak bir 
heyuli yaratilmistir. Tipki bir guzel suretle yetinmeyen fahise 
bir kimse gibi.. Bilakis binbir hile ile hep baska bir es arzular. 
Bazen kaynama ile imtihan edilirken atesin suretinin guzelli- 
gini kullanarak evlenir. Bazen soguma belasma dugar olunca 
arzm suretini, bazen erimeye ve latif neme meylettiginde 
hava suretini kullanarak, bazen yogun ve sivi akisa egilim 



52 

gbsterdiginde su suretini kullanarak evlenir. Bu dort mekanin 
bu sekilde olmasinin sultani bir gayesi ve subhani bir hikmeti 
vardir. Eger bu sekilde olmasalardi dengeli, yapici ve hayva- 
ni suretler hasil olmaz ve alemimize bahsedilmezlerdi. Qun- 
kij bu keyfiyetlerin her birine has unsurlar vardir ve bunlann 
da ozel gayeleri mevcuttur. Ki bu suretler tamamlansinlar, 
kemale ersinler, kendilerine yarasan faillerini kabul edecek 
duzeye ulassmlar. Ates olgunlastirma ile, hava niifuz etme 
ile, su devam ile ve yer yapisma ile bunu gergeklestirir. 
Qunku bu suretler ancak bunlar arasmdaki kaynasma ile 
gergeklesebilirler. Kaynasma ise her birinin hiddetinin, obu- 
ruyle karsilasmasi ve temasi sirasinda kirilmasiyla gergekle- 
sir. Ama vehmedilen bir ic ice gegme ve fesadin olmamasi 
sartiyla. Eger tezadi uzere devam ederse kaynasma ulfeti 
gerceklesmez. Bilakis her biri tezat dusmanhgiyla bburunden 
kacar. Qunku su suretiyle ates sureti arasinda tezat diisman- 
hgi vardir. Bunun sebebi de birbirlerini itme bzelligidir ki 
apagik gbrulmektedir. Bu ise ancak ulfet yoluyla izale edilebi- 
lir. Bu da sadece suretlerin kendilerini bahsedenden fiskir- 
masmi hazirlayan imtizagtan dogan mizac aracihgiyla hasil 
olabilir. Birbirine dusman bu zitlar arasinda mizacm gergek- 
lesmesi igin de bunlann tasiyicilan iginde tedricilik ve teenni 
olgusunun olmasi gerekir. Bu ise ortak heyulidir. iste bu dbrt 
anneden dogan bu uq gocugu anla! Bunlar cehennemin yedi 
kapisidir. Bu kapilann her biri igin aynlmis bir cuz vardir. 
Nitekim cehenneme: bu cocuklarla "doldun muT denir, o da 
"«Daha var mi?» der." (Kaf, 30) Bu dort unsur meydana 
geldiginde on iki dbnusum turu hasil olur. Qunku her biri obur 
uq seye dbnusur. Ama bunlann bu dbnusumij ayni derecede 
olmaz. Ornegin hava atese, ates de havaya, hava suya, su 
da havaya dbnusur. Su topraga, toprak da suya dbnusur. Bu 
dbnusumlerin tumu bir derecede gerceklesirler. Qunku arala- 
nndaki munasebet yakin, buna karsihk zithk nispeten uzaktir. 



53 

Buna karsihk ates topraga dbnusmeye hazirlandiginda bu 
ancak ug derecede gergeklesebilir. Once havaya, sonra 
suya, sonra topraga dbnusur. Hava toprak olmaya meyletti- 
ginde bu ancak iki derecede hasil olabilir. Cunku dbnusumijn 
hizh gergeklesmesini engelleyen zithk son derece gugludur. 
Bu donusumlerin gergeklestiginin tanigi histir. His bunu 
miisahede etmektedir de. Sen de kendinde musahede ede- 
bilir, ibret alabilirsin. Bunu gorup anlamak igin konuyla ilgili 
kitaplan da inceleyebilirsin. Hur fikirli biri igin bir isaret yeter- 
lidir, iraba, ibareye gerek yoktur. 

Hi? kuskusuz buna benzer bzet agiklamalar, bu gibi 
maddi ve cuzi sorunlara iliskin konulan uzun uzadiya anlatan 
aciklamalardan daha iyidirler. Ki bunlar bakan gbz bebeginin 
kandilinden sizan aydmhkla gbren ruhun nurlarmdan iktibas 
edilmislerdir ve detayh agiklamalara avam da ortak olur. Bu 
temel unsurlar arasmdaki imtizag itidale yakin ve hayat 
unsurunu kabule hazir oldugu oranda, turu kabul etmesi 
daha serefli, sureti kabul etmesi daha saglam, yaratihs igin 
daha ustun, nefis igin daha nurlu ve daha parlak olur. Ta ki 
bu nurlar nefs-i natika ile kemal buluncaya kadar. Nefs-i 
natika ise, Allah'in semavata (gbklere) ve arza (yere) sagil- 
mis melekuti nurlarmdan biridir. 

Besjnci Hukiim: Bu unsuri varhklar feleki varhklardan 
etkilenirler. Ama bu demek degildir ki felekler ve yildizlar bu 
basit ve murekkep unsurlar uzerinde icat ve tekvin seklinde 
etki ederler. Cunku cisim, cisim olmasi hasebiyle oludur, icat 
etme ve yaratma seklinde bir etki gbsteremez. Evet, bunlar, 
sufli cisimleri suret ve araza hazirlarlar. Ki bunlar bahseden- 
lerinden gunes kursundan yansiyan isik ve aydmhk gibi, 
letafet, yogunluk, berrakhk, bulanikhk benzeri renklere sahip 
camlarm yuzeyine istidatlar ve kabiliyetler oranmda yansirlar. 
Bu hazirlamalan da bu cisimden kaynaklanmaz. Aksi takdir- 



54 

de her cisim icin boyle bir hazirlayicihk ve istidat soz konusu 
olurdu. Bilakis bunlar nefis oranmda bunlann cisimler icin 
sabit olmasini saglarlar. Qunkij nefisler akillardan nurlar, 
yani muayyen etkiler edinip hareketlerine ve idraklerine 
yansittiklan zaman heykelleri konumunda olan cisimlere de 
yansitirlar. Ta ki bu heykeller bu nurlar vasitasiyla baska 
cisimlere hazirlansinlar, baska arazlar ve suretler kabullen- 
meye elverisli olsunlar. Butiin bunlar onlarin almak igin ki- 
mildama, donme, asama kaydetme ve yukselme, ya da 
yansitma icin inme seklinde hareket ederler. Yoksa olu igin 
herhangi bir fiil soz konusu degildir. Sadece infialden soz 
edilebilir. 

Belki akhna soyle bir soru gelebilir: 

- Meydana gelis (hudus) alaninm ortasi konumundaki 
imkan sahasmda yuzen bu akillar, bu suret ve arazlara 
bahsedilmis etkileri ve hibe edilmis nurlari nereden getirirler? 

Buna verecegimiz cevap sudur: 

- Bu akillar, onlari baska bir membaa muhtag olmayan 
askm nur membamdan getirirler. Qunkij her sey o memba- 
dan baslar ve ona doner. Yuce Allah bundan soyle haber 
vermistir: "Hepsi Allah'tandir, de." (Nisa, 78) Bu ifade su 
anda cebrin ceberut kapisini galmaktadir. Bildirildigine gore 
her faziletli ve habisin bu kapidan girmesi de kaginilmazdir. 
Bbylece ulvi varhklar, sufli varhklarda zahir olsunlar. Ve 
cisimler nurlari, parlakhklan ve aydmlatici yakicihklanyla 
belirginlessinler. Bunlardan biri, cisimler ve bedenler alemin- 
de sultan mesabesindedir. Bu, Allah'm en yuce ve en buyuk 
misalidir, en gorkemli ve en parlak meselidir. Qunkij yuce 
Allah yuce sanini, burhaninm belirginligini vurgulamak mak- 
sadiyla, agiklama ve sifatlarmi sayma baglaminda 
Kur'an'mda gok kere ondan soz etmistir. Buna su ayetleri 



55 

brnek gbsterebiliriz: "Semavatta ve arzda (tecelli eden) en 
yuce sifat O'nundur." (Rum, 27) "En yuce misal Allah'a 
aittir." (Nahl, 60) "Allah, semavatin ve arzin nurudur. O'nun 
nurunun temsili..." (Nur, 35) "Arz, Rabbinin nuru He aydinla- 
mr. "(Zumer, 69) Bu, Allah'in en buyuk ayetidir. Cunku sahis 
olarak Tek'dir, baskalarmdan yucedir, askmdir ve nurunu 
onlara yansitir. Ama hig kimseden nur almaz. Maddi alemin 
aydinligmin membaidir. Nitekim Allah, makul alemin nurunun 
membaidir. O halde misal ve mesel Allah'indir ve Allah 
benzerden, misilden ve ahirete inanmayanlarm hayallerin- 
den, kotu misallerinden beridir, yucedir. "En yuce misal 
Allah'a aiddir." iste yildizlara tapanlann ayaklan bu noktada 
kaymis, zihinleri gbllerin karanliklarmda yolunu sasirmistir. 
Cunku bunlari ilahlar edinmislerdir. Oysa bu varhklar, hare- 
ket bakimmdan en yuce mertebe bakimindan en yuksektir- 
ler. Maddi alemde kendilerine ibadet edenlerden beridirler. 
Bu ibadet edenlerin en asagisi, esfel-i safiline yuvarlanani, 
tabiata tapanlardir ki tabiat cisimler aleminin en karanhk 
varhgidir. Gunes nasil buyukluk ve parlakhgin en ust merte- 
besinde ise tabiat da hakirligin ve karanhgm en asagi merte- 
besindedir. Onun kendisi hakkmda bir bilgi ve etkisi yok iken, 
baskasi ile ilgili etki ve bilgisi olabilir mi? 

Bunlar arasinda batil mezhepler, asilsiz isteklere daya- 
nan anlayislar vardir ki abdallarm mutluluklarmi ellerinden 
ahrlar. Daha dogrusu baghlarmi sonsuz bedbahthga mah- 
kum ederler. 

Sonuncusu da vezirin menzilidir. Yani aym. Gunesin tesi- 
ri, canhlann hayatlarmin ve bitkisel nefislerin maddesi konu- 
mundaki isigi ve aydmhgi yaymak seklindedir. Qunkij canh- 
lann hayatlan ancak tabii sicakhkla gergeklesebilir. Bu ise 
ulvi isik ve nurdan kaynaklanan bir bagistir. Bitkilerdeki 
nefislerin hasil olusu da buna baghdir. Nasil ki beseri natika- 



56 

larin nefisleri ayri nurlardan, yani cisimlerin karanliklarimn 
bulanikhgindan mucerret saf akillann bagisi ise, hayvani ve 
bitkisel ruhlar da panldayan, isik sagan yildizlann nurlannin 
bagisidir. 

Ayin tesiri, meyvelerin olgunlasmasi, sularda med cezirin 
meydana gelmesi, memelerde sutun artmasi, ekinin, neslin 
ve ziraatin artip eksilmesi, zayiflamasi seklindedir. Butun 
bunlar ayin buyuyup parlamasi, sonra kugulup isigimn zayif- 
lamasi ile baglantih olarak gergeklesen hadiselerdir. 

Bu ikisinin disindaki yildizlann tesirlerine gelince, bu hu- 
sus Nucum ilminde ayrintih olarak agiklanmistir. Bu islerle 
ugrasanlar gbrdukleri manzara karsismda derin bir hayrete 
diismekten kendilerini alamamislardir. 

Bil ki: Canh varhgin bedeninde kalp ne ise alemde de 
gunes o konumdadir. Daha dogrusu gunes, insan-i kebir 
(buyuk insan) dedigimiz cisimler aleminin gbzij mesabesin- 
dedir. Cunku varhklar onunla gorulur. Gunes varhklar alemi- 
nin yuzudur de. Cunku yuz insanin en serefli organidir, 
gunes de varhgin en serefli objesidir. Gunes varhgin basidir 
da. Qunku yuz ve gbz basta olurlar. Gunes kalptir de. Cunku 
bedenin herorganina yansiyan feyizlerin membai kalptir. 

Ay ise beyin konumundadir. Hayat once kalpte baslar, 
sonra onun aracihgiyla beyine sirayet eder. Oradan da be- 
denin sair organlanna, taraflanna ve kbselerine yansir. Yuce 
Allah'in cbmertlik denizinden yansiyan feyizler de bunun 
gibidir. Onun nurlari akillara yansir, onlari aydinlatir, etkileri- 
ne gark eder. Sonra comertlik bulutlarmdan kendilerinden 
asagi olan her varhga etki ederler. Once gunes nefsinde 
zuhur eder, sonra oradan aya yansirlar. Bundan dolayi ay, 
tesir bakimmdan gunesin halifesi konumundadir. Sonra bu 
tesirler tabii ve has seklinde olurlar. Bunu etkilenenler ara- 



57 

sindaki farktan anhyoruz. Cunku tabii tesir, eserin tabiattan 
vasitasi sadir olmasindan ibarettir. Has tesirde, tesir tabiat- 
tan sadir olur, ama halinin vasitasiyla ve bu vasita bizce 
bilinmemektedir. Muayyen bir tasin (miknatis) demiri gekme- 
si gibi. Eger bu tasin gekim seklindeki tesiri sirf tabii olsaydi, 
her tasin demiri gekmesi gerekirdi. O halde burada tabiatin 
yam sira baska bir unsurun da bulunmasi gerekir. O halde 
tab (huy, karakter) tabiattan, tabiat ise hasiyetten daha ge- 
neldir. Cunku tab'm bir etkisi vardir ki bunun suurlu olmasiyla 
suursuz olmasi fark etmez. Tabiatin tesiri ise suursuzdur. Bu 
yuzden "hayvanlar tab'lan geregi fiillerini islemeye musahhar 
kilmmislardir, tabiatlan geregi degil." denilmistir. Denilse bile 
bu mecazi olur. Yine denilmistir ki: "Cansiz varhklar, tabiatlan 
geregi fiillerini islemeye musahhar kilmmislardir, tab'lan 
geregi degil." Denilse bile bu da mecazi olur. Hassiyete 
gelince, bu da hepsinden daha ozeldir. Once tab' gelir, sonra 
tabiat, ardindan da hassiyet gelir. Ayrica bilinmeyen bir 
olgudur. 

Cismin bir mekaninin olmasi ve mekanin heyetinin se- 
bebine iltihak etmesi kacimlmazdir. Qunkij cismin cuzleri 
arasinda, cuzleriyle harici olgular arasinda miinasebet var- 
dir. Bu heyete vaz' diyoruz. Daha once belirttigimiz gibi vaz' 
ulvi annelerdendir. Bunun baskasi uzerindeki tesiri ancak bu 
vaz'm aracihgi ve ortakhgiyla mumkijn olabilir. Dolayisiyla su 
uq cihetten hali degildir. 

Birincisi, yakinhgidir. Yani karsilasmadir. Atesin, tesirini 
kabul eden bir seyle karsilastiginda onu yakmasi gibi. ikincisi 
uzakhgidir. Bu da karsi karsiya olustur. Aydinlatici bir cismin 
kar§isinda olan bir cismi, seffaf, isigi engellemeyen bir vasita 
aracihgiyla aydinlatmasi gibi. Ucuncusij vasattir. Yam muca- 
virliktir. Atesin, su ve benzeri seyleri mucavirlik neticesi 
isitmasi gibi. 



58 

Sonra su alemimizde isi ortaya cikar, cuzileri arasinda 
ve ijg sey aracihgiyla yayihr. 

Birincisi: Tabiati geregi sicak olan cisim aracihgiyla. 
Cunku her cismin sicakhgi baska bir cisimden kaynaklaniyor 
olsaydi, bu takdirde sonu gelmez bir silsile meydana gelirdi 
veya daimi bir dairesel olus soz konusu olurdu ki her ikisi de 
ileride gorecegin gibi muhaldir. Bilakis tabii olarak sicak bir 
cisimle son bulmak bir zorunluluktur. Bu cisim de atesten 
baska bir sey degildir. 

ikincisi: Hareket. Hareket cismi isinmaya hazirlar. Bu 
denenmis bir olgudur ve vehim oklannin bnunu kesmistir. 
Ornegin soguk olarak akan su, tabii olarak soguk ve durgun 
sudan daha az soguktur. Butun sert cisimler matkapla delin- 
dikleri zaman bu surtunme sonucu bir isi meydana gelir ve 
tabiati geregi bundan etkilenme bzelligine sahip cisimler 
degdikleri zaman yanarlar. Bu olgu da nice kereler denen- 
mistir. Bundan su sonuca vanyoruz: Eser her zaman mues- 
sirle ayni cinsten olmak zorunda degildir. Qunkij isi hareketin 
bir eseridir, ama bu ikisi ayni cinsten ve turden degildirler. 
Qunkij isi bir keyfiyet iken, hareket kemiyeti, keyfiyeti, 
eyniyeti (neredelik), vaziyeti vs. samil bir turdur. Bu iki bab 
arasinda bir aynilik var midir? 

Buraya kadar yaptigimiz aciklamalar 90k onemli, bii- 
yuk, yararh ve degerli bir mukaddime mahiyetindedir. 

Bundan su sonuca vanyoruz: Orneksiz yaratan yuce Sani, 
vazettiklerinin benzeri, tabettiklerinin misli degildir. Nitekim 
bunu gayet agik bir ifadeyle bildirmistir: 

"O'nun benzeri higbir §ey yoktur. O i§itendir, gorendir." 
(5ura.11) 

Onun mukerrem kullari da oyle. Onlar da cisimlerin ben- 
zerleri, arazlann ve ecramin denkleri degildirler. Onlar, 



59 

uzunluk ve genislik boyutlanna sahip arz semasmda Allah'in 
halifeleridirler. Nitekim insan da arz sergisinde Allah'in 
halifelerinden biridir. Vazifesi de nafile ve farz sergisini yay- 
mak, varhklann aralarmdaki ihtilaflarda hukum vermek, borg 
ve alacaklan eda etmektir. Halife, vekil demektir. Vekil de 
zat, sifat ve fiil olarak gok uzak bir konumda olsa da asile 
benzer. ileride bu konuyu sana okuyacagiz, akillara durgun- 
luk veren bu buyuk hadiseyi, bu gok yonlu, dehsete du§uru- 
cu, insanm kanmi donduran muazzam sistemi sana anlata- 
cagiz. §ayet Allah gbzlerini agar, igini batil duygulardan, 
kirlerden armdinrsa... §6yle ki: 

"Allah onlarda bir hayir gorseydi elbette onlara i§ittirirdi. 
Fakat i§ittirseydi bile yine onlar yuz gevirerek donerlerdi." 
(Enfal, 23) 

Ayette iki onerme yer almaktadir. Birinci bnermede onla- 
rin Hakki kabul etme istidatlan olumsuzlaniyor. ikinci bner- 
mede ise inkarlan, israrlan, kaginmalan ve hakka karsi 
buyuklenmeleri ispat ediliyor. iste bunlar "bununla dogru yola 
girmek arzusunda olmadiklan igin «Bu eski bir yalandir» 
diyecekler." (Ahkaf, 11) "Onlardan oncekiler de i§te tipki 
onlarin dediklerini demi§lerdi." (Bakara, 118) yani; buyuk sug 
iste budur. 

UgiJncu: Uguncij vasita, ulvi nurlardan ayna ve sert tas- 
lar gibi parlak cisimlere yansiyan isiklardir. Bir cismin parlak- 
hgi arttikga bu isiklardan etkilenisi ve isinmasi da artar. 
Qunku parlak bir ayna, isiklarm yuzeyine yayilmasi, sonra 
gevresinden merkezine dogru inmesi, ardindan oradan kar- 
sismdaki cisme aksetmesi sonucu aynanin isinmasi ve 
karsisindaki cismin de yanmasi gibi bir sonug dogurur. So- 
guklugun sebepleri ise, bu anlattigimizin ziddini dogurur 
veya yoklugunu gerektirir. Bunu derken vasitalan kast ediyo- 
rum. 



60 



Babin Sonu: 

Esiri 2 veya unsuri olsun butiin cisimler cisimlikte ortaktir- 
lar. Qunku cismin mahiyetinin siniri, uq boyutun mumkun 
olmasidir. Sinir da kagimlmaz olarak akseder. Dolayisiyla tic 
boyutlu olmasi mumkun olan her sey cisimdir. Boyutlarda 
ortakhk soz konusu oldugunda, zorunlu olarak cismin hakika- 
ti itibariyle de ortakhk gergeklesir. Bir seyde ortak olan seyle- 
rin bir seyde de farkhlasmalan kacimlmazdir. Cunku farkhhk 
olmazsa ortakhk da olmaz. Aksi takdirde degisik seyler degil, 
tek bir sey olurlar. §urasi da aciktir ki farkhhgi gerektiren 
seyin cisim olmasi muhaldir. Cunku iki sey, ortak olduklan bir 
seyden dolayi birbirlerinden farkhlasmazlar. Geride bir tek 
sik kahyor, o da farkhhgi gerektiren seyin sicakhk, sogukluk, 
isik, karanhk, uzunluk, dairelik vb. bir araz olmasidir. Bunlar 
saymakla bitmezler. Cunku araz turleri bil kuvve gayri 
mutenahidir. Bunlardan bir turu ele alahm. Ornegin hareket. 
Hareket bil kuvve bir smirda durmaz. Ama bilfiil varhk kap- 
samma giren butun sahsi hareketlerin belli bir siniri da var- 
dir. Ayrica belli bir zamani da vardir. Bu ise hareketin mikta- 
ridir. Miktar ise nihailik sifatiyla mevsuftur ve sahsi da mu- 
ayyendir. Dolayisiyla miktari da bu sekilde belirginlesir. 
Bbylece cisimlerin hakikatte ortak, kendilerine ariz olan 
arazlar itibariyle de ayri olduklan ortaya cikiyor. Bu arazlann 
cisimle butunlesmis olmasi veya ayri olmasi fark etmez. Bu 
ortakhk ve farkhhk makul arazin varhgina delil olmasi hase- 
biyle seni sarsmis olmah. O halde zihninde tut, hallerinde ve 
islerinde bunlara gore amel et. Arazlar da cinslerinin gayrisi 
olmakla beraber arazhkta ortaktirlar. Qunku arazlar yuksek 



2 Esir: Atomlar arasindaki bo§lugu ve butun evreni doldurdugu var sayilan, 
agirligi olmayan, isi ve i§igi ileten cevher. 



61 

cinslerdir. Onlardan daha yuksek cins yoktur. Aksi takdirde 
onlar degil, daha yuksek olan ulviler olurdu. §u halde arazhk, 
dokuz araz agisindan bir cins degildir. Bilakis onlar igin arazi 
varhk konumundadir. Arazhgm arazlar acismdan bir cins 
ifade etmedigini gbsteren hususlardan biri de sudur: arazla- 
nn her birini, ayirici bir delil oldugu igin araz olduklarini goz 
ardi ederek, kendi mefhumuyla akletmek mumkundur. Bir 
sey icin cins demek, onun bu cinsin bir cuzij oldugunu du- 
sunmeden once zorunlu olarak o cinsi dusunmek demektir. 
Bu da gosteriyor ki arazhk, dokuz araz icin cins anlamini 
ifade etmez. §ayet bunlarda ortak iseler, baskalannda ayril- 
malari kacimlmazdir. Arazin zat ve hakikat olarak baska 
arazdan ayri olmasi da silsileyi keser. Tipki cismin zat olarak 
arazdan ayri olmasi gibi. Bu ayrihk da birkag agidan olur: 

Birincisi: hakikatte ortak olmakla beraber mahal olarak 
ayri olmak. Karga'daki ve katrandaki siyahhk gibi. 

ikincisi: hakikat ve mahal itibariyle ayni olmakla beraber 
zaman olarak ayri olmak. Tandinn bu gun ve yarm icine ates 
atilmasi sonucu sicak olmasi gibi. Qunku sicakhk mahiyet ve 
mahal olarak birdir, ama ayrihk bugun ve yarm olmak seklin- 
de belirginlesiyor. 

UguncusiJ: Mahal ve zaman itibariyle ayni olmakla bera- 
ber mahiyet ve zat itibariyle ayri olmak. §ekerin tath ve be- 
yaz olmasi gibi. Qunku sekerin tathhgi beyazhgmdan zat 
olarak ayridir, mahal ve zaman olarak ayni olsalar da. Bura- 
da bazi vehim sahiplerinin sbylemeye gahstiklan silsile kesi- 
liyor. Diyorlar ki: "eger her hangi iki sey arasmdaki ayrihk 
mutlaka baska bir seyden kaynaklanacaksa, bu sonu gelmez 
bir silsileye sebep olur." Oysa ortaya gikti ki herhangi iki sey 
arasmdaki ayrihk, ya hakikat itibariyle ya da yabanci veya 
yakin arazlar itibariyledir. 



62 

Varhklar icinde bu ayrihga, farkhhga en layik olan da 
Vacibu'l vucuttur. Qunkij O, mahalden ve zamandan beridir. 
Hatta Vacibu'l vucut disindakiler de bu iki agidan birbirlerin- 
den ayrihrlar. Akillar birbirlerinden ve baskalarmdan, sonra 
nefisler, sonra feleki cisimler, sonra unsur olarak belirginlikle- 
ri ve murekkep olarak zat, zaman ve mahalleri birbirinden 
ayridir. Bir seyin varhk sahasma girisi ne kadar gok ortulerle 
birlikte olursa, baskasindan farkhhgi, ayrihgi daha gok olur. 

Varliklarm sirlarmi Allah herkesten daha iyi bilir. 



63 



iKiNCi BAB: FELEKJYAT: 

Ben derim ki: Ustun, buyuk, latif, seffaf, yukari, nurani, 
canh, konusan, isiten, Rabbine itaat eden, genis, ytiksek, 
yaygm, dumduz, tesbih ve tehlil eden, ululayan, tedbir edilen, 
sabah olunca ve aksama erince, gece ve gunduzun uclarin- 
da Allah'in nzasini kazanmak, ulvi sevaba ulasmak ve sufli 
azaptan kagmak igin ruku eden, secdeye varan bu curmun 
varhgi, heyeti, sekli, dairesel hareketi, isigi ve aydinlaticihgi 
o kadar zahirdir ki hissin ona delalet etmesi igin burhanm, 
kanitin aydinhgma ihtiyag yoktur. Bilinmesi istenen sey, onun 
mahiyetini ve tabiatini, unsuri varhklardan olup olmadigini 
bilmektir. 

Bil ki: Bu ulu, icad eden, ilk olarak baslatan, sonra tekrar 
ortaya gikaran curumle ilgili olarak eger unsurlar ug olguye 
katilmissa, bu, arazi bir olguya istirak etmek olur. Qunku 
blgulerin araz oldugunu daha once belirtmi§tik. Ama heyulasi 
ve sureti itibariyle ondan ayridir. Tabiati ve boyutlan itibariyle 
onun teferruati olarak belirginle§ir. Dolayisiyla zatiyatmdan 
olan her §ey ondan ayridir. Eger zatiyattan ayrihgi bizzat ise, 
havas olarak da ayri olmasi kagmilmaz olur. Ama ortakhk, 
olgu gibi yakin veya varhk ve hareket gibi uzak bazi arazlarla 
ilgili ise, bu hakikatte de ortakhgi gerektirmez. Ama bunlar- 
daki farkhhk, yakin hususiyetler ve ayrilmaz bzelliklerde 
zorunlu ayrihgi gerektirir.. 

Burada bu tur iddialann dayandigi buyuk bir kaideye dik- 
kat gekmek istiyoruz. §6yle ki: Felekler, kemiyet itibariyle 
sonludurlar. Yani feleki kutleler tipki unsuri kiitleler gibi geli- 
sim igindedirler. §u kadari var ki unsuri kutleler ay feleginin 
baslangicini olusturan sinirda son bulurlar ki bu felek bunlari 
ihtiva etmektedir. Bu bakimdan ates kuresi, su ayette 



64 

uzerlerine yemin edilen unsuri kutlelerin arsi konumundadir: 
"Dolu denize andolsun." (Tur, 6) Kuskusuz bu degerlendirme 
zahiri anlayis agismdan gecerlidir. Sonraki bolumlerde bu 
konu tahkiki olarak ele ahnacaktir. 

Feleklere gelince, kesinlikle ihtiva edeni olmayan, ne bos 
ne de dolu olan bir sinirda son bulurlar. Bilakis muhit konu- 
mundaki ilk kutle, konkav yuzeyi itibariyle ruhaniler aleminin 
sonuyla, icbukey yuzeyiyle seriat dilinde kursu ve astronomi 
alimlerinin literaturunde burglar felegi denilen mahviyetle 
sinirdastir. Hig kuskusuz bu iddialara iliskin kanitlar, hitaplar, 
ikna amacina ybnelik deliller bulmaya ybnelik yogun gabalar 
harcanmis, tasniflerde varilan sonuglar, bu iddialann dogru- 
luguna inanan sadik akil sahiplerine galip gelip onlari olum- 
suz etkileyen vehim sahiplerini korkutma, savma, bnleme, 
engelleme ve itme maksadiyla tedvin edilmistir. Evet, vehim 
bazen busbutun uzak olan bir uzakhgi tasavvur edebilir. Bu 
uzakhk ister hind filozoflarmin sbyledigi gibi maddi uzay 
olsun, ister maddi uzay olmayip boslugu savunan filozoflann 
sbyledigi gibi mucerret bir uzay olsun fark etmez. Ama bu 
hileci, aceleci, dik bash vehmin hukmudur. Keske anlasay- 
dim, mucerret uzakhk nasil oluyor da bazen bosluk, bazen 
sirf hiclik, bazen tepeden duzluge dogru uzanan bir duvarla 
gevrili kesin yokluk olarak isimlendirilebiliyor?! Bu yuzden 
bizim burhan bulmak icin kendimizi zorlamamiza gerek 
yoktur. Qunku biz kesin olarak biliyoruz ki havanin latif olu- 
sundan dolayi oldugu varsayilan boslugun varhgi imkansiz- 
dir. Vehim esasina gore tasavvurda bulunan biri de iginde 
higbir sey bulunmayan bos bir bardaga su dolduruldugunda 
havanin bosaldigi duyulmaz diye iddiada bulunabilir. Bunlar, 
hakki isitmeye karsi sagir, hakki sbyleme hususunda dilsiz 
ve hakki gbrme noktasmda kbrdurler. Bu yuzden akillanni 
kullanip dusunemezler. Dolayisiyla cisim olan maddelerden 
hal boyutlanni imkansiz gbrurler. Qunku boyutlar suretlerdir, 



65 

bir tasiyici olmadan kendi zatlanyla kaim olamazlar. Cismani 
alemin son noktasi sidretij'l muntehadir. Nasil olmasin ki, 
akillar, tipki gevrenin merkezi ihata etmesi gibi onu tumuyle 
ihata ederler. Bu gercegi kavrayanlar adi sani gizli kalmis 
hint filozoflanndan kuguk ve azmhk bir topluluktur. Bu kaide- 
ye dikkat gekmis olduguma gore felegin bazi hususiyetlerini 
serdedebiliriz. Bu hususiyetler de felek ile unsuri varhklar 
arasindaki farki olustururlar. 

Birinci hususiyet: Bu kitleyi mekan admi verdigimiz tur- 
den bir ihtiva edeni olmadigi igin uzerinde dogrusal bir hare- 
ketin gerceklesmesi mumkun degildir. Qunku dogrusal hare- 
ket ancak arkasi bos bir mekanla mumkun olabilir. Bununsa 
otesi bos degildir. Bu yuzden uzerinde dogrusal bir hareket 
gerceklesmez. 

ikinci hususiyet: Bunun uzerinde, unsurlarda oldugu 
gibi bir sureti cikanp baskasini giymek seklinde yirtilma da 
sahih olmaz. Qunku bu, ancak dogrusal bir hareket ile 
mumkundur. Bilindigi gibi yirtilma, ancak cuzlerin boyuna ve 
enine ayrilmalan ile gergeklesebilir. Ayrilma ise iki farkh yone 
dogru cuzi bir hareketle mumkundur. Qunku ayni yone dogru 
iki hareket seklinde olsa yirtilma gergeklesmez. Tarn tersine 
kaynasma ve butunlesme demek olur. iki farkh yone dogru 
bir hareket de ancak dogrusal bir harekettir. Bu da imkansiz- 
hgi ortaya koymaktadir ve bu felek hakkindadir. §u halde 
felegin yirtilmasi soz konusu degildir. Bu, ilk felege ozgu bir 
delalettir. §ayet ihtiva edenine gecis yapmasmi istersek 
buna yol bulabiliriz. Bu ise onun hareketinin devami anla- 
mindadir. Neride bunlari anlatacagiz. 

Uguncij hususiyet: Felek basittir. Yani hakikat ve tabiat 
itibariyle birbirine benzeyen cuzlerden ibarettir. Eger tabiat 
itibariyle birbirinden farkh cuzlerden murekkep olsaydi, bu 
sekilde toplanmalan caiz oldugu gibi ayrilmalan da caiz 



66 

olurdu. Qunku toplanmasi caiz olan her seyin ayrilmasi da 
caizdir. Boyle olduguna gore, felegin cuzleri arasinda ayrihk 
da defalarca soyledigimiz gibi muhaldir. 

Dorduncu hususiyet: Her unsurun baska bir surete do- 
nusmesi gibi felek uzerinde de dbnusumun olmasi imkansiz- 
dir. Qunku donusum ancak yirtilma ile olur. Yirtilma ise 
dogrusal hareketle mumkundur ve dogrusal hareket de 
dairesel hareketin iptali anlamina gelir. Lazimin lazimi muhal 
olduguna gore melzumun melzumu da muhaldir. Boylece 
donusumun imkansizhgi agiga gikiyor. Bu da gosteriyor ki 
felegin heyulasi unsurlarla ortak degildir ve felegin sureti 
sabittir, yok olmaz, baskasiyla yer degistirmez. Nitekim Buna 
Kur'an'da soyle isaret edilmistir: "Ostunuzde yedi kat saglam 
gogu bina ettik." (Nebe, 12) "Acimasiz, guglu melekler var- 
dir. " (Tahrim, 6) Bunun nedeni de suretlerinin degi§mesinin 
mumkun olmamasi, fena ve fasadi kabul etmesinin imkansiz 
olmasidir. 

Be§ inci hususiyet: Felek, ic bo§lugunu ihata etmelidir. 
Tipki yumurta kabugunun yumurtayi, akmm da sansini ihata 
etmesi gibi. Ancak yerin merkezi yumurta tarafmdan ihata 
edilen yumurtanm sarisi konumunda oldugu halde, bu bo§luk 
felegin merkezi degildir. Yani ortada hava yoktur. Buna biri 
hitabi, biri da burhani iki kanit delalet etmektedir. Hitabi kanit, 
anlayi§lan henuz taklit diplerinden kurtulup tahkik zirvelerine 
ula§mami§ zayif akilhlar, burhani kanit ise dogru gbrus, derin 
dahs, ileri bakis ve saglam dusunus sahibi kimseler igindir. 
Hitabi kanit sudur: ikisinin de bzelliklerini ogrendigimiz igin 
felegin kendi ig boslugundan daha ustun oldugunu biliyoruz. 
Dolayisiyla daha ustun olanm asagi olani ihata etmesi gere- 
kir. Qunku buyuk alemde ustun olanm asagi olani ihata 
etmesi bir zorunluluktur. Unsur aleminde ise asagi olan 
ustun olani ihata eder. Halenin ayi ihata etmesi gibi. Bir de 



67 

canhlann bedenlerini gozunun bnune getir. Canhlann en 
serefli organi kalptir ve kalp beden tarafindan ihata edilmistir. 
Bu ikisinin arasmdaki fark sudur: En ustun ve en buyuk 
alemde en asagihk ve en hakir illet olur. illet ise malul ile 
ihata edilir. Aym hale ile ihata edilmesi gibi. Daha kuguk 
alemde ise, en serefli olan en asagi olandan insa edilir, 
ondan dogar. Ozun kabuktan dogmasi gibi. Boylece daha 
ustun olan tipki Aym hale ile kusatilmasi gibi kusatilmis olur. 
iste felegin ic boslugunu ihata etmesinin gerekliligine burhani 
delil mahiyetindeki fark budur. Biz bunu derken duz bir ihata- 
dan soz etmiyoruz. Boyle bir yaklasim heyet ilmini inceleyen 
kimse igin bir gerekliliktir. §6yle ki: Ulvi ve sufli cihetlerin 
farklihgmi akli olarak musahede etmekteyiz. Bu musahede- 
miz yukari dogru gikan hafif hareket ile asagi dogru inen agir 
hareketin farkhhgina dayanmaktadir. Dolayisiyla iki cihetin 
farkhhgi, ihata eden bir cisimle olur ki, onun yakmhgi ve 
uzakhgi gevresi ve merkeziyle birlesir. Qevre ve merkez 
derken zorunlu olarak ulviligi ve sufliligi kast ediyorum. Qun- 
ku yassi bir cisim hakiki cihetlerden bir seyle birlesmez. Yani 
yukari ve asagi cihetleriyle. Qunku bu iki cihet, diger dort 
cihetin aksine degismezler. Bunun nedeni de diger cihetlerin 
itibari olmalandir. Onlarin bir hakikatleri yoktur. Biz eger 
goklerle yer genisliginde yassi bir cisim varsayarsak, bu 
cismin arzin merkezi genisliginde tasavvur edersek, bu 
takdirde soz konusu genislik merkez olur. Tabi onun mukabi- 
linde bir cevre varsaymamiz gerekecektir. Qunku merkez 
izafi bir olgudur, onu harici olarak tasavvur etmek, tahakkuk 
ettirmek mumkun degildir. Ama onun mukabilinde bir gevre 
tasavvur etmemiz baska. Eger bu merkezi, mukabilinin ge- 
nisliginde tasavvur edersek bu, ihata eden bir cisim gerekti- 
recektir. Feleki gevre genisliginde tasavvur etmemiz de byle. 
Qunku cevre, ancak merkeze gore gevredir. Ama yukari ve 
asagi cihetlerine smir olusturan cismi cevre olarak tasavvur 



68 

edersek, gevre de merkez de taayyun eder. Qevre bizzat, 
merkez ise araz ve ayrilmaz maksat geregi olarak belirginle- 
sir. Bundan da anlasihyor ki gevre merkezin varhgini dogu- 
rur, o olmadan var olmadigi gibi taayyun de edemez. Qunkij 
tek bir noktada bil kuvve sonsuz dairenin olmasi caizdir. 
Bundan da anla ki gbkler (semavat) yerin (arzm) yaratilma- 
sindan once vardi. Tipki akillann nefislerden once ibda 
edilmesi gibi. Bilindigi gibi (orneksiz yaratma) ibda, hukmet- 
me ve emir demektir. Bu da yapmaktan (sun') once olmak 
durumundadir. Bu ise kaderdir. Yaratma; bncedir, zaman 
tozundan beridir, mekan giysisinden soyutlanmistir. Bu 
anlamdan dolayidir ki yuce Allah, Kur'an'm her yerinde mut- 
laka yerin (arzm) yaratilmasindan once gbklerin (semavatm) 
yaratilmasindan sbz etmistir. istersen sen de bunu deneyebi- 
lirsin. 

Yaratmanm emirden once olmasma ise sbyle isaret e- 
dilmistir: "Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O'na mah- 
sustur." (Araf, 54) isa (a.s) ile ilgili bir ayette de sbyle buy- 
rulmustur: "Allah onu topraktan yaratti. Sonra ona «OI!» dedi 
ve oluverdi." (Al-i imran, 59) Bunun disinda daha birgok ayet 
brnek verilebilir. Biitun bunlar bizim anlamamiz igin zikredil- 
mislerdir. Fitili tutusturmak isteyen bir kimsenin once fitil 
olarak kullanacagi bir bez parcasi temin etmesi, sonra yag 
bulup bez fitili yaga daldirmasi gerekir. Atesi yakip tutustur- 
masi bundan sonraki islemdir. iste bu brnekten hareketle 
ruhlann bedenlere taalluk etmesini anlayabilirsin. Bununla 
beraber Rasulullah'm (s.a.v) "Allah ruhlan bedenlerden bin 
yil once yaratti." hadisini de tasdik etmek gerekir. §u halde 
ruhlar bedenlerden, bedenlere uflenmelerinden ezeli ve 
bnceki alem kapsammda bncedirler. Kur'an'da sik sik "Gizliyi 
ve agigi bilendir." (Enam, 73) yani gayb ve sehadet alemleri- 
ni bilir, dendigini gbrmuyor musunuz? Eger gbrunen 
(sehadet alemi) gayb (gizli) aleminden once olsaydi, 



69 

Kur'an'da da once ondan sbz edilirdi. Maddi sehadet alemin- 
de ilim (bilme) maluma uygun olmak durumunda ise de ezeli 
alemde malum ilme uymak durumundadir. Cunku butun 
mevcudat O'nun sanati ve ibda'idir. Yani bilmesi once, yap- 
masi sonradir. §u halde malumatlan ilmine uygun olarak 
sadir olur. Dolayisiyla ilmi matbulara tabidir ve yapilanlarm 
(masnuat) da kaynagidir. Yapilanlara tabi degildir. Bu tur 
ilme fiili ilim denir. Bizim ilmimiz ise esyanm varhgindan ve 
onlarin gbrulmesinden kaynaklanir. Bu yuzden infialidir. Bu 
yuzden malumatin (bilinenlerin) degismesiyle bilgimizin 
degismesi normaldir. Ama Allah'in ilminin degismesi muhal- 
dir. Qunkij O'nun ilmi tabi degildir. Bilakis esyanm degismesi, 
degismeyi bilmesi sebebiyle gergeklesir. Boylece agiga 
gikiyor ki emir demek olan Gayb alemi, yaratma demek olan 
§ehadet aleminden bncedir. Ezeli ilim de byle. Bu yuzden 
"Gizliyi ve agigi bilendir." buy urmustur. 

Felegin kuresel oldugunun makul kanitlarmdan biri su- 
dur: Felek bildiginiz gibi basittir. Tek bir tabiati vardir. Bir 
olanm fiili de ancak bir olur. Qunkij ikili bir sudur edis, kay- 
nakta ikili varhga delalet eder. Bu, fazilet erbabinm bildigi 
meshur bir kaidedir. Buna gore butun basit varhklar kure 
seklindedirler. Bunun ilahi Kitaptaki kaniti ise, semavattan 
(gbklerden) soz edilirken onda gatlakhgm olmamasinm belir- 
tilmis olmasidir. Boylece gatlakhk ve zaviye olgulan felek 
kutlesinden olumsuzlaniyor. Bu da felegin seklinin kuresel 
olmasini gerektirir. Ama kure dismdaki kenarh sekillerde 
agikliklarm ve agilarmin olmasi kacimlmazdir. Yani u?gen 
ise uq acisimn, dbrtgen ise dbrt acisimn olmasi zorunludur. 

Altinci hususiyet: Dairesel hareket. Ben derim ki: Bu 
basit ve her seyi ihata eden kutlenin hareketinin dairesel 
oldugu, dogruluguna delil gbstermeye gerek birakmayacak 
sekilde musahede edilen bir husustur. Bununla beraber delil 



70 

gostermenin yararh olacagini dusunijyoruz. Omrume 
andolsun ki bu gibi agik istekleri, gun gibi asikar ihtiyaglan 
delille desteklemek ne semizletir ne de aghgi giderir (bir ise 
yaramaz). Tarn tersine istegin kolaylastinlmasi noktasmda 
kayitlandinci bir zorluk, tereddiide yol agan bir sikinti dogu- 
rur. Qunku bir insanin duyulannin noksanligi, sezgisinin 
kbrelmisligi, felegin yer merkezi etrafinda dairesel bir hareket 
gergeklestirdigini kavrayamayacak duzeye erismisse, hem 
de gunesin, ayin ve yildizlann her gun ve her gece dogup 
batmalanni musahede etmesine ragmen, bunun ancak yer 
merkezi etrafinda gergeklesen bir dairesel hareketle mum- 
kun olabilecegini anlayamiyorsa, buna iliskin olarak ortaya 
konacak delilin anlasilmasi hususunda aklinin eksik, tabiati- 
nm korelmis ve idrakinin duyarliligini yitirmis olmasi gok 
daha evladir. Buna ragmen diyoruz ki: Kuvvet ve tabiat 
noktasmda hakkmda ihtilaf olmayan felegin halinin su iki 
husustan hali olmasi mumkun degildir: Yani felek ya hareket 
etmektedir ya da durmaktadir. Bu kural butun cisimler icin 
gecerlidir. Bu tasnifin hareket ve durusla smirlanmasi agik bir 
olgudur. Qunku bir yer kaplayan cisim eger bulundugu yerde 
bir zamandan fazla kahyorsa, onun bu kahsi durus olarak 
isimlendirilir. Buna hareket diyemeyiz. Ama felegin sakin 
olmasi caiz degildir. Qunku igi bos olan bir cisim igindekilerle 
birlikte durmus olarak tasavvur edilirse, bu takdirde yansinin, 
ihtiva ettiklerinin yukansmda, yansinin da ihtiva ettiklerinin 
altmda olmasi zorunludur. Ama bu da ancak yukandaki 
yarmin tabiat ve hakikat olarak asagidaki yaridan farkh ol- 
masi durumunda mumkun olabilir. Qunku mekanlann farkhh- 
gi mekanlarda yer alanlarm suret ve tabiat olarak farkhhkla- 
rini gerektirir. Aksi takdirde yukandaki yarmin yukari tarafa 
ihtisas edilmesinin, asagidaki yarmin yukandaki tarafa ihti- 
sas edilmesinden daha evla olmasi soz konusu olamaz. 
Bunun tersi de gegerlidir. Aksi takdirde tercihi gerektiren bir 



71 

etken olmaksizin iki esit arasinda tercih yapilmasi durumu 
sbz konusu olur. Ki bunun muhal oldugu da bir zorunluluktur. 
Eger bu caiz olursa o durumda esit mumkunlerin her iki 
taraflanyla da bir seyden degil, hatta higlikten sadir olmalan 
da caiz olur. Bunun batil oldugunda en kuguk bir suphe 
yoktur. Bu da gbsteriyor ki mekanm farkliligi tabiatm farklili- 
gma delalet eder. Daha once kanitlanyla ortaya koyduk ki 
felek kutlesinin cuzleri sinir ve hakikat itibariyle benzerdirler. 
Felegin bazi kisimlarmin diger bazi kisimlarina gore bazi 
mekanlara tahsis edilmesi, dolayisiyla sakin olmasi mumkun 
olmadigina gore, hareket ediyor olmasi kesinlesir. Qunku bir 
sey ya sakindir ya da hareket halindedir. Felek uzerinde 
hareket zorunlu ise bu hareketin dairesel olmasi da zorunlu- 
dur. Qunku daha once belirttigimiz gibi felek uzerindeki hare- 
ketin dogrusal olmasi imkansizdir. §air ne guzel sbylemis: 

Bu gark degirmen gibidir, dur durak nedir bilmez 

Durmaz ve degirmen ta§i da yumu§amaz 

Her ne kadar daneleri gosteren zaman olsa da 

O doymak nedir bilmez ve dane de gorunmezlik etmez 

Bu agiklamadan ulvi cisimlerin hareket etmelerinin zo- 
runlulugu ortaya gikiyor. Nitekim sefaatgim "Ummu'l Kitab" 
mutesabih olmayan muhkem ayetlerinde, tevile yer birakma- 
yan agik ifadelerinde, mucmel olmayan apagik bircok ibare- 
sinde bunu ortaya koymustur: 

"Gune§, kendisi igin belirlenen yerde akar (doner)." (Ya- 
sin, 38) "Gune§i, ayi... yaratandir. Her biri bir yorungede 
yuzmektedirler." (Enbiya, 33) 

Bilindigi gibi yildizlann, gbk cisimlerinin hareketleri bizzat 
degildir. Aksi takdirde feleklerin yirtilmasi gibi bir durum sbz 
konusu olacaktir. Oysa biliyoruz ki yuce Allah felekleri "yedi 



72 

zorlu" olarak nitelendirmistir. Yani felekler bozulmaz, fesada 
ugramazlar. Bu ayni zamanda yildizlann, gbk cisimlerinin 
felekler uzerindeki hareketlerinin araz ile olmasimn da im- 
kansizhgini da kanitlamaktadir. Yani onlar tasiyicilarimn 
hareket etmesiyle hareket etmektedirler. Gemide oturan 
yolcu gibi. Qunkij gemi denizde yuzmektedir. Gemi bizzat, 
gemide oturan yolcu da bilaraz hareket etmektedir. Yildizla- 
nn hareketleri araz oldugu halde, tasiyicilan degil, onlarin 
hareketlerinin zikredilmesinin sebebi, hareketlerinin musahe- 
de edilir, gozle gorulur olmasidir. Qunkij parlayan ve isik 
sagan cisimlerdir. Tasiyicilarimn hareketleri ise ancak icle- 
rindeki gbk cisimleri aracihgiyla anlasilmaktadir. Tipki mavi 
bir atlas uzerindeki inciler gibi. Sanki gbk cisimlerinin sahisla- 
n felek gemilerinde oturmus yolcularmis ve felek gemileri de 
uzaym kaza denizinde yuzuyormus, kudretin kader vadisinde 
yol ahyormus gibi. 

"I§te bu, aziz olan (ve her §eyi) pek iyi bilen Allah'in tak- 
diridir." (Enam, 96) 

"Denizde yuce daglar gibi yukselen gemileri" (Rahman, 
24) olan ve karalarda da yuruyen gemiler gibi alametleri olan 
Allah noksan sifatlardan munezzehtir. 

Yedinci hususiyet: Her bir felek kendi basma bir turdur 
ve baskasi ona hakiki anlamda benzememektedir. Bunu 
derken mahiyetin tumii itibariyle benzerligi kast ediyorum. 
Qunkij feleki cisimlik itibariyle benzerlik soz konusu olabilir. 
Bu, arazi olan salt blgu baglaminda unsurlarla ortak olmala- 
rindan tamamen farkh bir durumdur. Bilakis her bir felek ile 
geri kalan felekler arasinda su ile ates arasindaki gibi hakikat 
bakimmdan tarn bir ayrihk vardir. Bunun delili de her birinin 
kendine has bir mekanda bulunuyor olmasi, baskasinm bu 
mekana girmesinin, kendisinin de baskasinm mekanina 
girmesinin mumkun olmamasidir. Qunkij ihtiva eden latif sey, 



73 

ihtiva edilen yogun seye dbnusmez. Bunun tersi de olmaz. 
Su halde mekanlann farkhhgi illetlerin farkliligimn kanitidir. 
Diger bir kanit da sudur: her bir felegin, diger feleklerin illetle- 
rinden bizzat farkh olan bir illeti vardir ki ileride buna degine- 
cegiz. illetlerin farkhhgi da malullerin farkliligimn illetidir. 
Qunku illet malule benzer. Bir seye benzeyen de zorunlu 
olarak onun ayri oldugundan ayri olur. Benzemesi zorunlu 
olarak ayni cinsten oldugunu gosterir. Bu takdirde turler de 
fasillara ayrihrlar. Eger ayrihk cinsleri ve turleri uzerinden 
olursa, sahislan uzerinden de olur. Bu ise felekler uzerinde 
yirtilma ve fesadi gerektirir. Felekler uzerinde fesadin olma- 
sina dair yaklasimm fasit oldugu daha once kanitlanyla 
ortaya kondu. 

Diger bir delil de sudur: Eger ayni turden olurlarsa arala- 
rinda imtizag, cuzleri arasmda kaynasma gergeklesir. Bir su 
ile diger bir su arasmda gerceklestigi gibi. Qunku aralannda 
engel soz konusu olmaz. Qunku her biri oburuyle dis siniri 
ve igbukeyi itibariyle temas halindedir. Zorunlu olarak arala- 
nnda bosluk diye bir sey de olmaz. Kisaca sbyleyecek olur- 
sak tabiatlann benzerligi benzeriyle kaynasmasini ve ona 
donusmesini caiz kilar. Ama tabiatlann ayrihgi boyle bir 
kaynasmayi kabul etmez, uzaklasmayi gerektirir. Su ile yag 
arasmda oldugu gibi. Bu da tabiatlann farkhhgi durumunda 
kaynasmanm, butunlesmenin olmayacagmin delilidir. 

Sekizinci hususiyet: Su ulvi ve serefli cisimler arz kabi- 
liyetlerine ve sufli maddelere suret ve arazlar bahsetmeye, 
yansitmaya hazirdirlar. Bunu kulli ve cuzi olmak uzere iki 
agidan gbz bnunde bulundurmak gerekir. Kulli agidan: Atese 
mucavir olan bir sey, yakm oldugu icin hareketin kuvveti 
aracihgiyla atesten atesin ve nurani sureti kabule hazir olur. 
Ondan uzak olan toprak ise atesi sogutur, yogunlastinr, 
sakinlestirir, yeniden karanhga, katihga, donukluga ve 



74 

sertlige dbnusturur. Cuzi acidan: Gunesin onikinci burca 
girmesiyle bitkilerin ve hayvanlann tohum, dogum, zeka ve 
aptalhk gibi nasil degisik haller arz ettiklerini gbz onunde 
bulundur. Yine ayin yirmi sekizinci menzile girmesi, ayni 
sekilde sair gok cisimlerinin, yildizlarm burglara, derecelere, 
dakikalara, saniyelere ve saliselere girmesi ile de benzeri hal 
degisiklikleri meydana gelir. Butun bunlar astronomi ilminde 
genel ve aynntih sekilde agiklanmislardir. Bununla beraber 
insan akh bu cuziyati idrak etmekten acizdir, yetersizdir. Kulli 
tesirler ise kulli bir ilim olarak insan akhnca bilinmektedir. 

Allah, gbklerin ve yerin yaratihsinda gizli, sakh sirlari, bi- 
linen ve yazilan hikmetleri herkesten daha iyi bilir. 

"Rabbimiz! Sen bunu bo§una yaratmadin. Seni tesbih 
ederiz. Bizi cehennem azabindan korul" (Al-i imran, 191) 

Nubuvvet dolunayindan, risalet erinin lisanmdan (salat 
ve selam iizerine olsun) bu ayetle ilgili olarak sbyle bir sbz 
sadir olmustur: 

"6u ayeti okuduktan sonra agzim silen ki§iye yaziklar ol- 
sun!" 

Yani varhgm akillara durgunluk veren halleri ve sirlari 
iizerinde dusunmeyen, varhgm akil almaz fiillerini ve eserle- 
rini enine boyuna tefekkur etmeyen kisiye yaziklar olsun! 
Nitekim yuce Allah gbge bakip ibret almamizi emrederken 
sbyle buyurmaktadir: 

"Ostlerindeki goge bakmazlar mi ki, onu nasil bina etmi§ 
ve nasil donatmi§iz! Onda higbir gatlak da yok." (Kaf, 6) 

Allah'im! Bizi melekutunun mulku uzerinde dusunen, 
ceberutunun dairesi icinde yuruyup dbnenlerden eyle..Amin. 



75 



BABIN SONU: 

Bu genel agiklamalardan anlasihyor ki felekler, unsurlar 
cinsinden ve turunden degildirler. §u halde feleklerde agirhk, 
hafiflik, sicakhk, sogukluk (bunlar dogrusal hareketin sifatla- 
ridir ve biz feleklerde dogrusal hareket olmadigini ortaya 
koyduk), yashk, kuruluk (bunlar da kolayhkla veya zorlukla 
yirtilmanin gerekleridir) gibi alti sifat bulunmaz. Bu cisimler 
bu sifatlardan beridirler. Qunku bunlar zat ve sifat olarak 
ustun cisimlerdir ve unsurlara has pislikler onlardan kaldinl- 
mislardir. §u halde vehim esash siirsel mezheplerin kesat ve 
atalet bngbren anlayislan bir kenara atilmis, fesat ve iptali 
bngbren uydurma ve yerilmeyi hak eden gbrusler gurumus 
oldular. Bunlann "felekler su ve ates gibi varhklarin tabiatla- 
rina sahiptir", seklindeki yaklasimlan bosa cikmistir. O halde 
felekler icin besinci bir tabiat sbz konusudur ki bu tabiat 
tezattan olabildigince uzak, itidale de mumkun oldugunca 
yakindir. Bu tabiati asan, zati ile hayat sahibi olan nefs-i 
natikanin nurlarmdan biri olan daimi hayati kabul eder. Oy- 
leyse felekler; faal akillannin olduguna delalet eden nefislere 
sahiptirler. Qunku dairesel hareket, nefs-i natikasinin bulun- 
duguna delalet eder. ileride deginecegimiz gibi nefis de akla 
delalet eder. 

Unsuri varhklara gelince... Bunlar, kesinlikle mutedil de- 
gildirler. Aksine zittirlar ve olabildigince zithk yansitirlar. Ates 
gibi. Ki, cismani alemde ondan daha sicak bir varhk yoktur. 
Ve toprak gibi. Ki alemde ondan daha soguk bir varhk yoktur. 
bu durum diger unsuri varhklar icin de gegerlidir. Bunlar 
hayati olumsuzlayan zithgi banndirdiklan igin hayata kabil 
degildirler. Ama aralannda bir kaynasma meydana gelmesi, 
her birinin keskinliginin kinlmasi, neticede hayata elverisli 
itidal noktasma yaklasmasi baska. §u halde mizacm itidal 



76 

noktasina yakin ve uzak olmasina bagh olarak unsuri varhk- 
lar uq nefse kabil olurlar. Bunu derken dogurgan nefisleri 
kast ediyorum. Buna gore nefis saliki, tersyuz olmus bir yol 
olan nefis sureti yolunu bin yil izler. Egri bir yol olan hayvan 
sureti yolunu bin yil izler. Dosdogru yol olan insan sureti 
yolunu da bin yil izler. Bu yollar, zitlann dusmanhklanyla dolu 
kevn ve fesat alemi cehennemi uzerine kurulan kbprulerdir. 
Nitekim dogrulugun kaynagi ve hakkin membai (s.a.v) "Ce- 
hennem arzda(yerde), cennet ise semavatta(gokde)" buyur- 
mustur. 

Oyleyse basit unsurlar cansizdirlar. Onlarda hayat bu- 
lunmaz. idrak etmezler. itidal uzere gergeklesmis murekkep- 
leri baska. itidal ortadan kalkinca hayat da ortadan kalkar, 
terkip gbzulur. Bu ise blumdur. Bu yuzden bizim alemimize 
blum ve bozulma alemi denmistir. Yuce Allah bu ince ayrinti- 
ya dikkat gekmek maksadiyla Rasulune (s.a.v) ve butun 
insanlara su hitabi ybneltmektedir: "Muhakkak sen de ole- 
ceksin, onlar da olecekler." (Zumer, 30) Yani sen blusun, 
onlar da bludurler. Burada bir seyin sonunda alacagi hal ile 
isimlendirilmesine brnek olusturacak bir ifade kullanilmistir. 
Qunku gelecek olan her sey yakmdir. 

Feleklerin basitlerine gelince.. Bunlarm daimi bir hayatla- 
n ve Allah'in arzin(yerin), semavatin(gbgun) ve bu ikisinin 
uzerinde bulunan varhklarin mirasmi devralacagi gune kadar 
kaim olacak bir cisimleri vardir. Yuce Allah'in mutlu ve bed- 
baht nefisleri vasfederken birincilerin cennet derecelerinde, 
ikincilerin ise asagihk derekelerinde, Allah'in diledigi haric, 
sonsuza kadar devamh kalacaklarmi vurguladigini gbrmuyor 
musunuz? Ama burada da sonsuzluk ve devamhliktan istis- 
na tutulurken bunun ilahi mesiyete bagh oldugu da dile geti- 
rilmektedir. Qunku feleklerin hareketleri eninde sonunda 
yoklukla, acizlikle, helakla ve kusurla karsilasacaktir. Uzun 



77 

bir sure, alabildigine devam eden bir zaman devam etse de 
bu sona varmasi kagimlmazdir. Tabi diger cisimlere gore bu 
kadar uzun sure varhgini devam ettirmesi serefinden, 
nuraniyetinden ve suretlerinin devamlihgindan ileri gelmek- 
tedir. Bu baglamda bir terkip sbz konusu degildir, gunku 
terkibe ihtiyag yoktur. Bu yiizden onlara olurn de yoktur. 
Nitekim "esir aleminde blum yoktur" denilmistir. 

"Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, i§te asil ya§a- 
ma odur. Ke§ke bilmi§ olsalardi!" (Ankebut, 64) 

Ben, su dosdogru yol uzere hareket eden evrensel sis- 
tern karsismda hayrete dusen ve "felekler nasil canh, konu- 
san, akleden, itaat eden olabilirler? Oysa baslari, kuyruklan, 
sehvetleri, gazaplan, zahiri ve Batmi duyulan, agik ve gizli 
tabii kuvvetleri yoktur?"diyenlere hayret ediyorum. Bicaksiz 
bogazlanmis, keskin ibareler kihciyla bldurulmus, isaretlerle 
dogranmis, daha dogrusu ayakta uyuyan bu zavalh yeryu- 
zunde yasayan baslari ve kuyruklan bulunan kopek ve kurt 
gibi canhlan musahede etmekte ve kendi iginde basi, kuyru- 
gu, sehveti ve gazabi bulunan sekil verilmis, tasvir edilmis ve 
aydinlatilmis bu heykelden baska bir sey tasavvur edeme- 
mektedir. 

Bu vasiflann, kuvvetlerin, azalarm ve derilerin cismani 
canlilarm anlaminin di§inda olmamakla beraber idrak sahibi 
diri (hay) kavramma dahil olmadigmi anlayamamaktadir. 
Canh ile hay (diri) arasmda fark vardir. 

Canh, beslenen, hassas ve iradeyle hareket eden bir 
nefse sahiptir. 

Hay ise, akil sahibi, idrak eden ve faal bir cevherdir. 



78 

Bu yuzden yuce Allah ve O'nun mukarreb kullari Hay o- 
larak vasfedilirken canh olarak vasfedilmemislerdir. Nitekim 
yuce Allah sbyle buyurmustur: 

"Allah, O'ndan ba§ka Hah yoktur; O, Hayydir, Kayyum- 
dur. "(Bakara, 255) 

Bunun gibi daha birgok ayet brnek olarak gbsterilebilir. 
Oysa bu tanima sasiran adam eger kendi icinde yeterince 
dusunse, derin derin tefekkur etse, akleden ve akledilen 
nefsinin konusan, kiyam eden, anlayan oldugu halde bassiz, 
kuyruksuz, sehvetsiz ve gazapsiz oldugunu anlayacaktir. 
Belki de yuce Allah'in felekleri bvme baglammda buyurdugu 
su ayeti unutmu§tur: 

"Her bin bir yorungede (felekte) yuzmektedirler. " (Enbiya, 
33) 

Bir yerde §byle buyrulmaktadir: 

"Hani biz meleklere (ve cinlere): Adem'e secde edin, 
demi§tik. Hepsi secde ettiler." (Bakara, 34) 

"Gune§i ve ayi gordum; onlan bana secde ederlerken 
gordum. " (Yusuf, 4) 

Rasulullah efendimiz (s.a.v) de §6yle buyurmu§tur: 

"Gune§ batarken onu arsin altina gotururler. Dogacagi 
sirada Allah' a secde eder, sonra dogar." 

Cansiz bir varhk tesbih eder mi, yuzer mi, secde eder mi, 
ulular mi, tehlil ve tesbih getirir mi? Arap dilinde cansiz var- 
hklar "vav ve nun"la cogul yapihr mi?.. 

Aklen hayat ve ruhun en degersiz canhlar olup batakhkta 
ureyen hasere ve sivrisinek gibi canhlara, higbir yarar ve 
zarar dokundurma gucij olmayan sineklere hulul etmesi 



79 

mumkun ise, hayat ve nefsin en buyuk, en nurlu, en serefli, 
en ahir, semanm reisi, isigm bahsedicisi, heybetin sergileyi- 
cisi, havanin kaynagi, sari isik zerrelerini kara karanhga 
yansitan, yed-i Beyza mucizesi, hazir olusu ve ortadan kay- 
bolusu ile gunduz ve geceyi meydana getiren, belli bir sistem 
dahilinde hareket etmesiyle dort mevsimi meydana getiren, 
dunyanin gbz nuru, ahiret yurdunun yolunun aydinlaticisi, 
dunden bu gune gunese tapanlann mabudu ve kiblesi, sun- 
net ve cemaate muhalefet edenlerin itaat ve ibadetle ybnel- 
dikleri bu buyuk gunes cisminde neden olmasm? Yine en 
buyuk ulvi cisim, yuce semalan ihtiva eden, buyuk kugijk 
butun ulvi cisimleri ihata eden, seref ve azameti dahi akil 
erbabinca ikrar edilen, keramet ve ululugu fazilet sahibi zeka 
ehlince itiraf edilen varhkta neden hayat olmasm? Hatta 
Musebbihe ve Kerramiye ekollerinin ileri gelenleri kendi 
zanlannca "Allah'm arsm uzerinde oturdugunu" soylemisler- 
dir. Onlari boylesine buyuk ve iddiah bir soz sbylemeye iten 
sey, arsm curmunden, azametinden ve serefinden baska bir 
sey olabilir mi? Hem yuce Allah mukaddes zatmi yuce arsa 
izafe ettigi gbrulmijyor mu? 

"O yuce Ar§'m sahibidir." (Tevbe, 129) 

"O, kerim Ar§'m sahibidir." (Muminun, 116) 

"Qok yuce Ar§'in sahibidir. " (Buruc, 1 5) 

Neden "Zerrenin, haserenin, sinegin ve karincanm rab- 
bidir" dememistir? Boyle bir iddiada bulunmak akil yetersizli- 
ginden, anlayis zayifhgmdan ve basiret eksikliginden baska 
bir sey midir? 

"Ars'in Rabbi olan Allah, onlari n yaki§tirdiklan sifatlardan 
munezzehtir. "(Enbiya, 22) 



80 

"Dogrusu hamd Allah'a mahsustur. Fakat onlann gogu 
(bunu) bilmezler. "(Nahl, 75) 

ikinci Kutub: Guney kutbudur ki ruhaniler iklimi onun 
asagisindadir. Nasil ki cismani varhklar kemal ve seref itiba- 
riyle ulvi ve sufli olmak uzere iki kisma ayrildiklan gibi ruhlar 
da bbyle bir taksime tabidirler. Bu yuzden sozunu ettigimiz 
bu iklime iki kapi acihr. 

Birinci kapi, sufli nefislerdedir. Nefsin siniri ise arzi ve 
semavi varhklan kapsayacak genelliktedir. Bu ise tabii ve 
aletsel cismin ilk kemalidir. Aradaki rabitada dort kayit vardir. 

Birincisi: ilk kemaldir dememizdir. Bu soz, ilim ve sair 
nefsani vasiflar gibi ikinci derecedeki kemallerden ayirt et- 
meye yoneliktir. Qunku bunlar ikincil kemallerdir ve ilk kema- 
le dayah olarak belirginlesirler. ilk kemal ise nefsin kendisidir. 
Qunku hayat sahibi bir cisim, bizzat hayat sahibi bir nefisle, 
bunun ardmdan ilimle de vasfedilmese, bilen olarak nitelen- 
dirilemez. 

ikincisi: Arazdan ayirt etmeye iliskin sbzumuzdiir. Qun- 
ku nefis, araz kemaline elverisli degildir. Bunun nedeni de 
bizzat kaim olmamasidir. Bu yuzden faaliyetlerine kabil 
degildir. 

Ucuncusii: tabii oldugunu soylememizdir. Bununla da 
divan gibi yapilmis cisimlerden ayir etmeyi amagladik. Qunku 
aletsellige de elverisli degildir. 

Dordiinciisii: Aletseldir, dememizdir. Bununla da unsuri 
basitlerden ayirt etmeyi amacladik. Qunku nefsin failini kabul 
etme istidadma sahip degildir. Bunun nedeni de ifrat ve tefrit 
kapilan arasmda dbnmesidir. Hayat gucune kabil olmak igin 
ifrat ve tefriti engelleyen itidalin olmasi zorunludur. Kabul ve 
ret arasmda gidip gelen sinirm aciklamasi budur. 



81 

Kisimlanna gelince: Bil ki, cisimler alemini idare eden 
nefisler bes gift gugten ibarettir: Tabii, bitkisel, hayvani, insa- 
ni ve feleki. Bu bes ciftle sinirh olmasimn gerekgesi ise su- 
dur: Nefisten herhangi bir fiil sadir oldugunda, fiilin kaynagi 
ya kendisinden sadir olan seyin bilincindedir ya da degildir. 
Eger degilse bu fiil ya bir tarzda sadir olmaktadir ya da farkh 
tarzlarda sadir olmaktadir. 

Birincisi, Tabii kuvvettir. ikincisi ise: Bitkisel nefistir. Eger 
kendisinden sadir olan fiilin bilincinde ise, bu durumda da ya 
ayni tarzda sadir olmaktadir ki bu da Feleki Nefistir ya da 
degisik tarzlarda sadir olmaktadir. Bu takdirde de idraki ya 
makul kulliyatlara ybneliktir veya maddi cuziayata... 

Birincisi: Beseri nefs-i natikadir, ikincisi: Hayvani nefistir. 
iste butun cisimler alemini idare eden bes kuvvet budur. 
Bunlarm dbrdu olus ve bozulus (kevn-u fesad) aleminde, biri 
de felekler alemindedir. 

Yukarda izah ettigimiz bu taksimden de agikga anlasila- 
cagi gibi nefisler, kemal serefi derecesiyle eksiklik algakhgi 
derecesi arasmda dbnup durmaktadirlar. Bazisi gayet sufli 
ve karanlik oldugu igin esfel-i safiline dusmektedir. Bunlar 
bitkisel ve hayvani nefislerdir. Bu yuzden hitaba muhatap 
olma ehliyetine ve soru cevap kabiliyetine sahip degildirler. 
Dolayisiyla azarlama ve Kitab yukumlulugunden kurtulmus- 
lardir. 

Kimisi de gayet kamil ve nurani olduklan igin yuceler yu- 
cesine (alay-i illiyyin) yukselirler. Bunlar ise feleki nefislerdir. 
Bunlar da hitap yukumlulugunden ve azar zorlugundan uzak- 
tirlar. Qunku kemalleri teklifi kabul etmekten mustagnidir. 
Bilakis ilk andan itibaren Rablerine itaat etme bzelligine 
sahip olarak yaratilmislardir. Nitekim yuce Allah bu gibi 
nefisler hakkinda sbyle buyurmustur: 



82 



"Ikisi de «isteyerekgeldik» dediler." (Fussilet, 11) 



Nitekim bitkisel ve hayvani nefisler de musahhar kilma 
ve itaate icbar etme tarzinda yaratilmislardir. Musahhar 
oluslan, itaat edisleri iradelerine ve segmelerine gore degil- 
dir. Nitekim yuce Allah bu gibi nefislerle ilgili olarak soyle 
buyurmustur: 

"Bitkilerve agaglar secde ederler." (Rahman, 6) 



Beseri Nefisler "iNSANIN MAHiYETi" Hakkinda: 

Bazi nefisler de bu iki tur arasmda gidip gelirler, ne onla- 
ra ne de bunlara aittirler. Beseri nefislerden soz ediyoruz. 
Bazen bas asagi esfel-i safiline dogru yuvarlanir, hayvanlar, 
yirticilar derecesine katihrlar. Bu, sehvet ve gazap gucunu 
kullanmaya meylettiklerinde gergeklesir. Bazen yukari dogru 
sidretu'l muntehaya yukselir ve pek seven sultanm katmdaki 
ovulmus ve vaat edilmis makama ulasirlar. Bu da ilim ve 
amel kuvvetlerini kemale dogru kullanma egilimi igine girdik- 
lerinde gergeklesir. Bu yuzden goklere (semavata), yere 
(arza) ve daglara sunulan, ama onlarm yuklenmekten kagin- 
diklari, cekindikleri emaneti ustlenmis, diyanet sorumlulugu- 
nu yuklenmislerdir. Bu varhklarin yuklenmekten kagmdigi 
emaneti insan yuklenmistir. 

"Biz emaneti, (semavata) goklere, yere (arza) ve daglara 
teklif ettik de onlar bunu yuklenmekten gekindiler, (sorumlu- 
lugundan) korktular. Onu insan yuklendi." (Ahzab, 72) 

Burada sbzu edilen emanet, marifettir veya yukumluluk 
yahut ibadet ya da itaattir. Bunlardan hangisini ahrsan geger- 
lidir. 



83 

Bu emanet gbklere (semavata), yani gokteki nefislere; 
(arza) yere, yani bitkisel nefislere; daglara, yani hayvani 
nefislere teklif edilmis ve bunlar bu emaneti yuklenmekten 
kacmmislardir. Bunu yuklenmekten, kabullenmekten kacm- 
malari emanetin kamil, onlarm ise noksan olmasmdan dola- 
yidir. insan bu emaneti yuklenmistir, gunku ilim ve amel 
makamini elde etme istidadina sahiptir. 

Nefis kavrami, hukema tarafindan kullanildigi zaman, i- 
barelerin farkhligma gore farkh lafizlarda belirginlesir. 

Birincisi, Kemal. §6yle ki: Cisim, cisim olmasi hasebiyle 
eksiktir ve kendisine taalluk eden seylerle kemal bulur. 

ikincisi, Kuvvet. Kuvvetten de fiiller sadir olur. Bir seyden 
de herhangi bir fiil sadir olursa kuvvet olarak isimlendirilir. 

Uguncusu, Suret. Qunku beden ona ait bir madde konu- 
mundadir. 

Nefis Hakkinda: 

Nefis, zuhur veya vucut (iki farkh nitelemeye gore) ale- 
mine ancak nutfenin fiillerini serdetme kabiliyetine sahip 
olmasi durumunda katihr. Surete nispetle madde igin de ayni 
durum gegerlidir. §u halde nefsin suret olarak isimlendirilme- 
si bu itibarladir. Oyleyse bncelikle insan nefsiyle baslayahm. 
Qunku melekut aleminden agilan ilk kapi; insan nefsidir. 
Nitekim Rasulullah (s.a.v) tariklerini yolunu izlemeye basla- 
yan salikleri egitmek maksadiyla sembolik bir ifadeyle soyle 
buyurmustur: 

"Once kendi nefsinden ba§la, sonra ba§kalanna anlat." 

Bu yuzden ben diyorum ki: Usui ve kelam ilimlerinde de- 
rinlik kazanmis ama vehimlerin etkisinden kurtulamamis bazi 
kimselerin dilinde soyle iki tanim dolasmaktadir: 



84 

- insan, su maddi ve sekil verilerek islenmis heykelden, 
bblumlu ve pargah bedenden ibarettir. 

Maddi alemin ensesine bindigini, makulat denizinin bi- 
linmezliklerine daldigini iddia eden bazilan ise sunu ileri 
suruyorlar: 

- insan, su maddi heykelin igine sizmis latif bir cisimdir. 

Ozetleyecek olursak: Usui ilminde maharet kazanmis, 
kaideler ve fasillar hazirlamakla belirginlesmis cedel ehli, 
maalesef maddi varhgm btesine gegebilmis degildirler. Qun- 
ku Allah'm, su degersiz, kirli maddi alemden baska daha 
serefli, daha ustun, daha saglam, daha muhkem, bozulmaz, 
helak olmaz, unsurlar ve felekler aleminin kaynagi baska bir 
aleminin olmadigmi saniyorlar. Kuskusuz yukanda yer verdi- 
gimiz insana dair her iki tanim da dogrudan sapmadir ve 
elestiri oklarmin hedefidir. Qunku insan, kesinlikle ecram 
(cisimler) aleminden bir sey degildir. Bilakis o ilahi bir 
cevher ve sir, latif, melekuti, lahuti bir mesale, ruhani bir 
kelime, sultani ve rabbani bir isim, zamansal ve mekan- 
sal olmayan bir fiildir. insan "kaf ve nun"la yazilan bir 
harf, "ol ve oluverdi" misalinden kaynaklanan bir emir- 
dir. insan, "kaf" daginin dibinden akan bir nehirdir. in- 
sanlann kana kana igtikleri "Sad" denizinin essiz bir 
avidir. Su murekkep heykel (beden) ise, insan igin bir 
gemi konumundadir. insan denizi onunla cismaniyati 
gegmektedir. 

Hayret ki hayret!.. Maddi alemde gemi denizin uzerinde 
yuzerken, burada deniz gemiye binmis bulunuyor. Kalbinin 
basiretini tasdik et, gozunun bebegini iyi ag ve su sembolu, 
su gizli sirri anla. Sbyle ki ibn Abbas: "Sad. Ogut veren 
Kur'an'a yemin ederim." (Sad, 1) ayetini tefsir ederken "Sad, 
Mekke'de bulunan bir denizdi ve Rahman'in arsi onun 



85 

uzerindeydi. Qunku o zaman ne arz vardi, ne sema vardi, ne 
hava vardi ne de su." demektedir. Oyleyse Hz. Musa'nin 
bulundugu "Tur / Kutsal vadi" ve "mubarek bolge" olarak 
isimlendirilen deniz, Muhammedi ruhtur. O taskm bir deniz, 
ovgijye deger bir bilgi kaynagidir. Qbl hararetinden kavrulan- 
lar, cemadat soguklugundan susayanlar ondan kana kana 
igerler. Onun kaynagindan testilerini, kaplanni doldururlar. 
Kevser havuzu onun pinarlanndan biridir. Mekke kutsal 
bblgedir. Dokunulmazdir, guvenlidir. 

"Kendi katimizdan bir nzik olarak her §eyin urunlerinin 
toplamp getirildigi, guvenli, dokunulmaz bir yer... Fakat 
onlarin gogu bilmezler." (Kasas, 57) "Oraya giren emniyette 
olur. "(Al-i imran, 97) 

Rahman'in arsi onun iizerindedir. Bu ise cok siddetli bir 
kuvvetle Muhammedi ruhu buruyen Cebrail'dir. Ki onu ilim ve 
amel aracihgiyla kemale erdirmek suretiyle kuvveden fiile 
gikarsin. 

"Insanlar igin kurulan ilk ev" (Al-i imran, 96)dir. Qunku 
Ruhu'l Kudus, maddi alemden bin yil once yaratilmistir. 
Nitekim ummi Rasul (s.a.v) buna soyle isaret etmistir: "Allah 
ruhlari bedenlerden bin yil once yaratti." Yani bir goz acip 
kapama am gibi tek olan emir alemi ile cbmertlik membam- 
dan uzakhgm en uc mertebesinde bulunan halk alemi ara- 
sinda akil ve nefis alemleri olmak tizere iki alem vardir. 

Orada "Ibrahim'in makami vardir." (Al-i imran, 97) Yani 
Tevhit makami. Ki ibrahim (a.s) bu makamda "Tevhid ma- 
kammda" soyle demistir: "muhakkak ki ben vechimi "0"na 
gevirdim hanif olarak.. "O" semavati ve arzi yaratandir, ben 
mu§riklerden degilim." (Enam, 79) Bu makama bu sbzu 
tasdik ederek giren kimse, sirk gailelerinden emin olur, kufur 
ve suphe azabmdan kurtulur. Orasi Allah'm kalesidir. Qunku 



86 

yuce Allah kudsi bir hadiste soyle buyurmustur: "La ilahe 
illallah, benim kalemdir. Benim kaleme giren kimse azabim- 
dan emin olur." iste en bijyuk kanitlarla donatilmis yol budur 
ve bu camur ve yun ehline karsi da buyuk bir kanittir. Nite- 
kim Hac gagnsi, kadm erkek butun insanlara yapilmistir. 
"Insanlar arasinda hacci ilan et ki, gerek yaya olarak, gerek- 
se nice uzakyoldan...sana gelsinler." (Hac, 27) 

Dolayisiyla butun bmrunde bir kere umre veya hac yap- 
mak seklinde Celal kabesine varmak uzere ihrama giren, 
yuzunu Cemal mescidine donduren, kalbinin en derininden ic 
gecirerek ve haykirarak Rabbinin buyruguna kosan, kuvvet- 
ler akrabalanni ve vatanlanni terk eden, iliski baglanni kopa- 
ran kimse, evinden ayrilarak Allah'a ve Resulune hicret etmis 
olur. Eger bu yolda blum vaki olursa, Allah katinda sevap 
kazanir. "Hig kimse nerede olecegini bilemez." (Lokman, 34) 
O halde "onlardan guzellikle aynl." (Muzzemmil, 10) "Butun 
varliginla O'na yonel." (Muzzemmil, 8) Qunku hicret, Allah'm 
yasakladiklarmi terk etmen, Allah'tan baskasmi kalbinden 
tutup atman ve butun varliginla Rabbine ybnelmen bir baska 
ifade ile blmeden blmek demektir. 

Sonra bu yokuslan ve menzilleri kat etmeye baslar. Kay- 
naklann, membalarm basina gelir. Makam-i Mahmuda ulasir. 
Kesintisiz akan zemzem suyundan iger. Vaat edilen havuza 
dalar. Eger iyilerden (ebrar) ise "Kafur katilmis bir kadehten 
(cennet §arabi) iger." (insan, 5) Eger yakin olanlardan 
(mukarrebinden) ise "muhurlu halis bir igki sunulur. Onun 
igiminin sonunda misk kokusu vardir... Kan§imi 
Tesnim'dendir. (O Tesnim Allah'a) Yakin olanlann 
(mukarrebinin) igecekleri bir kaynaktir." (Mutaffifin, 25) ikinci- 
si birincisine gore daha saf olsa da bunlar kansimi olan iki 
pmardir. Ama kansimsiz saf sarabi igen kimse, onu cbmert- 
lik ve lutuf kaynagmdan iger. Nitekim yuce Allah soyle 



87 

buyurmustur: "Rableri onlara tertemiz bir igki igirir." (insan, 
21) Rasulullah (s.a.v) "Rabbimin yamnda geceledim."... 
"Benim Allah'la gegirdigim bir vaktim vardir." derken bu 
makama isaret etmistir. iste butun bu asamalan gecen kimse 
Hac gbrevini yerine getirmis, Umre ziyaretinde bulunmus, 
emredileni yerine getirmistir. Fakat "Kim inkar ederse bilme- 
lidir ki, Allah butun alemlerden mustagnidir." (Al-i imran, 97) 
ve iste bunun igin Rasulullah (s.a.v) "Hacca gitmeden olen 
kimse ister Yahudi olarak olsun ister Hiristiyan olarak olsun. " 
Buyurmustur. 

iste hac mekanmi Ummu'l kura vadisinde kuran, en bu- 
yuk evin temellerini yukselten seyhin (ibrahim'in) tarikati 
budur: "Ibrahim, ne yahudi, ne de hiristiyan idi; fakat o, 
Allah' i bir tamyan dosdogru bir hanif musluman idi." (Al-i 
imran, 67) 

Ya da beden insan icin sirtma bindigi bir binek gibidir. 
Onun sirtinda cismaniler gbllerini asar, corak cuziler sahrala- 
rini kat eder. Ya da bir ag gibidir ki onunla hissi ve vicdani 
olgulan avlar. Bu babda zikredilen bunun gibi daha birgok 
ornek vardir ki butun bunlari anlatmak bu kitabin kapasitesini 
asar. 

Burhanlar (Deliller): 

Maksat en ustun maksatlardan olunca onun burhanlarla 
ve ikna etmeye dbnuk kanitlarla ispatlanmasi bir zorunluluk- 
tur. Burhanlara gelince, bunlar birgok agidan gecerlidirler. 
Bunlari genel baglamda soyle siralayabiliriz.. 

Birinci burhan: ilahi zat, akhn zati, canhhk dismda, da- 
ha dogrusu canm mucerredi dismda disandan ariz olan 
seylerden soyutlanmis canh varhklar gibi yabanci arazlardan 
mucerret kulli varhklar gibi mucerret seylerin varhgmda sup- 
he yoktur. Qunku canm mucerredi mucerret candan daha 



88 

ustundur. Qunku mucerret can mucerretlikle kayithdir. Ama 
canin mucerredi, mucerretlik kaydmdan mucerrettir. Qunku 
kayittan soyutlanmis bir sey soyutlanma gibi mutlakhklarla 
kayithdir. Buna dair ilim de mucerrettir. Qunku bblunecek 
olsa ilmin her bir cuzu eger ona dair ilimse, bu takdirde ciJz 
mahiyet itibariyle kullijn aynisi olur. Bu ise bastan itibaren 
muhaldir. Qunku bir tane malumun, bircok ilimle malum 
olmasini gerektirir. Bu da bir seyin birgok kere bilinmesi gibi 
bir sonuc dogurur. Bu ise gergege aykindir. Qiinku malumun 
bir kere daha malum olmasi imkansizdir. Eger ilmin her bir 
cuzu ilmin gayrisi olursa, bu durumda ilmin bir cuzu ilim 
olmamis olur. ilim olmayan da ya cehalettir ya cehalet ismi- 
nin misdakidir. Dolayisiyla ilmin cehalet veya cehaletin ay- 
rilmazi olan bir cuzu olmus olur. Bu ise imkansizdir. Bundan 
da anlasilacagi gibi mucerret bir olguya dair ilim de mucerref 
olur. Aksi takdirde bir arazin birden gok mahalde kaim olmasi 
sonucu dogar. Bu ise fuzuli bir sbzden bte bir sey degildir. 
Bu ilmin mahalli kendisidir. O halde mucerret bir cevherdir. 

ikinci burhan: Eger nefis bblunmus ise, bu takdirde o- 
nun bir cuzuyle muayyen bir maluma dair bir ilmin ve bir 
cuzuyle de cehaletin kaim olmasi caiz olur. Bu durumda bir 
insanm ayni andi onu bilen ve bilmeyen olmasi da caiz olur. 
Bu ise kesinlikle dayanaksiz ve gecersizdir. 

Uciincu burhan: insan nefsi sayilann artmasi gibi cisim- 
ler alemini ihata eder ve cisim olmaz. 

Dordiincu burhan: Nefis, sayilann artmasi gibi 
mutenahi olmayan seyleri idrak eder ve cisim olmaz. 

Bes. inci burhan: Nefis siyah ve beyaz gibi zitlari bera- 
ber, varhk ve yokluk gibi mutenakiz olanlan birlikte idrak 
eder. Bu yuzden bunlardan biri igin bburunun ziddi ve 
mukabili hukmu verilir. Bir sey hakkinda bir hukum vermek 



89 

mevzu ve mahmulu tasavvur etmeyi gerektirir. Zitlann ayni 
zaman icinde cismani bir mahalde bir araya gelmeleri mu- 
haldir. Bundan da kesin olarak anlasihyor ki zitlara dair 
bilginin mahalli ne cisimdir ne de cismanidir. 

Altinci burhan: Nefis zatini idrak eder. Onun zatmi idrak 
etmesi, zatimn suretinin zatimn icinde resmedilmesi seklinde 
olmaz. Qunkij bu suret eger zatimn gayri ise, bu takdirde 
kendisi, kendisine yerlesen bu sureti biliyordur, ama zatimn 
ayniyle degil. Qunkij bu suret zatimn gayrisidir. Ama bu suret 
zatimn aymsi ise bu takdirde bilinen nefis suretin zatimn 
gayrisi olur. Qunkij bu suretin baska bir suretinin olmasi 
muhaldir. Aksi takdirde bilen oldugu halde suret silsilesi 
tasavvur edilemez bir noktaya dogru uzayip gider. Su halde 
suretin zatimn gayrisidir. Suretin zatimn gayrisi olduguna 
gore cisimsel degildir. Bizim anlatmak istedigimiz de buydu. 

Yedinci burhan: Eger nefis cisim ise, bu takdirde butun 
cisimler idrak eden ve bilen olurlar. Qunkij cisimler cisimlikte 
ortaktirlar. Bazi cisimler idrak eden iseler, bu durumda idrak 
etmesi ya cisimselliginden kaynaklamr veya baska bir sey- 
den. Eger cisimselliginden kaynaklamyorsa, butun cisimlerin 
idrak eden olmalari gerekir. Qunkij illette ortakhk, malulde 
ortakhgm illetidir. Ama idrak eden olusu cisimlige eklenen 
zait bir seyden kaynaklamyorsa ve bu zait sey cisim ya da 
cismani bir sey ise, sbz yeniden basa dbnmus ve imkansizhk 
yeniden belirginlesmis olur. Su halde cisimlerin esyayi idrak 
etmeleri cismani olmayan bir seyden kaynaklanmaktadir. Bu 
da Nefs-i natika dedigimiz seydir. Kur'an buna "Nefs-i 
mutmainne" ve "emirden olan bir ruh" der. 

Eger biri dese ki: "Bazi cisimlerin letafetin en son merte- 
besinde olup bu yuzden esyayi idrak etmesi, bazisimn da bu 
mertebeye ulasmayip, dolayisiyla idrak derecesine gelmemis 
olmasi olamaz mi?" 



90 

Buna cevap olarak deriz ki: Bu sbylediginiz, bizim bur- 
hanlari siralarken sundugumuz ihtimallerin dismda degildir. 
Qunkij idraki gerektiren bu letafet ve idraki engelleyen bu 
yogunluk ya cisim ya cismani ya da zait bir seyden kaynak- 
lanmaktadir. ilk iki ihtimal batil olduguna gore geriye uguncu 
ihtimal kahyor. Bizim aradigimiz da budur. iste burhanilerle 
ilgili agiklama budur. 

ikna etmeye doniik hitabi deliller, insanin Mahiyeti 

ikna etmeye dbnuk hitabi delillere gelince, bunlar da sa- 
yilmayacak kadar goktur. Bu konuyla ilgili birgok ayet vardir. 
Adem (a.s) ve evlatlan hakkinda sbyle buyrulmustur: 

"Ona ruhumdan ufledigim zaman. "(Hicr, 29) 

Ruhullah isa (a.s) hakkinda da sbyle buyrulmustur: 

"(o) Allah'in, Meryem'e ula§tirdigi «kun: OI» kelimesidir." 
(Nisa.171) 

Bunun gibi daha birgok ayet ornek gosterilebilir. Bunun 
yaninda insani cevherin ustunlugune, maddi giysilerden 
armmis kudsi bir sule olduguna dikkat geken bircok ifade 
vardir. Konuyla ilgili birgok hadis de vardir. Ornegin 
Rasulullah (s.a.v) sbyle buyurmustur: "Ben giplak uyanciyim" 
Burada nefsin cismani alakalardan arinmisligma isaret edil- 
mistir. Bir diger hadiste sbyle buyurmustur: "Nefsini bilen 
rabbini bilir." Diger bir hadiste de sbyle buyurmaktadir: "Rab- 
bini en iyi bileniniz nefsini en iyi bileninizdir. " 

Eger nefis ile Rab arasmda, nefisler cisimler arasinda 
olmayan bbyle bir benzerlik olmasaydi Rasulullah (s.a.v) 
Rabbi bilmeyi nefsi bilme sartina baglamazdi. Bu benzerlik 
nefsin miktarsiz ve bblunmez cevher olusundan kaynaklan- 
maktadir. ilerideki sayfalarda bu benzerligi butun ybnleriyle 
ele alacagiz. 



91 

Rasulullah (s.a.v) bir diger hadiste soyle buyurmustur: 
"Allah Adem'i Rahman'in suretinde yaratti." Bir diger rivayet- 
te soyle deniyor: "Allah, Adem kadar kendisine benzeyen 
ba§ka bir §ey yaratmi§ degildir." Zatin, sifatlarm ve fiillerin 
suretine dbnuk bu suretin keyfiyetinin suretini, ilahi nefislerin 
tesirlerinden sbz ederken ayrintih olarak agiklayacagiz. 
Rasulullah (s.a.v) bir diger hadiste soyle buyurmustur: 
"Geceyi rabbimle gegiriyorum, o beni yediriyor, igiriyor." 

Bu hadisler, nefsin serefini, zat ve sifat olarak Rabbine 
yakinhgim, dolayisiyla cismani alakalardan mucerret olusunu 
vurgulamaktadir. Melekut otaginda parlayan nurla meshe- 
dilmis, ceberut yuceligi aydinhgiyla arindirilmis Ruhullah 
Mesih isa (a.s) soyle demistir: Ancak gokten inen goge 
gikabilir." isa'nin (a.s) bu sbzu su ayetin aciklamasi mahiye- 
tindedir: "Ey huzura kavu§mu§ insan! Sen O'ndan ho§nut, O 
da senden ho§nut olarak Rabbine don." (Fecr, 27).. Bir yere 
dbnmek, ancak o yerden geldikten sonra gergeklesebilir. 

Bayezid-i Bestami (r.a) soyle der: "lki alemde onu ara- 
dim, ama bulamadim." Yani zatimi ecram aleminde bulama- 
dim. Baska bir yerde de soyle diyor: "derimden siynldim, kim 
oldugumu gordum." Burada Bayezid insanin maddi heykelini 
deri ve kabuk olarak isimlendiriyor. Bu tanimlama da agikca 
gbsteriyor ki nefis, kabuk mesabesindeki deriden ayri bzdur. 
§u halde hayat sahibi insani nefis, tipki her sene deri degisti- 
ren yilan gibi her gun derisinden siyrilmazsa hikmet namma 
higbir seye sahip olamaz. Denilmistir ki: "Allah He beraber 
olan sofu mekansizdir." Burada hicbir mekanin ihtiva ede- 
medigi bir zatla beraberlikten dolayi nefsin mekandan tecer- 
rut edisine isaret edilmistir. Qunku mekansiz olanla beraber 
olan, mekan sahibi olamaz. §byle de denmistir: "Sofu olan- 
dir, ayridir." yani nefis vardir ve maddeden mucerrettir. Zahi- 
riler soyle demislerdir: "Sofu hak He beraberdir, ondan 



92 

ayndir." Bu anlam, yukanda vurguladigimiz hususlann ay- 
rilmaz bir sonucudur. Bunun gibi maddi alakalardan tecerrut 
etmis, engellerden armmis, neticede mahlukatin Rabbini 
musahede etmis ulularm daha bircok sbzu vardir ki anlat- 
makla bitmez. 

Bu faziletli zatlann nefsin hakikatine dair sbzleri, kati ilmi 
ifade gucu bakimmdan akil erbabimn kanitlarmdan gok daha 
gijglu ve cok daha dogrudur. Qunkij onlar delillerin catisma- 
si, beyan usluplannin cakismasi dismda nefsin hallerinin ve 
mahiyetinin acaipliklerini, eserlerinin ve keyfiyetlerinin garip- 
liklerini ayan zevkiyle musahede etmislerdir. Nasil daha 
gijglij olmasm ki burhan nefisten daha cok sahibinden uzak- 
tir. Qunku hicbir sey insana nefsinden daha yakin degildir. 

Dolayisiyla nefsin kendisini bilmesi musahededir. Bu ise 
aynel yakindir. Nefsin kendisini delille bilmesi ise; ilmel ya- 
kindir. Bunlar arasinda buyuk fark oldugu agiktir. Nefsin 
delilin aracihgi olmadan zatmi bilmesi mumkun olduguna 
gore, delilin aracihgina bas vurmak abesle istigal, bnemsiz 
bir gabadir. Gereksiz yere uzak mesafeleri kat etmektir. 

§eyhu'l islam Dam's selam (Bagdat) sakini, sirlarm Hal- 
laci, fikir denizlerinin dalgici Mansur (Allah ondan razi olsun) 
sbyle der: "neredenin olmadigi yerde zatim belirdi." Bir siirin- 
de de sbyle der: 

Heykelim cisimdir, ozu ortmekte 

Sonsuz ozu ki hakim ve bilen ruhtur 

Ruhla birlikte erbabina donmekte 

Geride kalan degersiz topraktaki heykeldir 

Bu iki beyitte insanm iki zuhuruna ve bu iki zuhurun hasil 
olusuna ayrintih olarak isaret edilmektedir. Birincisi 



93 

dogumdan ibaret olan kuguk zuhur, ikincisi ise blumden 
ibaret buyuk zuhurdur. Bu ikisine, ruhun bedene girmesi 
demek olan mebde ve ruhun bedenden ayrilmasi demek 
olan mead denir. Qunku beden rahimden dogdugu gibi 
nefis de bedenden dogar. Beden nefsin rahmidir. Bu 
yiizden Rasulullah (s.a.v) bu sozun kesin tasdiki ve suphe 
maddesini ortadan kaldiran bir ifade olarak sbyle buyurmus- 
tur: "Insan iki kere dogmadikga melekut alemini goremez." 
Birinci dogumun kuguk, ikincisinin de buyuk olmasinin nede- 
ni sudur: ruhun bedenle beraber olma suresi, bundan sonra 
baslayan berzahtaki kalis suresinden gok azdir. Daha dogru- 
su bu ikisi arasmda bir munasebet yoktur. Kur'an-i Kerim'de 
yer alan bircok ifadede buna agik §ekilde i§aret edilmi§tir. 
Buna §u ayetleri ornek gbsterebiliriz: "Andolsun, ilk yaratili§i 
bildiniz. "(Vakia, 62) 

Dolayisiyla Hallac ilk beyitte yer alan "heykelim cisimdir" 
sozuyle insan mahiyetinin terkibinin zulmani cuzune ve "ozu 
ortmekte" sozuyle de ruhani cuzune isaret etmektedir ki bu, 
insanm halinin baslangici (mebde)dir. ikinci beyitte ise iki 
cuz arasindaki terkibin cbzulmesine, blum dedigimiz ayriligm 
aralanna girmesine ve her bir cuzun kaynaklandigi seye 
dbnmesine isaret etmektedir. Qunku her sey aslma doner. 
Ruh erbabma, cismani heykel ise topraga doner. Bu da 
mead (dbnus)dir. Boylece bu iki beyitte iki zuhurun tahkikine 
isaret edildigi ortaya gikiyor. 

insanm Kuvveleri: 

insanm mahiyetini bildigine gore simdi de insanm kuv- 
vetlerini, yani askerlerini ve yardimcilarmi bgren! O zaman 
bitkisel nefsin hayvani canhhk aynmi bgrenirsin. Qunku bu 
ikisini zatlanyla bilmek mumkun degildir. Bunun nedeni de 
cismani olmalarma karsin mahsus olmamalandir. Bilakis 
bunlarm bilinmesi kendilerinden sadir olan fiiller aracihgiyla 



94 

mumkun olabilir. Bu durum insani nefis dismdaki butun 
makul mevcutlar icin de gegerlidir. Qunku her insan nefsini 
sbzler ve fiiller bir yana sifatlar aracihgiyla da bilmez; bizzat 
bilir. Bildigin gibi nefis, kendini vasitasiz bilir. §u halde hisse- 
dilen fiiller kuvvetlere, kuvvetler de tedbir edicisine, yani 
nefse delalet eder. Bu bir bakima fiillerin sifatlara, sifatlann 
da fiillere dayah olarak yaratildigina ybnelik bir kanittir. 

Bu ikisinden sonra bir salikin izleyecegi baska bir yol, bir 
ibadet edenin gergeklestirecegi baska bir ibadet tarzi yoktur. 
Bunlar iki adimdir ki ulasmis bulunuyorsun, iki tepedir ki 
yukseldin, sonra yaklastm, dinledin ve kulak kabarttm. O 
halde senin ustune dusen, kesinlikle nahnlarini cikarmaman- 
dir. Qunku iki yokusun asilmasmdan, iki yolun izlenmesin- 
den, iki kblenin azat edilmesinden, iki boyutun kutsal vadide 
gecilmesinden, bir kaybolup bir etrafi aydmlatanin, akip 
gidenin musahede edilmesinden sonra iki menzil tarafinin 
mesakkatli, iki merhaleyi kat etmenin zorlu olmasmdan dola- 
yi Rasulullah (s.a.v) sbyle buyurmustur: "Cezandan senin 
affina sigimyorum." Bu fiiller yokusudur. "Gazabindan nzana 
sigimyorum. " Bu da sifat yokusudur. "Senden sana sigimyo- 
rum." bu da zat denizidir. Hip kimsenin buna dalma umidi 
yoktur. Yanma varan hie kimsenin onun havuzundan bir 
yudum icme beklentisi olmaz. Bu yuzden Rasulullah (s.a.v) 
sbyle buyurmustur: "Senin ovgulerini sayamam. Sen kendini 
ovdugun gibisin." Meleklerin su sbzunun anlami da budur: 
"Seni tenzih ederiz, biz seni hakkiyla bilemedik." Boyle iken 
bir kimse O'nun zatini bilmeyi nasil umabilir? Arif (bilen) kisi, 
irfaniyla ihtiva edip ihata ettigi marufu uzerinde bir hakimiye- 
te sahip olur. Allah ise "onlan arkalarmdan ku§atmi§tir." 
(Buruc, 20) O "kullarimn ustunde yegane kudret ve tasarruf 
sahibidir." (Enam, 61) Dolayisiyla Allah, ariflerin marufu 
degil, sultanidir. §efkat edenlerin en sefkatlisi, en merhamet- 
lisidir. 



95 

Bitkisel nefsin kuvvetleri: 

§imdi bitkisel nefsin kuvvetlerini anlatmaya baslayabiliriz. 
Diyorum ki: Biz bitkilerin beslenme, buyume ve ureme gibi 
fiillerini musahede ediyoruz. Bunlar ise ancak bitkinin cis- 
minde yerlesik bulunan kuvvetlerden sadir olabilirler. Bu 
kuvvetler sekiz tanedir. Bunlarm dort tanesi hizmet edenler, 
dort tanesi de hizmet edilenlerdir. Hizmet edilenlerin ilki, 
beslenme gucijdijr. Bu kuvvet besini beslenen cevhere 
donusturijr ki mahsus olan onun yerine gecsin. Buna makul 
cihetiyle de delalet edilir. Qunku gok sicak bir cisim islak bir 
cismi etkilediginde ondan buhar yukselir. Kuru bir cismi 
etkilediginde ise ondan duman yukselir. Buhar islakhk cuzle- 
rinin zerrelerinden, duman ise kuruluk cuzlerinin zerrelerin- 
den ibarettir. ikincisi kuru olan birincisinden daha latif, birin- 
cisi ise yas olan ikincisinden daha yogundur. iste gbzulme 
budur. Heykel yavas yavas gbzulunce, altematifi yerine 
geger. Beden butunuyle gbzulur, terkip dagihr. Hane yikildigi 
igin de nefis gbc eder. Nitekim Fars sairlerinden biri bu an- 
lami soyle ifade etmistir: 

Can yolculuga gikmaya karar verdi. Gitme! Dedim, 

Ne yapayim, hane viran oldu, dedi. 

Bundan da anlasilacagi uzere blumun sebebi; ya bes- 
lenme gucunun durmasi veya besinin bulunmamasidir veya 
dusman baskmi, katledilme, yangin ve bogulma gibi blumcul 
felaketlerle beliren ecellerdir. Butun bunlar, blumun bizzat 
sebepleri degildirler. Hukema, ayrihk acisini gerektiren bu- 
tunlijgun ayrisip bozulmasmi bizzat blum olarak ortaya koy- 
muslardir. Yine hukema, butunlugun ayrismasmin bizzat 



96 

elem verici oldugunu soylemislerdir. Yemameli Zerka 3 gibi 
keskin bakislan olan seyh imam allame Muhammed er-Razi 
bu meselelerin tumunde hukemaya muhalefet etmistir. 

Bunun da dort hizmetgi kuvveti vardir. Biri besini cezp 
etme ve tutma kuvvetidir. Ozellikle hazmetmesi bnemlidir. 
Biri de tortulan atma kuvvetidir. Bu da bedeni igine giren 
besinleri ayiklamaya, fazlahklan, gereksiz ve yararsiz seyleri 
atmaya, daha dogrusu yok edip gurutmeye yarar. 

Beslenme kuvveti, buyume kuvvetine hizmet eder. Bu 
ise ozel bir nispetle bedenin boyuna ve enine artmasmi 
saglar. Konkav ve igbukey bblgelerin de istenen konkav 
igbukey duzeyine erismesini temin eder. Konkav olanlann 
igbukey, igbukey olanlann konkav olus sureci buyume kuvve- 
tinin fiilleri arasinda yer almaz. Bilakis marazi fiillerdendir ki 
tabii nefisten farkhdir. Ama buyume kuvveti bununla uyumlu 
olmahdir. Cunku Allah'm izniyle, yani feyziyle onun talebesi- 
dir. Bu buyume kuvveti uc dugume nufuz eder, ufler. Bunlar 
da nefs-i natikayi hazirlarlar. Bu ise felak (yaran)tir. Qunku 
felak sabahm baslangici olup fecir isigi ile gece karanligmin 
bulusma noktasidir. Nefis de byle. 

Nefis, heykel gecesinin sabahidir ve beseri karanhklarin 
dolustugu yerdir. Bu itibarla "Hayir! §afaga yemin ederim." 
(insikak, 16) ayetinde "safak", "Fecre, on geceye yemin 
ederim. "(Fecr, 1-2) ayetinde ise "fecir" olarak isimlendirilmis- 
tir. "On gece" derken, sehvet ve gazap kuvvetleriyle birlikte 
hizmet eden ve hizmet edilen sekiz tabii kuvvet kast ediliyor. 
"Cift" (es-§ef) ise, nefsin bedenle giftlesmesi anlammdadir. 
Yani bedene taalluk etmesi. Nitekim bir ayette sbyle buyrul- 
mustur: "Nefisler birle§tirildiginde." (Tekvir, 7) yani bedenlerle 



3 En uzaktaki cisimleri goren keskin gozleriyle unlenen efsane arap kizi. 
Zerkau'l Yemame. 



97 

birlestirildiginde. "Tek" (el-Vetr) ise olumle ondan ayrilmasi 
anlammdadir. "Orttugu an geceye." Yani zulmani bedeni 
orttugu an. Ki gbzulmeye ve burumeye, erimeye ve akmaya 
baslama anidir. Bunlar insan denen kuguk alemin baslangic- 
lari uzerine yapilan yeminlerdir. 

Bu yeminin, bu baslangiglardan maksat, en buyuk ale- 
min baslangiglandir, seklinde yorumlanmasi da mumkundur. 
Ki bu da varlik yurdu ve cbmertlik aynmin eseridir. 

Ben bunu soyluyorum ve kar§i gikanlarm ne dediklerini 
ciddiye almiyorum. 

Hav a bos ve evde kimse yok. Sadece tek ve samed hak 
vardir. 

"Fecir"den maksat, varlik sabahidir. On geceden maksat, 
ulvi cinslerdir. Ki bunlann tamami geceye mensup ve 
zulmanidir. Daha once bunlara deginmistik. 

"Cift" ten maksat, ilk ruhtur. Bunlann biri ilk akil, ikincisi 
ise ilk nefistir. Bunlar hakkin agik elleridir, bunlarla diledigi 
gibi infak eder. 

"Tek"ten maksat, mutlak bir olan ilk Hak'tir ve ondan da- 
ha "Tek" hicbir sey yoktur. 

"Burudugu zaman geceye..." bundan maksat da arsa 
mensup ilk cisimdir, ki saliklerin maksutlarma yaklasmak ve 
mabudlanna kulluk sunmak amaciyla gergeklestirdikleri 
seyirdir. 

"Agarmaya ba§ladiginda sabaha andolsun" (Tekvir, 18) 
ifadesinde gegen "sabah" "Gune§e ve ku§luk vaktindeki 
aydinligina andolsun" (§ems, 1) ifadesindeki "gunes"... 
butun bunlar, nefis gunesinin kuvvetler karanhginin korkula- 
rindan uzaklasarak parlakhginin artisi oraninda belirginlesen 



98 

bes isimdir. Bunlari sirasiyla sbyle saymak mumkundur: 
1) Felak. 2) Sabah. 3) Fecir. 4) §afak . 5) Gunes ve kusluk 
vakti aydinhgi... parlakhk iyice olgunlastiginda, su beyitlerin 
anlami belirginlesir: 

Bir sir gorundu sana, senden gizlenmesi uzun surmustu 

Bir sabah parladi uzerine, sen karanligiydm onun 

Kalbin gaybimn sirnna ula§masim engelleyen perdesiy- 
din Sen 

Sen olmasaydin onun uzerine muhur vurulmazdi 

"Yarattigi §eylerin §errinden" Yarattiklarimn §errinden 
onlarin Rabbine siginihr. Yarattigindan maksat bedendir ve 
halk alemindendir. Gune§ ona izafe edilmi§tir. Cunkij nefs-i 
natikamn cinsinden olan emir aleminde O'nun nurunun tek 
bir §ulesinden asla bir §er sudur etmez. "karanligi goktugu 
zaman gecenin §errinden." Bundan maksat da gazap kuvve- 
tidir. "dugumlere ufurup buyu yapan ufurukgulerin §errinden." 
Bundan maksat da gelisme kuvvetidir. "kiskandigi vakit 
kiskang ki§inin §errinden." Bundan maksat da akh kiskanan 
vehimdir. Bedene yerlestirilmis bulunan bu iig kuvvet, butun 
serlerin ve afetlerin kaynaklandir. Gailelerin ve korkularm 
membaidir. Bu yuzden kendi isiyle mesgul olan nefis, onlarin 
tuzaklarmdan ve kotuluklerinden sabahin rabbine sigmir. 

Gelisme kuvveti, uretim kuvvetinin hizmetgisidir. Bu ise 
maddenin fazlasini bir kenara ayirir ki kendisinin benzeri 
baska bir sahsm baslangici olsun. Bu kuvvetin bitkilerdeki 
durumu ise tohumu saklayan kuvvet gibidir. Hayvanlarda ise 
nutfeyi saklayan kuvvet gibidir. Bu ise hizmet gbrijp sekil 
veren bir kuvvettir. Cunkij bitkilerin ve hayvanin suretini 
kendi maddeleri iginde dengeler. iste nebati kuvvetlerin 
toplami budur. 



99 

Hayvani Kuvvetler: 

Hayvani kuvvetlere gelince, bunlardan ve idrak eden ve 
hareket eden iki kuvvetten meydana gelirler. idrak eden 
kuvvetler ikiye ayrihrlar: Zahir olanlar, Batm olanlar. 

Birinci olanlar, zahirdirler. Meshur bes duyu gibi. Bunlari 
zikretme, teker teker sayma ve konumlarini anlatma geregini 
duymuyoruz. Qunkij bunlar tanima ve her birini bzel olarak 
anlatmaya, tasnif etmeye gerek birakmayacak kadar agiktir- 
lar. Herkesge bilinecek kadar meshurdurlar. Kuskusuz her 
duyunun keyfiyetini bgretmeye ihtiyag vardir. Algilayisim ve 
tecessusunij bgretmek gerekir. Qunkij bunlar nefsin casusla- 
n konumundadirlar. Ama butun bunlar ancak uzun kapsamh 
eserlerde aciklanabilecek seylerdir. 

ikinci olanlar ise batindirlar. Bunlar da bes tanedir. Bun- 
larin ikisi cuzi suretleri idrak ederler. Biri ise idrak eder ve 
tasarrufta bulunur. Yoksa bazilarmin sandigi gibi tasarruf 
eder, ama idrakta bulunmaz, seklinde bir durum sbz konusu 
degildir. idrak etmedigi bir sey uzerinde nasil tasarrufta 
bulunacaktir. Eger akil idrak etmektedir ve onunla tasarrufta 
bulunulmaktadir, gerekgesiyle bbyle bir ihtimale cevaz veri- 
lirse, sadece idrak eden diger turn kuvvetler igin de bbyle bir 
cevazm verilmesi gerekecektir. Hatta denebilir ki bunlann 
idraki yoktur, idrak akla aittir. bu durumda kuvvetler igin 
maddi varhklarin suurunda olma ve onlari idrak etme sbz 
konusu olmaz. iste akhn vicdani ve fitrati apagik bir sekilde 
bunu imkansiz gbrmektedir. Bunu sbylemek igin dusunmeye, 
arastirmaya da gerek yoktur. Qunkij bizde mevcut bulunan 
tatma kuvvetinin tat aldigmi biliyoruz. Ayni durum diger 
duyular icin de gegerlidir. Kuvvetlerin cesitliligi ve kendi 
acilannda ayrismalan bbyledir. Akil agismdan ise butun 
algilananlar bir ilim ve bir seyden ibarettir. Bu da gbsteriyor ki 
kuvvetlerin algiladiklan seyleri idrak etmeleri ve hissetmeleri 



100 

birbirlerinden ayridir ve akhn idrakinden de farkhdir. Akhn 
idraki ise, akhn ona iliskin ilmi olarak isimlendirilir. Bu ise bir 
tek olgudur. Birden fazla olmadigi gibi, aralannda temyiz de 
yoktur. 

Nicin Duyular Bes. ile Sinirlandinlmaktadir? 

Bu duyularm bes tane olarak sinirlandirilmasimn agikla- 
masma gelince, idrak edici batini kuvvetler ya suretleri idrak 
ediyorlar ya da anlamlan. Qunku algilanan varhklar suret ve 
anlamla sinirhdirlar. Bu yuzden algilayan da bu ikisiyle zo- 
runlu olarak smirlanir. Aksi takdirde "sey"in tabiat pazannda 
gecersiz olmasi, kesata ugramasi gundeme gelir. Ama bbyle 
bir seyin fasit oldugu da malumdur. Qunku "Rabbimiz, her 
§eye hilkatini (varlik ve ozelligini) veren" (Taha, 50) comert 
Allah, hak edenlere lutufta bulunma, onlara karsi comert 
bagista bulunma hususunda cimrilik etmez. "Kim cimrilik 
ederse, ancak kendisine cimrilik etmi§ olur." (Muhammed, 
38) Allah'm zati, hayrin, rahmetin, feyzin ve nimetin kaynagi- 
dir. Bbyle iken gunes kursu ve ay yuvarlagi konumunda 
olanlara gune§ i§iginda dbnen zerreleri bah§etme hususun- 
da cimrilik eder mi? "En buyuk ate§" ise, felek mutfagmin 
ocagmda yer ahp O'nun kaynayan denizinden bir kivilcimdir. 
Yildizlar ise, emrinin revakinin fezasmda serilmis felek sof- 
rasmm uzerinde saf saf dizilmislerdir. Yakici alevler ise 
kaderinin fezasmm darphanesinde sikke vurulmus dirhemler 
parlakhgindadirlar. Bununla beraber hak etmeyenlere verip 
bahsetmek suretiyle sagip savurmaz da. Qunku "Zira boyle- 
sine sagip savuranlar §eytanlann dostlandirlar." (isra, 27) 
Onun ihsanma nail olanlar "harcadiklannda ne israf ne de 
cimrilik ederler; ikisi arasinda orta bir yol tutarlar." (Furkan, 
67) Adaleti emreden hukumdar, kendisi adil olmaz mi? 
O'nun hukmu degisebilir mi? 



101 

Eger bunlar suretleri idrak ediyorlarsa, bu durumda ya 
sadece kabildirler ya da kabil ve koruyandirlar. Birincisi ortak 
his, ikincisi ise onun hazinesi konumundadir. Bu ise hayal 
gijcudur. Buna ayrica sekil veren adi da verilir. 

Eger anlamlan idrak eden ise, o da ya sadece kabildir ya 
da hem kabil hem de koruyandir. Birincisi vehim, ikincisi ise 
onun hazinesi konumundaki hafizadir. Bu isimlendirme 
hifzetmesinden dolayidir. Ya da hatirlamasi cihetiyle zakire 
adi verilir. Tasarruf eden kuvvet ise, vehim tarafmdan kulla- 
nilmasi itibariyle mutehayyile (hayal eden) olarak isimlendiri- 
lir. Kur'an'da "kotu bir agag" (ibrahim, 26) "lanetlenen agag" 
(isra, 60) ve "Zakkum agaci" (Duhan, 43) seklinde zikredilir. 
Ki cehennemin dibinden yeseren bir agagtir. Qunku kalp, 
bedenin ash ve dibidir. Bu agag oradan cikar ve dallari ora- 
dan beyinin cevherine dogru yukselir, orada gigekler ve 
seytanlann basma benzer tomurcuklar agar. "(Cehennemde- 
kiler) ondan yerler ve karinlanm ondan doldururlar. " (Saffat, 
66) Akl-i Natik tarafmdan kullanilmasi itibariyle de mufekirre 
(dusunme kuvveti) olarak isimlendirilir. Kur'an'da ise kbku 
kalpte, dallari ise gbkte sabit "guzel bir agag" (ibrahim, 24) 
Musa'nm (a.s) mubarek bblgede hakkin sesini duydugu 
"Tuba agaci" yiyenlerin meyvesini afiyetle yedikleri ve yag 
elde edilen "mubarek zeytin agaci" (Nur, 35) olarak isimlendi- 
rilir. "Rabbin in izniyle her zaman yemi§ini verir. Ogut alsinlar 
diye Allah insanlara misaller getirir." (ibrahim, 25) Kesin 
simrlandirma olarak idrak edici Batini kuvvetlerin toplami da 
budur. 

Her Birinin Mahiyetleri ve Konumlari: 

§imdi bunlann her birinin mahiyetini ve beyin cevherinin 
uzvu igindeki konumlarmi serhedebiliriz... 



102 

Hig kuskusuz tip kitaplanndan da anlasilacagi uzere be- 
yin uzunlamasina ug kovuktan ibarettir. Musterek ilk his de 
oyledir. Bu ise zahiri duyularla algilanan varliklarm suretleri- 
nin topluca bulunduklan bir kuvvettir. Tipki bes kanaldan su 
akan bir havuz gibi. Bu itibarla hatirlatici olarak isimlendiril- 
mistir. Uzun ve mesakkatli kapahhk sureci olan rijyada ve 
uyanik iken misaller ve karartilar onunla algilanir. Ama ya- 
lanci tahayyul yoluyla degil. Kendisiyle kaim olan misaller 
alemine gelince, bu alem, buytik, hasmetli, hikmetli Eflatun'a 
gore, zihni suretleri nefyetmek baglaminda sirf hissedilen 
alem ile salt akledilen alem arasinda yer alan bir alemdir. 
Fakat nefs-i natika'da veya onun kuvvetinde ise, onun tale- 
besi muallim-i evvel, bncij, meshur dogru sbzlu hekim, gel- 
mis gecmis hukemanin medar-i iftihan, "Mantiku't tayr" sahi- 
bi, suluk ve seyirde butun maksatlan elde eden, yunan filo- 
zofu Aristotales'e gore de zihni suretleri ispat baglaminda 
boyle bir konuma sahiptir. Bu kuvvet, kansikhk, bulanikhk, 
kapahhk ve parcahhk olmaksizm acikca vahyi musahede 
eder. Rasulullah efendimizin (s.a.v) Cebrail'i Dihye el-Kelbi 
suretinde gordugunu duymussundur. Rasulullah (s.a.v) onu 
bu kuvvet aracihgiyla gbruyordu. Qunku bu kutlesel bir kuv- 
vettir ve ancak Dihye el-Kelbi ve benzeri guzel, serefli ve 
gorkemli sahislara burunmus suretleri idrak edebilir. Yine 
Rasulullah efendimizin (s.a.v) Cebrail'i, iki defa yaratildigi 
surette gordugunu de duymus olmahsm. Rasulullah (s.a.v) 
onu bu surette akil kuvvetiyle gormustu. Cunku Cebrail tabiat 
ve mekan giysilerinden mucerret, hareket ve zaman katkila- 
rindan an bir surettir. Bu yuzden ancak mesafe ve 
vaziyetlerden beri, tabiat ve tablardan munezzeh akil giicii 
tarafmdan idrak edilebilir. 

§u halde vahyin sabahi once kalpte parlar. Bu durum her 
Nebi igin gegerli genel bir olgudur. Fecir arttikga, kuvvetlere 
dogru yayihr, aydinhgi daha da gogahr. Tipki Musa'nm (a.s) 



103 

ses duydugu halde hig kimseyi gormemesi gibi. Daha da 
artip yaygmlastikga duyular agina dalar, yakicihgi gogahr, 
gorme kuvvetinin fanusundan nufuz eder ve aynen gormeye 
baslar. Tipki Rasulullah efendimizin (s.a.v) sesi duyup mele- 
gi gormesi gibi. "(Gozleriyle) gordugunu kalbi yalanlamadi." 
(Necm, 11) Belli bir siralama ile zikredilen bu ug mertebeye 
Kur'an'da agik bir sekilde isaret edilmistir: "Allah bir insanla 
ancak vahiy yoluyla" bu, Allah'in bir insanla konusmasinm 
en alt mertebesidir. "Veya perde arkasindan konu§ur" isitme 
duyusuna hitap vaki oldugunda. Bu ise Allah'in bir insanla 
konusmasinm orta mertebesidir. "Yahut bir elgi gonderip 
izniyle ona diledigini vahyeder." Gorme duyusuna yonelik bir 
hitap vaki oldugunda. Bu da Allah'in bir insanla konusmasi- 
nm en ust mertebesidir. "O yucedir, hakimdir." (§ura, 51) Bu 
uc mertebenin ustunde higbir insanm Allah katmda bir ma- 
kami olmadigi gibi bu makamlarm dismda Allah ile konus- 
masi da mumkun degildir. Allah, en yuce ve en ustundur. Bu 
kuvvete Yunan dilinde fintasiya (fantezi) denir. 

ikinci duyu ise hayaldir. Bu, musterek duyunun hazinesi 
konumundadir. Bu duyunun algiladiklan burada saklanir ve 
ihtiyag duyuldugunda buna muracaat edilir. Dolayisiyla mus- 
terek duyunun fiili algiyi kabul etmek, hazinenin fiili de algila- 
nani korumaktir ve bu ikisin birbirlerinden ayridir. Cunku 
kabul fiilinin yasligmin olmasi, korumanm ise kurulugunun 
bulunmasi zorunludur. Ornegin bir seyi kolayca kabul eden 
ama onu koruyamayan nice varhk vardir. Su gibi. Yine bir 
seyi guzel ve dogru sekilde koruyan nice sey de vardir ki 
ayni seyi kolayhkla kabul etmez. Bilakis zorluk ve mesakkat- 
le kabul eder. Altm ve gumus kulgesi gibi. Bunun yanmda bir 
seyi giizel ve kolay bir sekilde kabul edip koruyan seyler de 
vardir. Mum gibi. Bu kuvvete, tasvir eden, sekil veren adi 
verilmistir, gunku kendiliginden blgusuzce suretler tasvir eder 



104 

ve ortaya getirir. Bunlar beynin ortak on kovugunun bnunde, 
hazineleri ise sonunda yer ahr. 

UcunciJ duyu da vehimdir. Vehim somut varhklardan al- 
gilanamayan anlamlan idrak eden bir kuvvettir. §u insanin 
dogrulugu, sunun da dusmanhgi gibi. Yine koyunun kurftan 
bir anlam algilayip bu anlamin kendisini kagmaya, kurt'un da 
koyunda bir anlam algilayip bu anlamin onu koyunu yakala- 
maya sevk etmesi gibi. Bu kuvvet, insandaki akil gibi mutlak 
hakim konumundadir. Akil ve vehim galibiyet, liderlik, makam 
sevgisi ve hakimiyet icin insani heykel iginde ebedi bir savas 
verirler, hayvani kahp icinde degil. Hayvani kahp iginde rakip- 
ten ve muhaliften uzaktir. Orada diledigi zaman, diledigi gibi 
diledigi hususta hukum verir. "Faydalamrlar, hayvanlann 
yedigi gibi yerler." (Muhammed, 12) Burada zalim vehmin 
elinde tutsak olan bir kavme isaret ediliyor. Bunlar bedensel 
alakalar zincirleriyle birbirlerine baglanmislardir. "Zincire 
vurulmu§ oldugunu gorursun. Onlarin gomlekleri katrandan- 
dir, yuzlerini de ate§ burumektedir." (ibrahim, 49-50) "Onlara 
kaynar su pinanndan igirilir." (Ga§iye, 5) Bu ate§ onlarin 
"derisini kavurur." (Muddessir, 29) ic ve di§ giysilerini yakip 
kavurur. Qunku aralarmda apagik bir zithk ve nefret vardir. 
Birbirlerine kar§i denklik mucadelesi vermektedirler. Mahiyet 
ve fiil olarak birbirlerini reddetmektedirler. Bunun nedeni 
vehmin kutlesel bir kuvvet olmasi, cuzi ve kutlesel anlamlar- 
dan ba§kasini idrak edememesidir. Akil ise ruhani bir kuvvet- 
tir. Biitun ruhanileri bizzat ve cismani cuzileri de aletlerinin 
aracihgiyla idrak eder. Bu yuzden vehim akh kiskanir. Qunku 
gercek maksatlara ulasma hususunda akla gore yetersizdir, 
eksiktir. "Kiskandigi zaman kiskanamn §errinden Allah'a 
sigimnz. "(Felak, 5) 

Quriimus kemikleri yeniden diriltmek gibi nice ulvi ger- 
cekler vardir ki akil bunu dogrular ve gercekligini kabul eder. 



105 

Vehim ise yalanlar, fasit oldugunu ileri surer ve dogrulamaz. 
Vehim akil ile beraber algilanan somut olgular cblunde ko- 
sar, anlamlar denizinde yuzer. Akil one gegip somut olgular 
aleminin otesine gecince, kendisini makul olgulann genis 
meydaninda belirginlesmis bulur. Vehim ise kendisini somut 
olgular kabesinin darbogazinda namaz kilar bulur. Vehim 
esegi curur ve fehmi idrak etmekten gekinir. Daha dogrusu 
gerisin geri doner. Ki§i kalbinden ve dilinden ibarettir. 

Ben senden uzagim, ben senin gbremediklerini gbruyo- 
rum, der. Tipki seytan gibi. "Qunku §eytan insana «lnkaret» 
der. Insan inkar edince de: Ben senden uzagim, gunku ben 
alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarim, der." (Hasr, 16) 
Mutlaka duymussundur. insanm buyuk bir husrana ugradigi 
en eski gagda Adem ile iblis arasmda cennette bir tartisma 
cereyan eder. iblis Adem'i kiskanir ve onun cennetten gika- 
rilmasma sebep olur. Sonra Adem'in ogullan Kabil ve Habil 
arasmda bbyle bir gekisme meydana gelmistir. Her biri bir 
kurban sunar, birinin kurbani kabul edilirken, birinin kabul 
edilmez. Bunun uzerine kurbani kabul edilmeyen kiskanchk 
ve kin yuzunden kurbani kabul edileni bldurur. Bbylece et ve 
deriden ibaret maddi yapismi yikar. Nefis Adem'in ismidir. 
Akil, kurbani kabul edilen oglu Habil'in, vehim ise kurbani 
reddedilen oglu Kabil'in ismidir. Eger anlamaya gug yetirirsen 
ve konustugun zaman dugumu cbzmeye kalkmazsan sem- 
boller yerine oturmus oldu. 

Dorduncu duyu, onun hazinesidir. Daha once de sbyle- 
digimiz gibi Hafiza olarak isimlendirilir. Bununla vehim ara- 
sindaki munasebet, hayal ile musterek duyu arasmdaki 
munasebet gibidir. Ama aralannda bir fark vardir. O da su- 
dur: Hayal, suretlerin mahzeni, hafiza ise; anlamlann mah- 
zenidir. Her ikisi de beynin son kovugunda yer ahrlar. Ama 
vehim son kovugun basmda, mahzeni ise sonunda bulunur. 



106 

Besinci duyu ise beynin orta kovugunun ortasma yerles- 
tirilmis kuvvettir. Bu kuvvetin isi, kendisiyle suretler ve anlam- 
lar arasinda terkip(birlesim), tafsil (ayrisim), ta'kid (dugumle- 
yip baglama) ve tahlil (cozme) yapmaktir. Bu yuzden dort 
kuvvetin ortasma oturtulmustur. Daha once sbyledigimiz gibi 
sekiz isimle isimlendirilmistir. Ki suretler ve anlamlar denizin- 
de bazen kanstirma ve bulandirma suretiyle, bazen de aras- 
tirip isabet etme ve teftis suretiyle yuzsun. ilimlerin istimbati, 
butun harfler ve unutulmus olgularm hatirlanip dusunulmesi 
onunla gerceklesir. Rasulullah (s.a.v) bu hususla ilgili olarak 
soyle buyurmustur: "§eytamm benim huzurumda Musluman 
oldu. Bu yuzden bana hayirdan baska bir sey telkin etmez. " 
Yani lahuti nurlari ve melekuti sirlari derledigim zaman du- 
rumumu karisik hale getirmez. Bu kuvvetlerin farkhligmi ve 
hakikat ve fiil olarak ayrihgini insana gbsteren sey, bazisi 
yok olurken bazismin devam etmesidir. Bunlarm kendilerine 
ozgu konumlan da bu yontemle bilinir. Qunku tecrube ile 
sabittir ki beynin ilk kovugunun on kismma bir afet ariz oldu- 
gu zaman ortak duyu kuvveti bozulur, ama mahzeni varhgini 
surdurur. Geri kalan kuvvetler de bu agidan denenmislerdir. 
Bu da kuvvet ile mahzeninin zat, fiil ve mahal olarak birbirle- 
rinden ayri olduklanni ortaya koyan bir olgudur. idrak edici 
kuvvetlerin toplami budur. Bunlarm hakimleri, yani usulleri 
ise iictur. Birincisi akil. Akil, isabet eden hakim, adaletli 
kadidir. "Allah adil olanlan sever." (Maide, 42) ikinci ve ij- 
ciincusu ise vehim ve hayal gucudur. Bunlar zalim kadilar- 
dir. Elleri zorbahga dogru uzanmistir. Kasitun (yani zulme 
yatkm orta yolu tutanlar) cehennemin odunlan, atesin yakiti- 
dirlar. Bu yuzden Rasulullah (s.a.v) soyle buyurmustur: 
"Kadilar uge ayrilir. Ikisi cehennemde, biri ise cennettedir." 
Reisleri de beyindedir. Cunku ileride gbrecegin gibi butun 
duyular ba§tadirlar. Duyu ise, ancak kendisini ortaya koyan 



107 

sinirlerle gergeklesebilir. Sinir ise beyinden dogar. Bu yuzden 
ilahi hikmet sultanimn da beyinde olmasmi gerektirmistir. 

Hareket Ettirici Kuvvetler: 

Hareket ettirici kuvvetler de 1) Uyarici hareket ettirici ve 
2) Fail hareket ettirici olmak uzere ikiye ayrihrlar. Ayni za- 
manda guducu, yani tesvik edici olarak da isimlendirilir. Bu 
da iki dala ayrihr. Birincisi, uygun olani celbetmek uzere 
yaratilmis ve adina da sehvet denir. iki daldan asil olani 
budur. Qunku turun bekasi bununladir. Tur ise sahsin ashdir. 
ikincisi, karsit olani defetmek uzere yaratilmis ve adina da 
gazap denir. Bu ise fer konumundadir. Qunku sahsin bekasi 
buna baghdir. §ahis ise turun feri konumundadir. Fail hare- 
ket ettirici, azalann telleri ve baglari arasina yayilmis bir 
kuvvettir. Bunlar da azalari tutmak ve salmak igin yaratilmis- 
lardir. Bu yuzden bazen dbnus cihetinin tersine dbnmesinin 
maddesi olurlarken, bazen de dbnus cihetine ybnelik olarak 
buzulurler. Ta ki dogrudan hareket etmeye hazirlansm. Fail 
hareket ettirici kuvvet, guducu hareket ettirici kuvvete itaat 
eder ve onun hizmetindedir. Ve bu durum butiin idrak eden- 
ler icin gegerlidir. Qunku idrak edilmeyene ybnelik bir egilimi 
kesinlikle yoktur. Bilakis egilim ancak egilim gbsterilenin 
bunun en alt derecesi itibariyle de olsa suurunda olmasi 
durumunda sbz konusu olabilir. Bunun hakimi de kalptedir. 
Qunku mutlak reis odur. ilk fiili de ruh askerlerini beyin hali- 
fesine gbndererek bir isaretiyle idrake yeltenmesini sagla- 
maktir. Fiil kacimlmaz olarak harekettir. Hareket duyudan 
bncedir. Ama hareket olmadan da duyu olabilir seklindeki 
zan dogru degildir. Bilakis duyu bzel bir harekettir. §u halde 
her duyu harekettir, ama tabii hareketlerde oldugu gibi her 
hareket duyu degildir. Bbylece fiili de fiillerin ilkidir ve o da 
harekettir. Bundan dolayi onun hakiminin kalbin uzvu olma- 
smi istemistir. 



108 

Kalp, beden sehrinde kuvvetler reayasimn baskamdir. 
Nitekim Rasulullah (s.a.v) sbyle buyurmustur: "Bedende bir 
et pargasi vardir. O iyi oldu mu butun beden iyi olur, o bozul- 
du mu butun beden bozulur." Baskan da kuvvetler surusunu 
vehim seytam kurduna karsi koruyan bir gobandan, surulerin 
ve askerlerin hallerini duzelten bir islahatgidan, onlari edep- 
sizlik curetini gbsteren gazap canavarmdan muhafaza eden 
bir ybneticiden baska bir sey degildir. Bu yiizden beden 
kuvvetler igin arz (yeryuzu) konumundadir. 

Beden, kuvvetlerin gbg ettikleri bir mekandir ve kuvvetler 
beden arzmm susleridir. Nitekim yuce Allah soyle buyurmus- 
tur: "Arzdaki (yeryuzundeki) her §eyi dunyamn kendine mah- 
sus bir ziynet yaptik." (Kehf, 7) Yani kuvvetler, bedenin sus- 
leridir. §u ayette de benzeri bir anlam vurgulanmaktadir:"0, 
arzda ne varsa hepsini sizin igin yaratti." (Bakara, 29) "Emin 
belde", "guzel belde" "korunmu§, saglam, savunmali belde", 
"yerin dibine gegirilmi§ yurt", "halki zalim belde" ve "Lut'un 
§ehrf' gibi nitelemelerin tumij bedenle ilgilidir. Qunku orada " 
dokuz ki§i (eleba§i) vardi ki, bunlar yeryuzunde (arzda) 
bozgunculuk yapiyorlar, iyilik tarafina hig yana§miyorlardi." 
(Neml, 48) Burasi "Bunun uzerine orada bulunan muminleri 
gikardik. Zaten orada muslumanlardan, bir ev halkindan 
ba§ka kimse bulmadik. " (Zariyat, 35-36) denilen yerdir. Bun- 
dan maksat kalp evidir. Ki yuce Allah'm haklarmda soyle 
buyurdugu evlerdendir: "evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yu- 
celmesine ve iglerinde isminin amlmasina izin vermi§tir. 
Orada sabah ak§am O'nu (oyle kimseler) tesbih eder." (Nur, 
36) Kur'an-i Kerim bu isimlerin tumunu onunla ilgili olarak 
dile getirmistir. Daha once nefisle ilgili isimleri dile getirdigi 
gibi. 

Bu kuvvetler tumuyle konulacaklan bir konumlan, kendi- 
leri tasiyacak bir hamilleri olmasi zorunlu olan arazlardir. 
Kuvvetlerin konulduklan yerleri hayvani heykeldir. Bu 



109 

kuvvetlerin hayvani heykel icindeki yerlerini daha once zik- 
retmistik. Bunlann tumu bastadirlar. Yani konumlari yuksek 
bir kalenin ucundaki kule olmak durumundadir. Ki muhafizla- 
n onu yukandan kontrol edip koruyabilsinler. Ya da yuksek 
bir kbskun en tepesine bina edilmis bir burg gibidir. Bunun 
gibi bedene yerlestirilmis butun idrak edici kuvvetler bedenin 
muhafizlan konumundadirlar. Beden ise yuksek bir kosk 
gibidir. Bu yuzden kuvvetlerin yerlerinin bas kulesinde bulu- 
nan odalar olmasi gerekir. Nitekim filozoflar "Bas, dokunma 
duyusu haric, butun duyulann manastindir." demislerdir. 

Dokunma duyusu ise; bedenin tamamina yayilmis du- 
rumdadir. Bunun nedeni de kulli basiretlere gizli kalmis cok 
ulu bir hikmetten dolayidir. §byle ki: bir canlmm on duyusu- 
nun en bnemlisi dokunma duyusudur. Bu yuzden diger do- 
kuz duyu olmadan da var olmasi caizdir. Qiinku canh, ancak 
dokunma duyusuna sahip kihndigi zaman canh olabilir. 
Dokunma duyusu, hayvani melekut alemine agilan ilk kapi- 
dir. Qiinkii canh cisim ile bitkisel cismi birbirinden ayiran ilk 
olgut odur. insani beden de onunla baslar ve onunla son 
bulur. 

Yuce Allah'm su bizim alemde yarattigi ilk canh kirmizi 
solucandir. Bulutlar, onu yagmurla ve soguk havayla birlikte 
yere attiklan andan itibaren gitgide beyazlasir. Yuce yarati- 
cismm emriyle musahhar kihnan tabiat kuvvetinin etkisiyle 
olusumunu tamamlasin ve kemalini elde etmesine uygun bir 
sure hayatmi devam ettirsin diye. "Her ummetin bir eceli 
vardir." (Yunus, 49) Bu ecelin adi konulmustur. Ama belli 
olarak gosterilmemistir, bilakis bilinmez kihnmistir. Yuce 
yaraticmm inayetinin sumulunu gbruyor musunuz? §u hakir 
zerre, su zavalh bbcekle nasil ilgileniyor? Yarattiktan sonra 
ihmal etmiyor. Bilakis onu kendisi igin yararh olan seylere 
yoneltiyor, kendisi igin zararh ve bozucu nitelikte olan 



110 

seylerden uzaklasmaya sevkediyor. "Her §eye hilkatini (var- 
lik ve ozelligini) veren, sonra da dogru yolu gosteren" (Taha, 
50) Allah noksan sifatlardan munezzehtir. Yuce Allah hicbir 
mahluku kendi basina, basi bos ve ihmal edilmis birakma- 
mistir. Bunun ulu ve parlak bir hikmeti vardir ki basiret sahibi 
olup en ince ayrintilardan ibret alan, gizliliklerden haberdar 
olan kimseler bunun farkindadirlar. Ama fikir yeteneginden 
yoksun, gozlem gucunij yitirmis gozlerin sahipleri bu gerge- 
gin farkma varamazlar. iste bu ustun hikmetten dolayi yuce 
Allah dokunma duyusunu butun bedene yaymistir. Bu duyu- 
nun tasiyicisi ise hayvani ruhtur. Hayvani ruh, kansimlarin 
letafetinden dogan latif bir cisimdir. Nitekim sair azalar da 
kan§imlann yogunlugundan dogarlar. Kaynagi kalptir ve gam 
§eklinde, koni gorumundedir. Buradan yukari ve a§agi mev- 
zularma dagihrlar. Yukari, beyin madenine dogru, atardamar 
hizmetkarlan aracihgiyla cikanlar soguyarak mutedil hale 
gelirler ve nefsani ruh olarak isimlendirilirler. A§agi, ciger 
madenine dogru, onun yuksek isisi sonucu kinlanlar ise sah 
damarlar aracihgiyla inerler. Buna da tabii ruh adi verilir. 
Oradan bedenin her bblgesinin derinliklerine yayihr. Buradan 
hareketle en buyuk tabiplerden Galius: "insanda birbirinden 
bagimsiz ug nefis vardir" demistir. Ama bu iddiasi dogru 
degildir. Bilakis tabiatinin farkhligma gore ug isimle isimlendi- 
rilen bir tek ruhtur bu.. ve hayatin faili onu nefs-i natika araci- 
hgiyla oraya yerlestirmistir. Qiinku bu ruhun hayati ilahi 
nefsin nurudur. Aksi takdirde bir cisimden baska bir sey 
degildir. Cisim ise, daha once de sbyledigimiz gibi cisim 
olmasi itibariyle bludur. Dolayisiyla cismin hayati zati degil, 
kendisine ariz olmustur. Zait bir hayatla degil, bizzat hayat 
sahibi olan bahsedicisi tarafmdan hayat sahibi kihnmistir. 
Qunku bu ruh bizzat hayat sahibi olsaydi, blmezdi. Qunku 
bizzat olan bir sey zail olmaz. Ama bunun hayati zail oluyor. 
Qunku bedenin terkibini olusturan seylerden murekkeptir. Bir 



111 

murekkepten dogan da murekkeptir. Dolayisiyla hayvani ruh 
murekkeptir. Her murekkep de er ya da geg, kansimm gucu- 
ne ve zayifhgma gore basit unsurlarma aynsir. Bundan da 
anlasihyor ki bedendeki hayatin faili hayvani ruhtur. Dolayi- 
siyla nurunun sultani tarafindan konulan her sey ona yansir. 
Sultaninin num ise canh kilan bir feyizdir. Aksi takdirde olur. 
Sinirlerde ve damarlarda bulunan setlerden ibret al. Buralar- 
da meydana gelen bir tikanmanin nasil felce, sara hastahgi- 
na ve kalp sektesine ve tip biliminde sayihp agiklanan daha 
nice olaylara yol agtigmi gbrebilirsin. 

Tabii tibbin konularmdan biri bu ruhtur. Tabipler onun 
hastahklarini ve arazlanni, zayifhgma ve gucune, berrakhgi- 
na ve bulanikhgina, kasilmishgina ve gevsemisligine, dagi- 
nikhgma ve kontrollulijgune gore arastinrlar. Butun bunlar 
ruhun azhgi ve goklugu nedeniyledir. Yine tabipler bu ruhun 
bulundugu yer olan bedeni de mevcut olan saghgmi korumak 
ve ortadan kalkmis bulunan saghgi yeniden saglamak ama- 
ciyla arastinrlar. Bunun gibi Nefs-i natika da ilahi tibbin 
konularmdan biridir. ilahi tip derken Tevhit ilmini kast ediyo- 
ruz. Bu baglamda Nebiler ve Rasuller (selam uzerlerine 
olsun), vahiy ve ilhamla bu husustaki gorevlerini yerine geti- 
rirler. Tipki sezgi ve tarn arastirma sinavlarmdan basanyla 
gegmis tabiplerin ruh ve bedenin hallerini ve arazlanni zeka- 
si ya da ahmakhgi, keskinligi ya da kbrelmisligi, iyiligi ya da 
kbtulugij, temizligi ya da pisligi agismdan arastirmalan gibi. 
Bu yuzden "peygamberler ruh doktorlandir" denilmistir. Tipki 
doktorlann beden tabibleri olmalan gibi. Bu iki es, biri disi, 
biri de erkek olmak uzere gifttirler. Biri cismani, biri ruhanidir. 
Biri seytani, biri de rahmanidir. Ve iki aleme iliskin ilmi insa 
ederler. Marifetle iki iklimi ihata ederler. Daima diri ve blum- 
suz Allah tarafindan yoktan var edilen mulk ve melekut alem- 
lerini kast ediyorum. iste bu iki ayak uzerine dikilmistir iki ilim. 
Bunlardan biri tip da denilen beden ilmidir, digeri de ilahiyat 



112 

da denilen din ilmidir. Nitekim Nebi (a.s) da buna isaret 
etmistir. Cismani run, bizzat idrak eden ve Allah'in emriyle 
faaliyet gosteren ilahi nefsin tasarruflannin alanidir. Ki Allah 
"semavatin ve arzin nurudur." Dolayisiyla Allah'in, uzunluk 
ya da genislik boyutunda olmaksizm kaim olan nurlarmdan 
biridir. Dogusu da Allah'tandir, batisi da. O'ndan beslenir ve 
O'nu gaye edinir. Hayvani ruhun fiillerini kabul etme istidadi 
oldugu surece bedende tasarrufta bulunur. Ruh kesildigi 
zaman tasarruflar da kesilir. 

Buraya kadar ayrintih olarak yapilan agiklamalardan or- 
taya cikan gergek sudur: 

Nefs-i natika, buyuk bir tahti ve serefli bir makami bulu- 
nan bir kralice konumundadir. Bunu derken hayvani ruhu 
kast ediyorum. Kursusu ise, kalbin asm sicakhgi ile beynin 
asm soguklugu arasmda meydana gelen itidalden dogan 
beyinsel ruhtur. idrak edici kuvvetler askerleri ve gbzculeridir. 
Hareket ettirici kuvvetler yardimcilan ve dagiticilandir. Mus- 
terek duyu veziri ve danismamdir. Krai Talut gibi. "Onun 
hukumdarligimn alameti, Tabut'un size gelmesidir. " (Bakara, 
248) Tabut, insani heykelin darbogazmdan kinayedir. "Tabut- 
'un iginde Rabbinizden size bir ferahlik ve sukunet, Musa ve 
Harun hanedanlannin biraktiklanndan bir kalinti vardir." 
Bundan maksat e§yanm hakikatinin tasdik edilmesidir. Qun- 
ku e§yanin hakikati Nebilerin mirasidir ve kuvvetler melekleri 
onlari ta§irlar. Krai Calut ise, onun karsiti olan vehimdir. 
"Cinlerden, insanlardan ve kuslardan mutesekkil ordulan 
olan ve hepsi bir arada (onun tarafindan) duzenli olarak 
sevkedilen" (Neml, 17) Krai gibidir. O, kuvvetlerden ibaret 
karmcalar vadisine konulan tahtma kurulmustur. Bundan 
maksat insani unsiyet heykelidir. §u halde nefs-i natika, 
askerlerinden ibaret olan kuvvetlerden etkileniyorsa, onlar 
tarafindan maglup edilip, eziliyor ve tasarruf altma ahniyorsa, 



113 

mijlk sahibi bir kralice iken kblelestiriliyorsa, bu durumda 
Belkis adini ahr. Eger bedende fail ve zor ve galibiyet yoluyla 
tasarruf sahibi ise, reaya ve askerler arasinda saltanatimn 
tbren ve merasimini koruyorsa, adalet ve kanunlanni uygula- 
yabiliyorsa, o kraldir ve Suleyman olarak isimlendirilir. Bu 
ikisi, yani nefis ve kocasi, idarecisi, himayesinin ve hamiyeti- 
nin koruyucusu konumundaki ruh, Adem ile Havva, Yusuf ile 
Zuleyha, Suleyman ile Belkis ve isa ile Meryem gibidirler. Ki 
biz sembolik olarak buna isaret ettik... 

Bil ki! Sana aktardigimiz ve ilettigimiz bilgileri hakikat du- 
zeyinde kavradiysan, insan bedenine ve ruhuna yerlestirilen 
ilahi hikmetin sirlarma vakif olduysan, nasil idare edildiklerini 
ve birinin digerini nasil yonettigini de kavramis olursun. 
Qunku beden, kati bir agirhk ve nefis de latif bir nur gibidir. 
Bunlarm arasinda tedbir ulfeti, tasarruf sevgisi, yakmhk ve 
kavusma aski, uzakhk ve ayrihk acisi meydana geldigini de 
algilamis olursun. Nur ile karanhk arasinda nasil bir izdivac 
oldugunu, ulvi yucelik ile sufli asagihk arasinda nasil bir 
kaynasma olustugunu da idrak edersin. Ki yiice Allah ulvi 
yuceligi ululamak maksadiyla sbyle buyurmustur: "Onu ustun 
bir makama yucelttik." (Meryem, 57) Bir diger ayette de soyle 
buyurmustur: "Andolsun iyilerin kitabi Illiyyun'dadir." 
(Mutaffifin, 18) Sufli asagihkla ilgili olarak da sbyle buyur- 
mustur: "Gunahkarlann yazisi, muhakkak Siccin'de olmaktir." 
(Mutaffifin, 7) Qunku bu ikisi arasinda mahiyet olarak apacik 
bir nefret ve zithk vardir. yuce yaratici eksiksiz hikmetiyle 
lutfederek, genel inayetinin guzelligiyle inamda bulunarak 
kati bedeni nutfe maddesinden, kalp letafetinden, onun 
iginde segkin bir konumda olan ruh letafetinden yaratmistir. 
Ki letafet ve berrakhk bakimindan zithklardan alabildigine 
uzak ve itidale de son derece yakm felek gibidir. Onu nefs-i 
natikayi ululamaya, kemalini gergeklestirecegi barmagi 
olmaya hazirlamis ki nefs-i natika bu sayede ahiretini ve 



114 

dunyasmi islah edebilsin. Bu da kendisine varhk bahseden 
yaraticisinm ona yonelik bir diger bagisidir. Nurun gunes 
kursundan yansimasi ve fakat bahsedende en ufak bir eksik- 
ligin meydana gelmemesi gibi.. 

§6yle bir gozunun onune getir. Kandilin fitili nasil tutusur. 
Atesi kabul etmeye o kadar hazirdir ki ates temas eder et- 
mez hemen yanmaya baslar, ama kendisinden hicbir sey 
eksilmez. §u halde sezgi gucunle mizac vasitasiyla nutfe 
fitilinin nefs-i natika nurunun atesini kabule hazir olmasi 
nedeniyle nasil tutustugunu tasavvur et!.. 

Nefs-i natika nurunun atesi, melekuti, lahuti ateslerden 
delici ve dumansiz bir alevdir. Ki bahsedeninden gelmekte- 
dir. O da ulvi nurlardan ve halin eserlerinden biridir. Boylece 
sagilmis nurlardan bir kivilcim arza du§er. Kandili kalp, cami 
hayvani ruh. Lambayi nefs-i natika, agaci yakin gigekleri 
agan, mu§ahede nurlanni yansitan fikir, yagi, du§unme 
yorgunlugundan mustagni eksiksiz sezgi olarak anla. Qunku 
tur-i sina'da yetisen agag bir yag verir ki yiyenler igin katiktir. 
§u halde incir sezgidir, gunku gekirdeksizdir. Zeytin ise yor- 
gunluk gekirdekleri olan fikirdir. Tur-i sina ise ona uflenen 
nefs-i natikadir. "§u emin belde" kendisine yerlestirilen mele- 
kut sirlarinm ve marifet hazinesinin emini, koruyucusu nefs-i 
natikadir. Nitekim bir kudsi hadiste sembolik olarak soyle 
buyrulmustur: "arzima ve gogume sigmadim. Fakat mumin 
kulumun kalbine sigdim." Nitekim Davud'a (a.s) "benim igin 
bir ev bo§alf diyerek kalbini kast etmistir. Yine soyle buyur- 
mustur: Ben, benim igin kalpleri kinlmi§ kimselerin yamnda- 
yim." Boylece yuce Allah, "Tin" suresinin basinda nefsin 
baslangicina, zatina ve hallerinden iki tanesine yemin etmis- 
tir. Yeminin cevabi da su ifadedir: "Biz insam en guzel bigim- 
de yarattik." Nefs-i natika bilfiil akla donusunce, makuller 
onda, parlak aynalardan algilanan suretler gibi agilmca, bu, 



115 

nur ustune nurdur. Bu, surenin zahir ehline gore tefsiridir. 
Hakikat ehline gore tefsirine gelince, onu da nefs-i natikanin 
mertebelerinin bilinmesine iliskin babda izah edecegiz... 

Bu kadari senin icin "sabit kazanlardan" (Sebe, 13) bir 
tadimhk, yuzen aylardan bir hilal mesabesindedir. Doymani, 
kanmani, gbrmeni saglayacak, seni guglendirecek, surenin 
agiklamasi baglammda yapilan uzun ve gereksiz agiklamala- 
ra muhtag birakmayacak yeterliktedir. 

"I§te biz, bu misalleri insanlar igin getiriyoruz; fakat onlan 
ancak bilenler dusunup anlayabilir. "(Ankebut, 43).. 

Bu derin tefsirle, kabaran heyecan ordularmi sakinlestir, 
bu misallerle kusku telasmi dindir. Bunlar, engin denizlerden 
akan derin anlamlardir. "Onun yuzup gitmesi de, durmast da 
Allah' in adiyladir. Suphesiz ki Rabbim gok bagi§layan, pek 
esirgeyendir." (Hud, 41) Sagi basi dagimk, ustu basi toz 
toprak iginde, eski pusku elbiseler giyen, bu yuzden kapilar- 
dan yuz verilmeyerek geri gevrilen nice insan vardir ki, Allah 
adina yemin edecek olsa, derhal dilegi yerine gelir. "Sen 
daglan gorursun de, onlan yerinde durur samrsin. Oysa 
onlar bulutlann yurumesi gibi yurumektedirler." (Neml, 88) 

Harabat hazinesinde nice rintler var 

Varlik levhinden sirlar okurlar 

Felegin hallerinin akisi di§inda 

Nice acaiplikler bilirler ve zevk alirlar 

Bununla beraber bu sembolik ifadeler, Huccetu'l islam'in 
(Gazali) genis brneklemelerinden kisa isaretlerdir. Buyuk 
alimin degerlendirmelerinden bir bzettir. Nefislerin kurtulusu- 
nun ve ruhlarm sifasmm hulasasidir. Basarinm tamamlan- 
masi ve kurtulusun kemal bulmasi babmda sundugu 



116 

bilgilerin hasilasidir. Qunku yuce Allah onun delilini nurlan- 
dirmis, yardimcilanni ve destekgilerini saglam tutmustur. O 
tutusturulmus bir atestir ki onun kandilinden beyan nurlari 
derlenir. Coskun bir denizdir ki onun sedeflerinden Kur'an 
cevherleri gikanhr. Zihni, kibrit-i ahmerin atesleyicisidir ki 
ondan en buyuk saadetin kimyasi ahnir. Fikri bir dalgigtir ki 
anlamlar denizinden ayetler istimbat ederek ulviyete nail olur. 
Tenkitci bir tabiati vardir, nazar mihengiyle fikir dirhemlerini 
degerlendirir. Anlayisi bir sarraftir, malum dirhemlerini ilimler 
miyanna vurur. Akh blgen bir vezirdir, saglam delil nakillerini 
dosdogru kistas metoduyla blger. Dini ilimler olulerini ihya 
etmede mesihi hikmetleri vardir. yakin ilimlerinin gizliliklerini 
izah igin beyaz eli gbsterme hususunda Musevi mucizeye 
sahiptir. O islamm gbgsudiir ki gbgsunun selameti Tur-i 
sina'da yanan atesin nuruyla agilmistir. Isigi her tarafi kapla- 
yan felegin bedridir. 

Hala agiklayici ozelligini koruyan beyan diline sahip Ibn 
Sina gakmagiyla tutu§turulan kandilin yagidir o. 

Onundeki perde kaldmldi, ama onun yakininde bir arti§ 
olmadi 

Qunku yakinlik sahibidir o ve hakkin delilinin yardimcisi- 
dir 

Ilahi hakikatlerin incelik sirlanmn eminidir. 

Eserleri, bzellikleri bundan ibaret olan nefsin besin kay- 
nagidir ve dbnusu de Allah'adir. Sigmagi O'dur. Artik ruh'un 
mahiyetiyle uyanlmis bulunuyorsun. Kaldi ki Rasulullah'a 
(s.a.v) bu kesfe ehil olmayanlan onunla uyarma izni veril- 
memistir. Bilakis Kur'an'da yer aldigi sekliyle mucmel olarak 
ruha dikkat gekmesi emredilmistir. "De ki: Ruh, Rabbimin 
emrindendir." (isra, 85) Bu ruhun mahiyetine iliskin mucmel 
bir aciklamadir. Qunku iclerine kibir agacmm tohumlan 



117 

ekilmis bulunan bedevi Araplar, ruhun hakikatini anlayacak 
gibi degillerdi. Ruh, blculebilir halk aleminden midir yoksa 
blculemeyen emir aleminden midir? Bu sorularm cevaplanni 
kavramalan mumkun degildi. Bu yuzden yuce Allah, Rasulu- 
ne bu mucmel agiklamayi yapmasmi ve bu kadanyla yetin- 
mesini emretti. Cunku anlatma, bu kesfe fazladan bir katki 
sunmayacakti. Yoksa avamdan bazi kimselerin ileri surdugu 
"Rasulullah'a (s.a.v) kesif degil, vazgegme, kana kana igirme 
degil, dudaklan islatma ile emrolunmustu. Hatta kendisi de 
mutlak olarak ruhun hakikatini bilmiyordu. Ne kendisinin ne 
de baskasinin ruhunu biliyordu. Qunku ayette ruh lafzi mut- 
lak olarak kullamlmistir. Bu da ruhun bilinmeyeceginin mut- 
lak ifadesidir" seklinde bir durum asla sbz konusu degildir. 
Bu, onlann hayalidir ve bu bir canhnin pesinde kosacagi en 
guruk amactir. Hie kuskusuz evlerin en dayanaksizi orumce- 
gin agidir. Onlann "durumu, drumcegin durumu gibidir. O- 
rumcek bir yuva edinir; halbuki yuvalann en gurugu §uphesiz 
orumcek yuvasidir. Ke§ke bilselerdi!" (Ankebut, 41) Onlar 
kendilerine sbyle seslenilen kimselerdir: "(Size) bir misal 
verildi; §imdi onu dinleyin: Allah' i birakip da yalvardiklanmz 
(taptiklanmz) bunun igin bir araya gelseler bile bir sinegi dahi 
yaratamazlar. Sinek onlardan bir §ey kapsa, bunu ondan geri 
de alamazlar. Isteyen de aciz, kendinden istenen de!" (Hac, 
73) galip de maglup helak olmustur. Kalpleri kilitlidir. Kulakla- 
rmda ise bir agirhk vardir. Keske yerlerine gekilseler, mes- 
kenlerine girselerdi, yilanin deligine, kanncanin yuvasma 
girmesi gibi. "Suleyman ve ordusu farkina varmadan sizi 
ezmesin. " (Neml, 18) Acaba Rasulullah'in (s.a.v) su sbzleri- 
ne ne diyecekler? "Nefsini en iyi bileniniz Rabbini en iyi 
bileninizdir." "Nefsini bilen Rabbini bilir." Nefsini bilmeyen, 
duyusunu ve sezgisini anlayamaz, dusunemez. Kaldi ki 
Rasulullah (s.a.v) insanlar iginde Rabbini en iyi bilen kimsey- 
di. Daha dogrusu kalbinde Rabbinden baska bir seye yer 



118 

yoktu. Ya da sbyle buyurmasina ne diyecekler? "eger §ey- 
tanlar ademogullarimn kalplerinin uzerine u§u§meselerdi, 
semavatin (goklerin) melekutuna bakip seyredebileceklerdi." 
Ayrica onun seytam onun huzurunda musliiman olmustu. 
Dolayisiyla ne onun etrafinda ne de semavatin (goklerin) 
ruhlan konumundaki melekutu etrafinda dbnebiliyordu. §u 
halde kirn kalp gbzuyle goklerin suretleri ve karartilan sbyle 
dursun, ruhlanna, daha dogrusu goklerin nefislerine ve ruhla- 
nna ya da goklerin rabbine bakarsa, "Andolsun o, Rabbinin 
en buyuk ayetlerinden bir kismim gorur." (Necm, 18) Qunku 
goz keskinligi, kararhhk, ybntem isabetliligi ve azimet baki- 
mindan son derece tedbirli ve duzenli biri olan Firavun sbyle 
demistir: "Ey Haman, bana yuksek bir kule yap" yapilann on 
bolmelerini olusturan dereceler seklinde merdivenler yap 
"belki yollara, goklerin yollanna eri§irim" yani akillanna ve 
ruhlanna ulasirim. Bununla da yetinmiyor; gbrmeyi ve yuk- 
selmeyi de istiyor. "Musa'mn Tannsi'm gorurum." (Miimin, 
36) Firavun'un sergiledigi bu curet, bu buyuk makamlara 
Qikma azmi, nefsini bilmesinden kaynaklaniyordu. Qunku 
sbyle diyen bir kimseydi: "Sizin igin benden ba§ka bir ilah 
tammiyorum." (Kasas, 38) Qunku ancak nefsini bilen kimse 
rabbini bilir. Qunku nefis, Rabbin sanati ve fiilidir, ona ne 
kadar uzak olursa olsun yine de saniine ve failine delalet 
eder. Rabbinden alabildigine uzak bir nefis (firavunun) igin 
durum bbyle ise, kalp gbzuyle nefsinin sirrma bakan ve 
alabildigine de yakm olan bir nefis bu hakikatleri gbrmeye 
elbette daha layiktir. Aktanlan bu hadisler mucibince, 
Rasulullah (s.a.v) mahlukat iginde nefsini en iyi bilen kimse 
olmasi hasebiyle Rabbini en iyi bilen kimsedir. Nasil olmasin 
ki, Rasulullah (s.a.v) ulvi ve sufli ruhlann hallerini, akleden ve 
gaflette olan nefislerin akibetlerini haber veriyordu. Mahluka- 
tm vicdanmda cereyan eden vakialan biliyordu ve onlara 
karakterlerini ve ahlaklarmi arindirmalarmi emrediyordu! 



119 

Nefsini bilmeyen bir kimse, ba§kalannin nefislerinin hallerin- 
den, ba§langiglarindan ve sonlanndan haber vermeyi bir 
yana birakin, onlarin nefislerini bilebilir mi? Hayal pinanndan 
dogan bu soz, mesnetsiz ham bir iddiadan ba§ka bir §ey 
degildir. Ne yuce Allah boyle bir §ey soylemi§tir ne de bir 
insan veya cin telaffuz etmi§tir. Qunku buna ili§kin bir delil ve 
burhan olmadigi gibi, bir akil veya zihin de onu ispata yel- 
tenmemi§tir. 

O halde ey karde§im! Nefsin zatini ve ruhun mahiyetini 
bildikten sonra yapman gereken §ey, sifatlanni ve eserlerini 
idrak etmek igin kollari sivamaktir. Bunu da bu kitabin ikinci 
sanat bblumunde ogreneceksin.. 

Dogruya ula§ma ba§ansini saglayan ulu Allah'tir. 



120 



iKlNCi BAB 

Yuce Nefisler Hakkindadir. 

Ruhani Alemin ispati, en ustun, en buyuk, en saf ve en 
kapsamh amaclardan biridir. En bnemlisi Ruhani Alem, mead 
(ahiret) alemidir. Yeniden dirilisin dogum yeridir. Tertemiz 
nefislerimizin ve armmis akillarimizm dbnus mekanidir. 
Nitekim Kur'an buna su ifadeyle isaret etmistir: "O'na ancak 
guzel sozler yukselir (ula§ir). On Ian da Allah' a amel-i salih 
ula§tinr." (Fatir, 10) "el-Kelim" ifadesi "el-Kelime"nin gogulu- 
dur ve o da ruh-i natikadir. Nitekim isa (a.s) hakkmda "Al- 
lah'm ruhu ve kelimesi" denmistir. "Allah'in sozleri tuken- 
mez." (Lokman, 27) §u halde "kelime" Kur'an'da insanin 
cevher-i natikasi anlammdadir. "Temiz kadinlar temiz erkek- 
lere, temiz erkeklerde temiz kadinlara yarasir. "(Nur, 26) 

Kbtu nefisler ise tabiat denizine batmislardir. Kovulmus- 
lardir. Gbzlerinin isigi almmistir. Baslari one egilmistir. Silin- 
mislerdir. Ruhlari mahpustur. Bedenleri iskenceye ahnmistir. 
Nereye dalarlarsa dalsinlar durumlan degismeyecektir. 
Qunku "Kotu kadinlar kotu erkeklere, kotu erkekler ise kotu 
kadinlara yarasir." (Nur, 26) Qunku varhk fiilinin gayesi, hayir 
ve cbmertligin feyiz olarak yansitilmasidir. Bunu gergeklesti- 
ren kimse bilincinde olmasa da. Bu, gayelerin gayesi ve 
nihayetlerin nihayetidir. Her varhk sonunda ona ulasir. Her 
ihtiyac ve maksat onunla hasil olur. Bilakis ondan baskasi 
olan fakir, ihtiyac sahibi, duskun ve miskin kimseler icin sbz 
konusudur bu gaye.. Dolayisiyla varligin gayesi; her varligm 
kendisine yarasan kemale ulastinlmasidir. Qunku su genis 
cismani alem, su dbnup duran felekler, ancak buyuk, bnemli 
bir amac is igin yaratilmislardir. Ve bu amag da su hakir ve 
yoksun maddi alemden cok daha buyuktur. Bizzat 



121 

amaclanan bir sey, araz olarak amaglanan bir seyden daha 
bijyuk ve daha cok talep edilmeye layiktir. Qunkij araz ile 
amaclanan bir seyin altinda enine boyuna hicbir gaye yat- 
mamaktadir. Eger bbyle olmasaydi gbklerin, yerin ve bu 
ikisinin arasmdaki canh cansiz turn varhklarin yaratilmasi 
bos, girkin, pis ve bedbaht bir is olacakti. Nitekim yuce Allah 
bu son derece bnemli incelige sbyle isaret etmistir: "Sizi 
sadece bo§ yere yarattigimizi ve sizin hakikaten huzurumu- 
za geri getirilmeyeceginizi mi sandimz?" (Muminun, 115) 
Sonra bu varsayima dayah sbzu reddederek, seytani hayalin 
bu kalp parasinin sahteligini vurgulayarak yuce zatmm bby- 
lesine girkin bir fiilden beri oldugunu belirtiyor, bbylesine 
ciddiyetten yoksun bir sbzden kendisini tenzih ediyor ve 
sbyle buyuruyor: "Mutlak hakim ve hak olan Allah, gok yuce- 
dir." (Muminun, 116) Yani O, bbyle bir seyden munezzehtir. 

Bu da apagik gbsteriyor ki varhgm yaratilmasmin gayesi, 
her bir varhgm kendisine yarasan kemaline ulastinlmasi, her 
susayana kendisine uygun mesrebinin gbsterilmesidir. Bu 
amaca ulasmak da ya bu alemde olacaktir... ki biz bu alem- 
de haklann asil hak sahiplerine ulasmadiklarim gbruyoruz. 
Daha dogrusu hak etmeyenlere ulastiklarmi gbruyoruz. 
Bunun agiklamasi sbyledir: Servet sahibi, zevk duskunu, 
algak dunyanin tutkunu nice insanlar gbruyoruz ki dunyanm 
suslerini, nimet kirintilanni, gbz ahci bitkilerini, hayvanlarmi, 
kadin ve ogullarmi, kantar kantar altm ve gumustinu, isaretli 
atlanni, hayvanlarmi ve gbz ahci ekinlerini, zevk veren mey- 
velerini, gbz kamastiran nimetlerini tercih ederek suslu elbi- 
seler iginde gahm satmaktadirlar. Oysa bu gafiller cahildirler, 
sapmislardir. Kendilerini yoktan var eden, yaratan, sekil 
veren, nziklandiran kerem, celal, nur ve cemal sahibi Rable- 
rinin, O'ndan sadir olan rahmetin eserleri, faziletinin ve ke- 
reminin nurlari sbyle dursun kendilerinden sadir olan fiil ve 
sbzlerin bile idrakinde degildirler. 



122 

Buna karsihk zeki ve feraset sahibi, nice devranlar ge- 
girmis, AN ve ibn Abbas gibi soylu nice faziletli insan vardir ki 
bunlarm devranlarmin hep yokluk igre gegtigini, yurtlarda 
dolasmalarmin derin bir mutevazilik iginde surdugunu, kese- 
lerinin Musa'nm anasinm kalbi gibi bos oldugunu, gocuklan- 
nm yokluk iginde olduklarmi, ayakkabilarmin altmm Ebu 
Hureyre'nin ayakkabisi gibi delik oldugunu goruyoruz. Karm- 
lari bos ve agtirlar, ama beyinleri dopdoludur. Giysileri kaba- 
dir. Bedenleri zayif ve hastahkhdir. Olunceye kadar rahat ve 
konforun rengi nasildir bilmezler... 

§imdi.. Boyle bir manzara kotuluk edene kotulukle, iyilik 
edene iyilikle karsihk verilmesinin ifadesi olabilir mi? Yuce 
Allah soyle buyurmustur: "Bir kotulugun cezasi, ona denk bir 
kotuluktur." (§ura, 40) "Iyiligin kar§iligi iyilikten ba§ka bir §ey 
midir?" (Rahman, 60) bu ayetlerin vurguladigi durum, gordu- 
gumuz bu manzara midir? Bilakis gordugumuz bu manzara, 
kotuluk edene iyilik, iyilik edene de kotulukle karsihk verilme- 
si seklinde bir hakkaniyetsizlik ifadesidir. Bu da gbsteriyor ki 
beklenen adil ceza, bu dunyanm disinda, ahiret yurdunda 
Din gunu gergeklesecektir. 

§6yle bir manzarayi gbzlerinizin bnune getirin, bundan 
daha girkinini bulabilecek misiniz bakahm? Diyelim ki su 
dunyanm guglu, kuvvetli, saltanatinin alani genis, taht ve 
sutunlar sahibi "ulkelerde benzeri yaratilmami§" (Fecr, 8) 
krallanndan biri muttakilere vadedilen cennet misali guzellik- 
te benzersiz, altmda irmaklar akan bir bahge edinse, bu 
bahgeye agaglar ve gigekler dikse, derken yeryuzunun susu- 
ne burunup guzellesse, rengarenk gbrunumler arzi endam 
etse, sonra bu kral kbleler, saf, berrak, yakut ve mercan gibi 
gbz ahci, daha once insanlarm ve cinlerin dokunmadigi, sakh 
inciler gibi cariyeler satin alsa. Onlari bu bahgeye yerlestirse, 
onlari en onur verici konuma getirip her birine "sen ve esin 



123 

bahgeye yerle§in", insanlann ve cinlerin yorucu i§lerinden 
uzakta istirahat edin, bahgenin dilediginiz yerinden bol bol 
yiyin, desin. Onlar da bu bahgeden yararlanmaya, tipki hay- 
vanlar gibi yemeye, avam gibi birbirleriyle didi§meye, halis 
§araptan vah§i hayvanlar gibi igmeye, lezzetlere ve nimetlere 
dalmaya ba§lasmlar. "begendikleri meyveler, canlarimn 
gektigi ku§ etleri" (Vakia, 20-21) yesinler. "Cevherlerle i§len- 
mi§ tahtlar uzerindedir, kar§ilikli olarak oturup yaslamrlar. 
Qevrelerinde, (hizmet igin) olumsuz gengler dola§ir; Main 
ge§mesinden doldurulmu§ testiler, ibrikler ve kadehlerle." 
(Vakia, 15-18) "Orada canlarimn istedigi, gozlerinin ho§lan- 
digi her §ey vardir. Onlara "orada ebedi kalacaksimz" 
(Zuhruf, 71)densin. Onlar bu §ekilde iken bir gece veya 
gunduz vakti krahn emri gelsin, onlari bigilmi§ ekine dbnij§- 
tursun. Dun hig ya§amami§lar gibi. Ruzgarlann savurdugu 
kuru otlara dbnsunler. Sam yeli vurmu§ ekin gibi kavrulsun- 
lar. Veya hayvanin artigi yem gibi dokuntu haline gelsinler... 
Boyle bir fiil be§eri krallar igin bile girkin kagiyorken, fiilleri 
cimrilik, girkinlik, hayasizhk ve §enaatten beri sultanlar sulta- 
ni igin boyle bir tavir tasavvur edilebilir mi? Allah mulhitlerin 
sbylediklerinden yucedir, munezzehtir. Bilakis Allah'm her 
§eyi gucij yeter. "I§te onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da 
§a§kmdirlar. " (Araf , 179) Tela§tan bacak siynldigi gun, onlar 
Rablerine dogru sevk edilecektir. "Hig kimse kil payi kadar 
haksizlik gormez." (Nisa, 49) amaglann en ulusu, en §erefli- 
si, en me§huru ve en bilineni bu olduguna gore, bizim gbre- 
vimiz uzerine ciddiyetle du§mektir. Ey zorlar kendisine kolay 
gelen bize yardim et! 



124 

Makul varhgin mevcudiyetine on delil: 

Ben derim ki: Algilanan varhk makul varhga delalet eder. 
Qunkij varhkta bnceden makuliyet yoksa sonradan algilanma 
da olmaz. Bunun da bircok delili vardir: 

Birincisi: Zihin disi hakikatler, once zihinlerde ve akil- 
larda sekillenmedikge, maddi varhkta suretlerin bunlarm 
uzerine terkip edilmesi mumkun olmaz. Qunkij esyamn 
varhgi kesinlikle cehaletten, ahmakhktan, gafletten, aptalhk- 
tan hasil olmaz. Bilakis bu cahillik, aptalhk ancak alim, akilh 
ve fail birinden sadir olur. Qunkij bunlarm hicbiri bizzat var 
olmaz, aksine baskasiyla var olur. Bu baskasimn da cahil ve 
gafil olmasi imkansizdir. Aksi takdirde sbz gelip bu noktada 
tikanir. Buradan hareketle butun esyamn akil ve ilimden 
sadir oldugu bilinmektedir. Bundan dolayi da makul varhk 
algilanan varhktan oncedir. 

ikincisi: Varhgi zorunlu olan makul varhklardandir. Var- 
hgi mumkun olan ise algilanan varhklar kategorisine girer. 
Vacip varhk ise mumkun varhktan oncedir. O halde makul 
varhk algilanan varhktan oncedir. 

Ucunciisu: Makul, algilanandan daha basittir, yahndir. 
Qunkij algilanan varhgin terkibi ondan daha fazladir. Basit 
varhk murekkep varhktan once olduguna gore makul varhk 
algilanan varhktan oncedir. 

Dordiinciisii: Makul varhk algilanan varhktan daha gok 
soyuttur. Qunkij makul varhk mekan ve zaman mahbesinden 
beri, algilanan varhk ise bu ikisine muhtagtir. Soyut varhk 
maddilige burunmus varhktan once gelir. 

Besjncisi: Makul varhk ruhlar alemine, algilanan varhk 
bedenler alemine aittir. yuce Allah ruhlari bedenlerden bin yil 
once yaratmistir. 



125 

Altmcisi: Makul, yoktan var etme, benzersiz ortaya ci- 
karma turundendir. Algilanan varhk ise yapma ve var etme 
turundendir. Yoktan var etme, yapmadan oncedir. 

Yedincisi: Makul varhk, algilanan varhgm bagh oldugu 
olus, nerede, fasil, vasil ve ulvi cinslerden ibaret sair on 
olguya bagh degildir. Qunkij bunlardan beridir. Sadece kolay- 
hk olsun diye cevher olgusuyla irtibathdir. Dolayisiyla makul 
bir seyle irtibathysa algilanan varhgm fail, aletleri ve illetleri 
olarak onunla irtibath olmasi cok daha gereklidir. O halde 
makul varhgm varhgi algilanan varhgm varhgmdan daha 
oncedir. 

Sekizincisi: Makul varhk algilanan varhktan daha seref- 
lidir. Bunun nedeni birincisinin yaraticisina yakm, ikincisinin 
ise uzak olmasidir. §erefli olan da bayagi olandan daha 
oncedir. Bu yuzden yuce Allah kitabmin bircok yerinde bnce- 
den alim oldugunu bildirmektedir. 

Dokuzuncusu: Makul varhk letafet aleminden, algilanan 
varhk ise katihk alemindendir. Bunlann ilki digerinden daha 
oncedir. Unsurlann basi olan atesten ibret al. Nurani ve latif 
oldugu icin diger unsurlardan varhk ve yuksek konum itibariy- 
le oncedir. Ayni sekilde gbk de yerden oncedir. Bildigin gibi 
bunun sebebi de gogun seffaf olmasidir. Bu yuzden Kur'an-i 
Kerim'de bu iki tabii varhgm varolus siralamalan gbz bnunde 
bulundurularak her yerde once gbkten sbz edilir: "Gokleri ve 
yen yaratti." ^(Nahl, 3)ayeti ve benzerlerinde oldugu gibi. 

Onuncusu: Makul varhk salt nurdur, algilanan varhk ise 
sirf karanhktir. Boyle iken yaraticinin rahmetine, diledigine 
hesapsiz kitapsiz nzik veren razikm inayetine sigar mi ka- 
ranhgi nurun bnune gegirmek, karanhgi nurdan once yarat- 
mak, bayagi olani isleyip serefli olani ertelenme gukuruna 
dusmeye terk etmek?... Oysa karanhk yokluk dehlizinden, 



126 

nur ise varhk kategorisindedir. Aydinhgin ve varhgin kayna- 
gidir. Karanhk ve yokluk ise araz ve ikinci bir maksatla fiilinin 
kapsamma girmislerdir. Bizzat olan bir sey de arazla olan bir 
seyden bncedir. Gbklerin ve yerin nuru olan Allah bu tur 
yakistirmalardan munezzehtir. O halde nurani makul zulmani 
algilanan varhktan daha bncedir. "Allah, inananlann dostu- 
dur" dogru delillere dayah olarak hakikatleri tasdik edenleri 
dost edinir. "onlan karanliklardan aydinliga gikarir." (Bakara, 
257) Algilanan varhk karanhklarmdan makul varhgin nuruna 
gikarir. Kur'an'da ilgili her yerde karanliklarm "gogul", nurun 
ise "tekil" olarak kullamlmis olmasi, algilanan varhgin kesret 
(gokluk) aleminden, makul varhgin ise vahdet (birlik) alemin- 
den oldugunu gbsterir. Bir ise zorunlu olarak goktan bncedir. 
Daha dogrusu karanliklardan maksat mahiyetler, nurdan 
maksat da varhk nurudur. 

Bu on madde eksiksiz ve kesin delil, susturucu burhan 
konumundadirlar ki bize kerem sahibinin hayir huzurunda 
akil atlarmin algilanan varhk eseklerini cbmertlik meydanmda 
gectiklerini, soylu akil atlarmin onlan geride biraktiklarmi 
gbstermektedirler. "Adiyat" suresini hatirlaym... "Hani hanl 
ko§anlara" kosarken tozu dumana katan soy atlara (nalla- 
nyla) gakarak kivilcim saganlara" toynaklan nefis tumsekleri- 
ne carptiginda kivilcimlar sagarlar. Tipki tas ile demir sur- 
tunmesinde meydana gelen hararetten kivilcimlarm sagmasi 
gibi. "(ansizin) sabah baskim yapanlara" Bunlar akil ve 
nefis sultanlandir, varhk sabahi, gebe yokluk gecesini yarip 
ortaya giktiginda imkan meydanmin darbogazinda sakin 
algilanan varhklar meskenlerine saldinrlar. "orada tozu du- 
mana katanlara" toynaklann etkisiyle nefislerin kivilcim sag- 
masmdan sonra varhginin tozunu evrenin zerrelerine katar- 
lar. Qunku varhgi derbeder, tozlu dumanh, karanhk ve cis- 
manidir. "derken orada bir toplulugun ta ortasina girenlere 
yemin ederim." Yani onlar feyiz aleminin ve cbmertlik 



127 

menbaimn ortasina dalarlar. Bunun faili de budur. Nitekim 
Rasulullah (s.a.v) sbyle buyurmustur: "Allah ilk olarak akli 
yaratti. Sonra ona: beri gel, dedi, o da geldi. Sonra donup git, 
dedi, o da donup gitti. Bunun uzerine §6yle buyurdu: Izzetim 
ve celalim hakki igin katimda senden daha aziz bir varlik 
yaratmadim. Seninle alir, seninle verir ve seninle menede- 
rim." Yuce Allah'in bu yansa isaret etmek maksadiyla "Atlan, 
katirlan ve e§ekleri binmeniz ve (gozlere) ziynet olsun diye 
(yaratti)." (Nahl, 8) buyurdugunu gbrmediniz mi? O halde 
once akil, sonra akleden, sonra algilanan, sonra algi, sonra 
akil, sonra akleden gelir. "Ve suphesiz en son van§ Rabbi- 
nedir. "(Necm, 42) 

Dolayisiyla algilanan varhgin makul varhga delalet ettigi 
sabittir. Algi acisindan algilanan varhklarin en zahirleri araz- 
lardir. En agiklan ise harekettir. Bu yuzden feleklerin hare- 
ketleri aracihgiyla ruhani alemin varhgmi ispathyoruz. Artik 
su alemin ilk kapismi asmis, ilk menzilini gegmis bulunuyo- 
ruz ki bundan maksat beseri nefistir. 



Feleki Nefis, Ikinci Kapi: 

§imdi ikinci kapinin bnunde duruyoruz ve diyoruz ki: On- 
ceki agiklamalanmiz kapsammda ortaya koydugumuz gibi 
felegin dairesel hareketi, tipki insan gibi felegin de canh, 
bilen, konusan ve akleden bir nefsinin olduguna delalet 
etmektedir. Qunkij dairesel hareket tabii olamaz. Gozlemle- 
digimiz kadanyla tabiatm bzelligi amaca ybnelmek ve amag- 
lanmayandan kagmak seklindedir. Ornegin tas, tabiatindan 
kopartilsa kesinlikle hareket etmez. Qunkij hareket amaci 
aramak demektir. Bu yuzden amac hasil oldugu zaman 
hareket de oracikta durur. Dolayisiyla amacindan zorla 
uzaklastinldigmda, eger bir zorlayan, baski uygulayan ve 



128 

amacindan ahkoyan bir engel yoksa tabii olarak hemen 
amacina doner. Yukari dogru atilan bir tas gibi. Qunku ona 
uygun mekani merkez oldugundan zorunlu olarak amaci da 
bu merkezdir ve onun yaninda durur. Ama dairesel hareket 
tabiatla ilgili olarak anlattigimiz bu ozellikten farkh bir ozellige 
sahiptir. Qunku daire seklinde hareket eden bir varhgin her 
nokta amacidir ve her noktadan da ayrihr. Eger bu nokta 
matlubu ise nicin uzaklasmaktadir yok eger matlubu degilse 
nigin ona ybnelmektedir?!.. Ama bu degerlendirme dogrusal 
hareket icin gecerli degildir. Qunku dogrusal hareket bir 
cihetten karsitma yurumekten ibarettir. Dolayisiyla ayniyle 
matlup olmayan her nokta, kagilan noktadir. Daha dogrusu 
kagilan nokta ebediyen kagilan noktadir. Matlup nokta da 
ebediyen matlup noktadir. Dairesel harekette ise boyle bir 
hareket tarzi soz konusu degildir. Dairesel harekette ziddi 
olmayan bir tek cihet vardir. O halde dairesel hareket iradi bir 
hareketten baska bir sey degildir. irade ise ilme, ilim de 
hayata delalet eder. Bu ikisi ise burhan aracihgma gerek 
birakmayan zorunlu delillerdir. Dolayisiyla feleklerin konu- 
san, canh, akleden, inkarcilann inatlarmi bosa gikaran nefis- 
lere sahip olduklarmi ispatlamis oluyoruz. Onlarm huccetleri 
Rableri katinda agiktir. Onlar uzerinde bir gazap vardir. 

"Kitab'i... hak olarak indiren Allah'tir." (§ura, 17) yani, se- 
riat mumunun aydinhgina ileten Kur'an gunesini "ve mizam" 
da indiren odur. Bundan maksat, rey usullerine ve nakil 
furuuna ileten akil sarrafinin yaninda burhan nakdinin sahte- 
sini ayiklayan, delillerin agirhgmi tartan, agirhgindan emin 
olunmasini saglayan mantiktir. "Semayi Allah yukseltti ve 
mizam O koydu." (Rahman, 7) Akil semasini yukseltti, yani- 
na da mizanmi koydu ve tasarruf carsisina yerlestirdi ve ona 
dedi ki: "Sakin dengeyi (mizam) bozmayin. Olguyu adaletle 
tutun." (Rahman, 8-9) "insanlardan alirken olgup tarttiklarm- 
da tarn, onlara vermek icin olgup tarttiklannda ise noksan 



129 

yapan hilekarlara yaziklar olsun!" (Mutaffifin, 1-3) Feleklerin 
canh ve konusan varhklar olduklanna isaret ayetlere ve 
rivayetlere daha once yer vermistik. 

Akil aleminin ispati: 

Ruhaniler alemini icmali olarak ispatladigimiza gore akil 
aleminde olan varhklan ispatlayahm. Diyoruz ki: Bir yerde 
durmayan hareket, muharrikte bulunan bir nefse delalet ettigi 
gibi kendisinden daha serefli baska bir mevcuda da delalet 
eder. Tipki nefsin cisminden daha serefli olmasi gibi. Ki 
degisken ve hareket ettirilen degildir. Muharrik ancak ask ve 
sevkle is gorur. Masukun asigim asktan dolayi hareket ettir- 
mesi gibi. Yerine oturtma, en uygun yere baglama (et-Ta'sik) 
felsefe literaturunde soyut akil, seriat dilinde ise yakmlasti- 
nlmis melek (melek-i mukarreb) olarak isimlendirilir. Bu 
yoldan ve baska yollardan ispatma gelince, bunu ileride 
ayrmtih olarak sunacagiz. Ama bu alabildigine ortulu ve son 
derece dikkatli bir agiklama olacaktir.. Qunkij bu, zati ile akhn 
yaninda ve fiilleriyle de duyunun yanmda -zaten bu ozelli- 
ginden dolayi makul ve algilanan nurlann nurudur- zahir olan 
ilk hak ile zati itibariyle batm, fiilleri ve hareketleri itibariyle 
zahir nefis arasinda bir konumdadir. Akil gibi zati ile zahir, 
fiiliyle bariz degildir. Bilakis her iki bakimdan da batm ve 
gizlidir. Bu yuzden ispati gizlilik gukuruna ve belirginlik baca- 
sina kalmistir. Bundan dolayidir ki Kur'an'da ondan pek az 
soz edilir. Sadece sembolik ifadelerle, isaretle, imayla, kina- 
yeyle deginilir. §u ayetlerde oldugu gibi: "Yan§tikga yan§an- 
lara" mumkun olan butun varhklan geride birakan akillara ve 
"i§ duzenleyenlere andolsun." (Adiyat, 4-5) ulvi kutleleri 
duzenleyip idare eden nefislere andolsun. Nitekim Rasulullah 
(s.a.v) bir hadisinde akillann diger butun varhklardan once 
olduklanna soyle isaret etmistir: "Allah ilk olarak akli yaratti." 
Dolayisiyla bu ybntemle akhn bnceligine iliskin olarak ortaya 



130 

konan soyut burhan iki serefli varhk turune delalet etmekte- 
dir. Burhan ehlinin ybntemi budur. 

Burhan ehlinin ustunde olan ayan ehline gelince, onlar 
iman ehlinin de ustundedirler. Qiinkii onlar dil ile tasdik ehli- 
dirler ve Muslumanlar olarak isimlendirilirler. 

Onlarm da ustunde kalp ile tasdik edip amelleri yerine 
getiren ve muttakiler olarak isimlendirilenler vardir. Bunlar 
burhan ehli sayihrlar. 

Onlarm ustunde ise irfan ve ayan ashabi, yakin ve ihsan 
ehli vardir. Allah'a Onu gbruyormus gibi ibadet ederler. 

Nitekim bu mertebelere Rasulullah'tan (s.a.v) rivayet edi- 
len meshur bir hadiste isaret edilmistir. Ki Cebrail (a.s) bu 
mertebelerin ehli olan kimselerin hallerini agiklatmak maksa- 
diyla O'na bir takim sorular sormus ve o da cevaplamistir. 
Bunlar her amaci gecmis, her nihayete ulasmis kimselerdir. 
Onlar hikmetin sutunlan, felsefenin dehalandir. Asagihk 
engellerden, bayagi ilgilerden armip varhgi zorunlu ve her 
bagisin bahsedicisi Allah'a tamamen ybneldikten sonra 
kendilerine agilmistir. Bundan maksat da gayb alemidir. 

"Gaybina kimseyi muttali kilmaz; Ancak, (bildirmeyi) di- 
ledigi rasul bunun di§indadir." (Cin, 26-27) bu ayetten hare- 
ketle aman zihninde bir suphe belirmesin ve akhni bir vesve- 
se celmesin, dolayisiyla su ayeti yanhs anlamayasm: 

"Gaybin anahtarlan Allah'in yamndadir; onlan O'ndan 
ba§kasi bilmez. " (Enam, 59) Bu ayet, gaybi bilmeyi Allah'tan 
baskasi igin nefyetmek ve Allah igin ispat etmek suretiyle 
sadece Ona hasretmektedir. Bundan once sundugumuz ayet 
ise, Allah'in, gaybi baskasina bildirmesinden, ona bgretme- 
sinden ve muttali kilmasindan sbz etmektedir. Bu iki ayet 
arasinda bir celiski yoktur. Cunku cimrilik etmeden, avucunu 



131 

siki sikiya kapatmadan, usang belirtisi gbsterip "of" demeden 
ve elinden gikana hayiflanmadan bahseden ruhtur. "En 
yuksek ufuktadir." (Necm, 7) "Apagik ufuktadir." (Tekvir, 23) 
"O, gaybin bilgilerini (sizden) esirgemez." (Tekvir, 24) akli 
varhklann varhklarini esirgemez. Ki bunlar maddi varhklar- 
dan farkhdirlar ve bunlar arihk, safhk, sebat ve birbirlerinden 
sonra beka sahibi olmak bakimindan su sekilde siralanmis- 
lardir: 1) Akil 2) Nefis 3) ideler. Bunlar bir bakima nefsin 
golgeleri konumundadirlar. Buyuk Eflatun gibi dirayetli, nurlu, 
coskun deniz misali hikmet sutunu bir zat bunlari gbzlemle- 
mistir. Ki bu yuzden Eflatun'un ideleri olarak meshur olmus- 
lardir. 4) Muallak suretler. Bunlar da idelerin golgeleri gibidir- 
ler. Bunlarm varhgini seyh, imam, faziletli, bilge, alim, kamil, 
yakici alev, parlayan yildiz Mahmud b. Muhammed es- 
Suhreverdi (Allah delilini aydinlatsm, dusmanlarinm ve onu 
asagilayanlarm burunlanni alcakhk topragina surtsun) haber 
vermistir. Bazi eserlerinde messailere muhalif olarak muallak 
suretlerden sbz etmistir. Ben de bunlara sahitlik ettim. Ayrica 
Derbend halkindan buyuk bir kalabahk da sahitlik etmistir. 
Bunlar Eflatun'un ideleri degildirler. Qunku Eflatun'un ideleri 
nurani, bunlar ise zulmanidirler. Dolayisiyla bunlar, idelerin 
golgeleri ve makul kulli suretler olup zihni varhklar olarak 
isimlendirilirler. ilmi ve vicdani olarak nefisten ve heyuliden 
bilinirler. Bunlarm sabit olduguna iliskin delili daha once 
ortaya koymustuk. 

Bu kulli alti varhk, ruhani alemde mevcutturlar. Bu turle- 
rin her birinin ustundeki ve altmdaki tur arasmda ustundekine 
de altmdakine de benzemeyen, safhk, bulanikhk, letafet ve 
yogunluk bakimindan farkh baska turlerin olmasi aklen 
mumkundijr. Tipki algilanan varhk turlerinden mercan cicegi, 
hurma agaci ve hurma dahnda oldugu gibi. ileride buna 
deginecegiz. Ki yuce Allah'in buyurdugu gibi biz bunlari 
ayrmtih olarak bilmiyoruz: "Allah §u anda bilemeyeceginiz 



132 

daha nice (nakil vasitalan) yaratir." (Nahl, 8) "Sizi bilmedigi- 
niz bir alemde tekrar var edelim diye." (Vakia, 61) "Rabbinin 
ordulanm, kendisinden ba§kasi bilmez." (Muddessir, 31) 
"Allah'in nimetini sayacak olsamz sayamazsimz." (ibrahim, 
34) "Goklerde nice melek var ki onlarin §efaatleri, diledigi ve 
hosnut oldugu kimse igin Allah'in izin vermesi di§inda, bir i§e 
yaramaz." (Necm, 26) Bunun gibi daha birgok sembolik 
anlatim ve i§areti brnek gostermek mumkundur. Bir hadiste 
§6yle deniyor: "Her gun gunes pinanndan Allah'tan baska 
sayilarim kimsenin bilmedigi melekler gikip ar§i tavaf eder, 
beyt-i mamur'a girerler ve oradan gikarlar. Bir daha ebediyen 
ona donmezler." Benzeri bir durum algilanan varhklarda da 
gbzlemlenmektedir. Qunku feyiz, §iddetli yagmur, gisinti, hafif 
veya saganak olarak yayildigi zaman algilanan varhklar 
istidatlan oraninda hayata, idrake, akla ve ilme kabil olurlar. 
ister duyular aleminde olsun, ister akil aleminde olsun "hep- 
sine, onlara da bunlara da veririz." (isra, 20) akil ve algi 
dairelerine de mulk ve melekut yurtlanna da bah§ederiz. 
Hepsi "Rabbinin ihsamndandir. Rabbinin ihsam kisitlanmi§ 
degildir." (\sra, 20) 

Alti kulli varhgin her biri degi§ik bolumlere ayrihr. Heyuli 
ise feleki ve unsuri olmak uzere ikiye ayrihr. Ayni §ekilde her 
felek ve unsur igin heyuli; sonlu ve sonsuz butun varhklar igin 
de kulli suretler vardir. Ayrica ideler ve muallak suretler, 
kabiliyetlerin kahplan gibidirler. Bu yogun turler, kaba ve 
tilsimi cinsler iglerinde yer almazlar. Bunun gibi akil da her 
felek ve nefse gore kisimlara ayrihr.. 

§u halde bu alti olguya delilli ve iknaya yonelik olarak 
hafif §ekilde i§aret ederek her birini ispatlami§ olduk. Yanh§a 
da surukleyebilecek algi aracihgiyla bir veya birgok §ahsin 
gozleme dayah olarak feleklerin sayisina ili§kin sozlerine 
itibar ediliyorsa, felsefe dahilerinin hata ihtimaline yer 



133 



bulunmayan akli ruhani gbzlemlerine dayah olarak ruhani 
varhk turlerinin kemiyetine iliskin sozleri itibar edilmeye daha 
layiktir. 



Soyut Akillarin ispatimn Maddi Yontemleri: 

§imdi faal soyut akillarin ispatma ybnelik maddi ybntem- 
lerin siralanmasina yeniden dbnebiliriz. Bu tur ve nefislerin 
ispatma iliskin deliller zorunlu olarak iki temele dayanmakta- 
dir. Birincisi: Onlarin fiillerini varhklarinin delili olarak almak- 
tir. Bu, illeti malulun delili olarak kullanmaktir ve buna "Ni- 
cin?" delili denir. Birincisine gore daha guclu bir delildir. 
Qunku medlulun varhgindan hareketle zorunlu olarak varhgi- 
na degil hukme delalet etmektedir. Qunku malul kendisine 
varhk veren illete varhk vermez. Aksi takdirde ayni varhgm iki 
kaynagi olarak belirginlesirler. Bu da agikga ortaya koyuyor 
ki "nicin" delili "cunku" delilinden daha gucludur. 

Birinci delil, senin de bildigin beseri nefs-i natikalardir ve 
akillara delalet eder. ileride agiklayacagimiz gibi bedenle 
birlikte var olur. Bu yuzden de mumkun varhktir. Qunku 
zamansal olarak meydana gelis, zorunlu olarak imkana 
delalet eder. Ama tersi sbz konusu degildir. Yani mumkunluk 
zamansal sonradan olusa delalet etmez. Qunku bazi mum- 
kun varhklar vardir ki bunlar, her iki grubun da ittifakiyla 
hadis (sonradan olma) degildirler. 

Kelamcilann mezhebine gore; Hakkm ezeli zatiyla kaim 
ezeli sifatlar, gesitlidirler, hakiki ve zati olarak birbirlerinden 
ayridirlar, harici arazlar olarak ayri degildirler. Laf cambazhgi 
yaparak "ezel sifatlan zatlarmdan dolayi vacibu'l vucutturlar", 
diyenlerin bu sbzlerini onemseme. Qunku "zatlarmdan dola- 
yi" seklindeki sozu ayaklarm kaydigi bir demagoji, zihinleri 
saskma geviren bir mugalatadir. Qunku eger "zat" derken 



134 

sifatin zatmi ve nefsini kast ediyorsa, bu muhaldir. Qunku 
sifat varhgi ve hululu agisindan bir mevsufa muhtactir. Var 
olmak igin baskasina muhtag olan bir sey vacibu'l vucut 
olabilir mi? Eger bu caiz ise, ayni durumun vucudun zati icin 
de caiz olmasi gerekir. Boyle bir seye cevaz vermekse dogru 
olmayan bir yolu izlemek, dosdogru yoldan sapmak anlami- 
na gelir. Daha dogrusu vacibin nefyine varan bir kapidan 
igeri dalmak, sakincah, mubah ya da vacip olmayan bir fasla 
girmek demektir. Eger "zat" lafziyla sbz konusu sifatlarla 
mevsuf vacibu'l vucudun zatmi kast ediyorsa, bu anlam 
dogrudur. Mumkununse baskasiyla vacip olmaktan baska bir 
anlami yoktur. Bbylece kelamcilarm mezhebine gore ezeli 
sifatlarm mumkun oldugu ispatlanmis oluyor. Bunlar zaman- 
sal olan hadis varhklar degildirler. Ezeli olan bir sey de za- 
mansal hadis olabilir mi? Ancak hadis olmanm zati olmak 
seklinde aciklanmasi baska. Bu takdirde de imkan ve hudus 
arasinda bir fark kalmadigi gibi iki grup arasindaki tartisma 
da ortadan kalkmis olur. 

Filozoflara gore akillar, nefisler, kisacasi butun yoktan 
var edilmisler, zamansal hadisler olmayip mumkundurler. 
Bundan da anlasihyor ki hepsi hadistir, ama aksi dogru 
degildir. Nefisler mumkun varhklar olduklanna gore zorunlu 
olarak bir sebeplerinin olmasi gerekir. Sebebi de cisim ola- 
maz. Qunku malulun illetten daha serefli olmasi dogru degil- 
dir. Ayrica illetin de malulden daha guzel olmasi caiz degildir. 
Bu iki onerme aksi durum zorunlu olarak gereklidir. Ayni 
durum feleki nefisler igin de gegerlidir. Qunku nefislerin icat 
etmek seklinde bir fiileri yoktur, aksine tedbir seklinde fiilleri 
vardir. Eger feleki nefislerden beseri nefisler sadir olsaydi, 
bu nefisler akillar olarak belirginlesirlerdi. Qunku fiilin, ister 
feleki olsun ister beseri olsun ancak bir nefisten sadir olmak- 
tan baska bir anlami yoktur. Nefis akhn golgesi, akil ise 
vacibu'l vucudun golgesidir. Nefsin ise hayattan baska bir 



135 

golgesi yoktur. Bu yuzden beseri nefsin illetinin ayni turden 
baska bir nefis olmasi caiz degildir. Cunku ileride agiklaya- 
cagimiz gibi nefisler hakikatte uge ayrihrlar. Benzer iki sey- 
den birinin digerinin varhginin illeti olmasmin caiz olmamasi 
bir zorunluluktur. Cunku benzer iki seyin hukmu de benzer- 
dir. Agiklamasina gelince: Benzer, zati seylerde ortak de- 
mektir. Bu ise bir seyin cins ve fasil olarak kategorize edil- 
mesini saglayan bir husustur. iki sey birbirinin benzeri olup 
bunlardan biri hakkmda gerek vaciplik, gerek mumkunluk ve 
gerekse mumtenilik seklinde bir hukum sabit oldugunda bu 
hukum digeri igin de gegerlidir. Qunku bu hukme gerektirme- 
si ya zatmdan dolayidir ya ayrilmaz bir bzelliginden dolayidir 
ya da bir arazdan dolayidir. 

ilk iki §ik benzerini zorunlu olarak bburu igin de gerektirir- 
ler. Bu lazimi (ayrilmaz) ve zati hususlarda benzerliklerinin 
bir zorunlulugudur. Lazimilik ise zatiligin bir ayrilmazidir. 
Qunku illette ortakhk ayrilmazlarda da ortakhgin illetidir. Ama 
bu hukmu bir arazdan dolayi gerektirmisse, bu, soz konusu 
hukumde zorunlu olarak ortak olmalarini gerektirmez. Bu da 
arazlarda ihtilaf etmelerinin bir gerekliligidir. Aksi takdirde iki 
benzer bir sey olurlardi. Ama arazlar yabancidirlar, zail 
olmalan mumkundur. Aksi takdirde ayrilmazlar olurlardi. 
Arazlann zail olmasi caiz olduguna gore zail olabilen bu 
araza dayah olarak verilen hukmun de zail olmasi caizdir. 
Geride zatiliklerinin ayrilmazina dayah hukumlerde ortakhkla- 
n kahyor. Bizim aradigimiz da budur. §u halde benzer iki 
seyin hukumlerinin de benzer oldugu ispatlanmis oldu. §ayet 
iki benzerden biri bburunun illeti olursa, oburu de bncekinin 
illeti olur. yani nefsinin illetinin illeti oldugu gibi nefsinin de 
illeti olur. Bunun imkansizhgi zorunlu olarak ortadadir. Bura- 
dan hareketle dairesel olusun imkansizhgini anlayabilirsin. 



136 



Evet, kimi durumlarda zit iki seyden biri oburunun kema- 
linin illeti olabiliyor. Yani ona hazir olur, baska suret ve araz- 
lari kabul etmeye amade olur. Havas suretini kabul ettigi icin 
su heyulasina hazir ates gibi. Ayni sekilde iki benzer seyden 
birinin diger benzeri hazirlayan olmasi da mumkundiir. Qun- 
ku bazi kemalleri kabul etmektedir. Dolayisiyla onu en ustun 
makamlara ve hallere ulastmr. Nitekim yuce Allah Rasulune 
(s.a.v) bir lutuf ve kerem ifadesi olarak sbyle buyurmustur: 
"§uphesiz ki sen dogru bir yolu gostermektesin." (§ura, 52) 
Buna gore ilahi hakikatler kendisine gbsterilen, dunya ve 
ahiret halleri ile ilgili olarak insan turunun islahiyla, onlari 
kevnu fesat sureci icinde dogru yola iletmekle emrolunan 
Nebinin (s.a.v) kamil varhgi, ayni zamanda mukemmil (ke- 
male erdiren)dir. Yani kerem denizinden kendisine bahsedi- 
lenleri baskalarma, istidatlarmi ve kabiliyetlerini gbzeterek 
iletir. Nitekim Nebilere (a.s) bbyle emredilmistir. Rasulullah 
efendimiz (s.a.v) sbyle buyurmustur: "Biz nebiler topluluguna 
insanlarla akillarimn kapasitesine gore konu§mamiz emre- 
dildi. " Bu davranislanyla Nebiler, sunnetullaha gore hareket 
etmis oluyorlar: "Allah, risaletini kime verecegini daha iyi 
bilir." (Enam, 124) Qunku ezeli ahlakla ahlaklanmak, bir 
seyin bahsedilenin kapasitesi oraninda bahsedilmesini ge- 
rektirmektedir. Aksi takdirde pargalanir, derisini yarip disari 
gikar. Sonra biri kalkip "ene'l hak" diye feryat eder, bir bas- 
kasi "kendimi tenzih ederim, samm ne yucedir!" diye inim 
inim inler. Tipki hurmanm kabugundan firlayip gikmasi gibi 
kabina sigmaz, tasar. iste Nubuvvetin smiri budur. 

Velayetin smiri ise, kendisinden baskasinin turun islahiy- 
la gbrevli olmadigi bir sahsa ilahi hakikatlerin agilmasidir. Bu 
da hidayete sebep olabildigi gibi dalalete de sebep olabilir. 
Nitekim yuce Allah, Kur'an'm sirk ve tugyan ehli igin blumcul 
bir zehire donustugunij sbyle ifade etmistir: "Onunla birgok 
kimseyi saptmr." Kur'an gunesi bazi kimselerin gbzlerini 



137 

kamastinr, goru§lerini zayiflatir. Qunku Kur'an gunesine 
arkalanni dbnerler. Nubuvvet kandilinin bazi nefislerin sapik- 
hk cbllerinde karanhklara dalmalanna sebep olmasi 50k 
daha evladir. Qunku Nebi beserdir, kiskanghk, kin, cimrilik ve 
bugz tozlannin ortahgi kaplamasina sebep olur. Kur'an icin 
bbyle bir durum sbz konusu degildir. Qunku ozellikle aleme 
yonelik feyzi itibariyle bir cinsi yoktur. "Kur'an, (hak He batili) 
ayiran bir sozdur. O, asla bir §aka degildir. " (Tank, 1 3-1 4) 

Nitekim bu sir dolayisiyla yuce Allah biraz da azar mahi- 
yetinde Nebisine sbyle hitap etmistir: "Sen sevdigini hidayete 
erdiremezsin. " (Kasas, 56) Ebu Talib ve Ebu Cehil gibi iste- 
digin kisileri hidayete erdiremezsin. 

Dolayisiyla vacibu'l viicudun baska bir seyin aracihgi ol- 
madan bir illetinin olmasi caiz degildir. Qunku baskasi, ancak 
degismez bir sey vasitasiyla degisir. Nefs-i natikanin varhgi- 
na iliskin bu kisimlann batilhgi ortaya gikmca, illetinin akil 
olmasi belirginlik kazanmis oldu. Rasulullah'tan (s.a.v) riva- 
yet edilen meshur bir hadiste yuce Allah'm akla sbyle hitap 
ettigi belirtilmistir: "Seninle alir, seninle verir ve seninle me- 
nederim." §u halde akil, cbmertligin vasitasidir, bagimsiz var 
edici degildir. Hayrin kaynagi ise mutlak faildir, ama bu hayri 
akil ile dagitir. Nitekim yuce Allah "seninle veririm" demistir. 
Dikkatli ol! Haktan baska bir failin oldugunu zannetmeyesin 
ve O'na herhangi bir kimseyi ortak kosmayasm. Aksi takdir- 
6e"sanki ruzgar uzak bir yere suruklemi§ (bir nesne) gibi" 
olursun. Ates ruzgarlan seni uzak ve derin cehenneme su- 
ruklemis olur ve orada ebediyen kahrsm. Kandilcigin isigi 
gunesin nurunu bastirabilir mi? Akillarm zatlari celal nurunun 
ve cemal ziyasinin sualarmdan olduguna gore, fiilleri igin bir 
varhk sbz konusu mudur ki ondan bagimsiz olarak sadir 
olsunlar? "Serge nedir ki izi olsun, emir kim ki hukmu olsun!" 
Akil Onun akhdir. Akleden de Onun fiilidir. Qunku O'ndan 



138 

baska O yoktur. "O'nun zatindan baska her sey yok olacak- 
f/r."(Kasas, 88) 

Bu noktada "kesb" adasina sigimlmistir ki "fi§ki He kan 
arasindan (gelen), igenlerin bogazindan kolayca gegen halis 
bir sut" (Nahl, 66) gibidir. Kan ve fiski ise dalgalarla cosan iki 
denizdir. Yanma ve bogulma belirtilerini sergilerle ki "Arala- 
nnda bir engel vardir, birbirine gegip kansmazlar." (Rahman, 
20) Bu ise "kesb" ve seref berzahidir. Cbmertligin cudi dagi- 
dir ki iimmetin "Esarileri" ona tirmanarak islerinde kansikhk 
iginde olanlann ellerinden kurtulmuslardir. "itizal" gemisi ise, 
kanitsal demir matkabiyla delindigi icin azgin denizin uzerin- 
de pargalanmistir. Bu nedensellige en uygun akil, unsuri 
varliklarm kutlelerini idare eden son akildir. Qunku bu akil 
son nurdur ve beseri nefisten baska bir gblgesi yoktur. On- 
dan baska nuru da yoktur. Oyle ki bu kadanndan baska da 
bir sey kalmaz onun icin. Ama onun ustunde yeterli, tarn, kafi 
ve genel nurlar agisindan farkh bir durum sbz konusudur. 

Kur'an'm yemyesil okyanusundan "Cebriye" ve "Kaderi- 
ye"nin kara ve kizil denizlerini kurumus denizlerine dusen 
damla ise sudur: "Attigin zaman da sen atmadin, fakat Allah 
atti." (Enfal, 17) Sen mecazi olarak attigin zaman hakiki 
olarak atmadin, fakat hakiki atan Allah'tir. Sen mecazi atan- 
sin. Sen bizim hakiki kaza ve kaderimizin yaymda ok gibisin. 
Nasil ki senin okun mecazi kudretinin yayma yerlestirilmisse. 
ilahi sedefin bir diger incisi ise su ayettir: "Onlarla sava§in ki, 
Allah sizin ellerinizle onlan cezalandirsin. " (Tevbe, 14) Bura- 
da yuce Allah, agik bir ifadeyle cezalandirma fiilini hakiki 
olarak kendisine, mecazi olarak da onlarin ellerine izafe 
ediyor. Qunku kafirlerin cezalandinlmasi ameliyesinde onla- 
rin elleri, katibin elindeki kalem gibidir. Kaleminse hareket 
etmekten baska bir fiili yoktur. Onu hareket ettiren de katiptir. 
Bu ise son derece zayif bir nispettir ve fiilin kaleme nispetini 



139 

gergeklestirecek yeterlikte degildir, ancak mecazi olarak 
nispet edilmesini saglayabilir. Ki bu da mecazi ifadelerin en 
ug noktasidir. 

ikinci burhan: ilim ve ilhamlarm meydana gelisi, feraset- 
ler, uyanlar, gaiplere iliskin haberler, sadik ruyalar, gergek 
gbrusler... kisacasi nefs-i natikalardaki ruhani hadis ve 
arazlar akillann varhgina delalet ederler. Ki biz kisimlanndan 
birine dayah olarak zatlanna iliskin delili daha once ortaya 
koymustuk. §6yle ki: Bir seyin zati mevcut olmadan, zatmda 
bir sifat mevcut olamaz. Bu yuzden de: Nefis ilim sifatini 
kendi zatmda meydana getirir, denemez. Qunku nefis sifati 
zatiyla gergeklestirir, sonra onu kendi zatmda kabul eder. 
Burada iki sey sbz konusudur: Biri fiil (etme), bburu ise infial 
(edilme). O halde nefiste iki cihet vardir demek gerekecektir 
ki boyle degildir. Qunku nefis bildigin gibi basit bir cevherdir. 
§u halde ruhani sifatlar ve meydana gelisleri akleden, canh 
ve Allah'in emriyle faaliyet gosteren bir cevherin varhgmin 
delilleridir. Bu yuzden Nebiler (a.s) yasadiklan halleri melek- 
lere havale etmisledir. Nitekim Rasulullah (s.a.v) sbyle bu- 
yurmustur: "Ruhu'l Kuds kalbime ufledi. " Yuce Allah, nefisle- 
rin zatlarmin melekler vasitasiyla gergeklestiklerini anlatmak 
baglaminda isa (a.s)nm dogumu ile ilgili olarak sbyle buyur- 
mu§tur: "Ben, yalmzca, sana tertemiz bir erkek gocuk bagi§- 
lamam igin Rabbinin bir elgisiyim." (Meryem, 19) Bu ayette, 
Cebrail'in (a.s) tertemiz bir erkek gocugunun varligmin sebe- 
bi oldugunu Meryem'e (a.s) anlatirken sarf ettigi sbzler hika- 
ye ediliyor. "Sana bagi§lamam igin" anlammdaki ifadede 
arap dilinin belagat unsurlarmin nasil bir edep tavn iginde 
gbzetildigini gbruyor musunuz? Bbylece yaratmanm vasitasi 
oldugunu, yaratici olmadigmi gok guzel bir ifadeyle dile 
getiriyor. Ama Hz. isa'nin (a.s) kendisi ile ilgili olarak sbyledi- 
gi su sbzunde farkh bir duruma isaret ediliyor: "Size gamur- 
dan bir ku§ sureti yaparim." (Al-i imran, 49) Ama yoldan 



140 

gikmis Hiristiyanlar bundan onun kusun, serrin ve hayrm 
yaraticisi oldugu seklinde bir sonug gikardilar. Yuce Allah bu 
bos hayali ortadan kaldirmak, hem onlara hem de baskalan- 
na cevap vermek maksadiyla sbyle buyurmustur: "Allah'tan 
ba§ka bir yaratici var mi?" (Fatir, 3) Bu, mazmunu inkar ve 
hayret amaciyla ybneltilmis bir sorudur (istifham-i inkari). 
isa'nin ruhunu bagislayan (Cebrail), isa'nm da baskasimn da 
yaraticisi olmuyorsa, mahlukun mahluku olan isa nasil olu- 
yor da mahlukatin hahki (yaraticisi) oluyor?! Dolayisiyla 
buradaki "yaratmadan" maksat, takdir etme, hazirlama, sekil 
verme ve hazir hale getirmedir. Bu ise "Muhammedi (a.s) 
ruh"ta belirtildigi gibi caizdir. Yine yuce Allah, nebilerin (a.s) 
meleklerle desteklendiklerini, savaslan savdiklarmi, sikintila- 
rini giderdiklerini bildirmistir. Nebilerin onlarin aracihgiyla 
hikmet, ilim, fazilet ve ahlak ogrendiklerini ifade etmistir. "Ve 
onu, Ruhu'l-Kudus (Cebrail) He destekledik." (Bakara, 87) 
"Onu guglu kuvvetli ve ustun yaratili§li biri (Cebrail) ogretti." 
(Necm, 5) "Rabbiniz, ni§anh be§ bin melekle sizi takviye 
eder." (Al-i imran, 125) Nitekim nefsani haller, akillarm varhk- 
larinin delilleridir. 

Uguncij burhan: §u alemimizde ug urun ve dort ana 
unsurda bulunan suretler, akillarm varhgina delalet eder. 
Nitekim nefs-i natikalan varhgina iliskin delili agiklarken buna 
deginmistik. 

DorduncusiJ: Feleki nefisler akillarm varhgina delalet e- 
derler. 

Besincisi: Feleki nefislerin ilimleri ve nurlari butunuyle a- 
killarm destegiyle gergeklesir. 

Altincisi: Feleki kutleler, bizim zikrettigimiz delilin tipkisi 
olarak akillarm varhgina delildir. Ama agiklanan delil kapsa- 
mmda uzerinde durdugumuz taksimin son kismmi burada 



141 

iptal ediyoruz. Qunku buna samil degildi. Diyoruz ki: Herhan- 
gi bir cisim feleklerin varhginin illeti olamaz. Qunku biliyorsun 
ki cismin kesinlikle bir tesiri yoktur. Muhtevayi ihtiva eden 
olarak veya tersi olarak bazisi da bazisimn illeti olamaz. 
Birincisi: eger ihtiva eden, ihtiva edilenin illeti olursa, boslugu 
gerektirir ki bunun fasitligi bildigin gibi zorunludur veya nazari 
olarak bilinmektedir. Qunku illet mevcudiyet itibariyle malul- 
den bncedir. Bilindigi gibi varhgi olmayan bir seyin baska bir 
seyi var etmesi mumkun degildir. Qunku var etme (icat), 
varhk bahsetmektir. Herhangi bir seyin varhgi yoksa olmayan 
bir seyi nasil baskasma bahsedecektir. Bu imkansizhk, akhn 
orta duzeyine bile gerek birakmayacak kadar agiktir. Eger 
kendisine ait olmayani ihtiva ediyor ve nufuz ediyorsa, bu 
takdirde ona takaddum etmis olur. Bu da kendisini ihtiva 
eden illetiyle birlikte uzayip giden ihtiva edilenin yoklugunu 
gerektirir. Ama ihtiva edilenin yoklugu ile bosluk birbirlerini 
gerektirmektedirler. Daha dogrusu ihtiva edilenin yoklugu, 
bo§lugun varhginin aynisidir. Bundan dolayi da bo§lugun 
varhgi caiz olur. Qunku illetiyle beraber var olmasi caiz olan 
muhtevasizhgiyla beraberdir. Ama bo§lugun varhgi muhaldir, 
caiz degildir. Bu da gbsteriyor ki ihtiva edenin, kendisinin illeti 
olan ihtiva edileni havi olmasi gegersizdir. Tersine gelince, 
bildigin gibi ihtiva eden, ihtiva ettiginden daha serefli ve daha 
buyuktur. Daha serefli ve biiyiik olanin bayagi ve hakir bir 
seyin malulu olmasi sbz konusu olamaz. Bunun delili apagik 
ortadadir. 

Yedincisi: Bunlar bir agidan daimidirler ve Allah'm diledi- 
gi bir zaman kadar sona ermezler. Bildigin gibi bu da onlarin 
varhklarmi surduren bir varhga delalet eder ki sona ermesin- 
ler. Bunlar da akillardir. Kisaca sbyleyecek olursak cisim 
alemi ile nefis alemi akillarm tasarrufu altinda, onlarin haki- 
miyetine boyun egmis, onun var etmesiyle varhk sahibi ol- 
maktadirlar. Daha dogrusu her iki alem, nurlarm kanitlan 



142 

karsismda dagihr, gbzulurler. Isiklarimn huzmeleri ve eserleri 
altmda ortuk ve bastinlmislardir. Nitekim yuce Allah soyle 
buyurmustur: "Gogu kendi ellerimizle biz kurduk." (Zariyat, 
47) Bu ulvi kutleler igin gegerlidir. 

Olan ve bozulan (kevn ve fesat) suretlere ve iiremelere 
(mevalid) gelince, yuce Allah onlar hakkmda soyle buyur- 
mustur: "Gormuyorlar mi ki, biz kudretimizin eseri olmak 
uzere onlar igin birgok hayvan yarattik. " (Yasin, 71 ) 

Bu iki ayet, gbklerin, akillardan ibaret ellerle bina edildik- 
lerine delalet etmektedir. Zahir ehli mufessirler, burada ge- 
gen ellerin gogul kullanilmasmdan dolayi kuvvet anlammda 
oldugunu sbylemislerdir. Bizim verdigimiz anlam ile zahir 
ehlinin verdigi anlam arasinda bir geli§ki yoktur. Qunkii el, 
hayri ba§kasina aktarma arcmdan ibarettir, kemik, et ve 
deriden ibaret bir organ olmasi ile canh, akil ve gug sahibi bir 
cevher olmasi arasinda herhangi bir fark yoktur. Nitekim 
"Vezir Sultanin elidir." denilmistir. gunku sultanin iyiliklerinin 
baskalarma ulasmasmin aracidir. Qesitli unsurlann birlesi- 
minden ibaret, olu, camid, kokan, bozulan organ anlammda 
el ise yiice Allah hakkmda tasavvur edilemez. Ama konusan 
ruhani cevher anlammda tasavvur edilebilir. Biz de bu an- 
lamda mucerret akillar olarak isimlendiriyoruz. §eriatta ise 
mukarreb melekler olarak isimlendirilmislerdir. istenirse 
kuvvet olarak da isimlendirilebilirler, anlam ayni olduktan 
sonra ibarelerin farkliligmin bir sakmcasi yoktur. Qunku 
kuvvetin ve akhn anlami birdir. O da nimetlerin bitkilere ve 
hayvanlara (canhlara) aktarilmasmin aracidir. Qunku bunlar 
Allah'm elleri tarafmdan yapilmis seylerdir. Nitekim burada el 
kelimesinin cogulu kullanilmistir ki kuvvet anlamma gelen 
"eyd" ile "yed"in cogulu olan "eyd" arasinda bir kansikhga 
mahal verilmesin. 



143 

Yuce Allah nefisler aleminin akillann tasarrufu altmda ol- 
duguna dikkat gekmek icin sbyle buyurmustur: "Her §eyin 
mulku kendi elinde olan Allah'in §am ne kadar yucedir!" 
(Yasin, 83) Bir diger ayette de sbyle buyurmustur: "Her §eyin 
melekutu (mulkiyeti ve yonetimi) kendisinin elinde olan kim- 
dir? diye sor." (Muminun, 88) Esyamn melekutu, ruhani 
bablari demektir. Nitekim "rumuzu'l enbiya"da sbyle denmis- 
tir: Her seyin bir meliki vardir. Danelerden her bir danenin bir 
yarani, bzlerden her bir oziin bir raziki vardir. Bunlar da 
"kabuklu daneler ve ho§ kokulu bitkiler" (Rahman, 12)dir. 
Ayette gegen "el-asf" kabuk demektir ve bina, yapi anlamin- 
dadir. "reyhan" ise cevher 6z demektir. Kabuk cehennemde 
taslarla birlikte yanar. Qunku cehennemin "yakiti, insan ve 
fa§"(Bakara, 24)tir. Yakut benzeri 6z ise erir ateste ve kari- 
simlardan arinir. Bbylece "dogruluk meclisinde" (Kamer, 55) 
oturma liyakatine kavusur. Qunku mecliste oturmak i?in 
baskalarinin da olmasi gerekir. 

Nice zaman yakutu eksiltmek igin koze tutarim 

Sonra kozu sondururum, yakut gene yakuttur. 

Bu, nefisler aleminin akillann istilasi altmda olduguna 
yonelik bir isarettir. Yuce Allah, kutleler alemi hakkinda sbyle 
buyurmustur: "Mutlak hukumranlik elinde olan Allah, yuceler 
yucesidir." (Mulk, 1) Mulk derken, cisimler aleminin tumu 
veya ruhlar aleminin kabuklan kast ediliyor. Bunlarm tumu 
O'nun elindedir. O'nun eli de cismani bir organ olmaktan 
munezzehtir. Bilakis nurani, akli bir cevherdir. Yuzu, kalemi 
ve kitabi da byle. Qunku kalem, bir seyi naksedendir. Levh, 
naksedilendir. Kitap ise yazilandir. El ise kalemi kullanandir. 
Kutleler aleminden higbir sey bu smirlarin igine giremez. 
Dolayisiyla odun veya kamis olarak kalem, giimus veya altm 
olarak levh ya da kemik ve et olarak el yahut da kagit ve 
sigir ya da esek derisi olarak ciltten ibaret kitap onun 



144 

kapsamma girmez. Bilakis bunlann tumu levhlik, kalemlik ve 
ellik kavramimn icine girmeyen zait anlamlardir. Ayni durum 
kelam kavrami igin de gecerlidir. O da manzum kelamdan, 
birbirine eklenip cumle olusturulan kelimelerden, kopuk 
sesler (harfler)den ve secili nagmelerden ote bir seydir. 
Sakin ilk Hak ile ilgili olarak Hakka aykiri bir zanna dusme- 
yesin. Bbylece tesbih derecesinden gikar kurtulursun. Aksi 
takdirde haklannda sbyle denen kimselerden olursun: 

Menkul ortulerinin gocugu! 

Makul §eylerden yoksunl 

Ama O'nun hakkinda bu gibi seylere inanmamak igin 
tesbih derecesinden kurtulayim derken, tatil tehlikesine de 
dusme. Bu iki yaklasim da orta yolun iki yerilmis ug taraflan- 
dir. Sen dosdogru yolu izle! Mesafeler kat etmeni saglayacak 
yol budur. ifrat ve tefrit dairesinin merkezi burasidir. Bu 
ruhani seyleri hayir, nimet, feyiz ve rahmet ilahma has zan- 
netme. Bilakis bu nimetleri bahseden, bu kerametleri insani 
suret seklinde indiren O'dur. Qunku insani suret Rahman 
suretinde yaratilmistir. insanm resmi, natik cevherdir. Bu, 
hayvan sininndan farkh bir durumdur. Hayvan buyuyen, 
beslenen, duyu sahibi, iradeyle hareket eden bir varhktir. 
Ayni sekilde insanm eli de ruhani olabilir. Musa'nin (a.s) yed- 
i beyzasi (beyaz el) ve asasi gibi. Ayni durum insanm sifatla- 
n icin de gegerlidir. Onlar da bu guzel ve nadir kelimeler ve 
su zarif ve latif sekiller gibidir. Qunku bir sanat eseri, en uzak 
agidan bile olsa sanatkanna benzer bir yon tasir. 

Evdeki her §ey ev sahibine benzer. 

Yuce Allah'm ibrahim'e (a.s) ybnelik su emrini gormedi- 
niz mi: "Tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, ruku ve secde- 
ye varanlar igin evimi temiz tut." (Hac, 26) Allah'm dokunul- 
maz evi, rukun ve makam muminin kalbidir. Nitekim muminin 



145 

kalbini yuceltmek, onu sereflendirmek amaciyla kudsi bir 
hadiste sbyle buyurmustur: "Arzima ve gogume sigmadim, 
mumin kulumun kalbine sigdim." ilahi vahyin icazimn somut 
bir gbstergesi olarak gbzetilen su inceligi gbrijyor musunuz? 
Sbyle ki: Melekut mulkten daha serefli oldugundan birincisi- 
nin "Subhan" lafziyla, ikincisinin de "Tebarek" lafziyla zikre- 
dilmesi gerekmistir. Qunku "Subhan" kelimesi, yakisik alma- 
yan seylerden tenzih ve takdis ve yakisir sekilde ululama ve 
yuceltme anlamina gelir. "Tebarek" kelimesi ise "el-berekeh" 
kelimesinden turemistir ve gok hayir demektir. Hig kuskusuz 
akillardan ve nefislerden sonra kutleleri yoktan ver etmek 
gok hayir demektir. Fakat akillarm ve nefislerin yoktan yara- 
tilmasi ululamayi, ikrami, takdis ve tazimi gerektiren bir 
olgudur. 

Sekizinci burhan: Bu "Nigin?" delilidir. Sbyle ki: vacibu'l 
vucudun birligi akhn varhginin delilidir. Qunku ondan baska 
cevherler ilk olarak sudur etme salahiyetine sahip degildir. 
Bunun nedeni de hakiki birlikle bir olmamalandir. ilahiyatin 
sekizinci ashni incelerken bu iki bnermenin her birini ayrmtih 
olarak sunacagiz. Su halde ilahin birligi zat olarak bir ve kulli 
olarak maddelerden beri, akil olarak isimlendirilen "bir" varh- 
gma delalet etmektedir. "Bir"in varhgina sahitlik eden "bir" 
munezzehtir. Nitekim Rasulullah (s.a.v) "biz nebilere emredi- 
len din birdir" buyurmustur. Birin sani yucedir. Bu da akildir ki 
kendisini yoktan var eden birin varhgina sahitlik etmektedir. 
Akillarm ispatina dair delillerin toplami bundan ibarettir. 



146 

Feleki Nefislerin Halleri: 

Feleki nefislerin hallerine gelince: Bildigin gibi feleki ne- 
fisler, iradeleriyle semavi kutleleri hareket ettiren olgulardir. 
Bu yuzden bir gayelerinin olmasi gerekir. Qunkij bir iradeyle 
hareket ettirilen bir seyin hareketinin gayesi olmahdir. Gayesi 
de ya aklidir ya da hissidir. Hissi olmasi caiz degildir, gunku 
feleklerin agik ya da gizli hisleri yoktur. Onlar, unsuri ureme- 
ler icin uygun lezzet ve sehvetleri celp ve uygun olmayan 
gekisme ve hasimlasmalan da def amaciyla yaratilmislardir. 
Feleklerin ise boyle mesguliyetleri yoktur. Dolayisiyla boyle 
seylerle ilgileri olmaz. Boylece sehvet, gazap, duskunluk ve 
edepsizlik gibi hayvansal gayeler butunuyle iptal olmustur 
onlar acismdan. Bu ise ayrica delile ihtiyac birakmayacak 
kadar aciktir. Qunkij unsireler turunden olmadiklarini biliyo- 
ruz. Geride gayelerinin akli olmasi ihtimali kahyor. Bu da ya 
kulli ya da cuzi olacaktir. Cuzi olmasi caiz degildir. Aksi 
takdirde gayeye ulastigmda duracak ya da kolay elde edilir 
olmadigi zaman da umitsizlige kapilacaktir. Her iki ihtimalde 
de durmasi gerekecektir. Oysa hareketlerinin devamlihgini 
kanitlamistik. §6yle ki: Eger hareketler silsilesi kesilirse, 
kesilmesi ile birlikte soz yeniden basa donecektir ve bunun 
da illeti istenecektir. Qunkij hikmet sahibi diye, her seyde illet 
arayana denir. Dolayisiyla bir illetinin olmasi kacimlmazdir. 
Qunkij her hangi bir seyin yok olarak veya var olarak hudusu 
caiz gbrulurse, bu ancak bir illetten dolayi olabilir. Bundan 
dolayi da alemin tumunun yok veya var olarak bir failden 
olmasi gerekir. Bunun yanhsligmda, kusur, zulmet ve karan- 
hk olusunda kusku yoktur. §u halde silsilenin varhgi ikrar 
edilmis oluyor. Ya da birbirini gegen varhklardirlar. Bu ise 
imkansizdir. Qunkij daha once boyutlar ve miktarlar agism- 
dan sonsuzlugun imkansiz oldugunu belirtmistik. Ya da 
birbirini takip eden varhklardir ve bunlardan sadece bir tanesi 
varhk kapsamma girmektedir. Bu bir de dairesel hareketlerdir, 



147 

miktari ise zaman olarak isimlendirilen kavramdir. Dolayisiy- 
la ondan aynlmamasi kacimlmaz olur. Aksi takdirde hicbir 
hadisin meydana gelisi tasavvur edilemeyecektir. Qunkij 
degisken ve zeval bulan bir sey degismez ve devamh bir 
seyden sadir olmaz. Aksine devamh olan devamh olandan, 
sonradan olan (hadis) da sonradan olandan sadir olur. 

Birincisine "Dehr", ikincisine "Sermed", ijguncusune de 
"Zaman" denir. Sidretu'l Munteha'nm ustunde ise degisme 
yoktur. Orasi degismezlik ve beka alemidir. Sahasi yokluk 
tozundan yiice olan Allah munezzehtir. Bbylece gayesinin 
kulli akli bir sey olmasi belirginlesiyor. §6yle ki: Felek bilfiil 
tarn bir varhktir. iginde bil kuvve olarak kalan sey ise va- 
az'dir. O da hareketine benzemeyi ister. Oysa hareketini bil 
kuvve'den bil fiil'e cikarmamn, akhyla art arda gelmekten 
baska bir yolu da yoktur. O da her agidan tamdir. Dolayisiyla 
iginde bil kuvve olarak hicbir sey kalmaz. Qiinku olusu ve 
varhgi onunladir. Bu yuzden ona ruku etmesi, secde etmesi 
gerekir. Nurunu ve parlakhgini ondan ahr. Bu nedenle yuzu- 
nu isigmm kabesinin tarafina cevirmesi gerekmistir. Bu, 
hareketleri, fiilleri, ilmini ve kemalini tahsil etmesi itibariyle 
babasina benzeyen ogul gibidir. Bu benzeme bir bakima ona 
ibadet etmek, yaraticisma ve illetine yakinlasmak mahiyetin- 
dedir. "Her biri bir felekte yuzmektedirler." (Enbiya, 33) itaat 
etme, kulluk sunma yuzusudur bu. Orug ve teheccut seyaha- 
tidir. Nitekim yuce Allah resulune sbyle demistir: "Zira gun- 
duz vakti, sana uzun bir me§guliyet var." (Muzzemmil, 7) Bir 
diger ayette de soyle buyurmustur: "Gecenin bir kisminda 
uyanarak, sana mahsus bir nafile olmak uzere namaz kil." 
(isra, 79) onlardan maksat, haklannda sbyle buyrulan kimse- 
lerdir: "Rabbinin yamnda bulunan (melekler) hig usanmadan, 
gece gunduz O'nu tesbih ederler. "(Fussilet, 38) 



148 

Geride sunu demek kahyor: Her felegin hizhhk, yavashk, 
sereflilik ve izzetlilik bakimindan bir digerinden ayri hareketi 
vardir. Tasiyicilar ve dairesel dbnusler igin de gegerlidir. §u 
halde bu hareketlerin cihetleri nicin farkhlasmistir. Buna 
cevap olarak diyoruz ki: Butun feleklerin ortak olduklan dai- 
resel hareket, vacibu'l vucuda yaklasmak igindir. O butun akli 
nurlann nurudur. Bu benzemenin her birinin kendine has 
hareketi illetinin etkisiyle gergeklesir. illetleri mahiyet itibariyle 
farkh olunca hareketler de farkh olmustur. Farkhliklan itibariy- 
le benzeyen seyler birbirlerinden farkhdirlar. Ornegin gbkleri 
hareket ettiren arsin amacinin suflilerle ilgilenmek olmasi 
bircok agidan caiz olmaz. Birincisi: bu sufli varhklarin felek- 
ler yaninda bir degerleri yoktur. Bu yuzden felekler onlar icin 
hareket etmezler, hallerini ve islerinin kontrolune inayet 
gbstermezler, usluplannin ve rollerinin maslahatina riayet 
etmezler. Cunku burclan felegindeki en kuciJk yildiz, yer 
basitinden on yedi kat buyuktur. Buyuk bir okyanus, azame- 
tinin yaninda dagihp kaybolan hakir bir damlayla ilgilenir mi? 
nitekim vehimlerine yenilen bazi cedel ve kelam ehli kimseler 
boyle bir iddiayla ortaya gikmislar ve Rasulullah'tan (s.a.v) 
rivayet edilen su kutsi hadisi delil gbstermisler: "Eger sen 
olmasaydin felekleri yaratmazdim." Bu hadisin anlami haktir, 
ama onlarin anladiklan, garpittiklan gibi degil. Gergek anlam 
sbyledir: "eger sen olmasaydin" ifadesinde hitap, var olus ve 
bozulus alemindeki mahlukatm en sereflisi olan insan turune 
ybneliktir. Nitekim Araplarda bbyle bir gelenek vardir. Hitabi 
kamil bir sahsa ybneltirler, ama o turun tumunu kast ederler. 
Nitekim Rasulullah (s.a.v) da kendi abdestini gbstererek "bu 
dyle bir abdesttir ki o olmadan Allah higbir namazi kabul 
etmez." buyurmustur. Hie kuskusuz Rasulullah'in (s.a.v) 
kendi abdestine isaret etmesi, bizzat abdestini kast ettigi 
anlamma gelmez. Qunku Onun abdestinin baskasmda vuku 
bulmasi imkansizdir. Dolayisiyla baskasmm namazmi Onun 



149 

abdestiyle kabul etmesi mumkun degildir. Nitekim yuce Allah 
da Adem ve esine hitaben soyle buyurmustur: "§u agaca 
yakla§maym. " (Bakara, 35) Buradaki yasak hususi olarak bir 
agacla ilgili degildir. Qunkij o turden bircok agag vardir cen- 
nette. Bilakis yasak, o turun tamamiyla ilgilidir. Tur kast 
edildigi halde o turun iginde bir sahsa hitap etmenin caiz 
olmasinin sebebine gelince, kulli turun ayni varhk kapsamina 
girmesi ancak sahis baglaminda mumkundur. Nitekim ta- 
mamlayici suret meselesini ele ahrken bu konuyu etrafhca 
ele almistik. Ayrica hitaplar ancak, objeler dunyasmda mev- 
cut olanlara yoneltilir. Qunkij maduma yonelik hitap kaim 
olunan seye ybneliktir. 

Dolayisiyla ancak cevher, cisim, bitki ve hayvandan iba- 
ret dort cinsle kaim olan insan, hayvan, bitki ve cismin var 
edilmesinin amaci, en ustun sahsin var edilmesidir. Bu cins 
ve tur mahiyetindeki oluslar, bildigin gibi feleklerin hareketle- 
rinin ayrilmaz gerekleridir. Bunlar da bilfiil en ustun sahisla- 
rinda mevcutturlar. Dolayisiyla varhgi feleklerin hareketinden 
ayri dusunulemez. 

Lazim nefyedildigi zaman melzum da nefyolur. Dolayi- 
siyla "eger sen olmasaydin, felekleri yaratmazdim." sozii 
sahihtir. Yani feleklerin hareketleri senin varhgmin 
melzumudur. Qunkij feleklerin hareketleri senin varhgmin 
illetidir, her illet de melzumdur. Ama bunun tersi dogru degil- 
dir. Yine her malul lazimdir, fakat tersi dogru degildir. Nerede 
melzum varsa, zorunlu olarak lazim da vardir. §u halde 
"lazim nefyedildigi zaman melzum da zorunlu olarak 
nefyolur" seklindeki sarthlik halinin dogrulugu birinci zorunlu- 
luga dayanmaktadir. Oyle ki mutezilenin asinlan buna daya- 
narak "yuce Allah'm kullarmin iyiligini gbzetmesi ona vaciptir" 
demislerdir. Bu sozlerinin Allah'i bir seye zorlamak, O'nu bir 
seyi yapmak mecburiyetinde birakmak anlamma geldigini 



150 

anlamamislardir. Bir seyi yapmanm vacip olmasimn anlami, 
terk edilmesi durumunda cezayi, yerine getirilmesi durumun- 
da ise odulu gerektirmesinden baska bir sey olabilir mi? 
Allah'i cezalandiracak veya bdullendirecek kimmis? Bilakis 
odullendiren, cezalandiran, gerektiren, haram ya da helal 
kilan Allah'tir. Bir seyi O gerekli kilar. O'na bir sey gerekli 
kihnmaz, bir seyi yapmaya mecbur edilmez. Nitekim yuce 
Allah sbyle buyurmustur: "§uphesiz Allah gokleri ve yen, 
nizamlan bozulmasin diye tutuyor. Andolsun ki onlann niza- 
mi eger bir bozulursa, kendisinden ba§ka hig kimse onlan 
tutamaz. " (Fatir, 41) Bir diger ayette de sbyle buyurmustur: 
"Gogun ve yerin O'nun buyrugu He durmast da O'nun (varli- 
gimn) delillerindendir." (Rum, 25) Dolayisiyla gokler uzerinde 
kaim olan O'dur. Bu kahir, istila veya emir ve ustunluk anla- 
minda bir kaimliktir. Boyle iken emreden emredilene nasil 
dbnu§ur? Kahreden kahredilene dbnebilir mi? Ki bir ba§kasi 
O'nu bir §ey yapmak mecburiyetinde biraksin? "Ey Kitap ehli! 
Dininizde haksiz yere haddi asmayin. "(Maide, 77) Dolayisiy- 
la bu asiri mutezililer "kader" anlayislan itibariyle bazen ehli 
kitaba benzerler. Qunku Rasulullah (s.a.v) "kaderiye bu 
ummetin Mecusileridir" buyurarak onlan Mecusilere benzet- 
mistir. Mecusiler de kitap ehli ya da yari kitap ehlidirler. Bu 
benzemenin sebebi sudur: Kaderiyeciler iki kadirin gug yetir- 
digi bir makdurun varhgini savunduklan igin Saneviye ekolu- 
ne benziyorlar. Qunku onlar, alemin iki yaraticisinin oldugu- 
na, bu yaraticilardan birinin nur, birinin karanhk ya da Yez- 
dan ve Ehrimen olduguna inanirlar. Ashnda Kaderiye, 
Saneviyenin kendisidir. Nitekim hadiste "Kaderiye bu umme- 
tin Mecusileridir" deniliyor, "Mecusiler gibidir" denilmiyor. 
Bazi agilardan da heva ve heves ehline benziyorlar. Qunku 
sanata tek gozle bakarken sanatkara sasi bakiyorlar. Bu 
agidan sbyle tanimlanmislardir: "Bunlann arasinda bocalayip 
durmaktalar; ne onlara (baglamyorlar) ne bunlara." (Nisa, 



151 

143) Bazen Muattilaya benzemektedirler. Qunku Muattila 
grubu, yaraticiyi kbtu ve girkin fiilden azletmektedirler. Bu 
yuzden itizal ehli olarak isimlendirilmislerdir. Bu da yaraticiyi 
verme ve vermeme seklindeki yaratmadan uzak bilmek gibi 
bir anlayisi benimsemelerine yol agmistir. Bu ise yaraticiya 
tek gbzle bakmaktir. Kbrluk, sasi ve tek goze gore selamete 
daha yakindir. Selamet ise, azgin bir kurnazhktan daha gok 
kurtulusa yakindir. 

ikincisi: Ulvi varhklar, mukayese kabul etmeyecek sekil- 
de sufli varhklardan sereflidirler. Daha serefli olan bir sey 
daha hakir olan bir seyle blculmez ve onun icin zorlanmaz. 

Ucuncusu: Ulvi varhklar, sufli varliklarm illetleridir. illet 
de her zaman ondedir, az da olsa varhk olarak kendisinden 
sonra gelen malul igin kosmaz, ardina dusmez. Bunun gibi 
daha birgok husus siralamak mumkundur. Dolayisiyla onlari 
asmaya higbir sinir yetmez, higbir yardim onlari sinirlandir- 
maya kafi gelmez. 

Ben derim ki: Onlarin asik ve bzlemle dolu nefislerine i- 
sabet eden ezel celalinin sualari, evvel cemalinin kibriyasmm 
isiklan , lutuf ve inayet eserlerinin nurlari, sefkat ve hidayet 
garipliklerinin sirlari zat-i serifine dbnup bakmasina engel 
olmazken ondan daha asagi bayagi seylere iltifat etmesine 
nasil engel olabilir? 

Kur'an-i Kerim bu hale dikkat geken ifadelerle doludur, 
asagidaki brneklerde oldugu gibi: 

"Onlar, bikip usanmaksizin gece gunduz (Allah'i) tesbih 
ederler. "(Enbiya, 20) 

"Ku§kusuz Rabbin katindakiler O'na kulluk etmekten ki- 
birlenmezler, O'nu tesbih eder ve yalmz O'na secde ederler." 
(Araf, 206) 



152 

Ulvi varhklar, masukun cemalinin nuru denizinde gark 
olmuslar seklinde vasfedilmislerdir. Ozlemle yanip tutusan 
asiklann masuklarimn semailinde kendilerinden gegip daimi 
olarak, ara vermeksizin, usanmaksizin gark olmalan gibi. 
Nitekim yuce Allah sbyle buyurmustur: "Sokup gikaranlara" 
(Naziat, 1) "Sokup gikaran" kimse, cemal nuruna batmis, 
celal nariyla yanmis ozlem doludur. Bu durumu nefsinde 
tecrube ederek ibret alabilirsin. Bedensel birgok mesgalen 
vardir ki kimi son derece yuce, kimi de alabildigine bayagidir. 
Bunlardan soyutlandigin, duyulanni bunlardan uzaklastirdi- 
gm ve yuzunu, yani kalbinin yuzunu Rabbinin nuruyla aydin- 
lanma cihetine gevirdigin zaman bir nurla, bir guzellikle, bir 
sevingle dolup tasarsin. Fiziki bedenin de bundan etkilenir. 
Beynin ve derin urperir. Qunkij aralarmda bir ozlem ve zevk 
iliskisi vardir. Bundan dolayi benzersiz bir lezzet ahr, esi 
gorulmemis bir seving duyarsin. iste bu, nefsinde olan ruhtur. 
Rahmetinin onunde esen ruzgarlar ve nimetinin bahgelerin- 
den yayilan kokular olarak suretine yansir. Nefsine atilmis, 
oradan da suretine aksetmistir. Vucuttaki kuvvetler nefisten 
etkilenirler. Nitekim nefisler de hem kuvvetlerden hem de ulvi 
cihetten etkilenirler. Onca engeline ragmen soyutlanip arm- 
mis nefsinin bu etkiler karsismdaki durumu boyle ise, kerem 
sahibi, azametli, nefsinden cok daha beri, ondan gok daha 
siddetli bir sekilde maddelerden, maddi iliskilerden, kokular- 
dan ve yaratilmislardan azade nefislerin durumu bu baglam- 
da nasildir acaba? Ustelik onlar agismdan sehvet, gazap, kin 
ve kiskanghk gibi engelleyici mesguliyetler ve bnleyici iliskiler 
soz konusu degildir. Makamlan celal, izzet ve gbz ahcihk 
bakimmdan ala bildigine gorkemlidir. Nitekim yuce Allah, ulvi 
varliklarm isiklanna asik, onlarin onurlandinci bulusmalan- 
nm ozlemiyle yanip tutusan bir topluluk hakkinda sbyle bu- 
yurmaktadir: "Rahman (olan Allah, melekleri) evlat edindi, 
dediler." (Enbiya, 26) bunu sbylemelerinin sebebi yaraticilarma 



153 

yakin olmalandir. Bu yuzden zat ve sifatlar itibariyle bir 
benzerlik kurmuslardir. Cunku gocuk babaya benzer. Ama 
yuce Allah, bu seytani iddialarmi ret ederek sbyle buyuruyor: 
"Ha§a! O, bundan munezzehtir. Bilakis (melekler), lutuf ve 
ihsana mazhar olmu§ kullardir." Bunun ardmdan kemallerine 
aykiri bir diger eksikliklerine dikkat gekerek sbyle buyuruyor: 
"Onlardan her kim: «llah O degil, benim!» derse." (Enbiya, 
29) bu ifadede sanki onlarda ilahhk iddiasini ileri surme 
istidadinin oldugu ima ediliyor. Bu bakimdan onlarin sanlari- 
nm yuceligine, egemenliklerinin yuceligine iliskin bir isaret, 
bir agiklama mahiyetindedir. " Biz onu cehennemle cezalan- 
dinnz." (Enbiya, 29) Bu ise eksikligin en son noktasidir, yani 
imkanin yetersiz kahsidir ki onlari hadis olus (hudus) cehen- 
neminin gukuruna yuvarlar.. "I§te biz, zalimlere boyle ceza 
veririz!" (Enbiya, 29) 

Bundan da anlasilacagi gibi her nefsin bir akh ve her fe- 
legin bir nefsi vardir. Ama bu alemleri muayyen bir sayiyla 
sinirlandirmak, iste bu, akhn idrak etmede eksik kaldigi bir 
seydir. Qunkij muayyen higbir sayi yoktur ki akil ondan daha 
fazlasini ve daha azini caiz gbrmesin. Sonsuzluk harig. Akil 
onun da bir tarafta son bulmak ile bitmesini gerektiremez. 
Akil fikir meydanmin tozu dumani dismda cevelan ederken 
neredeyse ondan baskasina bakmayacak gibi olur. Qunkij 
huviyetinin gucu daha nurlu, daha degisik, daha serefli ve 
daha maruftur. Bu yuzden baskasinin onun nurlannin sirlari- 
na muttali olmasmdan yucedir. 

Akil, muayyen bir seyin fazlasma ve eksigine cevaz ver- 
diginde, bu hukmij ile muayyen sayinin smirlanmasi sekil- 
lenmis olur. Aksi takdirde akil hakimi yaninda celiskili iki 
hukum bir araya gelir. Bu da onun hiikumlerine guveni orta- 
dan kaldinr ve de itham edilir. Hukrnii sbyle dursun artik 
sahitligi kabul edilmez. Geride apagik bir hukum de kalmaz. 



154 

Bunun imkansizhgi da apagik ortadadir. Evet, gbzlem sonu- 
cu sadece dokuz felek tespit edilmistir, ama gbzlem de tespit 
ettiklerinin dismda felegin olmadigi anlaminda bir kesinlik 
ifade etmez. Bilakis bu dokuzun varhgindan hareketle baska- 
larinin varhgini da ifade etmis de sayilabilir, eger elverirse 
edilirse. Degilse o da olmaz. Feleklerin sayisindan suphe 
etmek bir gereklilik olarak belirginlesirse, ayni durum akillarm 
ve nefislerin sayisi icin de gegerli olur. Qunku akillarm ve 
nefislerin sayisi feleklerin sayisiyla uyumlu olmak durumun- 
dadir. Son kusak filozoflar bu sayiyi onla simrlandirmislardir. 
Bunlardan dokuzu feleklerin illetleri, bir tanesi de unsuri alem 
icin belirlenmistir. Qunku son akla dair bir felek sadir olma- 
mistir. Bilakis onun felegi dbrt unsurdur, demislerdir. Dogru- 
su bunlar sayilmayacak kadar goktur. Bir tur kendi basma 
nefyedildigi zaman, heyulasi ve sureti itibariyle baskasi ona 
ortak olmaz. Bu durum beseri akillar ve nefisler icin de ge- 
gerlidir. Hatta feleki kutlelerden gok akillar ve nefisler igin 
daha yerindedir. Sbyle ki: Eger bir akhn altinda iki tur tasav- 
vur edilse ve bu akil onlar agismdan cins konumunda olsa, 
ya da iki sahis tasavvur edilse ve bu akil onlar agismdan tur 
konumunda olsa, bu durumda her bir akhn zatinda terkibi ve 
akillarinm da cins ve tur olarak bolunmesini gerektirir. Bunlar 
ise imkansizdirlar. Qunku basittirler, yapilannda terkip soz 
konusu degildir. Fiil ve kuvvet olarak da bblunmezler. Varhk 
ve mahiyet olarak da. Daha dogrusu varhklan mahiyetlerinin 
aynisidir. Ya da bizim gbrusumuze gore, onlar salt varhktir- 
lar. Bu bazilannin gbrusune aykiri olsa da. Bu degerlendirme 
nasil benimsenmez ki akillar salt varhktan sadir olmuslardir. 
Bu durumda salt varhk olmazlar mi? Varhgma zait mahiyet 
nereden gelmistir? Kendi nefsinden mi yoksa baska bir 
seyden mi? 

Bu iki gbriis de ne yazik ki bir tur sanat kabul edilen cu- 
nundan dogan hurafelerdendir. Ayni seyi nefisler igin de 



155 

soyleyebiliriz. §u ug alemin her birinin ayni turden veya ayni 
cinsten geldikleri, once olanlann sonra olanlann illeti oldukla- 
n aklen tasavvur edilebilir mi? Mahiyetin tamami itibariyle 
malul illetine esit olabilir mi? Kuskusuz malulde illete benzer- 
lik vardir. Ama bu benzerlik yakin da olabilir, uzak da olabilir. 
Yakin benzerlige ornek ilk akildir. O yaraticisina en gok 
benzeyen varhktir. Qunku ona en yakin varhktir. 
Rasulullah'm (s.a.v) "Allah, Adem kadar kendisine benzeyen 
bir §ey yaratmami§tir." seklindeki sbzu buna ybnelik bir 
isarettir. Adem ise ilk babadir. ilk akhn da butun varliklarm 
babasi oldugunda kusku yoktur. En uzak benzerlige ornek 
ise insani nefistir. Qunku mertebe ve benzerlik bakimmdan 
yaraticisina en uzak varhk odur. Nefis, en son nurun gblge- 
sidir, en son nur ise cesitli mertebelerle kendisinden yukari 
olan varliklarm golgesidir. Bu mertebeler silsilesi vacibu'l 
vucut olan nurlarm nuruna kadar devam eder. Dolayisiyla 
insani nefis bu nurlarm tumunun golgesidir. Bu yuzden mii- 
nasebet ve benzerlik bakimmdan en uzaktir. Rasulullah 
(s.a.v) bu benzerlige su sembolik ifadelerle isaret etmistir: 
"Allah, Adem'i rahman'in suretinde yaratti." 

Bu uq alemin baslangiclan arasmda ortak olan hususlara 
gelince, bundan once kisaca isaret etmistik. Ug alemden 
maksat 1-) Akil, 2-) Nefis ve 3-) Cisim alemleridir. Burada bu 
uq alemden her birinden sadir olan varhklara isaret etmek 
istiyoruz. Qunku bu alemlerden her biri baskasi igin kaynak 
konumundadir.. Bunlarm ustunlugunden, azametlerinin 
yuceliginden dolayi yuce Allah uq baslangici su ayetlerde 
yemin baglammda zikretmistir: "Tur'a andolsun." (Tur, 1) 
bundan maksat ilk akildir. "Yayilmi§ ince deri uzerine satir 
satir yazilmi§ Kitab'a andolsun." Bundan maksat da ilk 
nefistir. 



156 

Cisim alemi, heyuli ve suretten murekkeptir. Dolayisiyla 
bunlar zorunlu olarak cisim aleminin mebdeleridir. Bu yuzden 
sadece heyuli zikredilmistir. Suret aleminden ise iki mebde 
zikredilmistir ki onlar heykel olarak cisimlerin en buyukleri, 
suret ve sekil olarak en nurlulandir. 

Heyuliden , "dolu denize andolsun" seklinde sbz ediliyor. 
Qunku suretlere ulasmak amaciyla doldurulmus bir denizdir. 
"Kara bir balgik" (Kehf, 86) olarak da isimlendirilmistir. Qunku 
gunes sureti Cizere olan suret gunesi oradan dogar. Orasi 
cisimler aleminin dogus yeridir. Heyuli ise batis yeridir. iki 
suretten ise soyle soz edilmektedir: "Beyt-i Ma'mur'a 
andolsun." Bundan maksat butun sabitelerin bulunduklan 
merkezdir. Burglarm suretleri, gezegenlerin menzilleri onunla 
bilinir. Diger suret ise "yukseltilmis tavana andolsun" seklinde 
ifade edilmistir. Bundan maksat buyuk arstir. Ars, butun 
cismani varhklar uzerinde bir tavan olarak yukseltilmistir. 
Oyle ki onun otesinde bos bir taraf, arahk bir cihet kalmamis- 
tir. O araz ve zat olarak butun cihetleri smirlandirmaktadir. 
"Saf saf dizilmislere andolsun. " (Saffat, 1) ayetinde ug mer- 
tebeye, "Tozdurup savuranlara andolsun." (Zariyat, 1) dort 
mertebeye "(iyiliklerle) birbiri pe§inden gonderilenlere 
andolsun." (Murselat, 1) ayetinde bes mertebeye "Sokup 
gikaranlara andolsun. " (Naziat, 1) ayetinde de bes mertebe- 
ye isaret edilmistir. Bu Kur'an'm ifade tarzidir, mebdelerden 
sbz ederken bir tanesine isaret etmekle konuya giriyor. "Kaf." 
(Kaf, 1) ayetinde oldugu gibi. Bu ifade akla delalet etmekte- 
dir. Sonra nefsi de ona dayandinyor: "Nun. Kaleme 
andolsun" (Kalem, 1) ayetinde oldugu gibi. "Nun" nefsi goste- 
rir. Nitekim "kalem" kelimesinin basmdaki "kaf" harfi de akla 
delalet eder.. 

ibn Abbas'(r.anh)in "Kaf" harfini diinyayi ihata eden bir 
dag olarak tefsir ettigini duymussundur. Bundan maksat da 



157 

cisimler alemini ihata eden akildir. Sonra Kur'an'in ifade tarzi 
mebdeleri, cisimden sbz ederek ugluyor. "Elif. Lam. Mim." 
ifadesinde oldugu gibi. Nitekim mijfessirlerin sultani (r.a) bu 
birbirinden kopuk (mukataa) harflerini sbyle tefsir etmistir: 

- "Elif, Allah'a, lam Cebrail'e ve mim Muhammed'e dela- 
let etmektedir." 

Biz de diyoruz ki: Elif, akillarm ilahma, Lam, nefislerin 
mebdei Cebrail'e ve Mim, beseri ruhlann mudebbiri Mu- 
hammed'e delalet etmektedir. Bunlar mebdelerin asillandir. 
Sonra bunlara sifatlann dahil olmasi hasebiyle ifade dortleni- 
yor. "Elif. Lam. Mim. Ra."Burada "Ra" harfi eklenmistir. Bu 
ise Hz. Muhammed'in (s.a.v) Risalet sifatina delalet etmek- 
tedir. Dolayisiyla bu birbirinden kopuk harflerin acihmi soyle- 
dir: "Allah ve bisetin vasitasi Cebrail biliyor ki Muhammed 
Allah'in rasuludur." Sonra ifade besleniyor. "Kef. Ha. Ya. 
Ayn. Sad." Buradaki "Sad" harfi, Hz. Muhammed'in (s.a.v) 
risalet sifatina zait bir sifata delalet etmektedir. Bu da onun 
ilim ve amel olarak Rasullerin en ustunu olmasidir. Nitekim 
"Sad"in "Mekke'de bir denizdi. Rahman'in arsi onun uzerin- 
deydi." seklinde tefsir edildigini biliyoruz. Bunun nedeni de 
Hz. Muhammed'in (s.a.v) ilminin ve faziletinin enginligi, 
bereketinin ve bagislarmin bollugudur. Veya Onun diger 
rasullerden daha cok vasil olmasi, daha yuksege terakki 
etmesidir. Qunku "Sad", oteleri duyabilecek kadar vasil ol- 
maya delalet etmeye elverisli bir harftir. Bu yuzden "Sad" 
saliklerin nihayeti, "Kef" ise bidayetidir, denilmistir. 

Birbirinden kopuk (mukataa) harflerinin besliden fazla 
orneginin kullanilmamis olmasi, gerek en buyuk alemin 
gerekse insandan ibaret olan en kuguk alemin mebdelerinin 
besten fazla olmadiklarma ybnelik bir isarettir. Nitekim "Fee- 
re, on geceye andolsun." (Fecir, 1) ayetinin tefsir ederken 
bunu agiklamistik. 



158 

Sakin bu yeminlerin O'nun zatimn gayrisi oldugunu ileri 
surme. Cunku bunlann O'nun yanmda bir degeri yoktur ki 
onlarin adma yemin etsin. Bilakis bunlann tumu ashnda 
Onun vacibu'l vucut zati uzerine yapilmis yeminlerdir. Her 
sey, O'ndan ve O'nunla var oldugu igin, higbir seyin O'nun 
disinda bir varhgi soz konusu degildir. Dolayisiyla hepsi 
O'dur. Bu sirdan dolayidir ki ibn Abbas bu yeminlerin tumu- 
nun basinda "Rab" kelimesini takdir etmistir. "yildizin Rabbi- 
ne andolsun...gunesin Rabbine andolsun" gibi. Nitekim yuce 
Allah da bu anlami su ayette agikga vurgulamistir: "Dogula- 
nn ve batilann Rabbine yemin ederim." (Mearic, 40) Yemin- 
lerin hakikati budur, gerisi mecazidir. 

ilk alem akildir. Dolayisiyla O'ndan agilan ilk kapidir. Do- 
layisiyla azametin ve parlakhgin en ust mertebesindedir. Ki 
mumkun varhklarda ondan daha buyuk ve daha serefli bir 
seyin bulunmasi imkansizdir. Sanki O, akil aleminin gunesi- 
dir. Dolayisiyla akillann nurlari O'nun nurundan suleler, 
O'nun denizinden damlalar konumundadir. O, kulli 
masdardan sadir olan varliklarm en ustunudur. Bu yuzden 
kulli akil ve en yuce unsur olarak isimlendirilir. Pehlevi dilinde 
ise "behmen" diye adlandinhr. O, kulli kaynaktir. Akillar, 
nefisler ve kutleler onun vasitasiyla birbirlerine kaynakhk 
olustururlar. Yani butun akillar altlarmdaki ve ustlerindeki 
varhklara nispetle kaynak ve kaynaklanan konumundadirlar. 
Nefisler ve kutleler ise kesinlikle kaynak degil, kaynaklanan- 
dirlar. Muhakkik hukema ne zaman "alem" derlerse, bununla 
O'nu kast ederler, baskasmi degil. Ozellikle akil aleminden 
soz ederlerken. Her sey ondan olduguna gore her sey odur, 
o da her seydir. Ashnda muhakkik filozoflarm bu degerlen- 
dirmeleri isabetli ve gergektir. Bu degerlendirme, huviyeti 
baskasiyla kaim olan mumkun varhklardan biri igin dogru ise, 
daima kaim olan hiiviyet igin dogru olmaz mi? Bu yuzden 
gergegin bir ifadesi olarak "varlikta Allah'tan ba§ka higbir §ey 



159 

yo/cfur"denilmistir. Cunku "O'nun zatindan ba§ka her §ey yok 
olacaktir. "(Kasas, 88) 

"el-Mantik" sahibi en bijyuk filozof, her seyin kaynagmin 
Tekliginin delili olarak alemin birligini gbstermistir. Bununla 
da akh kast etmistir ki Rasulullah (s.a.v) soyle isaret etmistir: 
"Allah ilk olarak akh yaratti. " "Allah ilk olarak kalemi yaratti. " 
Bir yerde de "Allah ilk olarak benim nurumu yaratti." Baska 
bir hadiste de "Allah ilk olarak cevheri yaratti. Ona heybet 
gozuyle bakti. Bunun uzerine cuzleri eridi, bunun neticesinde 
su olu§tu" buyurmustur. Bu hadis meshurdur. Bu hadislerde 
ilk olarak yaratildiklan belirtilen olgularm tumu akildir. Ama 
her seferinde bir vasfi itibariyle zikredilmistir. §6yle ki: Esyayi 
idrak edisi itibariyle Akil; yiice yaraticisinin muhrunun nak- 
§iyla nak§edilmi§ olmasi itibariyle Levh-i Mahfuz, yani de- 
gi§melerden, ba§kala§malardan korunmu§ ve uzerine nak- 
§edilmi§ her §eyi koruyan; feleki ve unsuri ruhlara ilimleri 
nak§eden olu§u itibariyle Kalem; Muhammed'i (s.a.v) ruhun 
ondan birsule olmasi itibariyle Onun nuru; tasiyicilardan beri 
zat ile kaim olusu itibariyle isigmdan sair vacip akillann, 
gblgesinden mumkun nefislerin ve zulmetinden hadis cisim- 
lerin yaratilmasi itibariyle de Cevher olarak nitelendirilmistir. 
Nitekim mushafta su ifade gegmektedir: "Bizim buyrugumuz, 
birden ba§ka bir §ey degildir." (Kamer, 50) Buna gore ilk akil 
O'nun emri ve nurudur, "gokler O'nun sag eliyle durulmu§ 
olacaktir." (Zumer, 67) ayetinde gegen Rahman'in sag elidir. 
Bir hadiste de soyle deniyor: "Rahman'in sag eli dolu ve 
comerttir." Yani bizzat bagislayici ve bahsedicidir. Bu ise 
O'nun en biiyiik ismidir (ism-i azam). Beseri nefislerin en 
faziletlisi Hizir onunla karsilasmistir ki harfleri ve kelimeleri 
tukenmezler, fiilleri emir olup mekansal ve zamansal degildir- 
ler. Bu hususta soyle buyurmustur: "Her turlu iyilik senin 
elindedir." (Al-i imran, 26) menfaat, bahsetme ve vermeme 
gucu ve yetkisi senin elindedir. Ruhu'l Kudus olarak da 



160 

isimlendirilmistir. Cunku kutsi alemin tumij ondan kaynakla- 
nir. O bijyuk, kerem sahibi, ulu ve icat eden arstir. Rahman 
onu burumustur. Gbklerin ve yerin yaratilmasindan elli bin 
sene once suyun iizerinde olan arstir. O, Rahman'm yuce 
gokleri duren sag eli ise zorunlu olarak son akil da kiyamet 
gunij yeryuzunu duren kabzasidir. 

Bu durum ibret alan basiret sahipleri icin bu gun de bbyle 
ise de, bulusma gunij, herkesin heykel berzahlarmin karan- 
hklarmdan gikip ruhani olarak belirginlestikleri, nasut gemileri 
kinldigi igin lahut ve ceberut yuceligine ulastiklan gun apagik 
ortaya gikacaktir. "Bu dunyada kor olan kimse ahirette de 
kordur; ustelik iyice yolunu §a§irmi§tir." (isra, 72) delili daha 
da azdir. Gozu kor bir insanin gbrmemesine ragmen gunes 
dogmus vaziyettedir. Ama gbzleri acihp yuzunu gunese 
gevirip bakmca onu su anda dogmus zanneder. Halbuki 
gunes hep doguyordu. Ama o kimse su anda onu gbrmus ve 
gbzleri ilk defa onun isigiyla aydinlanmistir. 

Berzahlardan siyrihp ortaya gikmaya blum ve kiyamet 
denir. Cunku her blenin blmesiyle birlikte kiyameti kopmus 
ve imtihan vakti gelmis olur. Ve ona sbyle denir: "biz senin 
perdeni kaldirdik. Bugun artik gozun keskindir." (Kaf, 22) 
Gbzlerin keskinligi ezeli bagislardan biridir. Gbzlerin bnune 
set cekilmesi de byle. Nitekim bir ayette sbyle denmistir: 
"Onlerinden bir set ve arkalanndan bir set gektik de onlari 
kapattik, artik goremezler." (Yasin, 9) 

Ama yukanda bahsettigimiz bu farkhhk kuvvetlerin isti- 
datlarma gore belirginlesiyor, failin zatindaki bir kusurdan 
dolayi degil. Cunku gunes misk ve kafur kirmtilarinin uzerine 
dogdugunda onlardan hos kokular gikar; ama tezek ve gub- 
renin uzerine dogdugunda onlardan da pis kokular yayihr. 
Gunes tarafindan bunlann uzerine farkh isiklar yansitihyor, 
birilerine cbmert, birilerine de cimri davraniyor, bu yuzden 



161 

birinden hos kokular, birinden de pis kokular yayihyor degil- 
dir. Tarn tersine miskin mizaci o guzel kokuyu, tezegin tiyneti 
de o pis kokuyu gikanr. Ayni sekilde buyuk mutluluk gunesi 
de ceberut burcundan dogup feyzinin isiklanni degersiz 
taslardan ve yakutlardan olusan nasut zumrelerinin uzerine 
yansitinca bazisindan mutlulugun hos kokusu, bazisindan 
da bedbahthgin pis kokusu yayihr. Bazi kuvvetlerde zeka ve 
fetanet seklinde, bazi kuvvetlerde de ahmakhk ve aptalhk 
seklinde etki birakir. Ama kimine beyaz, kimine siyah, islam 
ehline beyazhk, kufur ehline karahk vermek suretiyle bir 
cimrilik ve nekeslik olmaksizin. "Rahman olan Allah'in yara- 
ti§inda higbir uygunsuzluk goremezsin." (Mulk, 3) Bilakis 
comertlik denizinden kaynaklanan varhk akisi bir tek sudan 
beslenir. Ama insanlar altin ve gumus madenleri gibi, akik ve 
gumus kaynaklan gibi farkh ozelliklere sahiptirler. Ornegin 
Ebubekir altin bzunden, Omer sefkatin berrakhgindan, Ebu- 
cehil demirin kirinden ve Ebu Leheb tezegin kulundendir. Bu 
yuzden "alevli bir ate§te yanacak. Odun ta§iyici olarak kansi 
da." Qtinku ates karisik olanla saf olani birbirinden ayirir. 
Nitekim yuce Allah sbyle buyurmustur: "Allah'in murdan 
temizden ayiklamasi igin." (Enfal, 8) Her iki turden iglerinde 
gizli olan agiga gikar, batm olan bzellikleri zahir olur. 

"Yer ba§ka bir yer, gokler de (ba§ka gokler) haline geti- 
rildigi, (insanlar) bir ve gucune kar§i durulamaz olan Allah'in 
huzuruna giktiklan gun." (ibrahim, 48) iste bu akildir ki varhk 
alemi onun ardmdan gelmistir, comertlik ve kiblegah kayna- 
gmdan fiskirmistir. Bu yuzden kendisine secde edilmeyi hak 
etmistir. Tipki sabahin gunduz gunesinden, isiklann da ikinci 
alem olan nefsin nurlanndan fiskirmasi gibi. Dolayisiyla 
comertlik denizinden bu aleme agilan ilk kapi, kulli nefis ve 
ruhu'l emin dedigimiz seydir. Rahman'm arsmin uzerinde 
oldugu su da odur. Nitekim yiice Allah bir ayette sbyle bu- 
yurmustur: "Her canli §eyi sudan yarattik." (Enbiya, 30) Yani 



162 

canh her varhgi ondan yarattik. Qunkij bu kaynayan, cosan 
ve cisimler aleminde akip kutlelerin icine sizan hayat suyu- 
dur ki bir ayette buna sbyle isaret edilmistir: "Allah sizi bir tek 
nefisten yaratti." (Zumer, 6) Butun nefisler bu bir tek nefis- 
tendirler, yani kemalati kabul etme istidatlan ondandir, zatlari 
ve hakikatleri degil. Kemalatinin bagislanndan biri de ilham 
feyzidir. Nitekim vahiy feyzi de akl-i kullun bagislanndandir. 
Qunkii vahiy ilhamdan daha ustun ve daha parlaktir, bzel bir 
yere ybnelik latif isaret olmak anlaminda ortak olsalar da. 
Arap dilinde ise vahiy, bir seyin bir seye hizh bir sekilde ilka 
edilmesi demektir. ilham da ayni anlama gelir. Ama ondan 
daha hafif ve daha gizlidir. Parlak olan bir sey parlak olana 
delalet eder, o da akildir. Gizli olan da gizli olana isaret eder, 
o da kulli nefistir. Sadik ruyalar da onun feyzindendir. Ve 
bundan maksat da "gokten bir su indirdi." (Ra'd, 17) ayetinde 
ve benzerlerinde isaret edilen sudur. ibn Abbas (r.a) tefsirin- 
de bunun ilim suyu oldugu belirtilmektedir. Hukemanin tefsi- 
rine gore de bundan maksat feyiz, cbmertlik, hayir ve rahmet 
suyudur. Ashnda her ikisi de ayni anlami ifade etmektedir. 
Bazi kurra'nin tefsirine gore de bundan maksat Kur'an suyu- 
dur. Bunlarm tumu birbirine yakin anlamlardir. Qunkii bu 
anlamlandirmalann tumunun ortak noktasi, yiice Allah'in 
feyzine ve comertligine vurgu yapmalandir. Mekke'de olup 
da rahman'in arsmm uzerinde yer aldigi deniz de ondandir. 
"Vadiler kendi hacimlerince sel olup akti. " (Ra'd, 1 7)Yani cuzi 
nefisler, kulli nefsin katindan inen bu feyzi kapasiteleri ora- 
nmda kabul ettiler. Akarsu gibi sizan bu feyiz her mahrum ve 
isteyen igin vadilere dolar. Bazi nefisler igin siipheler, kusku- 
larla sonuglanir. Kur'an dilinde buna "uste gikan bir kopuk" 
(Ra'd, 17) denir. Tipki dalgah denizde suyun uzerine gikan 
kbpuk gibi. Bazilan igin hticcet ve kesin burhan anlamini 
ifade eder. Bu da berrak sudur. O halde kbpuk gafillerin, 
berrak su ise vuslata erenlerin payma duser. Daha dogrusu 



163 

ruhun berrakhgi ve bulamkhgi oraninda belirginlesen dort 
dereceden sbz edebiliriz: Kimi insan yaraticidan once yarati- 
lani gorur. Kimi yaraticiyi yaratilanla birlikte gbrtir. Kimi 
yaratilandan sonra gorur. Kimi de yaraticidan baskasim 
gormez. Qunkij "O'nun zatindan ba§ka her §ey yok olacak- 
tir." (Kasas, 88) 

Uguncij alem, cisim alemidir. Azamet nuru denizinden 
acilan ilk kapi en uzak felek ve en yuce kuledir. Buna smir- 
landinci denir. Qunkij dogrusal ve dairesel hareketlerin 
sinirlan ve alti ciheti onunla belirlenir. O nefs-i kulliin arsidir. 
Qunkij onun tedbirini gergeklestirmektedir ve cism-i kull 
olarak isimlendirilir. Bunun nedeni de gunluk kulli hareketiyle 
butun cuzi cisimleri hayat ve hissi kabul etmeye hazirlar. Bu 
cismin ozelligi mekaninm olmamasidir. Bilakis butun mekan 
odur. Bir zamanda da degildir. Aksine hareketleriyle zamani 
yapan fail kendisidir. Bu bzelligiyle bildigin gibi sair cisimler- 
den ayrihr. Ug alemin kulliyatlarmin §erhi budur. Hukema bu 
alemlerin varhgi hususunda ittifak etmi§lerdir, aralannda 
herhangi bir ihtilaf cikmami§tir. Sadece cuziyatinin keyfiyeti 
hususunda bazi tartismalar olmustur. Bu ug damla, mabudun 
mutlak cbmertlik membamin denizindedir. Dolayisiyla "Hamd, 
alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur." (Fatiha, 2) buyurdugu 
gibi hamdin tumu sadece O'na hastir. Burada onca azamet 
ve yuceligiyle alemlerin ilahhk, meliklik gibi ulu sifatlar iginde 
rububiyet sifatma izafe edilmesinin sebebi, alemlerin bnemini 
kuQultmek ve O'nun egemenligini yuceltmektir. Qunkij tedbi- 
rin en alt mertebesi terbiye etmektir. 

Unsurlar aleminin mebdei hakkinda: 

Unsurlar aleminin mebdeinin serhine gelince; bildigin gibi 
akillar aleminin sonu unsurlar aleminin basidir. Buna son akil 
denir. Bu akhn felegi yoktur. Bilakis donguseldir ve degirmeni 
de dairesel sekillere sahip dbrt unsur tabakalan uzerine bina 



164 

edilmi§tir. Bu degirmenin igi (ekseni) tabiat, suyu da kaza 
denizinden kader oluguna dbkulen feyiz, daneleri unsuri 
varhk maddeleri, unu ise madenler, bitkiler ve hayvanlar 
(canhlar)dan ibaret uq urunun suretleridir. Dbngu ne iginde- 
dir, ne de di§indadir. Bilakis bir an bile uyumayan gozlerinin 
lahzalan onu dondurmektedir. Nitekim §6yle buyurmu§tur: 
"Benim nezaretimde yeti§tirilmen igin." (Taha, 39) "Gozleri- 
mizin onunde ve vahyimiz uyannca gemiyi yap." (Hud, 37) 
Kerem sahibinin yuzunijn panldayi§i da bu degirmeni aydm- 
latan lambadir. Nitekim §6yle buyurmu§tur: "Yeryuzu, Rabbi- 
nin nuru He aydinlamr." Hz. Ebubekir (r.a) bu akil hakkmda 
§6yle demi§tir: "Allah'in bir melegi var ki yetmi§ bin yuzu 
vardir (Yani her feyzi bir yuzdur). Bu yuzlerin her birinde 
yetmi§ bin dil vardir (Yani her feyzinin bir maddelerde hadis 
olan bir sureti vardir). Buradaki sayisal kayitlandirma, aslm- 
da urunlerde gergekle§en suretlerinin smirlandirilamayaca- 
gma yonelik bir i§arettir. Nitekim yuce Allah §6yle buyurmu§- 
tur: "Onu guglu kuvvetli ve ustun yaratili§li biri ogretti." 
(Necm, 5) Bu melek o dillerin hepsiyle Allah'i tesbih eder. 
Yani suretlerin her biri yaraticismin birligine §ahitlik eder. 
Nitekim yuce Allah §byle buyurmu§tur: "O'nu ovgu He tesbih 
etmeyen higbir §ey yoktur." (isra, 44) Degirmenin terkibinin 
hakikatini kavramak isteyen, Onunla kar§ila§ma arzusundaki 
bir tacir gibi onun di§ma gikmahdir: 

Onun degirmenini gorursun, ondan di§an giktiginda 

Orada da goremezsin "bize gosterln ha§metini 

Bu takdirde degirmenin keyfiyetine muttali olma imkani 
dogar. "Hig yeryuzunde dola§madilar mi? Zira dola§salardi 
elbette du§unecek kalpleri olurdu." (Hac, 46) Bu da gosteri- 
yor ki emredilen dola§ma, kalbin nurunun artmasmi saglayan 
fikri dola§madir, sadece yorgunluk zulmetine yol agan be- 
densel seyahat degil. Bakan kimse, degirmende oldugu 



165 

surece buhardan ve tozdan baska bir sey goremez. Bu 
durumda ona sbyle denir: "Sonra gozunu, tekrar tekrar gevir 
bak; goz aciz ve bitkin halde sana donecektir." (Mulk, 4) 

Bugdayi butun insanlar, suyu da kan olan 

Degirmenden soz etmeyi birak. 

Suretler ve nefs-i natikalar bu degirmenden su alemin 
maddelerine ve bedenlerine yansirlar. Bu agidan Allah'm 
teyidiyle unsuri varliklarm kahyasi konumundadir. §eriat 
dilinde ise adma Ruhu'l kuds denir. "Ve onu, Ruhu'l-Kudus 
He destekledik." (Bakara, 87) ayetinde oldugu gibi. Bir ayette 
de "emirden olan ruh" olarak isimlendirilmistir: "De ki: Ruh, 
Rabbimin emrindendir." (isra, 85) "Kullanndan diledigine 
emrinden ruhu indirir." (Mumin, 15) "l§te boylece sana da 
emrimizden bir ruh indirdik." (§ura, 52) Bu, Yuce Allah'm 
kitabinda kendisine izafe ettigi ruhtur. Nitekim sbyle buyur- 
mu§tur: "Ona ruhumdan ufledigim zaman." (Hicr, 29) Bir 
ayette de butun meleklerin kar§ismda ayri bir kategori olarak 
zikredilmi§tir: "Ruh ve melekler saf saf olup durdugu gun." 
(Nebe, 38) Bu ayette meleklerin yaninda ayri bir kategori 
olarak zikredilen ruhtan maksadm nefs-i kull olmasi mum- 
kundur. Qunku nefs-i kull, butun ruhlann membai en buyuk 
ruhtur. Bu yuzden hepsi onu kabul edecek bzellikte olmustur. 
O, cok kuvvetli bgretmendir. Vahiy, ilham, dogru feraset ve 
sadik riiya ilka etmekle Nebileri teyit edendir. O, emin ruhtur: 
"Onu Ruhu'l-emin indirmi§tir." (§uara, 193) Guvenli beldenin 
(beledu'l emin) kontrolu onun elindedir. "Senin kalbine" 
indirmistir. §u ayette ozellikleri sayilan kerem sahibi elgi 
odur: "O, §uphesiz degerli, guglu ve Ars'in sahibi (Allah'm) 
katinda itibarli bir elginin getirdigi sozdur." (Tekvir, 19) Bu da 
gosteriyor ki akil aleminde itaat edilenler, itaat edenler, em- 
redenler ve emredilenler vardir. 



166 

Suryanice'de bu ruha Cebrail denir. Saliklerin kalplerine 
istidatlanna gore iner; Rasullere apagik Kitab, Nebilere vahiy 
ve seriat hukumlerini, velilere ilham, muminlere isabetli fera- 
set ve avama sadik ruya indirir. Kisacasi su alemimizde vaki 
olan zatlar, sifatlar ve fiiller ilk Hak'dan onun vasitasiyla 
inerler. Onlar ilk Hakkm kalemi, ruhlanmiz da levhler gibidir. 
Suretlerimizin degismesi nutfelerin maddelerine naksedilmis- 
tir. §ekil sergileri heyuli duzlugune serilmistir. Amel kitapla- 
nmiz onun tarafmdan kapatihp agilmaktadir. Ecellerimizin 
sahifeleri onun tarafmdan gozulup baglanmaktadir. O, Rah- 
man'in kabzasidir. Biitiin arz onun elindedir, onun tasarrufu 
ve tedbiri altindadir. Vahyin ilk indigi dbnemlerde yuce Al- 
lah'm Rasulune indirdigi su ayetleri gbrmediniz mi: 

"Oku! In sana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayi) 
ogreten Rabbin, en buyuk kerem sahibidir." (Alak, 3-5) 

"Rahman." O'dur Kur'an'i ogreten." Once "Insam yarat- 
f/."Sonra "Ona agiklamayi ogretti." (Rahman, 1-4) 

Ey dogruluk azmiyle daima Hakkm korusunun etrafmda 
dbnen!.. Sozunu ettigimiz faal akillardan olu§an kudsi alemin 
gergevesinde bulunan ezici guce sahip mucerret nurlardan 
olu§an mertebelerin yanmda durma!.. Bunlar, Allah'm tarn ve 
yuce kelimeleridir. Felekleri gekip geviren nefisler de onun 
orta kelimeleridir. Ama birinci gruptakiler kalp ehlinin dilinde 
"Kerrubin" olarak bilinmektedir. Araplarm "kerube'l emri" (i§ 
yakla§ti) ifadesinden turemi§tir. Cunku onlar yakmlardir, one 
gegenlerdir. ikinci gruptakiler ise "revhaniler" ve "ruhaniler" 
olarak gegerler. Her iki kullanim da ruha izafedir. Ruh ise 
cisimden ayridir. Sufli nefisler, onun asagi kelimeleridir. Arap 
ve acemin kanun koyucusu (sarii), kabilelerin ve ummetlerin 
en hayirhsi (s.a.v) gok kere sbyle dua etmistir: "Allah'm butun 
eksiksiz kelimelerine sigininm." Bununla kamil ve tarn akilla- 
ra isaret etmistir ki onlara, layik oldugu butun kemalat 



167 

verilmistir. Bunlar, ilk yaratilan varhklardir. Bu cihetle vacibu'l 
vucut olarak da isimlendirilirler. Vacibu'l vucutluk ise tamam- 
ligm ve kamilligin ustunde bir makamdir. QLinku tamamhgi ve 
kamilligi bahsedenin onlarm ustunde olmasi gerekir. Ama 
nefis ve kutlelerde durum bundan farkhdir. Kutleler mutlak 
olarak eksiktirler. Nefisler ise kemallik ve eksikligin ortasinda 
bir yerdedirler. Bu tic mertebeyle su ayetin tefsiri sezilebilir: 
"Ve sizler de ug simf oldugunuz zaman. Sagdakiler... Solda- 
kiler... Onde olanlar..." (Vakia, 7-10) Bunlar, cisimler alemin- 
deki hissedilen Lie nuru bilmeyenleri geeenlerdir. Bundan 
maksat da gunes, ay ve yildizlardir. QLinku bunlar o nurlann 
gblgeleri ve o suretlerin tilsimlandir. Gunes akhn, ay feleki 
nefsin ve yildizlar da arzda bulunan, buyukluk, kugukluk, 
parlakhk, belirginlik, isik ve gorkem bakimindan birbirinden 
farkh olan Lie nefsin misalidirler. §u ayeti mutlaka okumus- 
sundur: "Ibrahim'e goklerin ve yerin melekutunu gosteriyor- 
duk." (Enam, 75) yine burada gegen gbklerle yerden maksa- 
dm cismani alemler oldugunu da anlamissmdir. QLinku hiebir 
cisim gokler ve yer kavramlarmin dismda degildir. Ayrica 
cisimler aleminin melekutunun onlarm ruhlari oldugunu da 
anlamissm. Ki bunlar akillar ve nefislerdir. Dolayisiyla ibra- 
him Halil'in (a.s) seyrinin, gozleminin ruhaniler aleminde 
gergeklestigini, cisimler aleminde gegmedigini ogrenmis 
oldun. 

Avamdan insanlar onun bu seyrinin cisimler aleminde 
gergeklestigini ve o sirada Rabbini tanimadigini zannediyor- 
lar. Bu koru korune bir iddia ve garpik bir bakistir. QLinku 
yuce Allah'in onun dilinden aktardigi su ayetin farkinda 
degildirler: "Rabbim bana dogru yolu gostermezse elbette 
yoldan sapan topluluklardan olurum, dedi." (Enam, 77) Bu 
ifade onun (a.s), bu seyir halinden once Rabbini bildigine, 
kalbiyle Ona ybneldigine delalet etmektedir. Sadece melekut 
aleminin Rabbinin kimligi noktasmda bir kansikhk yasamistir. 



168 

Cunku bu nurlann galibiyet, parlakhk, aydmlatma, parlatma, 
gorkem, isik, egemenlik ve buyukluk bakimindan tipki gune- 
sin, aym ve yildizlann kucuklijk, buyukluk, nur, karanhk, 
parlakhk ve sonukluk bakimindan farkh olmalari gibi farkhhk 
gbsterdigini gbrunce, dehsete dusmus, bu halinden dolayi 
hayretler iginde kalmisti. Sonunda huzur cemali celalinin 
nuru ve izzet kemalinin parlakhgi onu burumustu de derhal 
alemimizin ilk ruhu ve kutsi alemin de son ruhu konumundaki 
yildizin misaline dbnmus ve Onun rububiyetini ikrar etmistir. 
Ama dusunijp Onun mahiyet denizine dahnca Onun huviye- 
tinin sirrma muttali olmus, yakin gozuyle mumkunlugunun 
battigim, hadisliginin zail oldugunu gbrmus ve onun merte- 
besinden daha yukari bir mertebeye yukselmis.. Orada kulli 
nefis olan ay misalini gbrmus, onun izzet, azamet, parlakhk 
ve aydmhk olarak bncekinden daha ustun oldugunu fark 
etmistir. Bunun neticesinde de derhal Onun ilahhgmi degil 
ama rububiyetini ikrar etmistir. Bununla da ilahhk mertebesi- 
nin rububiyet mertebesinden daha ustun oldugunu vurgula- 
mistir. Onun (a.s) kesinlikle gbrdugu bu misalin ilahi olmadi- 
gma inandigi, sadece Rabbi olup olamayacagi hususunda 
kusku duydugu ybnunde bu ifadenin bir delil bzelligi de vardir 
ki.. Bbylece ibrahim (a.s) derece derece, asagidan yukanya 
dogru yukseliyordu. Nitekim efendimiz Hz. Munammed 
(s.a.v) marifet makammin ilk zamanlanndaki haline sbyle 
isaret etmistir: "Bazen kalbimi bir bulamklik kaplar. Bu yuz- 
den gunde yetmi§ kere Allah'tan bagi§lanma dilerim." Burada 
Rasulullah (s.a.v) fikrin maksada vasil olmaktan perdelen- 
mesi halini bulamklik olarak nitelendirmistir. Bu, velilerin 
yogunluk ve katihk olarak belirginlesen ve bulutlanma olarak 
nitelendirdikleri hallerinden farkhdir. Nitekim sahabe nesli 
saliklerinden biri (r.a) bu duruma sbyle isaret etmistir: "Bazen 
ba§imin ustunde bir bulut olu§ur." Mutlaka duymussundur, 
Rasulullah (s.a.v) de Nebi olarak gbnderilmeden once 



169 

basimn ustunde bir bulut vardi. Nereye giderse bu bulut da 
onunla gider, gunesin sicakhgindan onu korurdu. Bu, biset 
zamanindan once, tabiat kuvvetlerinden kaynaklanan beseri 
zulmet bulutuydu. Melekut cihetinden feyiz gunesinin Onu 
aydinlatmasini engelliyordu. Ki bu gunes agik bir baca deli- 
ginden nasut evine sizar. Merdud perdelenmisler acismdan 
hicaplarm, perdelerin en kalmi, hallerin ve illetlerin en kalmi 
Kur'an lisaninda "reyn" (kahn perde, kir, pas) olarak isimlen- 
dirilmistir. Halki zalim olan beldenin ehli olup Rablerinin 
emrine ve Rasullerine karsi gikan asi, gunahkar kafirlerin 
halleri agiklamrken sbyle deniyor: "Hayir! Bilakis onlann 
i§lemekte olduklan (kotulukler) kalplerini kirletmi§tir." 
(Mutaffifin, 14) 

Derken ibrahim (a.s) imkan alemini asip hayret sarhos- 
lugundan uyanmca, gayret gucij onu burumus, bagislanma 
dileyerek yapip ettiklerinden pismanhk duydugunu belirterek 
sbyle demistir: "Ben hanif olarak, yuzumu gokleri ve yen 
yoktan yaratan Allah'a gevirdim ve ben mu§riklerden degi- 
lim." (Enam, 79) Burada ibrahim'in (a.s) sirki kendinden 
nefyetmesi, celal kabesine, nurlann nuru ve eserler bahse- 
den kemal kiblesine ybnelmeden once "Rabbim budur." 
sozunden de anlasilacagi uzere "musrik" olduguna delalet 
etmektedir. Ama bu sirk ve kanstirma olgusu akillar ve ruhlar 
aleminde vaki olmustur, kutleler ve kahplar hareminde degil. 
Qunku cinlerden ve insanlardan hig kimse herhangi bir kutle- 
nin ilahhgmi ileri surmemistir. Nitekim yuce Allah, butun bir 
varhk aleminin yaratilmasindan sbz ederken soyle buyur- 
maktadir: "Andolsun ki onlara: « Gokleri ve yeri yaratan, 
gune§i ve ayi buyrugu altinda Man kimdir?» diye sorsan, 
mutlaka, «Allah» derler." (An kebut, 61) Dolayisiyla cisimlerin, 
semavi kutlelerin, arzin, gunesin ve aym yaratici bir cisim 
olabilir mi? Aksi takdirde kendisinin de yaraticisi olmak du- 
rumunda olur. Nasil olmasin ki? Yaraticiyi bilmek akillann 



170 

bzunde vardir, ruhlar ve nefisler igin fitri bir marifettir. Nitekim 
ileride buna deginecegiz. Boyle iken Rasullerin en faziletlileri 
mi yaraticilanni bilmeyecekler? 

Qogu zaman salikler, kuvvetler sondugunde, basiret ate- 
sinin keskinligi koreldiginde bu tur yanhshklara du§erler. 
Bayezid'in sekr halinde, celal nuru denizine battigi sirada, 
nefsine bakisi kestiginde, bakisi kestigini de kestiginde 
"kendimi tenzih ederim. §anim ne yucedir!" Baska birinin de 
"cubbemin icinde Allah'tan baska kimse yoktur" ve Hallac'm 
camm btesine nufuz edecek sekilde seffaflastigi sirada "ene'l 
hak" demesi gibi. Genel itibariyle asiklarm makamlarinin 
uzakhgi ve amelin mesakkati, beserin en hayirhsinin emri 
uzere durulur, dagitilmaz: "Sonra da yiyeceklerinizden az bir 
miktar harig, bigtiklerinizi ba§aginda birakiniz." (Yusuf, 47) 
Bu durum genellikle nurani nefs-i natika'nin keyfiyetini kes- 
fettikleri sirada gergeklesir. Burasi ise melekut aleminin ilk 
kapisidir. Bu alemin sirlarma ve eserlerine vakif olduklan 
zaman bu hal onlarda meydana gelir. Onu makulun yaraticisi 
ilk Hakka benzetirler. Qunku Rahman'm suretinde yaratilmis- 
tir. Bu hal, hakikat dilinde tevhid ve mecaz dilinde ise ittihat 
olarak isimlendirilir. Hululiyenin ve Hiristiyanlarm ayaklan bu 
yuzden kaymis, fikirleri ve anlayislan bu yuzden karisip 
saskma dbnmustur. "Insanlan da sarho§ bir halde gorursun. 
Oysa onlar sarho§ degillerdir; fakat Allah' in azabi gok deh- 
§etlidir!" (Hac, 2) Hiristiyanlar mesihi nefsin bazi eserlerini 
algilamis ve buradan hareketle onun ilahhgina kanaat getir- 
mislerdir. Ama mahiyetini anlama noktasinda gafil olmuslar- 
dir. Kim bu makamdan tevbe eder, bu sbzden dbnerse 
muvahhittir, Bayezid'in itikadina sahiptir. Mumindir, Huse- 
yin'in (r.a) yakinine sahiptir. Ama kirn israr eder, buyukluk 
taslar ve iblis'in secdeyi terk etmede israr etmesi gibi diretir 
ve Mabudunun emrinin disma gikarsa Firavun ve Nemrut'un 
itikadina sahip bir mulhittir. Nitekim bunlann her biri "Ben, 



171 

sizin en yuce Rabbinizim!" (Naziat, 24) demis, sozunden 
dbnmemis, halini degistirmemistir. 

Burada bir incelige dikkat cekmek istiyoruz.. §6yle ki: 
Hz. ibrahim (a.s) seyrine nurlann en kiiguguyle baslamistir. 
Onun misali de yildizdir. Bundan maksat nefs-i natikasi ve 
melekut aleminden son ruhtur. Ardindan misali ay olan or- 
tanca nura yonelmistir. Bundan maksat da nefs-i kulliyedir. 
Ardindan misali gunes olan en buyuk nura yonelmistir. O da 
kulli ilk akildir. Bu egitim amagh tertip, gaybi varhkta bulunan 
tertipten farkhdir. Qunku orada yuce Allah'in ilk olarak yarat- 
tigi sey akildir. Sonra nefsi, ardindan da beseri nefisleri 
yaratmistir. Bu tertibin izlenmesi, saliklerin seyrinin, abitlerin 
sulukunun ancak kugukten buyuge, zayiftan gucluye dogru 
tedrici olarak gergeklesebilecegine dikkat gekme amacma 
ybneliktir. Qunku beseri akil, yarasanm gozunun gunes 
karsisinda zayif kalmasi gibi zayiftir, celal ululugunun cema- 
lini idrak etmede yetersiz kahr. Eger en gugluden baslarsa, 
tarumar olur, sonuverir. Yanma denizine duser ve bativerir. 
Ornegin gbrme gucu zayif biri ansizm guglu bir isikla karsila- 
sirsa gbrme bzelligi ortadan kalkar, gozunun feri tukenir. 
Nitekim yuce Allah, celal heybeti denizinde urperip kendin- 
den gegen Musa'ya (a.s) soyle hitap etmistir: "§u sag elinde- 
ki nedir, ey Musa?" (Taha, 17) Yuce Allah, asanin suretini 
hatirlatarak onu nefsine dbndurmek, kendine gelmesini 
saglamak istemistir. Qunku ululuk nurunun hucumu karsisin- 
da nefsinin varhginm disma gikmisti. Bu iki hal tasavvufgula- 
nn dilinde kesif ve brtme (setr), cedel ehlinin dilinde ruyet 
(gbrme) ve hicap olarak isimlendirilir. Ya da tecelli etme ve 
gizlenme olarak nitelendirilir. Bu hususta farkh istilahlar 
kullanilmakla birlikte anlam aynidir. 

Bu anlattigimiz hanif dininin ulusu Halil ibrahimin haline 
ve Kelimi (MusevT) nubuvvet agacinin makamina dairdi. 



172 

Beseri yollann saliklerinin, telvin ve temkin ashabimn halini 
varm siz dusunijn. Ama armmis, zeki, ulu, belirgin bir nefsin 
varhgi baskadir.. "Doguya da, batiya da nisbet edilemeyen 
mubarek bir agagtan, yani zeytinden (gikan yagdan) tutu§tu- 
rulur. Onun yagi, neredeyse, kendisine ate§ degmese dahi 
i§ik i/enr." (Nur, 35) yani beser turunden bir ogretmeni olma- 
sa da tutusur, irfana ulasir. Onunla on dokuz zebani gbrev- 
lendirilmistir. Qunkij melekuti, lahuti atestendir. Bu yuzden 
"nur ustune nurdur." (Nur, 35) kabuklann bzudur, her mak- 
sadi a§mi§tir, her sona varmi§tir. Ba§kasma en sonda hu- 
cum eden §ey ona en ba§ta hijcum eder. Qunkij cevheri 
lahutun parlakhgmdan §ekillenmi§ ( cismi nasut safhgindan 
berrakla§mi§tir. O Muhammedi §eceredir ki Tur-i Sinadan 
cikmi§tir. 

"Bizim ugrumuzda cihad edenler" (Ankebut, 69) Onun 
yildizinin cemaliyle dogru yolu bulurlar. Bu kimse Ebu AN ibn 
Sina da olsa bu yildizm yol gbstericiligine muhtactir. Kapisi 
Ebu'l Hasan AN (r.a) olan ilim sehridir. Marifet denizidir. 
Ashabi, O'nun Kevser suyundan kana kana icmislerdir. O 
isittigi ve gbrdugu halde "Gozu kaymadi ve smiri a§madi." 
(Necm, 17) diye nitelendirilendir. 

Babin sonu. 

Akillar, nefisler gibi isimlerle (esmalarla) anilan bu ustun 
cevherler maddelerden arinmis, kuvvet ve istidatlardan beri 
olduklan igin hukumlerinin de maddi varliklarm hukumlerin- 
den farkh olmasi gerekmistir. 

Birinci hiikum: Bunlar zat olarak hadis(sonradan olan 
sey)dirler. Qunkij mumkundurler. Daha dogrusu zatlarmdan 
onlara yokluktan baska bir ozellik gelmez. Varhklan ise 
kadimlik eserlerinin nurudur. Zamansal hudus olarak hadis 
degildirler. Qunkij Allah katinda sabah ve aksam kavramlan 



173 

yoktur. Zamansal olarak hadis olan bir sey, eger bir zamana 
muhtag olursa, zamansal olarak hadis oldugu igin, bu zama- 
ni da baska bir zamana muhtag olacaktir. Bundan dolayi da 
sonsuz zamanlar soz konusu olacaktir. Boyle bir iddianin 
batil oldugu ise apagik ortadadir. Ayrica zamansal olarak 
hadis olan her sey bir maddeye muhtagtir. Qunku mekan 
olmayan her seyin varhginm suretinin yer alacagi bir mahal- 
linin olmasi zorunludur. Bunun nedeni de varhgm araz (isa- 
ret, alamet) olmasi ve ancak baskasiyla kaim olmasidir. Biz 
madde derken de iste bu baskasmi kast ediyoruz. 

ikincisi: Ebedidir. Yani bozulmayi kabul etmez. Hadisli- 
giyle ilgili olarak ileri surdugumuz delil bu baglamda da ge- 
gerlidir. Qunku varhgm hadis olusu bir maddeyi gerektiriyor- 
sa, yoklugun hudusu da bir maddeyi gerektirir. Qunku zati 
hadislik iki taraf arasmda ortaktir. Bu da imkanm aynidir. Ya 
da imkanm ayrilmaz ozelliklerindendir. Dolayisiyla bir mad- 
deyi gerektirir. Bu ise ortak hukmun illetidir. Bu bakimdan 
hukum kaginilmaz olarak ortak olacaktir. Bununla beraber 
"O'nun zatindan ba§ka her §ey yok olacaktir." (Kasas, 88) 
Qunku daima ademe kaynakhk olusturan zati imkan, daima 
varhga kaynakhk olusturan vacip gayri ile gelismez. iste 
"Allah, herhangi bir §eyin varhginm Ondan, Onunla ve Ona 
yonelik olmamasindan uludur, yucedir" sbzunun anlami 
budur. Qunkii O'nun varhgi zatmdandir, baskasmm varhgi 
ise O'ndandir. O, varhgm tumudijr ve tumunun varhgidir. 
Dolayisiyla bir baskasmm Onunki gibi ve Onun kemali diize- 
yinde bir varhga sahip olmasmdan munezzehtir. 

UguncusiJ: Bunlann her birinin turu sahsindadir. Qunku 
turun sahislara bblunmesi ancak bir maddeden dolayi olur. 
Kur'an bu anlama bircok yerde isaret etmistir. Ornegin me- 
leklerden aktararak sbyle buyurmaktadir: "Bizim her birimiz 
igin, bilinen bir makam vardir." (Saffat, 164) yani bizim her 



174 

birimiz, kendisi icin takdir edilen makamimn btesine gegmez. 
"§uphesiz biz, orada sira sira dururuz." (Saffat, 165) 
Rasulullah efendimiz (s.a.v) de onlarla ilgili olarak sbyle 
buyurmustur: "bazilan rukudadir, secde eder, bazilan ki- 
yamdadir ve secde etmez. Bu durumlan kiyamet gunune 
kadar devam eder." Bu hadis, yuce Allah'in ibrahime'e (a.s) 
ybnelik "tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, ruku ve secde- 
ye varanlar igin evimi temiz tut." (Hac, 26) ifadesinin de tefsiri 
mahiyetindedir. 

Dorduncusii: Unsuri varhklardan ote, onlar feleki kutle- 
lerin illetleridir. Nefislere gelince, onlar da hareket ettirmek 
suretiyle onlara musahhar kihnmislardir. Nefisler iki yone 
bakarlar. Birinde akli illetlere bakar, onlardan feyiz ve rahmet 
ahrlar. Birinde ise hareket ettirmek suretiyle kutlelere bakar- 
lar ve benzesmeyi ikmal ederler. Comertlik bollugundan ne 
zaman yagmur isterse, varhginm erbabi heykellerinin uzerine 
yagmur yagdinrlar. Akillar ise sadece bir yone, kendilerini 
yoktan var edene bakarlar. Nefislerine bakmazlar. Ama 
kullari, kahrinm etkisi altinda, tasarrufu ve emri dahilinde 
hareket etmeleri agisindan degil. Onun dismdaki varhklara 
ise hig bakmazlar. "Bilakis (melekler), lutuf ve ihsana mazhar 
olmus kullardir." (Enbiya, 26) Allah'in bazi kullarinm yaratil- 
diklari gunden beri dunyaya nazar etmediklerini duymussun- 
dur. Qunku dunya cisimler alemidir, onlar ise cisimlere dbnup 
bakmazlar. Rasulullah'm (s.a.v) su sozunun dogrulugu da 
ortaya gikiyor: "Allah dunyayi yarattigi gunden beri ona 
donup bakmami§tir." Allah'in bazi kullari noksanhklanna 
ragmen, degersiz oldugu igin dunyaya dbnup bakmiyorlarsa, 
onlarin yoktan var edicisi olan Allah'in eksiksiz kemaliyle 
kendisine nispetle cok daha bayagi olan dunyaya donup 
bakmamasi daha evladir. Bu yuzden Rasulullah (s.a.v) sbyle 
buyurmustur: "Allah igin olan §eyler di§inda, dunya ve igin- 
dekiler melundur." Yani dunya kovulmus, uzaklastinlmistir. 



175 

"El-la'n" kelimesi, kovulmak demektir. Dunyanm icindekiler 
ise, cuzileri ve kmntilari anlamindadir. Ama bunlar icinde 
Allah icin olanlar baskadir.. Yani dunyaya ait olup da fani 
hayatin devamina, baki hayata kavusmaya yardimci olacak 
kadari mustesnadir. Qunkij dunya, ahretin tarlasidir. 

Besjncisi: Akillardan bnde olanlar arkada olanlann, izle- 
yenlerin illetleridir. Nefisler ise herhangi bir kutlenin illeti 
olamazlar. Kuskusuz, felegin cismindeki hayat gibi bazi 
arazlann illeti olabilirler. Qunku bu, onlann nefislerinin eserle- 
rinden biridir. Ashnda bu da nefisler aracihgiyla felegin kutle- 
sine sirayet eden akillarm malullerinden biridir. Bu cevherler 
arasindaki illetlik ve malulluk iliskisini, kendi nefsinde hissedi- 
len bir misal uzerinden tasavvur etmedigin surece anlaya- 
mazsm. §6yle ki: Gunesin isigi Aya yansir, oradan aynaya, 
oradan da suya, oradan da duvara yansir. iste bu isigin bir 
kismi gunesin nurudur, bir kismi nurunun yansimasidir, bir 
kismi yansimasinm yansimasidir... Bu sekilde son mertebe- 
ye kadar surup gider. Nur, yansimasindan daha guglu ve 
daha parlak oldugu gibi, yansimasi da yansimasinm yansi- 
masindan daha parlaktir. iste bu misaldeki gibi nefisler bu 
nurlann yansimalandir. Bunlarm yansimalan ise arazlardan 
bir araz olan hayattir. Bu aydinlatici yansimalar onunla son 
bulur, feleki cisimler de onlann gblgeleridir. Akillarm en 
parlagi ise ilk akildir ki comertlik denizinden fiskirmistir. 
Varhgmin nefesinin sabahi da varhk gunesinden soluk almis- 
tir. Varhk gunesi, nurlann nurudur, eserler ve sirlar bahse- 
dendir. Biz su anda denizinin vadisinin kiyismda yuzuyoruz. 
Nurunun ve kahnnin havzasinda hareket ediyoruz. O, nurun 
kaynagi, zuhurun dogum yeri ve islerin yoneticisidir. En 
sonuncusu hepsinin yansimasidir. Ortancasi yansimasma 
oranla nurdur. Yansimasi ise onun altindadir. Ama bu da 
kendisinin ustunde olan nuruna oranla yansimadir. iste 
bbylece Mulk ve Melekut alemlerini bgrenmis oldun. Bu ikisi 



176 

ise Ceberut nurunun eserlerinden iki eser, lahut eserleri 
denizlerinden iki denizdir. 

"Iki deniz birbirine e§it olmaz. Bu tatlidir, susuzlugu ke- 
ser, igilmesi kolayd '/ r." (Fatir, 12) Bundan maksat berrak, saf, 
besleyici, akillan ve ruhlari doyuran yeterli ruhaniler denizi- 
dir. Qunku kabugu ve maddi katkisi olmayan, zorlugu ve 
yoruculugu bulunmayan ozdur. "§u da tuzludur, acidir (bo- 
gazi yakar)." (Fatir, 12) Bundan maksad da bulanik, atik, 
gergbp tasiyan selin kbpugudur. Butunu madde ve kabuktur, 
6z namina higbir seyi yoktur. Dolayisiyla tath olan aci olanin 
ozudiJr. Aci olan da tath olanin kabugudur. Bu nedenle akla 
"Lubb" (bz) denilmistir. 

Bu iki denizin her birinden iki buyuk nehir akar. Cismani- 
ler denizinden unsuriler Ceyhun'u ve felekiler Seyhun'u, 
ruhaniler denizinden ise ulvi akillar Nil'i ve sufli nefisler Firat'i 
akar. Bu dort nehir "takva sahiplerine vadolunan cennet" 
(Ra'd, 35)te akarlar. Bunlar dbrt pmardan dogan dbrt nehir- 
dir. Bunlardan maksat ise dbrt ilimdir. Birincisi mantik ilimleri: 
bu, bozulmayan suyudur. ikincisi, riyazet. Bunlar ise tadi 
degismeyen sut irmaklaridir. Uguncusu: tabiiyat. Bunlar ise 
icenlere lezzet veren sarap irmaklaridir. Dbrduncusu: ilahi- 
yat: bunlar ise saf baldan irmaklardir. Kabuk balmumundan 
armmislardir. Qunku ilahiyat, ilimlerin bzudur. Nasil ilah 
varhgin bzu ise. Her iki denizin birer gemisi ve her geminin 
yolcusu vardir. Makulat denizinin yolcusu akil, gemisi ise fikir 
kuvvetidir. Hissedilen varhklar denizinin yolcusu vehim (za- 
af), gemisi ise muhayyile kuvvetidir. 

"Iki denizi birbirine kavu§mak uzere salivermi§tir. Arala- 
rmda bir engel vardir, birbirine gegip kan§mazlar." (Rahman, 
19) Ayette gegen berzah kelimesi, iki seyi birbirinden ayiran, 
kansmalanna engel olan sey demektir. Bir bakima akil ale- 
miyle bizim akillanmiz arasma girip kansmalanna engel olan 



177 

dag gibidir. Eger o olmasaydi imran oglu Musa (a.s) Hakki 
gormekten menedilmezdi. "Hepsinden de taze et (balik) 
yersiniz" (Fatir, 12) hissedilen varhklan ve makul varhklan 
ara§tinr, akillann gidasmi ve ruhlann rizkmi onlardan temin 
edersiniz. "Ve giyeceginiz sus e§yasi gikanrsimz." Yani 
yakut ve inci gibi bu ilim ve marifetleri, malumat ve 
makulatlan edinirsiniz. Bunlar da inci ve gbz kama§tinci 
mucevherler gibidir. Nefislerin ve ruhlann susu, suret ve 
kaliplarm ziyneti onlardir. Dunya ve ahirette fazilet ve ustun- 
luk bunlarladir. Dunya ve ahirette bvung ve tercih bunlarla 
gergekle§ir. 

Onlar erdemlerdir, su kan§tinldigi igin 

Bevle donu§en iki kase sut degil. 



178 



KITABIN IKINCI KONUSU 
VARLIGIN SEBEBi 



179 



Bu konu da iki eksen etrafinda dbnmektedir. Birinci ek- 
sen, mutlak mebde olan yuce Allah ile ilgilidir. Bu hususta 
degerlendirme yapmak icin bir mukaddime ve dort usule 
ihtiyag vardir: 1 ) Zat 2) Sifatlar 3) Fiiller 4) isimler. 

Mukaddimesi ise, akli ilimlerin cogunlugunun esasini o- 
lusturmaktadir. Bunlar ise; 1) Vacip 2) Mumkun 3) 
Mumteniden ibaret uq akli cihettir. Vacip; yokluk kabul etme- 
yen demektir. Yani yoklugu varsayilsa bu, muhali gerektirir. 
Mumteni; varhk kabul etmeyen (imkansiz) demektir. Yani 
varhgi farz edilse bu, muhali gerektirir. Mumkun; her iki karsit 
durumu da kabul eden demektir. Yani mevcut da madum da 
varsayilsa bu, muhali gerektirmez. 

Dolayisiyla Vacip, sinirsiz ululugu ve parlakhgi nedeniyle 
varhgi zatindan olan seydir. Mumteni ise, sinirsiz eksikligi ve 
karanhk olusu nedeniyle yoklugu zatindan olan seydir. Mum- 
kun ise, varhgi da yoklugu da zatindan olmayan seydir. 
Qunku vacip varhk, ifrati ve mumteni yokluk ifrati dereceleri 
arasinda biryerdedir. Daha dogrusu bunlann disindadir. 

Bu sekildeki tasnif ve smirlandirmanin aciklamasina go- 
re: Makul suret ya yoklugu kabul eder ya da etmez. Eger 
kabul etmezse vaciptir. Kabul ederse, bu durumda da ya 
varhgi kabul eder ya da etmez. Eger etmezse mumtenidir. 
Kabul ederse, bu takdirde yoklugu da kabul eden olarak 
mumkundur. Bunlar uq anlama delalet eden uc isimdir ve 
vaciplik, mumkunluk ve mumtenilik kast edilir. Gergek ve 
makul anlamlan olmayan isimler degildirler. Nitekim Lat, 



180 

Hubel, Uzza ve Menat gibi hakikati olmayan isimleri zem- 
metme baglaminda, hakikatleri olmayan, ibadet ve itaat 
etmeyi hak etmeyen bu isimlerle ilgili olarak yuce Allah sbyle 
buyurmaktadir: "Bunlar (putlar), sizin ve atalarimzin taktigi 
isimlerden ba§ka bir §ey degildir. Allah onlar hakkinda higbir 
delil indirmemi§tir." (Necm, 23) Ayette gegen "sultan" kelime- 
si "delil" anlaminda kullamlmistir. Delilin sultan olarak nite- 
lendirilmesi hukmunun ve emrinin gucunden dolayi hukmunu 
kabul etmenin, itaat etmenin zorunlulugundan ileri gelmekte- 
dir. Qunku insani diledigi ybne sevk etme gucune sahiptir. 
Dolayisiyla yukanda yer verdigimiz kavramlar hakiki ve 
makul anlamlar ifade etmektedirler. Qunku bunlardan varhk 
tabiatina yakin olani var olusa daha layiktir. §u halde vacip- 
lik varhk siddeti ve var olma hazirhginin gucu demektir. Bu 
yuzden hakiki bir varhk olur. Fakat vacibu'l vucudun vacipligi 
varhginin aynisidir. Qunku celalinin sahasi olanca enginligiy- 
le beraber higbir itibari kapsamaz. Bilakis O, Odur. Nitekim 
Esari ekolunun kurucusu (r.a) "O'nun sifatlan ne O'dur, ne 
de O degildir." Mumtenilik, yoklugun siddeti ve gucu de- 
mektir. Bu yuzden kesinlikle varhk olamaz. imkan ise bu iki 
hal arasmda mutereddittir. Bu yuzden mumkunij varhklar 
kategorisine almak veya mumteniler kategorisine almak 
hususunda ihtilaf vardir. dogrusu mumkun varhksal olgular- 
dandir. Oyle olmasaydi "onun imam yoktur" dememizle 
"imkansizdir o" dememiz arasmda fark olmazdi. Oysa bu 
ikisinin arasmdaki fark zorunlu olarak idrak edilmektedir. 
Qunku birinci sbz, imkani olumsuzlarken, ikinci sbz ise ademi 
(yoksal) imkani, yani imkansizhgi ispatlamaktadir. Bir seyin 
yoklugu ile bir seyin ademi (yoksal) olusu arasmdaki fark 
malumdur. 

Nitekim hakikatleri gun gibi ortaya gikaran, ustun feraset 
ve kabuklan delici hikmet sahibi, sezgisi keskin, athlarm en 
bnunde hakikatler meydaninm yansini gbz kamastinci beyan 



181 

gucijyle kazanan, problemleri cozen, neticeleri talepler ma- 
deninin kalbinden delil kazmasiyla gikaran §eyh de bu ger- 
gege dikkat gekmistir. Bu cihetleri bgrendigine gore artik 
hukumlerini ele alabiliriz. 

Mumteni'nin herhangi bir hukmu yoktur. Ancak 
hukemanm ihtilafina gore sayet malum ise zihinde subutu 
cihetiyle bir hukmu olabilir. Bu konuda ileri surulen iki gbrus- 
ten gercege uygun olani sudur: Madum mumkun de olsa 
miimteni de olsa, birinci kasit ile degil ama ikinci kasit ile 
malum sayihr. Birincisinin anlami, onun mevcut olan nakze- 
dicisi aracihgiyla bilinmesidir. Yani bir nakzedicisi oldugu ve 
bunun zihin disinda onunla gelistigi, bir araya gelmedikleri ve 
zit olan iki seyin aksine birbirlerini ortadan kaldirmadiklan 
bilinmektedir. Qunku bu ikisi iki nakzedicide ortak olsalar da 
bir araya gelmezler. Fakat ikisi birbirlerini ortadan kaldiranlar 
olarak farkhhk gosterirler. Eger madum ile ilgili olarak bu 
kadarhk bir bilgi olmasaydi, onunla az once verdigimiz hu- 
kum imansiz olacakti. Ama birinci kasit ile ilgili olarak bilin- 
meyen maduma gelince, onun zati bir taayyunu ve zorunlu 
bir ayni degisimi olmadigi igin bagimsiz olarak bilinmemek- 
tedir. Aksi takdirde madum mevcut olurdu. Qunku ayni 
taayyunu ve zati tesehhusu olmadan bir anlami olamaz. 
Madumun malum olmasiyla muhalif Mutezilenin gakmagi 
tutusmustur, tipki iki goziin suhud atesi gibi yanmistir. Soy- 
lenen sey sudur: Madum zat ve ayn olarak mumkundur, 
mumteni degil. Ama "bu ikisinin arasmdaki farki gbsterin" 
diye kendilerinden talep edilince de esekleri gamura batmis, 
atesleri de sbnuvermistir. "Ne zaman sava§ igin bir ate§ 
yakmi§larsa (fitneyi uyandirmi§larsa) Allah onu sdndurmu§- 
fur."(Maide, 64) Onlar (Mutezile olanlar) felsefecilerin kirikla- 
n, hukemanm hirsizlandir. Zira bu meseleyi kadim filozoflar- 
dan birinin su degerlendirmesinden galmislar: "Heyuli, mev- 
cut bir cevherdir. Ama sureti olmadigi gibi ona isaret de 



182 

edilmez." Madem heyuli seyin cevheridir ve madem ki suret- 
ten soyutlanmistir ve kendisine isaret edilmez. O halde hisse 
gore madumdur. Meselenin hakikatine iliskin bilgilerinin 
azhgindan, anlayislarimn sakathgindan ve vehimlerine yenik 
dusmelerinden dolayi madumun "sey" olduguna hukmetmis- 
lerdir. Hirsizm cezasi ise Allah'in kitabinda bellidir. "Hirsizlik 
eden erkek ve kadimn ellerini kesin." (Maide, 38) 

Bbylece anlasihyor ki mumtenin, zihinde sabit olmak di- 
sinda her hangi bir hukmu soz konusu degildir. Ama varhgi 
itibariyle bir hukmunun olmasi kesinlikle mumkun degildir, 
gunkij varhgi mumtenidir. §eylerle ilgili hukumler ancak 
onlarin zihin di§inda sabit olmalari durumunda soz konusu 
olabilirler. 

Vacibe gelince, zatinin, sifatlarinin serhine, bu ikisine ta- 
alluk eden hususlara beser akhnin kavrayabilecegi, idraki 
mumkun olan Celal sifatlanna, Kemal niteliklerine yer vere- 
cegiz... 

"Imkam geni§ olan, nafakayi imkanlanna gore versin; 
nzki daralmi§ bulunan da Allah'in kendisine verdigi kad arm- 
dan nafaka odesin. Allah hie kimseyi verdigi imkandan fazla- 
siyla yukumlu kilmaz. Allah, bir guglukten sonra bir kolaylik 
yaratacaktir." (Talak, 7) 

"Kim bildikleriyle amel ederse Allah onu bilmediklerinin 
limine varis yapar. " 

Bilinenle amel etmek onun uzerinde tefekkiir etmek de- 
mektir. Bilgiyi ayristirmak, olgunlasmasmi, mayalanmasini 
saglamak, defalarca yumusatip kullanihr hale getirmek, 
tekrar basa dbnup yeniden uzerinde durup dusunmek, bby- 
lece nefsin parlakhgini, ibret ahsini, isigini, gbrme gucunu, 
nurunu, hidayetini, irfanini ve dirayetini arttirmak anlammda- 
dir. Bu yuzden Rasulullah (s.a.v) "Bir saatlik tefekkur, 



183 

tefekkurle gegirilmeyen altmi§ senelik ibadetten daha hayirli- 
dir." buyurmu§tur. Yuce Allah'in Kadir gecesiyle ilgili §u sozu 
de bu anlama yoneliktir: "Kadir gecesi, bin aydan daha hayir- 
//d/r."(Kadr, 3)Yani omrun uzun bir bolumunun Hakkm fiillerinin 
keyfiyeti uzerinde du§unmek, sbzlerinin anlamlan hakkmda 
tefekkur etmek igin ma§ukun suretine bakmakla degerlendi- 
rilmesi gereken bir firsattir. Qunku menzilleri kat etmekten 
maksat; vuslata ermektir. §ayet menzilleri kat etmeksizin 
vuslata ermek imkani doguyorsa, buna ragmen menzilleri kat 
etmeye cah§mak oyalayici, geciktirici bir eylem, faydasiz bir 
ugra§, daha dogrusu §irk ve §ijphe mahiyetinde bir tavirdir. 

Bundan §u sonug gikiyor: §eriatm ongbrdijgij ibadetlerin 
ve konulmu§ hukumlerin amaci, bu eylemlerin gergek mabu- 
da ybnelik kulluk kasti ta§iyan davrani§lar olduklan uzerinde 
du§unmektir, dili kipirdatip §eytani hayaller tasavvur etmek 
degildir. Nitekim bazi halvet ehli kimseler bbyle bir iddiaya 
sahiptir. Halvetgahlarda oturup hayal perdelerinin arkasinda 
§ekillerin hayali suretleriyle oynarlar. Misallerin timsallerini 
bigimlendirmek §eklinde goz bagcihk yaparlar. Bunlarla da 
gururlanarak ilahi hakikatlerin, Allah, melekleri, kitaplan ve 
rasulleri gibi ezeli ve ulvi yuceliklerin misalleri olduklanni ileri 
surerler. §eytanlarm guttukleri zavalhlar olan bazi murtetler 
de Nebilerin gbrdukleri §eylerin kendilerinin gbrdukleri ve 
tahayyul ettikleri §eylerin benzerleri olduklanni vehmederler. 
Bu, zanna dayah olarak karanhgi ta§lamaktan ba§ka bir §ey 
degildir. Yuce Allah "zannin birkismi gunahtir. "(Hucurat, 12) 
buyurmu§tur. Bu zannin ise tamami gunahtir. Tarn tersine 
onlar bir ku§ku icinde oynuyorlar. Qunku ibrahim'in (a.s) puta 
tapanlara yonelttigi kinamadan gafildirler: "§u kar§isina 
gegip tapmakta oldugunuz heykeller de ne oluyor?" (Enbiya, 
52) Bununla da kalmiyor, yuce Allah'a dua ederek kendisini 
ve oglunu putlara tapmaktan uzak tutmasmi diliyor: "Beni ve 
og ullan mi putlara tapmaktan uzak tut!» « Qunku, onlar (put- 



184 

lar), insanlardan birgogunun sapmasina sebep oldular." 
(ibrahim, 35-36) Bilindigi gibi ibrahim (a.s) bir koyun gobam 
olsa da tahtadan ve odundan yontulmus, altm ve gumusle 
damgalanmis, objeler dunyasmda mevcut maddi heykellere 
tapan bir putperest degildi. Bilakis hayal levhinde kesinlikle 
hakikati olmayan bos suretler dolasiyordu. Bunlar da karisti- 
rici, carpitici, bulandinci, yaniltici, kbreltici, saptinci, hakikat- 
leri brtucij ve ayaklan kaydinci seytanlarm durtulerinin etkile- 
riydi. Nitekim "onlar (putlar), insanlardan birgogunun sapma- 
sina sebep oldular. "demistir. Rasulullah efendimiz (s.a.v) bu 
halden kurtuldugunda buyuk bir coskuyla "benim §eytamm 
benim onumde Musluman oldu. Artik bana hayirdan ba§ka 
bir §ey telkin etmiyor." buyurmustur. Onlar yalanci saptinci- 
lardir, zakkum agacindan "yerler ve kannlarim ondan doldu- 
rurlar. " (Saffat, 66) Bundan maksat hayal agacidir ki "tomur- 
cuklari sanki §eytanlann baslan gibidir." (Saffat, 65) Bunlar 
muritlerini mucize makamina ula§tirma telkiniyle saptiran 
§eytanlann ba§lan gibidir. Nebiden nebiye, veliden veliye, 
aldan ale ve muritten muride gok fark vardir. Daha dogrusu 
ilahiyat sanatmm maksadi bizzat bu farki ortaya koymaktir. 

Mumkune gelince, biz diyoruz ki: Varhgi da yoklugu da 
zati agismdan bir oldugu igin, bunlardan biriyle 
vasfedildiginde bu durum harici bir sebepten kaynaklanir. 
Aksi takdirde e§itlik ve rughan imkanini veren tek bir tabiat- 
tan sadir olmasi gerekir. Bu ise, benzer iki §eyi gerektiren 
tabiat agismdan dahi imkansiz iken, birbirini nakzeden iki 
§eyi gerektiren tabiat agisindan gok daha imkansizdir. Eger 
bu varhk tarafi ise, bu durumda mevcut bir sebebi gerektirir. 
Bu takdirde de mumkunun varhgmin onunla kaim olmasi 
zorunlu olur. Yani ne zaman var olursa ondan mustagni olur 
gibi bir durum sbz konusu olamaz. Bu, illet ve malul iliskisini 
kabul etmekten korkan cedel ehlinden bazi kelamcilarm 
hayalinden baska bir sey degildir ki birgok muhali de 



185 

gundeme getirmistir. Oncelikle Yaraticiyi kayyimhgindan 
azletmek, yarattigma ybnelik kesintisiz feyzini koparmaktan 
baska bir anlami yoktur. Qunkij kayyim, zati ile kaim olup 
baskasi da onunla kaim olan demektir. Bu kaimligi sayih ve 
sinirh vakitler igin gegerli degildir. Eger mumkun varhk, var 
olduktan sonra sebebinden mustagni olsaydi, daima boyle 
kahrdi. Qunkij vacip, sebep degilken, tekrar donup sebep 
olamaz. Dbnse bile degismis olarak doner. Yuce Allah bun- 
dan munezzehtir. Bu, onlarm hayalinin gerektirdigi en basit 
muhaldir. Tarn tersine mumkun, var olduktan sonra varhgi 
sebebine taalluk etmeye devam eder. Yani mumkunun de- 
vami, sebebinin devam etmesine baghdir. Muhtag konumda- 
ki mumkun, sebebinden nasil mustagni olabilir ki daha once 
olmadigi halde vacip mustagni bir seye donussun? Hakikat- 
lerin mumkunlukten vaciplige donusumunu gerekli goren 
kimse, vacibi de mumkunu de nefyetmis, ortadan kaldirmis 
olur. Boyle olunca da artik mumkunun vacibe dbnusmesini, 
vacibin zatindaki degisimi ispat etmesine ihtiyag kalmaz. 
Nitekim Kerramiler, ilim ve irade turu sifatlann yuce Allah'in 
zatinda hadis olduklanni ispata kalkismislardir. Allah'i bu tur 
yakistirmalardan tenzih ederiz. Arastirma yapilacak bir ze- 
min olmadigi igin bu gibi kimselerle konusup arastirma yap- 
mamiza da gerek kalmaz. Qunkij ilahiyat ilminde arastirma 
konusu vaciplik ve mumkunluk ile bu iki seyin bzellikleridir. O 
halde mumkunun sebati ve devami vacibin sebati ve devami 
ile kaimdir. Tipki var olusunun, onun varhgmdan kaynaklan- 
masi, cbmertlik denizinden katreler olmasi gibi. Qunkij "Allah 
gokleri (semavati) ve yeri (arzi), nizamlan bozulmasin diye 
tutuyor. Andolsun ki onlarm nizami eger bir bozulursa, ken- 
disinden ba§ka hig kimse onlari tutamaz." (Fatir, 41) Yani 
mumkun varhklan bozulmaktan, zail olmaktan koruyup onlari 
tutan vacibu'l vucuttur, baskasi degil. Onlari tutmasi devamh 
surette vazgegmeyip surekli imtina etmesi demektir. Qunkij 



186 

hicbir zaman "kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama." 
(Bakara, 255) ebediyen onlari tutar. iste Kayyimhgin sifati 
budur ve bu sifat sirf O'na ozgudur, Ondan baskasimn ger- 
gek ya da mecazi olarak onda bir ortakhgi sbz konusu degil- 
dir. Bu yiizden yuce Allah bir kutsi hadiste "(Drug benim 
igindir ve onun sevabim ben veririm." buyurmustur. Yani hie 
kimsenin bu orugta bir ortakhgi yoktur. Buradan hareketle 
anlamahsin ki zahiri seriattaki orug, iftari bozan seylerden 
uzak durmaktan ibarettir. Bu avamin orucudur. Huzurdaki 
havasin orucu ise, Ondan baskasma nazar etme zevkinden 
uzak durmaktan ibarettir ve bu orug, olum bayrami sabahi 
gun doguncaya kadar devam eder. O gun bedenlerinden 
ibaret kurbanlanni bogazlarlar, O'na yaklasma maksadiyla 
kurban ederek fukarasini, miskinlerini doyururlar. Rasulullah 
(s.a.v) bir hadiste buna sbyle isaret etmistir: "Mumin, (kurban 
edilen ve) kanlan ve etleri Allah'a ula§mayan deveye benzer. 
Ama takvamz O'na ula§ir." 

A§k mutfaginda iyilerden ba§kasim oldurmezler 

Zayif, ank, lezzetsiz olanlan oldurmezler 

Eger sadik bir a§iksan oldurulmekten kagmma 

Cunku oldurulmeyen kimse murdar olur. 

Goklerin ve yerin duzeninin ayakta kalmasmi saglayan 
nasil O olmasin ki her ikisi de Onun emri, hakimiyeti ve karsi 
konulmaz gucuyle ayaktadir. 

Eger yokluk (adem) tarafi ise, bu takdirde ne var olussal 
(mevcudi) ne de yoksal (ademi) bir sebep gerektirir. Daha 
dogrusu sebebinin yoklugu, yoklugu igin yeterlidir. Bu yuzden 
ezelden beri yok olanlar yokluk halleri iizere kalmislardir, 
yokluklan sebebiyle degil, sebeplerinin yoklugundan dolayi. 
Qunku yokluk salt olumsuzluktur, sebep gerektirmez. Bu, 



187 

hikmetin sutunlanndan ve felsefenin sultanlanndan birinin 
meshur sozudur: "ademin (yoklugun) illeti, illetin ademi- 
dir(yoklugudur)." Su halde mumkun olan sey, baskasiyla 
vacip ve mumteni olur. Bu baskasina da sebep, illet, gerekti- 
ren, fail, kilan ve iktiza ettiren denir. Bunlann tumij ayni 
anlama gelirler. Yani bir seye varhgmi veren. Bunun karsi- 
sinda da malul, musebbeb, meful, mec'ul, muktaza ve 
muceb yer ahr. Bunlann tumij de ayni musemmaya isaret 
eden es anlamh isimlerdir. Ki bu musemma da baskasimn 
etkisinin bir sonucudur. Ashnda konu geregi gibi arastinhrsa 
ve yontemler uzerinde gerekli gaba sarf edilirse iki grubun 
kullandigi ibareler ve istilahlar baglaminda iki anlam arasm- 
da birfarkin olmadigi gorulecektir. 

Sebep, basit olabildigi gibi murekkep de olabilir. Basit 
sebep, malulu uzerindeki tesiri baskasina bagh olmayan 
seye denir. Akl-i evveli gerektiren sebep gibi. Bu takdirde 
tam sebep olarak isimlendirilir. Murekkep ise, malulunu 
gerektirmesi sart, vakit, alet veya etken olarak baskasina 
bagh olan seydir. Bu takdirde nakis sebep olarak isimlendiri- 
lir. Nakis sebeplerin toplami ise tam sebep olur. Malulun 
bagh oldugu her sey illetin cuzu veya sarti ya da yarisi olarak 
isimlendirilir. Bir seyin tam sebebi hasil oldugunda o seyin 
hasil olmasi vacip olur. Aksi takdirde hasil olmasi beklenen 
bir seye bagh olur ve bu sey de sebebin ortagi olur. Sebep 
de tam olmadigi halde tam olarak farz edilmis olur. Bu ise 
ihtilafhdir. Bir seyin varhginda itibar edilen seyler ug kisma 
ayrihr. Bunlann bazisi faile taalluk eder. Failin kudreti, iradesi 
ve ilmi gibi. Bazisi mefule taalluk eder, ama meful cihetinde 
sadece mumkun olmasi ve varhgi kabule hazir olmasi soz 
konusu olabilir.yoksa failin ona gug yetirmesi soz konusu 
olamazdi. Bu yuzden "gug yetirenin (kadir) guc yetirilene 
(makdur) gug yetirmesinin sarti, gug yetirilenin varhgi kabul 
eden bir sey olmasidir. Qunku muhale gug yetirilmez." 



188 

denilmistir. Buradan hareketle yuce Allah'in muhallere gug 
yetirmedigi ileri surulmus ve bu cirkin lafzi kullanmaktan 
gekinilmemistir. Oysa durum sbylendigi gibi degildir. Bilakis 
yuce Allah'in sbzu bu konuda Hakkm ta kendisidir: "Allah her 
§eyin yaraticisidir." (Zumer, 62) Burada ifade edilen sey, 
nakzedeni, selbedeni, cuzi olmasini gerektireni olmayan kulli 
bir onermedir. Ama bunun disinda vehmedilen muhallere 
gelince konunun kapsamina ahnmalarini gerektiren ciddiyet- 
te degildirler. Qunku bu vehmedilenler "sey" degildirler. "Her 
sey mahluktur" sbzunu "bazi seyler mahluk degildir" sbzu 
nakzeder, " 'sey' olmayan bazilan mahluk degildir" dememiz 
degil. O halde vehim ortadan kalkmis, oklar hedefini bulma- 
mistir. Bir §eyin sebebi olunca da malulun sebebinin sebebi 
olmasi caiz olmaz. Qunku malul illete dbnu§mez. Aksi takdir- 
de sebebinin sebebi olur. Yani kendisinin sebebi olur. Bu ise 
isabetli gbruse aykindir. Buraya kadar yaptigimiz agiklama 
mukaddimedir. Dogru yolu gosteren Allah'tir. 



Zat ile ilgili birinci asil: 

Akil, nefis ve cisim denilen iig alemi bgrendin. Araz ise 
cisim alemine tabidir. Vucut (varhk) ise bu dbrt alemi samil- 
dir. Dolayisiyla butunun kaynagini bilmekle sonuglanan 
yollar bes tane olarak belirginlesmektedir. Bunun yaninda 
diyorum ki: Yuce Allah malulleri, yaptiklan aracihgiyla delalet 
edilmekten uludur, yucedir, ustundur ve beridir. Qunku gune- 
sin isigi icine sagilmis heyetler, serpistirilmis, onun nurlari 
altmda sonuk kalmis ve bayagi zuhur alemine dahil olan 
zerreler onun disinda mevcut da olsalar, gunesin varhgi, 
parlakhginm nuru onlar aracihgiyla nasil bilinebilir. Kaldi ki 
gunesin varhgi, buyuklugu, nuru ve parlakhgi bakanlann 
gbzlerini kamastinr, gbrme ozelliklerini devre disi birakir. 
Boyle iken ezeli celal azametinin gunesi ilk cemal 



189 

parlakligimn nuru baskalan aracihgiyla gosterilebilir mi? O, 
varhginin zerreleri ve comertliginin heyetleri tarafmdan bese- 
ri akillara gbsterilmeyecek kadar nurlu ve parlaktir. Cunku 
O'nun karsisinda beseri akillar, gunes karsisinda yarasalar 
gibidir. Kaldi ki beseri akillarm varhgi ve sebati Ondan, 
Onunla, Onun igin ve Ona dbnuktur. Varhgin kendisine "§ahit 
olarak Allah yeter. "(Nisa, 79) "Rabbinin her §eye §ahit olma- 
si, yetmez mi?" (Fussilet, 53) "Allah, §ahitlik etmi§tir ki, ken- 
disinden ba§ka Hah yoktur." (Al-i imran, 18) Yani vacip zati, 
kendisinden baska vacip olmadigina sahitlik etmistir. Cunku 
ileride agiklayacagimiz gibi varhkta iki vacip yoktur. Bu da 
varhkta Onun huviyetinden ba§ka bir §eyin olmamasmi 
gerektirir. Qunku, mumkun varliklarm huviyetleri Onun nuru- 
nun ate§inin §ulelerinden ba§ka bir §ey degildirler. Varhklan- 
nm ciheti olarak bu ate§ olmadan bagimsizhklari sbz konusu 
degildir. O halde varhkta Ondan ba§kasi yoktur. Ug ayetin 
tefsiri bundan ibarettir. Dolayisiyla Onu §ahit tutmak, Onun 
varhgina §ahit gbstermemek tertemiz nefislerin ve annmi§ 
akillarm ozelligidir ki melekut nurundan ve lahut yuceliginden 
kaynaklanmaktadirlar. Nasil olmasin ki, §u dunyamizdaki 
ilimleri, nefisler, ilahi alemden getirmi§lerdir. Orada celal 
§ahidinin sureti tarafmdan mu§ahede edilmekte, kemal mey- 
danmda gbzlemlenmektedir. Nitekim yuce Allah insanhgm 
babasi Adem'i bvmek baglaminda §6yle buyurmu§tur: "Allah 
Adem'e butun isimleri (esmalan), ogretti." (Bakara, 31) yani 
zata delalet eden, sifatlara delalet eden e§yanin hakikatini 
ona ogretti. §u halde fiillere, yaraticiya muhtag olmasi cihe- 
tiyle bakmak, yaraticisma bakmak anlammdadir. Bu da 
gosteriyor ki ondaki nefisler mahluk aracihgiyla Onu musa- 
hede etmektedirler. Nitekim asagidaki ayet buna dikkat 
gekmektedir: "Rabbinin golgeyi nasil uzattigim gormedin 
mi?" (Furkan, 45) Yani golgeyi uzatana bak. Bununla bera- 
ber bu gbreni de gblgenin rabbini gbren olarak isimlendirmis- 
tir. Yine bir ayette Adem'in zurriyetinin sulbunden gikanlmis 
zerrelere sbyle hitap edilmistir: "Ben sizin Rabbiniz degil 



190 

miyim? (Onlar da), Evet (buna) §ahit olduk, dediler." (Araf, 
172) Eger Onun cemaline sahit olmasalardi, Onu musahede 
etmeselerdi, Rableri oldugunu ve kendilerinin de Onun kullari 
olduklarmi kabul etmeleri sbyle dursun, uluhiyetini ve 
rububiyetini nasil kabul edebilirlerdi? Cunku "sizin rabbiniz..." 
deniyor. Dolayisiyla ayette Allah'm rububiyeti onlara izafe 
edilerek vurgulaniyor. Burada ince bir mesaj daha var. §6yle 
ki: Yiice Allah, varhgini degil, Rabhgini ikrar etmeleri amaciy- 
la bir soru ybneltiyor. Bu da gbsteriyor ki onlar, akillarmin ilk 
gozlemi ve nefislerinin ilk nazari anindan itibaren Allah'm 
varhgini kabul ediyorlardi. Bu ince ve latif ayrmti gbsteriyor ki 
Yaraticiyi bilmek, kabul etmek selim akillar acismdan varo- 
lussal bir duygu, dosdogru tabiatlar agismdan bir zorunluluk- 
tur. Bu yuzden Nebi topluluklarma ve hukema gruplarma 
yaraticmm varhgini inkar edenlerin dogrudan, tbvbe etmeye 
gagnlmadan ve azarlanmadan bldurulmeleri emredilmistir. 
Qunku bunlar varhgm en temel zorunluluklanndan birini inkar 
etmislerdir. Cedel ehli hukema buradan hareketle safsata 
ehlinin darp edilmelerinin gerektigini sbylemislerdir. Gerekge 
olarak da ilimlerin bnceliklerini ve hissedilen gereklerini inkar 
etmelerini gbstermislerdir. Bunun kaniti olarak yuce Allah'm 
sevgili Nebisine (s.a.v) ybnelik su ayetini gbstermislerdir: 
"§uphesiz biz seni, §ahit olarak gonderdik." (Feth, 8) Dolayi- 
siyla yukandaki ayet, nefislerin, hakkm haram beldesi ve 
bans kenti olan aleminde mutlak cemali musahede ettiklerine 
delalet etmektedir. Ama bu alemde gurbet diyari, sikmti 
vatani olmasi hasebiyle kuvvetlerle, asagihk bayagihklarla ve 
bedensel adi huylarla perdelendigi icin nefisler Hakki gbre- 
miyorlar, cemalini musahede edemiyorlar. Cunku gurbetteki 
insan kbr gibidir. Bu tipki bizim gbzlerimizle giines arasma 
giren bulut kumesine benzer. Bu yuzden nefisler, bu alemde 
bir yol gbstericiye, delilin aracihgma muhtagtirlar. Kbr bir 
insanm bir asaya muhtag olmasi gibi. Bu asa onun maksadi- 
na ulasmasma yardimci olur. Nitekim Rasulullah efendimiz 
(s.a.v) bu anlama sbyle isaret etmistir: "Allah butun insanlan 



191 

(fitrat dinine bagli muvahhit) hanifler olarak yaratti. Sonra 
§eytan onlari bu dinden gevirdi." Rasulullah'in (s.a.v) su 
sozij de buna bir ornektir: "Eger §eytanlar Adem ogullarimn 
kalplerinin uzerine goreklenmeselerdi, goklerin melekutuna 
bakabileceklerdi. " 

Bir diger hadiste de sbyle buyurmustur: "Her gocuk fitrat 
uzere dogar... " Butun bunlar Kur'an yagmurlarmdan cisenti- 
lerdir. Nitekim bir ayette sbyle buyrulmustur: "Allah insanlan 
hangi fitrat uzere yaratmi§ ise sen yuzunu ona gevir." (Rum, 
30) Fitrattan maksat, islamin nuru ve hanif milletin (§eriatin) 
berrakhgi, safhgidir. 

Bir diger ayette de §6yle buyrulmu§tur: "Biz insam en 
guzel bigimde yarattik." (Tin, 4) insanm en guzel §ekilde 
yaratilmi§ olmasindan maksat, tertemiz, katiklarm, gunah 
yuklerinin bulanikhgindan beri, isyan ve ayip pisliginden 
munezzeh olusudur. "Sonra onu a§agilarm a§agisma indir- 
dik." Bundan maksat da kuvvetlere taalluk etmesi, beden 
madeninden kaynaklanan bayagihklara sanlmasidir. 

Rasulullah efendimizin (s.a.v) "Allah mahlukati birzulmet 
iginde yaratti, sonra uzerlerine nurunu serpti. "hadisine gelin- 
ce, burada iki nurun ortasmda yer alan bir karanhktan soz 
edilmektedir. Bu nurlardan biri fitrattan once, biri ise fitrattan 
sonradir. Yani bayagihk kirlerinden arinip ilim ve amel gibi 
fazilet turleriyle bezenmesidir. Bu agiklama ile anlasihyor ki 
essiz ve brneksiz yaratan yaraticinm varhgmi bilmek, kabul 
etmek bir var olma zorunlulugudur. Sabahin lambaya ihtiyaci 
yoktur. Dolayisiyla Onu sahit gostermeyip Ona sahitler bul- 
mak burhan ehlinin yontemidir. Ki onlar ayni musahededen 
azlonulmuslardir. Bu yuzden diyoruz ki.. 

ilk yol, varhgin kendisidir. Agiklamasma gelince: Eger 
varhk butununde vacip bir varhk olmasa, higbir varhk olmaz. 



192 

§u halde varhk butununde bir varhk varsa vacip varhktir. Bu 
kosullulugun agiklamasi soyledir: Varhkta bir mevcut varsa 
ve bu varhk vacipse, zaten maksat hasil olmustur. Eger 
mumkunse bu takdirde vasitah veya vasitasiz vacip bir se- 
bep gerektirir. Qunku bu vasitalar ister bir yerde son bulsun- 
lar, ister sonsuza kadar gitsinler, teker teker ve toplu olarak 
mumkundurler. Teker teker mumkun olmalarina gelince, 
bunun nedeni, silsilenin, teker teker vasitalarm varsayilma- 
siyla mumkun olmasidir. Topluca mumkun oluslarma gelin- 
ce, bunun nedeni de mumkun teklerden meydana gelmis 
olmasidir. Dolayisiyla mumkunluge daha uygundur. §u halde 
varhgi vacip bir illete muhtagtir. Qunku mukaddimenin kap- 
sammda, her mumkunun bir sebebe muhtag oldugunu vur- 
gulamistik. O halde, varhkta zati itibariyle vacip bir mevcut 
olmasaydi, varhk olmazdi, ifadesi sahihtir. Qunku eger varsa, 
bu demektir ki varhkta varhgi vacip bir varhk vardir. Ne var ki 
varhgin varhgi malumdur. Bu, akhn hakemince zorunlu, 
hissin hakemince de hissi olarak bilinmektedir. Bu, zorunlu 
bir onermedir. Karsi cikan hasmm onunde iki segenek vardir: 
Ya kabul edecek ya da inkar edecektir. Eger hasim kabul 
ederse, maksat gerceklesmis ve tartisma bitmis olur. Eger 
inkar ederse yine de maksadimizi kabul etmis olur. Qunku 
bu onermeyi men etmesi, inkar etmesi mevcudun varhgmin 
delilidir. Bu, bir inkarcinm (kuguk olanm) varhgindan kaynak- 
lanan bir zorunluluktur. O halde maksadin yuzundeki perde 
kalkmis ve "bugun artik gozun keskindir." (Kaf, 22) Qunku 
ikinci kosullulukta lazimin melzumu sabit olurken, birinci 
kosullulukta lazim melzumunu nefyetmistir. iste Hz. Ebubekir 
(r.a) bu makamda "eger perde kalkmi§ olsa, yine de yaki- 
nimde bir arti§ olmaz. " demistir. Bir baskasi da "kalbim rab- 
bimi gordu." demistir. Qunku vacibu'l vijcudun varhgina iliskin 
bilgi, eger delilden kaynaklaniyorsa yakin olarak isimlendirilir. 



193 

Eger herhangi bir engel ve caba olmaksizm dogrudan hasil 
olmussa gbrme ve musahede olarak isimlendirilir. 

Selef kusagimn faziletlilerinden, sonraki kusaklarm bu- 
yuklerinden nakledilen meshur bir sbzdiir: "Varlikta Hak ve 
Tek olan Allah'tan ba§ka bir §ey yoktur." Arada bir fark fazla- 
hgi olsa da halkin dilinde tekrarlanan "La ilahe illallah" 
(Allah'tan baska ilah yoktur) sbzunun anlami budur. Fark su 
ki: ikincisinde ilahhk sifati, Allah'tan baskasindan nefyedili- 
yor, bununla beraber sbzlu olarak degilse de mefhum olarak 
baskasimn varligmin caizligi gibi bir anlam da seziliyor. 
Birincisinde ise sbzlu olarak ondan baskasindan varhk tij- 
muyle nefyediliyor. Varhgm nefyi sifatlarm nefyini de kapsar, 
ama sifatlarm nefyi varhgm nefyini kapsamaz. Hig kuskusuz 
birincisi tevhid anlami itibariyle daha vurgulu ve havasm 
sehadetini tahkik etme manasina daha nufuz edicidir. 

Bazi tetkikgiler buna su eklemede de bulunmuslardir: Bu 
konuyla ilgili bes makam vardir: 

1) La ilahe illallah (Allah'tan baska ilah yoktur) 

2) La huve ilia hu (O'ndan baska O yoktur) 

3) La ente ilia ente (senden baska sen yoktur) 

4) La ene ilia ene (benden baska ben yoktur) 

5) O'nun zatmdan baska her sey helak olur. 

Bu mertebeler arasmdaki farka gelince: 

Birincisinde, O'nun ilahhgi ispatlaniyor ve Ondan baska- 
sindan ise nefyediliyor. 

ikincisinde, Onun huviyeti ispat ediliyor, yani varhgi ispat 
ediliyor ve ondan baskasmdan nefyediliyor. 



194 

Uguncusunde, Onun musahede edilisi ispat ediliyor ve 
Ondan baskasmdan nefyediliyor. 

Dorduncusu ise, musahedeye gore daha yakmdir. Qun- 
kij musahede ikiligin ispatmi da igerir. Ama bu ittihattir ki 
Hallac (r.a) "ben arzu ettigimim, arzu ettigim benim" ifadesiy- 
le isaret etmistir. Bir baskasi ise bir siirle buna isaret etmistir: 

Cam ince, sarap seffaf 

Benze§tiler, her §ey aynile§ti 

Hepsi §araptir sanki ortada kadeh yok 

Ya da sadece kadeh var, ortada §arap yok. 

§u halde nefis kadehi her ne zaman, celal sahibinin un- 
siyet meclisinde cemale sahit olan sakinin eliyle sirf zuhur 
kivilcimlariyla dolarsa veya sua ve nur safhgma kansirsa, 
"Rableri onlara tertemiz bir igki igirir." (insan, 21) "Guglu ve 
Yuce Allah'in huzurunda hak meclisinde." (Kamer, 55) sek- 
linde bize bir hak vaat olarak sbz verildigi gibi letafet, hafiflik, 
temizlik ve iffet mahiyetli olmak uzere kendinden geger, ugar 
gibi olur, cosar, doner ve hayatm hazzina vanr ki hicbir 
hayat, higbir lezzet, higbir seving ve guzellik onunla mukaye- 
se edilmez. Nitekim faziletli seyh Ebu Huvas bu anlama 
sbyle isaret etmistir: 

Bize bos olarak sunulan kadehler ne kadar agirdi 

Nihayet saf §arapla dolduruldu da 

Hafifledi, igindeki yuzunden uga yazdi 

Beden de igine ruh girince boyle hafifler. 

iste bu ceberut yuceliginden, parlakligmdan yansiyan 
nurlar nefsin ruhudur. Ruh nefse aktigmda nefis sevkle, 
askla uguverir. Cosku ve bulma taskmligiyla sarhoslar gibi 



195 

"subhani ma a'zema sa'ni" (kendimi tenzih ederim, samm ne 
yucedir) "ene'l hak ve la gayri" (hak benim, benden baskasi 
yoktur) sbzlerini terennum eder. 

Seni ansam, i§lerim yoluna girer 

Adim soylesem, gegen omur geri gelir 

Bir de a§kindan soz etsem 

Benimle beraber kapilar, duvarlar dile gelir. 

Besincisinde; celalinin huviyeti ispat, uluhiyetinin kemali 
tahkik ediliyor ve nefiy ya da ispat seklinde de ondan baska- 
sina iltifat edilmiyor. Bilakis baskasimn kendisine ve kendi- 
sinde fena bulmasindan mustagni kahniyor. Ondan baskasi 
gorulmuyor, Ondan baskasi musahede edilmiyor. Higbirseye 
muhtag olmayan ondan soz ediliyor. Nitekim soyle buyur- 
mustur: "Gozu kaymadi ve sinin a§madi." (Necm, 17) Ma- 
kamlarm en yucesi, en ustunu budur. Ondan sonra herhangi 
bir salikin izleyecegi bir yol, herhangi bir malikin sahip olaca- 
gi bir mulk yoktur. Tarn bu esnada melekutun cebbari, 
ceberutun kahhari soyle der: "Bugun hukumranlik kimindir? 
Kahharolan tek Allah'indir." (Mumin, 16) 

Birinci mertebe, avamin makamidir. 

ikinci mertebe ulemadan olusan havasm makamidir. 

Uguncu mertebe avam velilerin makamidir. 

Dorduncij mertebe havas velilerin makamidir. 

Besinci mertebe nebilerin en ustunu, asfiyanin ve 
etkiyanin seyidinin makamidir. Ki "yakla§ti, derken daha da 
yakla§ti. O kadar ki (birle§tirilmi§) iki yay arasi kadar, hatta 
daha da yakin oldu." (Necm, 8-9) Butun Nebiler bu makama 
nail olmak icin gelmislerdir. Nitekim ibrahim (a.s) "ben 



196 

Rabbime gidiyorum. O bana dogru yolu gosterecek. " (Saffat, 
99) demistir. Musa (a.s) hakkinda soyle buyrulmustur: "Musa 
tayin ettigimiz vakitte (Tur'a) gelip de Rabbi onunla konu§un- 
ca..." (Araf, 143) Rasulullah efendimiz (s.a.v) hakkinda da 
soyle buyrulmustur: "Bir gece kulunu goturen." (isra, 1) isra 
kelimesi, zorla goturmek anlamina gelir. Qunkij Rasulullah 
(s.a.v) mahbub ve habibdir. Mahbub ise muhibbine zorla 
goturulur. 

ikinci yol, O'na Mis. kin akli delil getirmektir. §6yle ki: 

Akhn deliliyle sabittir ki akhn kendisi higbir seye muhtac 
olmayan Bir'in varhgmin delilidir. Qunkij akil, maddeden 
butunuyle mucerret, canh, kendisini ve baskasini akleden bir 
cevherdir. Eger bu akil bizzat vacip ise zaten maksat hasil 
olmus olur, degilse, sonunda O'na dayanir. Vacibu'l vucudun 
varhgini ispatlamanm en serefli yolu budur, ortulu olsa da. 
Ashnda ortulu, gizli olusu en serefli olusunun delilidir. Yuce 
yaraticiyi bilme hususunu gbzunun bnune getir. Qunkij yara- 
ticiyi bilmek en serefli olgu oldugu igin en kapahdir. Ya da 
kapah oldugu icin en sereflidir. Ama bu durum cuziler agism- 
dan gecerlidir. Ama kulli varhklar da her serefli kapahdir, 
ama her kapah serefli degildir. Madumlarm bilinmesi gibi. 
Cunku burasi kapah veyl vadisidir, ama serefli oldugu icin 
degil, gok karanhk ve bayagi oldugu igin. Akil, vacibu'l vucut 
olan bir varhga delalet ettigi gibi Onun celal sifatina, ikramma 
ve birligine de delalet eder. 

Akil, zati ile canh, kendisiyle kaim, kamil olarak akleden 
oldugu icin her seye egemen olan, daima diri, her seyi bilen, 
her turlu kemal ve tamamhgm ustunde bir varhga delalet 
eder. Qunkij kemal ve faziletleri bahsedenin onlardan eksik 
olmasi caiz olmaz. Bilakis bahsedilenlerden zat olarak daha 
ustun olmasi bir yana kemal ve fazilet bakimindan daha 
kamil, daha ulu olmasi bir zorunluluktur. Qunkij en kamillik 



197 

ve en ustunluk zatin en kamilligine ve en ustunlugune delalet 
eder. Ayni sekilde fiillerin en ustunu ve en kamili de kendisini 
var edenin sifatlarmin en ustun olusunun kanitidir. Dolayisiy- 
la akil maddelerden ve maddi baglardan mucerret olduguna 
gore, butun baglardan mucerret ve mutlak olarak her seyden 
mustagni Bir'in varhgina delalet etmektedir. Qunkij gok, 
kendisinin faili bir olan ferdi yapmaz, aksine goku yapan 
ferttir. Nitekim yuce Allah buna sbyle isaret etmistir: "Butun 
giftleri yaratan Allah munezzehtir." (Yasin, 36) Burada yuce 
Allah, kendini gift olmaktan tenzih ediyor. Qunkij ciftlerin 
yaraticisi O'dur. Buna benzer bir ayet de sudur: "Her §eyden 
de gift gift yarattik ki, du§unup ogut alasimz." (Zariyat, 49) 
O'nun tek oldugunu dusunesiniz. Qunkij ciftlerin yaraticisi gift 
olamaz. Aksi takdirde zorunlu olarak kendisinin ve esinin 
yaraticisi olurdu. Qiftlerin yaraticismm once teklerin yarati- 
cisi olmasi gerekir. Qunkij tekleri yaratmadan giftleri yarat- 
manin imkansizhgi bir zorunluluktur. O'nun gifti yoktur. "O, 
goklerin ve yerin e§siz yaraticisidir. O'nun e§i olmadigi halde 
nasil gocugu olabilir! Her §eyi O yaratmi§tir" (Enam, 1 01 ) her 
seyi gift olarak yaratmistir. 

Sayilan dusun!.. Her sayinin azi ve fazlasi vardir ve bu- 
tun sayilar birin fiili ve maluludur. Nitekim aritmetik spekulas- 
yonu doktrininin kurucusu Pisagor ve arkadaslarmin mesgu- 
liyet alanlan yogunlukla sayilarm ozelliklerini, mertebelerini 
ve bir sayisindan tureyislerinin ve sonra tekrar bir sayisina 
donuslerinin keyfiyetini arastirmak olmustur. Qunkij butun 
sayilar bir sayisindan baslayip onunla bitiyor. izledikleri bu 
ybntem onlari yaraticiyi, sifatlarmi ve fiillerini kesfetmeye 
iletmis, zatmm hallerini ortaya gikarma sonucuna gbturmus- 
tur. Qunkij her sey Onun cbmertliginin feyzinden, Onun celal 
nurunun parlakhgmdan dogmustur. Dolayisiyla donus de 
Onadir, her sey Onda son bulacaktir. Maksat ve nihayet 



198 

O'dur. "Butun i§ler yalmzca Allah'a dondurulecektir." (Fatir, 
4) 

Ucuncu yol: Akil ile ilgili olarak ortaya koydugumuz 
yontem esasinda nefsin vacibu'l viicuda delil olmasi. 

Ama akhn ona delalet etmesi, zorunlu olarak nefsin ona 
delalet etmesinden daha sereflidir. Dogal olarak delaletin 
serefi, delilin serefini gosterir. Bu bakimdan akil nefisten 
daha serefli ve daha aydmhk bir delildir. Qunku nefsin kutle- 
lerle ve maddeyle tedbir etmek, hareket ettirmek gibi baglari 
vardir. Akil ise maddi baglardan butuniiyle beridir. O halde 
akhn mucerret, bir, tek ve mutlak olan vacibu'l vucuda delale- 
ti nefsin ona ybnelik delaletinden daha vurgulu ve daha 
etkilidir. 

Dordiincii yol: Cisimleri Ona yonelik kanitlar olarak 
algilamak. Cisimler cisimlik hakikati bakimindan benzer, 
ama arazlar bakimindan birbirlerinden ayridirlar. Arazlar 
derken blgu, bigim, isik, karanhk, sicakhk ve sogukluk gibi 
seyleri kast ediyoruz. Bu farkhliklarin illeti de ister yakin 
olsun ister uzak olsun, onlarin ortak olduklan cisimlik olmasi 
caiz olmaz. Qunku ortak olunan sey, ayni zamanda ayri 
olunan sey olursa, zorunlu olarak ortak olunan seyin bulun- 
dugu yerde, ayni anda ayri olunan seyin de bulunmasmi 
gerektirir. Qunku malul illetinden ayrilmaz. Ortak olduklarma 
gore malullerinin de ortak olmasi ve ayriligm olmamasi 
gerekir. Ayrihk olmadigi zaman da ortakhk da olmaz bbyle 
bir durumda. Bundan da anlasihyor ki, az once yaptigimiz 
agiklama esasinda bu varhk fasillarmin higbirinin illetinin 
cisim ve cismin herhangi bir bzelligi olmasi caiz olmadigi gibi 
nefis olmasi da caiz degildir. Qunku nefsin zatlar ve sifatlar 
uzerinde icat ve yaratma gibi bir tesiri sbz konusu olamaya- 
cagini biliyoruz. Dolayisiyla bu illetin akil olmasi gerektigi 
ortaya gikiyor. Nitekim yuce Allah sbyle buyurmustur: "Gogu 



199 

kendi ellerimizle biz kurduk." (Zariyat, 47) Burada yuce Allah 
gbgun elleriyle kuruldugunu bize haber veriyor. El ise ya da 
elin gogulu olarak "eyd" kuvvet demektir. Her iki takdirde de 
Onun emriyle faal olan akillar kast ediliyor. Bir ayette de 
Adem (a.s) hakkinda sbyle buyurmustur: "Iki elimle yaratti- 
gim." (Sad, 75) Ne var ki akillar mumkun varhklar olarak, 
baskasma muhtag olmayan bir varhga muhtagtirlar. Bizim de 
aradigimiz budur iste. Yani varhgi zorunlu Hak. iyilerin dua- 
larinda "ey ihtiyaglann son mercii!" seklinde ifadelere sikca 
rastlanir. Bu sbzleriyle bizim degindigimiz bu anlama isaret 
etmektedirler. Su halde farkh sekil ve olguleriyle cisimler hak 
olan vacibu'l vucuda delalet etmektedirler, ama akillarm 
aracihgiyla. Bu kanitlama yolu, arazlann delaletinden sonra 
kanitlamanin en asagisidir. Cunku arazlar, cisimlerden daha 
asagi ve bayagidirlar. Arazlar, var olmak igin cisme muhtag- 
tirlar o yuzden. Ve gunku cisim, ona varhk cihetiyle delalet 
eder. Cismin varhgi yalnizca bir var edicisinin, bir e§siz 
yaraticisinm oldugunun delilidir. Ama cismin Allah'in vacip, 
fert, diri ve alim olmasi gibi zatma ve sifatlarma taalluk eden 
seylere delalet etmesi imkansizdir ve Allah cismin bu ybnde- 
ki bir delaletinden munezzehtir. Qunkii cisim, zat ve sifat 
olarak ug alemin en bayagisidir. Bayagi olan da daha bayagi 
olana delalet eder. Nitekim serefli olan da daha serefli olana 
delalet eder. Dolayisiyla akillarm ve nefislerin vacibu'l vucu- 
da yonelik delaletleri cisimlerin ona ybnelik delaletinden daha 
serefli ve daha tamamdir. Daha dogru onu cisimlerin delale- 
tiyle ispat etmek tizerinde durmaya degmez, yarari az bir 
ybntemdir. Bu yuzden yuce Allah bir ayette sbyle buyurmus- 
tur: "Dinlerini bir oyuncak ve bir eglence edinenler." (Enam, 
70) Burada bayagi varhklan delil olarak kullananlara yonelik 
bir isaret vardir ki bunlar sadece O'nun varhgina delalet 
ederler. Diger bir ifadeyle bbyle bir kanitlamaya ihtiyaci 
yoktur. Yani Onun varhgi, bu tur bayagi vasitalara gerek 



200 

birakmayacak sekilde zorunlu olarak bilinmektedir. Dolayi- 
siyla bu tur bayagi varhklan onun igin bir kanit olarak kul- 
lanmak bir bakima oyun ve eglencedir. Onlar "dunya hayati- 
mn aldattigi kimselerdir." (Enam, 70) Bedensel mesguliyetler 
onlari olaylarm, olgulann derinliklerine nufuz etmelerine 
engel olmustur. Nitekim bir ayette sbyle buyurmustur: "Onlar, 
dunya hayatimn gorunen yuzunu bilirler." (Rum, 7) ig yuzij- 
nu, batmini bilmezler. "Ahiretten ise, onlar tamamen gafildir- 
/er."(Rum, 7) ahiretten zahiren de batmen de gafildirler. iste 
dunya ehlinin, zenginlerin, servet sahiplerinin, pahah ve gbz 
ahci elbiseler giyenlerin, hissedilen ve akledilen olgularla 
gururlananlann cehaletlerinin son noktasi budur. Nitekim 
Rasulullah (s.a.v) "Nefsini bilen rabbini bilir." buyurmustur, 
"cismini bilen" dememistir. Qunku cisim, Rabbin hakikatine 
delalet etmez, bilakis icat edene delalet eder. O da yalnizca 
varhginin illetidir. Nefis ise byle degildir. Nefis, yuce Allah'in 
zatina, sifatlanna ve fillerine delalet eder. Qunku onun sure- 
tinde yaratilmistir. Rasulullah (s.a.v) bir diger hadiste de 
sbyle buyurmustur: "nefsini en iyi bileniniz Allah'i en iyi bile- 
ninizdir." Burada da nefse bzgu olarak zikrettigimiz anlamlara 
ybnelik bir isaret vardir, kendisiyle rabbi arasmda musterek 
olan cisme degil. Kisaca soyleyecek olursak sanatm sanat- 
karma delalet etmesi serefi, kemali, bayagihgi ve eksikligi 
oranmdadir. 

Befinci yol: Arazlar aracihgiyla vacibu'l vucudu ka- 
nitlamak. Bu konuya arazlann en zahiriyle baslamamiz 
gerekiyor. Qunku his agisindan delilligi daha gugludur. Hare- 
ketten sbz ediyoruz. Nitekim Nebiler de hasimlanyla tartisir- 
ken bu ybnteme basvurmuslardir. Huccetler, delilen, itminan 
ve yakin sahibi, din semasini savas mizraklarmdan olusan 
direkler olmaksizm yukselten, seriat ve millet arzinin temelle- 
rini kiliglarm ve gatismalarm husumet ve gekismesi olmaksi- 
zm dbseyen, Nemrut'un gazabmi, bfkesini, saldinsmi, kinini 



201 

ve alevini lutfunun, inceliginin, rahmetinin ve sefkatinin su- 
yuyla sbnduren ibrahim'in (a.s) sbzunij duymadm mi? Yuce 
Allah ondan hikaye ederek sbyle buyurmustur: "Kim bana 
uyarsa o bendendir. Kim de bana kar§i gelirse, artik sen 
gergekten gok bagi§layan, pek esirgeyensin. "(ibrahim, 36) 

ibrahim (a.s) halki Hakka davet ederken bazen dua leta- 
fetini, yukandaki ayette oldugu gibi kavmi icin magfiret ve 
merhamet dilemeyi kullanirdi. Bazen huccet ve delillerin 
siddetini on plana gikanrdi. Nitekim yuce Allah sbyle buyur- 
mustur: "l§te bu, kavmine kar§i Ibrahim'e verdigimiz delilleri- 
mizdir." (Enam, 83) Ardmdan delillerin verilmesinin, 
delillendirilen hususun izahina ybnelik oldugu zikredilmekte- 
dir ki bu da dereceleri yukseltir ve cennet zirvelerine ulastinr: 
"Biz diledigimiz kimselerin derecelerini yukseltiriz." (Enam, 
83) Ozellikle azgm, saldirgan, musrik ve tagut Nemrut'a karsi 
yukseltiriz. iste ona karsi ibrahim'e (a.s) verilen delillerden 
biri: "Biz diledigimiz kimselerin derecelerini yukseltiriz." (Ba- 
kara, 258) Yine ibrahim (a.s) yildizlara tapanlara "batanlan 
sevmem." (Enam, 76) demesi ve kesin ve acik delillerle, 
parlak ve aydinlatici kanitlarla yildizlarm ilahhk ozelligine 
sahip olmadiklarmi ortaya koyup onlari susturmasi da ona 
verilen bu guglu delillere brnek olusturmaktadir. Bazen de 
putlari kirmak, paramparga etmek gibi fiili kizgmhkla onlari 
davet ediyordu. "Yanlanna gelip sag eliyle vurdu (kmp gegir- 
c//J"(Saffat, 93) 

Rasulullah efendimize (s.a.v) de insanlan Allah'a davet 
ederken ayni ybntemi izlemesi emredilmistir: "Sen, Rabbinin 
yoluna hikmetle gagir." (Nahl, 125) kesin bnermelerin birle- 
siminden ibaret delille ve "guzel ogutle" hitabi kiyaslarla 
gagir. Bu ybntem, basiret ve akil yurutme hususunda bnceki- 
lere gore gok daha alt derecede olan bir kavim agismdan 
gegerlidir. "Ve onlarla en guzel §ekilde mucadele et!" (Nahl, 



202 

125) Bundan maksat da akillan ve anlayislan zayif kimselere 
karsi cedel kiyaslanni kullanmaktir. Daha sonra Rasulullah'a 
(s.a.v) onlari bldurmesi, onlarla savasmasi, tartismaya gir- 
mekten vazgecmesi, delil esash mucadeleyi terk etmesi 
emrediliyor: "mu§rikleri oldurun." (Tevbe, 5) Qiinkij onlarla 
delillere dayah bir tartismaya girmenin artik faydasi yoktur. 
Artik savasa, vurusmaya basvurmaktan baska secenek 
yoktur. Qunkij yuce Allah delille elde edilemeyen birgok 
sonucu kihcla, okla elde edilmesini saglar. 

Bu yolun aciklamasi §6yledir: Hareket bir arazdir, kud- 
ret sahibi degildir. Bu yuzden iki agidan sebep gerektirir. 
Birincisi: Var oldugunda var edeni gerektirir. ikincisi: yok 
oldugunda yok edeni gerektirir. Bu sebebin de hareket ettiri- 
len olmasi caiz olmaz. Aksi takdirde mevzu ona doner ve 
zincir sonsuza dek uzanir. Bununla beraber zincirleme hare- 
ketlerin toplami icin baskasi tarafmdan hareket ettirilmeyen 
bir sebebin olmasi kagimlmazdir. Bu sebep eger vacip ise 
maksat hasil olur, degilse mutlaka bir vacibe dayanmaktadir. 
Bu aciklamayla da anlasihyor ki yaraticiyi bilmenin ispati 
babmda en buyuk dayanak dbngunun ve zincirlemenin iptali, 
zorunlu olarak gegersiz oluslandir ve bunun igin aynci bir 
delile de ihtiyag yoktur. su kadan var ki iptal olus, dbngunun 
ve zincirlemenin gecersizliginden daha vurguludur. Bu yuz- 
den bazilan zincirlemenin iptali igin zorlama delillere bas- 
vurmuslardir. Oysa defalarca soyledik, zaruret matluba ne 
zaman delalet ederse burhan da ona ybnelik olur. Dolayisiy- 
la zorlama kanitlar aramak agiklamada bir zorluk, izah ybn- 
teminde bir kapahhk dogurur. Bundan da anlasilacagi uzere 
Yaraticiyi bilmek bir zorunluluktur. Qunkij mumkun varhgm 
en basta muhtag oldugu sey zorunlu olarak bir muessirdir. 
Ancak onu bilmek bizim acimizdan bu bnermeler aracihgiyla 
gergeklestigi igin nazariye olarak isimlendirilir. Fakat bunun 
tahkiki de bizim acikladigimizdir. Yine onceki delillerin en 



203 

bayagisi olmakla birlikte arazlann ona ybnelik delaletleri de 
sabittir. Yapilan degerlendirmelerden su sonug gikiyor: 
mumkun varhk zat ve sifat bakimindan serefli oldugu oranda 
yoktan var edicisine ybnelik delaleti de ayni oranda serefli ve 
ustun olur. 

Varliklarm yaraticilanna delalet edislerinin bes yolu bun- 
lardan ibarettir. Bunlar alemlerin kijllileridir ve cuzilerine 
deginilmemistir. Bununla smirlandirmak mumkundiJr. §byle 
ki: Mumkun varhk ya cevherdir ya da arazdir. Araz ise hare- 
kettir. Cevher, eger biryer kaphyorsa cisimdir. Kaplamiyorsa, 
bu durumda ya maddenin mudebbiridir, nefistir, degilse 
akildir. Ya da bu dbrt sikkin ortak oldugu bir seydir. Bundan 
maksat da varhktir. Sinirlandirmanin mahiyeti bbylece aydm- 
lanmis oldu. 

Kitaplarda yer verilen meshur ybntem ise sudur: Alem ya 
zattir ya da sifattir. Bunlarm her biri de mumkun ve hadistir. 
Bbylece dbrt yol elde edilmis oldu. Bunlar sadece vacibu'l 
vucut bir var edicinin varhgi ile ilgili olarak sbylenmistir ve 
maksat da zincirlemeyi kesmektir. Ama zatm hakikati, celal 
ve kerem gibi sifatlanyla ilgili olarak bbyle bir sey sbz konusu 
olamaz. Dolayisiyla biz sonrakilerin ybnteminin bizden bnce- 
kilerin ybnteminden daha ustun oldugu ortaya gikiyor. "onde 
olanlar, ondedirler. I§te bunlar, en yakin olanlardir." (Vakia, 
10-11) 

Bu dokuz ybntemin ortak noktasi, sahidin gaibe, hissedi- 
lenin makule asagidan yukanya dogru delalet etmesidir. 
Bunlar da dinin menzilleri, hidayet alametleri ve dosdogru yol 
gibi ibarelerle isimlendirilirler. 



204 



ALLAH'IN SIFATLARI HAKKINDA 

ikinci temel, sifatlarla ilgilidir. Sifatlar da ya selbidirler ya 
da subutidirler. Kur'an literaturunde bu husus sbyle ifade 
edilmistir: "Zulcelal-i ve'l ikram sahibi Rabbinin adi ne muba- 
rektir." (Rahman, 78) Ayette gegen "Celal" sifati, Onu baska- 
sina benzemekten tenzihi ifade eder. "ikram" sifati ise sahip 
oldugu keremi ve ululugu ifade eder. Birincisi eksikliklerin 
olumsuzlanmasi, ikincisi ise kemalatin gerektirilmesi anla- 
mindadir. Bu taksim vacip ve mumkun olarak butun varhgi 
kapsar. 

Bir digeri de dbrtlij bir taksimdir. Sbyle ki: Sifatlarm bir 
kismi hissidirler. Beyazin beyazhgi gibi. Bu, gbzle hissedilen 
butun hissiler igin gegerlidir. Yine hissi itibariyle butun hisse- 
dilenler icin de gegerlidir. Bir kismi makuldur. Bunlar da uc 
kisma ayrihrlar: 1) Daha once olmadiklan halde mevsufa ariz 
olmuslardir. insanm sonradan ogrendigi yazma sifati gibi. Bu 
durum bir zaman icinde meydana gelen butun hadisler icin 
gegerlidir. 2) Lazimdirlar, yani mevsuf var oldukga ondan 
ayrilmazlar. Ug sayisinin tek olusu gibi. Bu da butun cisimler 
ve cismaniler igin gecerlidir. 3) Bir diger sifat da vardir ki 
mevsufun aynisidir, onun zatma zait olmamistir. Nefs-i nati- 
kanin hayati gibi. Qunku nefs-i natika zat olarak hayat sahi- 
bidir. Sonradan edindigi zait bir hayat sahibi degildir. Yani bu 
sekilde yaratilmistir. ister lazim olsun, ister ayri olsun zait 
sifat soz konusu oldu mu zat onsuz eksik, onunla kamildir. 
insan nefsi acisindan ilim gibi. Qunku insan nefsi, ilimsiz 
cahil, ilimle bilendir. 



205 

Siibuti Sifatlar: 

Bu taksimi bgrendigine gore, diyoruz ki: Yuce Yaraticimn 
sifatlan, hissedilen turden degildirler. Qunku O, herhangi bir 
hissin Ona nail olmasindan yucedir. Sonradan ariz olmus 
turden de degildirler. Qunku Onun zatmda, daha once olma- 
yan higbir sey meydana gelmez. Aksi takdirde kendisi de 
hadis olur. Kelamcilarin kullandiklan meshur bir kaidedir. 
"Kendisinden once var olan hadislerden hali olmayan, 
hadislerden once olmayan bir sey hadistir" diye. Ya da 
hukemanm esas aldigi buyuk kaideye gore mumkundur. 
Diyorlar ki: vacibin zati selbi veya icabi bir sifatm kendisi icin 
sabit olmasi hususunda kafi ise, sifatm ezeli ve ebedi olarak 
devam etmesi vacip olur, Qunku kafi olan illet devam etmek- 
tedir. Ya da sifatm kendisinden nefyedilmesi hususunda kafi 
ise, sifatm ezeli ve ebedi olarak nefyedilmesi vacip olur. 

Kisaca soyleyecek olursak, Onda hicbir sey bil kuvve 
mevcut degildir, aksine bilfiil vardir. Qunku Onun kuvveti fiili, 
fiili de kuvvetidir. Nasil olmasin ki, vacip varhk kuvvet ve 
infialden uzaktir. Kuvvet kavraminm anlami onun igin geger- 
lidir, ama infial anlammda degil, yoktan yaratici fiil anlamin- 
da. Bu yuzden "Allah'in, mahlukatin dillerinde agiga gikma- 
yan higbir sirri yoktur." denilmistir. Yani butun kemalati ve 
sirlari onda bilfiil mevcuttur. O da zahirdir. Yani gizli olarak 
ve bil kuvve degildirler. Sir lafzmi onun fiilleri anlammda 
kullanmak mumkundur. Yani butun fiilleri ondan zuhur etmis- 
tir, hicbir sey onda bil kuvve kalmamistir. Nitekim Rasulullah 
efendimiz (s.a.v) buna soyle isaret etmistir: "Allah yaratmayi 
bitirdi." Bir yerde de soyle buyurmustur: "Allah kullannin i§ini 
bitirdi. Ve o "her an yaratma halindedir." (Rahman, 29)Yani 
her gun isbasmda olusu da tamamladi. 

Eger vacibin zati, sifatlarm subutu veya sabit olmayisi 
hususunda kafi degilse, bu demektir ki onun zati sifatlarm 



206 

subutu ve sabit olmayisi acisinda disandan bir baskasma 
muhtactir. Baskasma bagh olan da mumkundijr. Bu takdirde 
vacip mumkune doner. Bu takdir gegersizdir. Ama zait bir 
lazim agisindan degil. Qunku bu durumda zat onsuz eksik, 
onunla kamil olur, insan nefsi agisindan ilim sifati gibi. Bilakis 
Allah'in sifatlan zatinin aynisidirlar, gayrisi degildirler. Nite- 
kim Esariligin kurucusu buna sbyle isaret etmistir: "Sifatlan 
ne O'durlar ne de O degildirler" Yine onun sbyle dedigi 
nakledilmistir: "Sifatlar O'dur, ama "O" sifatlar degildir." Yani 
sifatlarmin bagimsiz bir varhklan yoktur ki zat olmaksizin 
onlara isaret edilebilsin. Bilakis sifatm zatma yonelik akli 
isaret, mevsufun zatma yonelik isaretin aynisidir. Ayni durum 
zat agisindan da gegerlidir. Qunku zata, bagimsiz varhklan 
varmisgasma sifatlar olmaksizin isaret etmek aklen mum- 
kundur. Boylece "sifatlar odur." Sbzunun tevili agiga gikiyor. 
Yani sifatlar zatinin aynisidir. "Ama o sifatlar degildir." Qunku 
zati, sifatlarm aynisi degildir. Bu zikrettiklerimiz subuti sifatla- 
ra iliskin hukumdur. 

Selbi Sifatlar: 

Selbi sifatlara gelince, bunlann gayri itibarlar olarak zatin 
haricinde olduklan agiktir. O halde bu cumle ile selbi sifatlar 
konusuna baslamis olahm.. 

Birinci sifat: Yuce Allah (c.c.) heyuli degildir. Qunku 
heyulinin bzelligi sadece infialdir. infial ise araz olarak nite- 
lendirilen seylerin en bayagisidir, vacibin bzelligi ise sadece 
var edici fiildir. Bu ise makulatin en sereflisidir. iki mevzunun 
bir birinden ne kadar uzak oldugunu anlamak icin iki mahmu- 
lun arasindaki farki anlaman gerekir. 

ikincisi: Yuce Allah (c.c.) suret degildir. Qunku suretin 
bzelligi, ya arazlann hulul etmesi gibi sirayet etme ve yayil- 
ma suretiyle, ya da yogunluk ve hacim olarak aynhk suretiyle 



207 

igine hulul edilebilmesidir. Qunkij akil, heyuli ve suretin son 
tahlilde arazin mahalline yayilmasi gibi yayilmadiklarma 
sahittir. Aksi takdirde her biri araz olurdu. Arazdan murekkep 
bir sey de zati ile kaim bir cisim olabilir mi? Tam tersine 
arazdan murekkep bir sey araz olmaya daha uygundur. Ama 
bunlarm her biri digerine atesin kbmure sanlmasi gibi sarihp 
yapisir. Vacibu'l vucut, baskasina sanlmaktan, onun iginde 
yayilmaktan munezzehtir. Daha dogrusu baskasiyla herhan- 
gi bir alakasi olmaktan beridir. Nitekim "Allahu ekber" (Allah 
buyuktur) ifadesi bu anlama yonelik bir isarettir. Bununla 
beraber her sey, onun bagiyla merbuttur, onun ilmine bagh 
ve ilmi tarafmdan kusatilmistir. Hayret ki varhk acizliginin 
ifadesi olarak elleri bagh vaziyette kudretinin, celalinin ve 
cemalinin huzurunda durmaktadir. O ise varhga iltifat etmi- 
yor, sadece merhamet ediyor. Buyuk bilge Omer Hayyam'm 
(Allah ruhunu kutsasin) dedigi gibi: 

Iki cihan seninle dolu ve sen ikisinin de di§indasin. 

Ne guzel sbylemis sair: 

Onu dusunerek yuz §ehir dola§san yeridir 

Cihamn turn halkimn gonlu onun yorgunudur 

Biz gabaliyoruz, ba§kalan gabaliyor 

Bakalim dost olarak kimi segecektir 

Rasulullah efendimizin (s.a.v) "Rabbimi en guzel surette 
gordum." Sbziine gelince, bundan maksat, olgulerden, ma- 
halden beri, nurani, akli surettir. Boyle bilmek gerekir ki 
itikadinda musebbihe'ye benzemeyesin. Qunkij "bir kavme 
benzeyen onlardandir." Batin anlami bu. Ama zahir anlama 
gelince, bundan maksat, gunduzu andiran o gece (Mirag 
gecesi) gbrdugu surettir. 



208 

Her §eyde O'nun bir oldugunu gosteren bir ayet vardir. 

Ancak bildigin gibi suretlerin en guzeli, musavvirine en iyi 
delalet edenidir. iste delaletlerin en agigi olan bu delalet 
"rijyet" (gbrme) olarak ifade edilmistir. Qunku guzel bir surete 
bakmak, bir agidan o suretin musavvirinin tasvir ve guzelles- 
tirme gozuyle bakmasi, dolayisiyla musavvirine de ayni 
gbzle bakilmasi demektir. 

Ucuncusu: Yuce Allah (c.c.) cisim degildir. Qunku cisim 
suret ve heyuliden murekkeptir. Vacibu'l vucut, varhktaki en 
basit, en tek varhktir. Qunku boslugu, ihtiyaci olmayan 
sameddir. 

Dorduncusu: Yuce Allah (c.c.) araz degildir. Qunku araz 
gok gabuk meydana gelir ve gok gabuk yok olur. Beka bul- 
masi soz konusu degildir. 

Besjncisi: Yuce Allah (c.c.) nefis degildir. Qunku nefis, 
kemalatmi elde etmesi icin bayagi kutleleri hareket ettirmeye 
yeltenir. Vacibu'l viicut bunlardan munezzehtir. Ama emirle 
hareket ettirilme baska. Nitekim yuce Allah buna sbyle isaret 
etmistir: "Gune§i, ayi ve yildizlan emrine boyun egmi§ du- 
rumda yaratan Allah'tir." (Araf, 54) Bu ayet gbsteriyor ki sbz 
konusu serefli kutlelerin hareket etmeleri Allah'm emri iledir. 
Allah'in emri ise "bir anlik baki§ gibi, bir tek sozden ba§ka bir 
§ey degildir." (Kamer, 50) Dolayisiyla bu serefli, ustun kutle- 
lerin hareketleri kendi zatlarmdan kaynaklanmiyor. Yuce 
Allah serefli kutleleri emir vasitasiyla hareket ettiriyorsa, bu 
durum var olup bozulan bayagi kutleler icin cok daha gecer- 
lidir. Bu ustun kutleler akil vasitasiyla hareket etmezler. Ama 
"bunlar hem kendi zatlanni hem de baskalarmi aklederler" 
demek harig. Bu takdirde bunlar ile ilgili olarak akil, akleden 
ve makul denebilir. Bu da gbsteriyor ki "O'nun benzeri higbir 
§ey yoktur." (§ura, 11)0, yucedir, bilendir. 



209 

Bbylece kanitlayici burhan karsismda yan gizen, sapikhk 
ve cehalet gollerinde kaybolan garpik dusuncelerin izleyicisi 
Musebbihe, Mucessime, Kerramiye ve Hululiye gibi gruplarin 
inanglarimn batil oldugu ortaya cikiyor. 

Allah, mulhitlerin soyleye geldiklerinden munezzehtir, 
yucedir. 

ikinci sifat: VacibiT vucut salt varhktir. Mahiyeti, varh- 
gi ve vacipligi es anlamh isimlerdir. Hepsi de ayni anlami 
ifade etmektedir. Gergi hakikatlerin icine nufuz eden akil, 
varhgi kavrami ile vacipligi kavrami arasmda bir fasil idrak 
etmekte ve birincisinin suret, ikincisinin ise madde veya 
birincisinin ikincisinden tipki mumkun varhklarda oldugu gibi 
vucudun mahiyetten farkh olmasi tarzmda farkh oldugunu 
ileri surmektedir. Ama iddia edildigi gibi degildir. Bilakis 
O'nun vacipligi varligimn kuvveti ve benliginin siddetidir. Oyle 
ki ikilige yer birakmaz. Nitekim bu avami iddiaya bir cevap 
olarak yuce Allah kudsi bir hadiste sbyle buyurmu§tur: "Kibri- 
ya benim ridam, azamet benim izanmdir." Kibriya varhktir, 
dolayisiyla vaciplikten daha buyuktur. Cunku varhk mevsuf, 
vaciplik de sifat gibidir. Bu yiizden birincisi "rida", ikincisi 
"izar" olarak isimlendirilmi§tir. Ve rida izarin ustune giyilir. Bu 
ornegin amaci, hakikati bizim anlayabilecegimiz duzeye 
indirilmesi, mahiyet pinarinin ortaya konulmasidir. Yoksa 
"anlam olarak o odur, ama isim olarak o o degildir." (vaciplik 
anlam olarak vucuttur, ama isim olarak degil.) Cunku bizim 
Onun mahiyetini bilme ehliyetimiz yoktur, sadece ismini 
bilebiliriz. Nitekim yuce Allah sbyle buyurmustur: "Allah 
Adem'e butun isimleri (esmalan), ogretti. " (Bakara, 31) 

Ama mumkun varhklarda durum bundan farkhdir. Onlarin 
varhklan, mahiyetlerine ariz olmus sifatlardir. ikisi arasindaki 
fark sudur: Vacibin varhgi zati iledir. Araz olamaz. Bizzat 
olan bir sey de baskasiyla olmaz. Mumkunun varhgi ise zati 
degildir, arazdir. Dolayisiyla baskasiyla kaimdir. Cunku 



210 

bizzat olmayamn baskasiyla olmasi zorunludur. Bu kuciJk 
nukteyi iyi anla ki vacip varhk ile mumkun varhk meselesi 
hakkinda felsefecilerle kelamcilar arasinda uzun uzadiya 
serdedilen ve pek bir fayda da saglamayan, kanitlann hava- 
da ucustugu, inatlann iyice kizistigi agiklamalara ihtiyacm 
kalmasin. Fakat biz delili agiklama, sinirlanni belirleme ve 
kararlastinlmis normlar iginde sunma amaciyla mukaddime- 
mize dayah olarak diyoruz ki: Mahiyet, butun sifatlardan 
once olmahdir ki onlari kabul edebilsin. Ama varhk harig. 
Varhk mahiyetten once olmahdir. Ta ki mahiyet, varhk sifati- 
nm icine hulul etmesi sebebiyle baska vasiflan kabule hazir 
olsun. Qtinkij madum mahiyet salt nefiydir, itibara ahnmadigi 
gibi higbir bzelligi de yoktur. Daha dogrusu malumlugu, 
mezkurlugu da yoktur. Yalnizci karsiti olan varhgin 
malumiyeti cihetiyle bir araz olarak bir malumiyetinden sbz 
edilebilir. Baska sifatlan kabul edebilirligi ise sbz konusu 
olamaz. Qunku bir seyin bir seyi kabul etmesi, seyin nefsiyle 
bagimsiz kabul eden olmasiyla mumkundur. Bu, zorunlu bir 
mukaddimedir. Qunku akli meselelerin buyuk gogunlugunun 
sahihligi buna dayanarak belirginlesir. 

Bu temelin sahihligi ortaya giktigma gore, diyoruz ki: 
Vacibu'l vucudun varhgi eger mahiyetin gayrisi ise bu takdir- 
de mahiyetin arazi olur. Qunku vacibu'l vucut varhk bir yana, 
varhgin, mumkun varhk olan bir sey icin zati olmasi caiz 
degildir. Qunku vacibin zatiligi olmaz. Mumkunlere gelince, 
eger zatiliginden bir sey varhgi olursa, bu durumda mevcut 
mahiyetinin bir pargasi olur. Mahiyet onsuz madumdur. 
Dolayisiyla varhk ademin (yoklugun) nakzedeni olur, aynen 
nakzedeninin iginde olarak. Bunun gibi daha birgok muhal 
zorunlu olarak gundeme gelir. Eger varhk arazi olursa, varh- 
gmm suretini mahiyetinin maddesinde hazirlayacak bir seye 
muhtag olur. Suretin heyulide terkip edilmesi veya fashn 
cinste terkip edilmesi, hassin turde terkip edilmesi veya 



211 

arazin sahista terkip edilmesi gibi. Hissi, kemmi, sozlu veya 
sinirsal terkiplerin dismda bu tur akli terkiplerden dilediginle 
isimlendirebilirsin. Cunku sbzunu ettigimiz terkiplerin ondan 
nefyedildikleri ittifakla, ayrihgi bitiren kesin kanitla sabittir. §u 
halde hazirlayan ya mahiyettir ya mahiyetin varhgidir veya 
ucuncij bir seydir. Mahiyetin kendi varligmin illeti olmasi caiz 
degildir. Aksi takdirde varhgin var olmadan var olmasi gibi bir 
durum ortaya gikar. Bu ise zorunlu olarak gercege aykindir. 
Eger sonradan belirginlesmesi zorunlu olan bu malul varhk- 
tan once var oldugunu var sayarsak, buna ihtiyaci olmaz, 
dolayisiyla vacip, mahiyet olarak isimlendirilen salt varhk 
olur. Bizim de sbylemeye gahstigimiz budur. Ya da bir mahi- 
yetin iki varhkla var olmasi gerekir. Bu ise, varhgi mahiyete 
zait bir sey olarak gorenlerin dusuncesinden daha muhaldir. 
Varhgin kendisi olmasi da caiz olmaz. Cunku bir sey kendi 
nefisinin illeti olamaz. Eger biz madumun varhk uzerinde 
etkili olmasina cevaz verirsek veya bir seyin kendi nefsinden 
kaynaklanan bir ozellik olarak kendi nefsi uzerinde tesir 
etmesini kabul edersek, o zaman alemdeki zatlarm ve sifat- 
larinin kendi yanlanndan hasil olduklanni da kabul etmek 
durumunda kahriz. Bu takdirde de vacibu'l vucuda ihtiyac 
olmaz. Vacibin olmadigi yerde mumkun asla olmaz. Qunkij 
mumkunun kendisiyle kaim olacagi bir sey olmaz. Meselenin 
nasil bir o yana bir bu yana gidip geldigini gbruyor musun? 
Tipki kafataslannin iginde beyinlerinin dbnmesi ve nefislerde 
fikirlerin dolanip durmasi gibi. 

Geride uguncu kisim kahyor: Vacibu'l vucut, mahiyetinin 
maddesi uzerinde varligmin suretinin terkibi icin ayrilmazh- 
gmdan dolayi ijguncu kadim bir seye muhtag ise, bu da 
mumkunlerden bir sey olur. Daha dogrusu imkana daha 
yakin olur, cunku varhgi itibariyle mumkune muhtagtir. Ve 
gunku vacipten baskasi mumkundur. Varhgi baskasma bagh 
olan dismda da mumkunun bir anlami yoktur. 



212 

Yuce Allah, bu gibi ikili, uglu ve daha yukari itibarlardan 
beridir, munezzehtir. Allah, kendisine bir sey ortak kosulmak- 
tan munezzehtir, yucedir. "Allah, kendisine ortak ko§ulmasim 
asla bagi§lamaz; bundan ba§kasim, (gunahlan) diledigi 
kimse igin bagi§lar." (Nisa, 48) 

Allah'i kamil sifatlarla vasfeden, Onu sirkten beri Kill p 
yucelten tevhit ehli nerde isik ve karanhk tannlanna inanan 
Mecusilik nerede! Zait varhk nurdan ve madum mahiyet de 
karanhktan baska bir sey midir? Bunlar birlestiklerinde tek bir 
ilah mi olurlar? Kuskusuz bu, Mecusilerin itikadindan daha 
fasittir. Qunku Mecusiler iki ayri ilahin varhgina inanirken, 
bunlar birlesen iki ilahin varhgina inanirlar. Yuce Allah sbyle 
buyurmustur: "Iki ilah edinmeyin! O ancak bir ilah'dir. O 
halde yalmz benden korkun!" (Nahl, 51) Celal sifatina dair 
maksatlarm en ustunu budur. Felsefeciler ve kelamcilar bu 
konuda mutabiktirlar. Oyle ki Esarilerin bncusij vaciple ilgili 
bu hukmu, mumkunler alanma da uygulamis ve "Her mevcu- 
dun varhgi mahiyetinin kendisidir" demi§tir. Ancak imam, 
allame, son kusak alimlerin hekimi, kelamcilann en ustunu 
Ebu Abdullah Muhammed b. Huseyin er-Razi (r.a) el- 
Mulahhas 4 adh eserinde "mahiyetin varhgi mumkunlerde 
oldugu gibi arazdir" demistir. Boylece o ve Esarilerin bncusij 
her biri ayri bir tarafa, ifrat ve tefrite dusmuslerdir. Razi, 
olanca gucunu sarfederek, gabalayarak gorusunu 
delillendirmeye, kesin bir kanit ortaya koymaya, karsit gbrus- 
leri nakzetmeye ve karsit gbrus savunuculanni ilzam etmeye 
gahsmistir. Oysa maksut gayet agiktir, vacip Mabudun nuru 
panldamaktadir, tipki apagik gunes ve gbz bnundeki ay gibi. 
Belki de isabet etme asabiyesine tutuldu ve cumhura muha- 
lefet etme durtusune yenik dustii, kirn bilir! Yaygm bir darb-i 



4 El-mulahhas fi'l hikmeh ve'l mantik, Fahruddin er-razi 



213 

meseldir: "Muhalefet et, amlirsin!" diye. Bbylece Razi, yuka- 
rida isaret ettigimiz serefe muhalif bir anlayis icine girmistir. 

Ben ise iki anlayis, ifrat ve tefrit arasmda orta yolu izliyor 
ve diyorum ki: Daha once de soyledigimiz gibi vacibu'l vucu- 
dun varhgi zait degildir. Mumkunlerin varhklan ise iki kisma 
ayrihrlar. Ruhanilerin varhklan da mahiyetlerinin kendisidir. 
Bunu kendi nefs-i natikan iizerinde dusun! Onun tek, nurani 
ve subhani bir sey oldugunu gbreceksin. Senin nefsin boyle 
ise anhk ve safhk bakimmdan en ust derecede olan ulvi 
ruhlari var sen dusun. Cismanilerin varhklan ise mahiyetleri- 
ne zaittir. §u halde varhk arazdir ve kendisini tasiyacak bir 
mevzu maddeye muhtactir. Bu da mahiyettir. Benim kanaa- 
tim bu tafsil uzerinde karar kilmistir. "Dileyen iman etsin, 
dileyen inkar etsin." (Kehf, 29) 

Bununla da anlasihyor ki salt varhk, mumkun varhgin 
cbmert kaynagidir. "O'nun benzeri higbir §ey yoktur." (§ura, 
11) ayetinin kast ettigi anlam da budur. Qunkii bu ozellik 
O'ndan baska higbir seyde yoktur. Vacip olarak isimlendirilen 
varhk siddetini kast ediyorum. Hig kimsenin bu hususta O'na 
ortak olmasi soz konusu degildir. 

Ucuncii Sifat: Aklen caiz degildir. Bu yuzden seriatta 
varit olmustur ki varhkta iki vacip olursa bu, Allah'a es kabul 
etme anlamma gelir: "Bile bile Allah'a sirk ko§mayin." (Baka- 
ra, 21) Allah'in esi yoktur. §byle ki: Eger iki vacibin var oldu- 
gunu farz edersek, bunlar bir seyde ortak olurlar, bir seyde 
de ayrihrlar. Eger aynlmazlarsa bir seyde ortak da olamazlar. 
Qunku ayrihgin olmamasi durumunda birlik gergeklesir, 
sayisal cokluk ortadan kalkar. Bu ise muhal bir varsayim 
takdir edilmesi esasmda muhaldir. Dolayisiyla farz edilen 
muhal nefyedilir. ikilik faraziyesini kast ediyorum. Ya da 
iginde tevhitten kasit bir husus vardir. Bunlar bir seyde ayrihp 
baska bir seyde ortak olurlarsa iki vacibin her birinin zatinda 



214 

terkip olmasi gerekir. Her murekkep de mumkundur. Bundan 
da anlasihyor ki iki vacibin varligimn farz edilmesi durumun- 
da vacip kesinlikle nefyedilmis olur. Nitekim yuce Allah sbyle 
buyurmustur: "Her kim Allah He birlikte diger bir ilaha taparsa, 
onun bu hususla ilgili higbir burham yoktur." (Miiminun, 117) 
Maksadmi gergeklestirecek higbir burhan bulamaz. Daha 
genel bir anlam ifade eden "delil" yerine "burhan" kelimesinin 
kullanilmasina gelince, bunun sebebi sudur: insan, kuvvetle- 
rin cekismesinden kaynaklanan ve suphe olarak isimlendiri- 
len hayali kuskulann uyandirdigi etkenlerin tesirinden kurtu- 
lamaz. Qunkij nefis, kuvvetlere sarilma ozelliginde oldugu 
surece kuvvetlerin gekismesinden de hali olamaz. Fakat 
perde agildiginda ilme'l yakinden daha ustun bir hal elde 
eder ki buna "ruyet" (gbrme) ve "musahede" (gozlemleme) 
denir. Rasulullah (s.a.v) Rabbine dua ederken bu anlama 
sbyle isaret etmi§tir: "Rabbimiz! Nurumuzu tamamla." Yani 
kuvvetlerin geki§inesinin bertaraf edilmesi zamani gelmistir 
artik. Kuvvetlerin gekismesi sirasmda eksik olan nurumuzu 
artik tamamla. Nitekim Musa b. imran (a.s) da Rabbinden 
"ruyet" i istemis ve su karsihgi almistir: "Sen beni asla gore- 
mezsin. " (Araf , 143) Zuhur aleminde, kuvvetlerin elinde esir, 
kuvvetler tarafindan kusatilmis oldugun surece bu musahede 
senin igin muyesser olmayacaktir. Bu yuzden yukandaki 
ayette burhan nefyedilmistir, suphe degil. Ayrica supheye hig 
deginilmemistir. Qunkij aynm delalet etmedigi veya bir bur- 
hanm desteklemedigi her iddia abesin ayrmtisindan, girkin 
bir ugrasidan baska bir sey degildir. 

"Herkes, yamnda bir surucu ve bir de §ahitle beraber ge- 
//r." (Kaf, 21) Surucuden maksat; burhan ya da suphedir. Bu 
da nefislerin berrakhgma veya bulanikhgina gore belirginle- 
sir. Burhan sahibine mumin, suphe esirine de kafir denir. 
Nitekim yuce Allah, yukandaki ayette burham nefyettikten 
sonra "§urasi muhakkak ki kafirler iflah olmaz." (Muminun, 



215 

117) buyurmu§tur. Burada §uphe ile birlikte gelenin kafirligi 
ima ediliyor. §ahitle beraber derken de nefiste hazir §ahidi- 
nin oldugu belirtiliyor. Nitekim bir ayette §6yle buyurmu§tur: 
"Yapmi§ olduklanna, dilleri, elleri ve ayaklarimn, aleyhlerinde 
§ahitlik edecegi gun." (Nur, 24) Yani adi gegen organlann 
eserleri, bu organlar blijm suretiyle nefisten ayrildiktan sonra 
da nefsin icinde surijcij olarak geleceklerdir, aleyhine olarak 
korunacaklardir. Nitekim bir ayette §6yle buyurmu§tur: "Hig 
kimse yoktur ki uzerinde bir koruyucu, bir denetleyici bulun- 
masin." (Tank, 4) "§unu iyi bilin ki uzerinizde bekgiler, degerli 
yazicilar vardir." (infitar, 10-11) Bundan maksat, izlenen egri 
ya da dogru her yolun iglerinde hazir ve yazih olan nefisler- 
dir. Bunlann da bildigimizden ba§ka bir degerleri yoktur. 
Qunkij bunlar "kuguk buyuk higbir §ey birakmaksizin (yaptik- 
lanmizin) hepsini sayip dokmu§!" (Kehf, 49) sahifelerdir. Bu 
yuzden yuce Allah §6yle buyurmu§tur: "Boylece yaptiklarim 
kar§ilannda bulmu§lardir." (Kehf, 49) Bir ayette de §6yle 
buyurmu§tur: "Herkesin, iyilik olarak yaptiklarim da kotuluk 
olarak yaptiklarim da kar§ismda hazir buldugu gun." (Al-i 
imran, 30) Akhn, vacip zatina baki§i cihetiyle O'nun vacip 
birliginin delili budur. Fakat akil birkac adim ilerleyip hidayet 
ve Tevfik nuruyla aydinlanmi§ basireti agihnca, bu sefer 
§erefi ve kemali cihetiyle de birligine hukmeder. §6yle ki: Her 
§eyde hissedilen ve akledilen en kamil, en buyiik, en §erefli 
ve en kerim varhk ancak bir olur. Ona yakin olununca safhk, 
arinmi§hk ve mutluluk gergekle§ir. Ondan uzakla§ihnca da 
bedbahthk olur. Boyle bir §ey de iki olamaz. Aksi takdirde en 
ustun gaye ve en §erefli nihayet olamaz. Gune§i du§iin. §u 
maddi yolu izleyen kimselere yol gbsteren gune§i. I§igm ve 
goz kama§tiricihgin zirvesinde oldugu icin §u maddi varhk 
dairesinde bir benzeri bulunmaz. 

Bir de zeval bulmayan, kaybolmayan, gekip gitmeyen, 
arkasini dbnmeyen, bilakis istiva hatti kendisinden ba§ka her 



216 

seyin arsimn uzerine kurulmus, akli varhk gunduzunu ortaya 
gikaran dairenin denge gizgisi gunesi dusun. Her sey odur. 
Ondan baska her sey varhginin zerreleri ve comertliginin 
bagislandir. Her seydeki her sey de ancak bir olur. Nitekim 
yuce Allah sbyle buyurmustur: "Bir tek Allah'dan ba§ka higbir 
ilah yoktur." (Maide, 73) Yani ilahhk bir hasredilmeyi gerektirir. 
"Eger yerde ve gokte Allah'tan ba§ka ilahlar bulunsaydi, yer 
ve gok, (bunlann nizami) kesinlikle bozulup gitmi§ti." (Enbi- 
ya, 22) ayetinin vurguladigi anlam da budur. Qunku her 
varhk bu itibarla ondan olduguna gore O zati itibariyle en 
kamil ve en ustundur. Bu bakimdan icat etmesiyle de tek 
olmasi gerekir ki sifatlan fiilleri itibariyle de en kamil olsun. 
Aksi takdirde yukanda sbzu edilen muhal, zait muhalle birlik- 
te sbz konusu olur. Bu ise iki fail arasmda kalan karmasik fiil 
gibi bir durum olusturur. Qunku bu fiil, ya ikisinin etkisiyle 
vaki olmaz, bu durumda iki fail diye bir sey olmaz ya da 
ikisiyle vaki olur, bu durumda da bir tek fiil olmaz, aksine iki 
fiil olur, oysa varsayilan, fiilin bir tane olmasidir. Ya da iki 
failden sadece birinin etkisiyle gergeklesir, bu takdirde de fail 
olan kamildir, fiili olmayansa mutlak olarak eksiktir. Yani ilah 
olmasim ve de vacip olmasmi bir yana birakin mutlak olarak 
nakistir. Qunku vacibu'l vucut ilah, zat ve kemal olarak 
mustagni oldugu halde kendisinden baska her seyi layik olan 
hayri bahsedendir. Bu bzellikte olan da ancak Tek olur. Buna 
benzer bir anlami su ayet de igermektedir: "O'nunla beraber 
higbir ilah da yoktur. Aksi takdirde her ilah kendi yarattigim 
sevk ve idare eder." (Muminun, 91 ) 

Dordiincii sifat: Varhgm tumii onun fiilidir ki fiillerinde 
higbir ortagi olmasin. Qunku butun varhk mumkun olarak bir 
sebep gerektirmektedir. Bu sebep de ya vacip ya da vacibin 
fiili olmahdir. §u halde varhktaki her sey ya onun fiilidir ya da 
fiilinin fiilidir. Dolayisiyla her sey zorunlu olarak onun fiilidir. 
Zat ne zaman baskasmm mefulu olursa, onun fiillerinin 



217 

mahalli olan herhangi bir mahal ancak onun vasitasiyla 
varhgi hak eder. Mutezile mezhebinin kaderle ilgili gorusunu 
iptal ederken bu konuyu detayh olarak ele almistik. "La ilahe 
illallah" (Allah'tan baska ilah yoktur) ifadesinin anlami budur. 
Az once yer verdigimiz iki ayetin igerigi ve kelime-i tevhidin 
anlami bundan ibarettir. Her seriat sahibi buna davet etmis 
insanlan ve her insaf ve basiret sahibi de bunu ikrar etmistir. 

Besjnci sifat: Vacibu'l vucudun, birazdan aciklayacagi- 
miz ikram sifatinm zatina zait olmasi caiz olmaz. Aksi takdir- 
de zat onsuz nakis, onunla da kamil olur. Deliline gelince 
sbyle deriz: Eger bu sifat zait ise, bu demektir zatina akli 
lazim olarak sonradan ilismistir. Allah katmda da sabah ve 
aksam (zaman mefhumu) olmadigi icin, bu durumda bir 
muessire muhtac mumkun bir varhk olur. Muessirinin de 
zatinin gayrisi olmasi caiz olmaz. Aksi takdirde vacibu'l 
vucut, sifatlan bakimindan baskasinm malulu olur. Bu ise 
bildigin gibi malul olmasi durumunda varhgma aykindir. 
Muessirin zatinin da onunla mevsuf olmasi caiz olmaz. 
Degilse, bir olan zat, bu sifatlarm faili olarak hakiki birlik olur. 
Bu ise vacibu'l vucut icin muhaldir. Nasil olmasin ki vacibu'l 
vucut, salt varhk olarak onun igin sadece akli cihet soz konu- 
su olur. Bu da yoktan var etmek ve icat etmektir. Fakat etki- 
lenme madeni mumkun varhgm ozelligi olan kabul ciheti 
kesinlikle mumkun degildir. Vacibu'l vucut infialden, zayifhk- 
tan munezzehtir. 

Bu agiklamadan da anlasihyor ki yuce Allah zati itibariyle 
Birdir, ortagi yoktur. Sifatlan itibariyle Birdir, benzeri yoktur. 
Fiilleri itibariyle Birdir, ortagi yoktur. Su halde subuti sifatlar 
ile ilgili olarak hukemanin yolu selef-i salihin zumresiyle 
bulusmus oluyor. Bunlar ise ikram sifatlandir ve baskasi 
mecazi olarak kullanilan lafizlar dismda Ona benzemez. 



218 

Birinci sifat ilimdir. Nefsani bir meleke olarak sinirlan- 
dirici tarife sigmaz. Cunku herkes kendi nefsinde zorunlu 
olarak hisseder. ilim esyayi kesfeden bir olgu olduguna gore, 
baskasi nasil Onu kesfedebilir. Aksi takdirde mutlak kesfe- 
den, nispi olarak kesfedilen ve nispi olarak da kesfeden olur. 
Mutlak kesfeden olmaz. Fitrat buna sahitlik etmektedir. Bir 
de bundan muhal dongu dogar. Ne var ki faziletli alimler 
bunu farkh isimlerle anmislardir ve her biri kesif ve parlakh- 
gin bir mertebesine delalet etmektedir. Ornegin bazilan soyle 
demislerdir: "ilim tarn kesiftir." Ashnda ilim kesfin kendisidir, 
ama tarn olarak kayitlandirmalarinin sebebi son derece agik 
ve parlak olmasidir. Muhakkik filozoflar ise ilmi soyle tanim- 
lamislardir: "Esyanin misallerinin maddeden ve maddi ortu- 
lerden mucerret nefse intiba etmesidir." Bunun delili de su- 
dur: Bir kimse herhangi bir seyi tasavvur ederse, ya onun 
icinde tasavvurundan once olmayan herhangi bir hal meyda- 
na gelir veya gelmez. Eger herhangi bir hal meydana gel- 
mezse, bu demektir ki tasavvur bncesindeki hal ile tasavvur 
sonrasmdaki hal esittir. Bu durumda nefsinde vicdani bedihi 
bir seyin meydana geldigini hissetmekle birlikte herhangi bir 
sey bilmis olamaz. Eger iginde herhangi bir hal meydana 
gelirse, bu da ya nefsinin dismda mevcut olan seyin aynisi 
olur.. Ki muhaldir, gunku tek olan bir sey, hem nefsin iginde 
hem de dismda olmak uzere iki mahalde birden mevcut 
olabilir mi? Biz biliyoruz ki dis alemdeki ates yakicidir, ama 
nefiste bir halden ibaret olan ates yakici degildir. Mahalleri 
farkh oldugu halde nasil biri bburuniin aynisi olur? Ya da 
disandaki mevcudun gayrisi olur. Bu durumda da zihin igin- 
deki tasavvur ya tasavvur edilen seye uygun olur ya da 
uygun olmaz. Eger uygun degilse bu hal cehalettir, gunku 
onu bilmis olamaz. Oldugundan farkh bir halde tasavvur 
etmistir. Cehaletin de bundan baska bir anlami yoktur zaten.. 
Geride bir tek ihtimal kahyor, o da nefiste hazir olan halin 



219 

idrak edilen ve tasavvur edilen seye mutabik olmasidir. Bu 
yuzden "ilim, zihinde tasavvur edilen ve maluma mutabik 
olan suretin mucerret nefse intiba etmesinden ibarettir." 
denilmistir. ilme iliskin bu tanimlama sahihligin son noktasi 
degildir elbette. Qunku her ilim ve her alim igin gecerli bir 
tanimlama degildir. Bilen acisindan ister sonlu olsun, ister 
sonsuz olsun malumlarm suretlerinin vacibu'l vucudun zatin- 
da hissedilen, makul ve hazir olmalan gerekir, bu ise muhal- 
dir. Qunku bircok suretin mahalli bircok olmak durumundadir. 
Oyle olunca da vacibu'l vucudun tek olmasi sbz konusu 
olamaz. Bu da bos bir iddiadir. Bu tanimlama yuzunden 
kadim filozoflar tefrite duserek Allah'in ilmini temelden nef- 
yetmisler.. Allah, bbyle bir yakistirmadan munezzehtir. ilme 
gelince, bilenin bilmesiyle kendisini sekillendirir. Qunku zatini 
idrak etmesi, zatmm yanmda zatma musavi bir suret degildir. 
Nitekim insani nefis ile ilgili konularda bu hususu ayrmtih 
olarak agikladik. Bu yuzden dehriler, yuce Allah'in zatini 
bilmesini inkar etmislerdir. Bilakis ilimle ilgili sahih tanimla- 
ma, apacik gercek, ustadi buyuk Eflatun tarafmdan genclik 
yillarmda iistun zekasindan ve imanmin gucunden dolayi 
"sirf akil" olarak isimlendirilen buyuk filozofun 5 su tanimlama- 
sidir: "ilim; bir seyin, maddeden mucerret olustan kaybol- 
mamasindan ibarettir." 

Burada "olmama..." ifadesinin kullanilmis olmasi seni 
yaniltip soyle demeyesin: "ilmin nakzedici bi cehalet ilmin 
yoklugu iken ilim nasil ademi olabilir? Ve iki birbirini nakze- 
den sey nasil adem olabilirler? Veya iki ademi sey nasil 
birbirini nakzeden olabilirler? Halbuki kaybolmak varolussal 
olan hazir olmanin nakzedicisidir? Varhk ve hazir olma ifade 
edilen bir seye iliskin iki ibaredir. Kaybolmanin olmamasi, 
yoklugun yoklugu demektir. Bu durumda da varhk demek 



5 Aristo 



220 

olur." Qunku Kur'an, birgok yerde sinirhhga sahitlik etmekte, 
buna deginmektedir: "Ve onlara (olup bitenleri) tarn bir bilgi 
ile mutlaka anlatacagiz. Biz, onlardan uzak degiliz." (Araf, 7) 
Burada yuce Allah'in ilminin, esyamn O'ndan kaybolmama- 
sindan ibaret oldugu agikga dile getirilmistir. Bir diger ayette 
de soyle deniyor: "Semavatta ve arzda zerre miktan bir §ey 
bile O'ndan gizli kalmaz." (Sebe, 3) O, esya ile beraber oldu- 
gu halde esya Ondan kaybolabilir mi, gizlenebilir mi? "Nere- 
de olsamz, O sizinle beraberdir." (Hadid, 4) Qunku cok olan 
bir olandan ayrilamaz, bu, zatindan dolayi degildir, bilakis bir 
olanin ondan ayrilmamasmdan dolayidir. §u ayet de buna 
benzer bir anlam ifade etmektedir: "§uphesiz ki ne arzda ne 
de semada higbir §ey Allah'a gizli kalmaz." (Al-i imran, 5) Bu 
da gosteriyor ki, buyuk filozofun ilme ili§kin tanimlamasi hak 
§eriatin sahibinin bildirdiklerine uygundur. 

Bil ki ilim, varhk igin kemaldir. Qunku varhk yokluktan, 
canh varhk da canh olmayan varhktan daha §ereflidir. ilim 
sahibi canh dan, canh ama cahil varhktan daha §ereflidir. §u 
halde varhk, hayat, ilim, nur, hararet ve hareket varolu§sal 
hayir kapsaminda olup varhgin yoksal §er kaynagmdan 
arinmi§hgini ifade ederler. §imdi varhk ve yokluk taraflarinm 
§eref ve bayagi olu§lanna bak, birinin §erefi ile oburunun 
bayagihgi arasinda herhangi bir munasebet var mi, yok mu? 
Bilakis ser mutlak eksiklik, varhk ise mutlak kemaldir. ilim 
mutlak kemal kapsaminda olduguna gore, her turlu kemal ve 
tamamligm ustunde, cebbar ve her seyi bilen zat icin ispat 
edilmesi bir zorunluluktur. Ben diyorum ki: Buna iliskin delil, 
zat, sifat ve fiil olarak Rahman'm suretinde yaratilmis bulu- 
nan nefisle ilgili konularda agiklandi. §u halde nefis, yaratici- 
sina dogru bir yukselis (uruc) igindedir. Nefsin bilinmesi, zat, 
sifat ve fiil olarak yaraticismm bilinmesi merdivenlerinin 
basamaklanndan biridir. Nefsinin aynini bilmeyen rabbinin 



221 

aynina nazar edemez. Nefsinin ilmini algilamayan baskasma 
iliskin bilgiyi idrak edemez: 

Kendi varligindan bihaber aciz! 

Allah' i nasi I tamyabilirsin ki? 

Sen ki kendi nefsinde zebun bigaresin 

Bilen fail olabilir misin? 

Ask olsun.. Mecnun akilhlarin bnderine, yoksul ve mis- 
kinlerin karanliklarmin aydinlaticisina! Ne guzel soylemis! 
"Onun sifatindan olan her §ey sana bah§edilmi§tir. Qunku 
Onun feyzi bol ve havuzu doludur." Qunku zenginlikte nor- 
mal sinirlan asan biri, fakirlere karsi cbmert davranir. Bunun 
brnegini yaraticindan, bahsedicinden bgrenebilirsin: "Kendi 
nefislerinizde de oyle. Gormuyor musunuz?" (Zariyat, 21) 

Dolayisiyla herhangi bir sey sana verilmemisse bunun 
nedeni ya istidadinin olmamasi ya da mutlak kemali bir 
katkismin olmamasidir. Bu yuzden sana verilmemis bu seye 
ulasmayan mumkun degildir. Qunku sen O'nun gibi degilsin, 
O'nun vacip, tek ve varhk olarak salt olan zati gibi bir zatin 
yoktur.Varhk olarak salt diyorum da salt varhk demiyorum. 
Qunkii birinci ifade Tek'ligi vurgulamak bakimmdan daha 
etkilidir. O halde Ona ulasmak igin kendini yorma. 

"Butun yuzler (insanlar), diri ve her seye hakim olan Al- 
lah igin egilip boyun bukmu§tur. " (Taha, 111) 

Bundan da anlasilacagi uzere O'nu bilmek bir agidan 
gayet kapah, bir baska agidan ise gayet agiktir. Nitekim "O 
zahirdir" fiilleriyle, "batindir" zatiyla, denmistir. 

Ben diyorum ki, O, akil katmda zahir, vehim katmda ise 
batindir. Bunun nedeni Onun gizli olmasi degil, vehmin kbr 
olmasidir. Qunku akledip ihata etmeye engel olan, karanhk 



222 

maddedir. Zat ne kadar gok maddi olursa o kadar gok karan- 
hk olur ve akletletmekten ve ihata etmekten o oranda uzak- 
lasir. Ayni sekilde maddeden ne kadar gok uzaklasirsa, 
maddeden ve maddi brtulerden ne kadar gok annirsa hem 
zatina hem de baska varhklara iliskin suuru daha siddetli, 
ihatasi daha berrak ve daha zahir olur. Nitekim nefis ve 
sifatlarma iliskin konularda buna deginilmistir. Ne zaman 
Onu kavrarsan butun sifatlarmi da kavrarsin. Ki bunlar sana 
bahsedilmislerdir. Nitekim ummi Nebi (a.s) da bunu agikla- 
mis, gegmis ummetler, uyumlu ve aykiri ve muhalif butun 
firkalar bu dogrultuda bir anlayisa sahip olmuslardir. Soylen- 
digine gore kadim zamanlarda yapilmis anitlann birinin 
kitabesinde sbyle yazihymis: 

"Semadan inen hicbir kitap yoktur ki 'ey insan! nefsini bil, 
o zaman rabbini bilirsin' ifadesi yer almasin." 

§u halde akhn ve akletmenin, makullugun bnundeki en- 
gel madde ve karanhgidir. Akletmek ve ihata etmek icin 
maddeden ve maddi brtulerden armmak, tecerrut etmek 
gerekir. Vacibu'l vucudun zatinin en guglu §ekilde madde- 
den, maddi ili§kilerden mucerret ve uzak oldugundan ku§ku 
yoktur. varhkta bir nasibi ve emirden bir payi olan kimse 
ihata bakimmdan daha §iddetlidir. Kendisinden ba§kasma 
ili§kin bilgisi de en ust bilgidir. Ama biz bu tarn ihata ve ke§fi 
muphem olarak bilsek de ayn olarak bilmeyiz. "O'nun bildir- 
diklerinin di§inda insanlar O'nun ilminden higbir §eyi tarn 
olarak bilemezler." (Bakara, 255) ayeti bu anlama ybnelik bir 
i§arettir. Qunku bir ayette §byle buyrulmu§tur: "Size ancak az 
bir bilgi verilmi§tir." (isra, 85) Sonlu az olan bir §ey, sonsuz 
cok olan bir §eyi nasil ihata edebilir. O'nun ilmi kulliyi, cuziyi, 
devamhyi ve degi§keni igerir. Nasil olmasin ki, duraniyla, 
hareket edeniyle varhgm zerreleri Ondan sadir olmu§lardir. 
Bir §eyin kaynagi, kendisinden sadir olan seyin sudur seklini, 



223 

kulli, cuzi, sabit, daim, degiskin ve hareket eden olarak kay- 
naklams ozelligini bilmez mi? O halde degisenin degismesi- 
nin sebebi Onun ilmidir, bazi basireti korelmis kimselerin 
iddia ettigi gibi degisenin degismesi Onun ilminin sebebi 
degildir. O degistirendir, degistirilen degildir. Mahiyeti devam- 
h surette degisen hareketi diisun. Degismesi ilminden midir, 
yoksa ilmi degismesinden midir? Bu dakik gergegi gbz ardi 
edecegini, onu bilemeyecegini sanmam. "Hig yaratan bilmez 
mi? O, en ince i§leri gorup bilmektedir ve her §eyden haber- 
dardir. " (Mulk, 14) ayeti, bir seyin yaraticismin ondan haber- 
siz olamayacagi vurgulaniyor. "Evetl Elbette kadirdir. O, her 
§eyi hakkiyla bilen yaraticidir." (Yasin, 81) "O, en ince i§leri 
gorup bilmektedir ve her §eyden haberdardir." ifadesinin 
orijinali "latifu'l habir" demek, alabildigine latif oldugu igin 
esyanin en ince ayrintilarma nufuz eden, rahmetinin ve 
sefkatinin genisliginden dolayi hakikatlerin gizliliklerini bilen 
demektir. Bundan da sabit olarak anlasihyor ki yiice Allah 
her seyi ilim ve ihata olarak kusatmistir. Arzda ve semavatta 
zerre agirhgmca bir sey dahi onun ilminin dismda degildir. 

ikinci sifat: Kudret. Mizacin dengeliliginden dogan ve 
hazirlanma ve savmaya (bu ikisi fiil ve infial olarak isimlendi- 
rilmislerdir) elverisli kuvvet igin kullanilan bir lafizdir. Ve bu 
anlamiyla mizacin yaraticisi ve ortaya gikancisi hakkinda 
kullanilmasi apagik bir muhaldir. Ayrica ihtiyar yoluyla icat 
etmeye elverisli sifat igin kullanihr. Yani bir seyi yapmak 
istedigi zaman yapar, yapmak istemedigi zaman da yap- 
maz... Bu da gbsteriyor ki Kudret bilfiildir, oncesinde ilim 
olan iradeden sonra gelen fiile gug yetirme anlammda bil 
kuvve degildir. Bu anlamiyla mutlak vacip varhk igin ispat 
edilmesi gerekir. Qunku bu anlamiyla kemal sifatlardandir. 
Delili de sudur: Daha once ispat edildi ki varhgm tamami 
vacibu'l vucudun fiilidir ve baskasmm bu fiilde bir dahli yok- 
tur. Varhk ilmine gore Ondan sudur etmistir. Zorla, baskiyla, 



224 

maglup edilerek veya zarara ugratilarak sudur olmamistir. 
Bundan da anlasihyor ki Allah her seye kadirdir, her seyi 
gbrendir. 

Ucuncij sifat: irade. Bu ifade gergekten veya meyil sa- 
hibinin iddiasma gore maslahata uygun olan fiilin tercih 
edilmesini gerektiren meyil ve sebep anlaminda, ayrica 
mizaca tabi sehvet anlaminda kullanihr. Hie kuskusuz mey- 
lin, sehvetin, arzunun ve nefretin yaraticisi hakkinda bu 
anlamlar muhaldir. §ehvet ve irade arasindaki fark sudur: 
irade eden kimse bazi durumlarda irade ettigi seyden ikrah 
edebilir, ama istiha eden kimse istiha ettigi seyden kesinlikle 
ikrah etmez. Tipki ilagtan ikrah eden, ama hastahgm ortadan 
kalkmasi icin ayni ilaci kullanmayi irade eden hasta gibi. 
Fakat vacibu'l vucut hakkinda sabit olan anlamma gelince, 
irade yukanda sbzu edilen iki sifata donuktur. Yani irade 
sifati aracihgiyla Ondan muhkem ve saglam fiiller ihtiyan 
uzere, kayit ziyadesiyle birlikte kendisinden sadir olan sey- 
lerden razi olarak sadir olurlar. Kayda gelince, varhgm bir 
kismmi oncelige, bazismi da ardilhga tahsis etmesi anlamm- 
dadir. Fiiller Ondan bu tarzda sadir olurlar. Bundan da anla- 
sihyor ki yuce Allah "istedigini hakkiyla yapandir." (Hud, 107) 

Dorduncii sifat: Hayat. Canhlarda mizaca tabi bir haki- 
kattir. Yuce Allah ile ilgili olarak da zatin ihtiyariyle fail ve 
idrak eden olmasim saglayan sifat anlamindadir. Yukanda 
zikrettigimiz ilim, kudret ve iradenin butunudur. Bunlar ona 
zait olmus anlamlar degildirler. Bundan da anlasihyor ki 
canhlar (hayavan) hayy'in (hayat sahibi) gayrisidir. Qunku 
canhlardaki hayat mefhumunun nakzedicisi olumdur. "Hayy" 
iginse, mizag terkibi olmayan hayatin nakzedicisi fiilden 
armmis cehalettir. ikisinin arasindaki farki anlamak igin 
ikisinin nakzedicilerinin aralanndaki farki anlaman gerekir. 
Sonu blume gikan bir hayatla baki, daima kaim olan guzel 



225 

hayat arasmda buyuk fark vardir. Bu anlam, Kur'an-i Ke- 
rim'de alimlerden ve cahillerden sbz edilen bircok yerde 
vurgulanir: "Dirilerle oluler de bir olmaz." (Fatir, 22) "Diri 
olanlan uyarsin diye." (Yasin, 70) "Onu mutlaka guzel bir 
hayat He ya§atmz. "(Nahl, 97) ayetlerinde oldugu gibi. iste bu 
hakiki ve ebedi hayat sifati ebed ve ezel sahibi igin gegerlidir 
ki O, yaptiklanndan dolayi sorgulanmaz, bilakis baskalanm 
yaptiklanndan ve yapmadiklanndan dolayi sorgular. Bundan 
da anlasihyor ki O hayy'dir ve Ondan baska ilah yoktur. 

Bes. inci sifat: Hikmet. Yuce Allah, hikmetli ve kerim ki- 
tabimn degisik yerlerinde kendisini "hekim" (hikmet sahibi) 
olarak vasf etmistir. Kitabin bas taraflarmda agikladigimiz 
gibi hikmet, tarn ilim ve amel sahibinde mevcut olan bir 
anlam igin kullamlir. Yine Kitabin bas taraflarmda yuce 
Allah'in kendisini, kitabmi ve rasullerini neden "hekim" olarak 
isimlendirdigini de agiklamistik. §imdi.. Fiilleri ve fiillerinin 
sadir olmasmin sebebi olan ilmi uzerinde derin bir gbzlem 
yap, yeterli ve nufuz edici bir nazarda bulun. Doyurucu ve 
yeterli duzeyde dusun. Bunlarm bir boyutunu miilahaza 
edersin ki olaganustulukleri gbzlerini kamastinr. Uzerine bol 
bol bereketler yagdiracak bulutlar gorursun. iki alemin heye- 
tine ve iki iklimin sekline bak. Enfus alemi (ic alem) ve afak 
alemi (dis alem). O sana bu iki alemin sartlanni ve delillerini 
butunuyle zatinda gizli olduklan halde gbsterir ki buyuk 
gogunlugu da sifatlarmda gizlidir. Qunku sen iki alemin muhi- 
tinden veciz bir nushasm. Nefs-i natikan ise mufassal ruhlar 
aleminin brnek bir bzudur. §ekli suretin ise kahplar alemi 
basitinden kisa bir bzettir. Nitekim yuce Allah bu eserlerin 
gbsterilmesinden sbz ederken sbyle buyurmaktadir: 

"Insanlara ufuklarda ve kendi nefislerinde ayetlerimizi 
gosterecegiz ki onun (Kuran'in) gergek oldugu, onlara iyice 



226 

belli olsun." (Fussilet, 53) "Kendi nefislerinizde de oyle. Gor- 
muyor musunuz?" (Zariyat, 21) 

Mulk ve melekut alemine yayilmis sirlara ve oralarda giz- 
lenmis hikmetlere en giizel sekilde yaklas, lahut alemin nasut 
alem zirhiyla korunmasi uzerinde guzelce dusun. Yuce 
Allah'in su ifadelerle yerdigi kimselerden olma: "Goklerde ve 
yerde nice deliller vardir ki, onlar bu delillerden yuzlerini 
gevirip gegerler." (Yusuf, 105) Onlar kihgtan korktuklan, 
baski ve cezadan gekindikleri igin zahiren ve dilleriyle hakki 
ikrar etseler de gercek gafiller, kafirler, cahiller ve gunahkar- 
lardir. Nitekim bu ayetin hemen ardindan yer alan ayette 
soyle deniyor: "Onlann gogu, ancak ortak ko§arak Allah'a 
iman ederler." (Yusuf, 106) Bu insanlarm nasil zahiren mii- 
min ve batmen musrik olarak nitelendirildiklerini goruyor 
musun? Nitekim bir baska ayette soyle deniyor: "Insanlardan 
bazilan da vardir ki, inanmadiklan halde « Allah'a ve ahiret 
gunune inandik» derler." (Bakara, 8) Eger mulk ve melekut 
alemi uzerinde surekli olarak dusunursen Allah'i gdrur gibi 
Ona ibadet etmis olursun. Cunku sanata bakmak, onu bir 
sanatkann meydana getirmis oldugu agisindan bizzat sanat- 
kara bakmak demektir. Ozellikle her seyin yaraticisi soz 
konusu olunca. Qunku her sey Ondandir. Her cuz Ondandir, 
Onun igindir, Ona ybneliktir ve Onunla kaimdir. Daha dogru- 
su bakanin bakisi O'dur. Nitekim kutsi hadiste soyle buyur- 
mu§tur: "benimle i§itir, benimle gdrur, benimle konu§ur, 
benimle tutar. " 

§imdi yuce Allah'in habibine (s.a.v) hitaben buyurdugu 
su ayet uzerinde iyice dusun ve anlamini kavra: "Rabbinin 
golgeyi nasil uzattigim gormedin mi?" (Furkan, 45) Mesela, 
neden Rabbinin fiili olan golgeye bak, denilmiyor, dusun. 
Cunku yapilmis, meydana getirilmis bir sey olmasi hasebiyle 
fiile bakmak, faile bakmanm aynisidir. Ama fiile bu agidan 



227 

bakmamak, uzakla§mamn ve perdelenmenin sebebidir. 
Cblde susami§ bir kimsenin uzaktaki parlakhga su diye 
bakmasi gibi. Ashnda fiile bu gbzle bakmaktansa hig bak- 
mamak daha yegdir. Nitekim tamamen kbr olmak, tek gbzij 
kor olmaktan daha gok selamete yakindir. Cunku fiile bu 
agidan bakmamak §irkin kaynagidir. "Allah, kendisine ortak 
ko§ulmasim asla bagislamaz. " (Nisa, 48) 



Ey her §eyin muharriki! Maksat sensin, amag sen 
Bir gaye ki mukayese etsem de ona dengini bulamam 
Igimde zerre agirliginca yer etse 
Celalinden ba§kasi, bil ki o hastaliktir. 

"Ihsan, Allah' i gorurgibi ona ibadet etmendir. Qunku sen 
O'nu goremezsen de O seni gorur." 

ihsanm kar§ihgi, benzeri bir ihsandir. Nitekim yuce Allah 
§byle buyurmu§tur: 

"Ihsanm kar§iligi ihsandan ba§ka bir §ey midir?" 

(Rahman, 60) 

Eger O'na acizlik ve kulluk gozuyle bakarsan O sana 
rahmet ve uluhiyet gozuyle bakar. Onun baktigi ve sevdigi 
olursun. Nitekim Rasulullah (s.a.v) da Onu gordugu igin 
Onun baktigi Habibi olmu§tur. "Kim Allah igin olursa, Allah da 
onun igin olur." Kendisini unuttuklan igin yiice Allah'm: "Al- 
lah 7 unutan ve bu yuzden Allah'm da onlara kendilerini unut- 
turdugu kimseler." (Ha§r, 19) ayetinde yerdigi kimselerden 
olursan husrana ugrarsm. 



228 



Hatime: 

Buraya kadar sana agikladigimiz ilahi sifatlan ilmi olarak 
ihata etmis olmaktan hareketle yuce Allah'i bilmeyi sbyle 
birak, O'nun kemal sifatlanni bildigine iliskin bir zanna dahi 
kapilma! Seni bbyle bir kuruntuya sevk eden de azgm sey- 
tandir. Heyhat! Soguk demiri dbvup sekil veremezsin. Qunku 
insan, kendisinden baska bir insani, baska biri olarak bile- 
mez. Bilakis ortak insanhk bakimindan benzeri olmasi agi- 
sindan bilebilir. Bir insanin baska bir insanla ilgili olarak 
bildigi, bu ortak ozellikle ilgili olur, ayrildiklan ozel durumla 
ilgili olamaz. Bir baska insanin bzelini ancak mucmel olarak 
bilmesi mumkundur. Yaninda ancak gok uzak bir acidan 
benzerligi bulunan bir kisiyi nasil bilebilir? Nitekim yuce Allah 
soyle buyurmustur: "O'nun nurunun misali, iginde lamba 
bulunan bir kandillik gibidir." (Nur, 35) Bundan anlasihyor ki 
bir seye iliskin bilgi, o seyin misalinin bilende hasil olmasm- 
dan baska bir sey degildir. Qunku vacibu'l vucudun benzeri- 
nin olmasi muhaldir. Vacibin benzeri de vacip olur. Varhkta 
ise iki vacip birden olamaz. Misalleri de olamaz. Olsa olsa en 
uzak bir sekilde sbz konusu olabilir. Var olmak gibi. Qunku 
var olma mefhumu geneldir, hem vacip igin hem de baskasi 
igin o da kuskulu bir icerikle kullanihr. §imdi bu kadar bir 
benzerlik bizi Onun kunhunu bilmeye goturebilir mi? asla! O 
ihata edilmekten munezzehtir, uludur. Bilakis bu ybndeki bir 
bilmenin en buyuk gayesi, Onu bilmekten aciz kalinmasmin 
bilinmesidir. Qunku kufur zehiri ile iman panzehirini birbirin- 
den ayiran en buyuk tiryak makamindaki Siddik-i ekber'in de 
dedigi gibi "idraki idrak etmekten acizlik idraktir." Ama kapida 
durmak kulluga katilmak, acizlik ve caresizliktir. "Butun yuz- 
ler (insanlar), diri ve her §eye hakim olan Allah igin egilip 
boyun bukmu§tur." (Taha, 111) Allah'i ilim olarak ihata 



229 

edemezler. "Onlar, Allah'in kadrini hakkiyla bilemediler. Hig 
§uphesiz Allah, gok kuvvetlidir, gok ustundur." (Hac, 74) 
Allah, kunhu onlar tarafmdan bilinmekten gok ustundur, gok 
gugludur. 

Suad'a ulasmak ne mumkun! Arada 

Daglann doruklan, onlarin onunde de derin ugurumlar 
var. 

Hem yalin ayagim hem binegim yok 

Ellerim bombos ve yol korkularla dolul 



munezzehtir."G6z/er O'nu goremez." (Enam, 103) du- 
§unceyle de ihata edilemez. O, zuhurunun §iddetinden ve 
nurunun kemalinden dolayi perdelenmi§tir. Perdelenmi§ligi 
nur, ortunmuslugu nurdur. Tipki butun isiklann kaynagi 
konumundaki gunduz gune§i gibi. "Semavatta (goklerde) ve 
arzda (yerde) (tecelli eden) en yuce si fat O'nundur." (Rum, 
27) "Kotu sifat, ahirete inanmayanlar igindir." ^(Nahl, 60) 



OgUNCU TEMEL 

UgunciJ Temel: Amag kar§isinda fiillerin durumu ile ilgili- 
dir. Konuya gegmeden once bu alanda kullanilan kavramla- 
rin agiklanmasi gerekir: 

1- Fiil: Mevcudun ba§ka bir mevcut uzerinde onu kuvve- 
den fiile gikarmak suretiyle tesir birakmasindan ibarettir. 

2- icat: Varhk bah§etmekten ibarettir. 

3- Halk (yaratma): Bir §eyi takdir etmekten ibarettir. 



230 

4- Ca'l (yaratma-yapma): Biri yaratma, biri de fiil (yapma) 
olmak uzere iki anlami vardir. 

5- Tekvin: Madde iginde var etmek. 

6- ihdas: Zaman icinde var etmek. 

7- Fatr: Oncesinde benzeri olmayacak sekilde yaratmayi 
(halk) baslatmak. 

8- ibda': Bir maddeden veya zaman iginde olmaksizin 
var etmek. 

9- ihtira': ibda' anlamini igermekle birlikte fatr anlamma 
yakindir. 

Bunlari bgrendigine gore biz diyoruz ki: Buraya kadar 
yapilan agiklamalardan uq alemi ve bu alemlerin Allah'm fiili 
olduklarmi bgrendin. §imdi de O'nun nasil yaptigini (fiil 
isledigini) ogren.. 

- O'nun fiili oncesinde yokluk bulunan, dolayisiyla daha 
once yok iken sonradan ihdas edilen bir sey midir? Yoksa 
oncesinde yokluk bulunmayan bir fiil midir? 

O'nun fiili Onunla beraber daimidir. Tipki isigin daimi ola- 
rak gunesle beraber olmasi gibi. Kisacasi gerektirenlerin 
(levazim) gerektirilenler (melzumat) veya malullerin illitlerle 
devamh surette beraber olmasi gibi. Ashnda iki konuyu 
birbirinden ayirmak gerekir. Ciinku burasi bir bakima mahser 
alanidir. insanlann didistikleri bir meydandir. Kbrlerin delil 
kihglanyla, burhan oklanyla vurustuklan sahadir. "Her §eyi 
alt ust eden o buyuk felaket" (Naziat, 34)tir. Toz duman 
icinde surdurulen bir savastir. Bu yuzden yuce Allah'm hangi 
tertibe gore fiil isledigini bilmemiz gerekir. Fiili, one almak 
veya ertelemek sbz konusu olmaksizin bir kerede mi isler, 
yoksa hikmete gore riayet edilmesi gerekli olan bir tertip 



231 

uzere mi gergeklestirir? Nitekim bir kutsi hadiste "rahmetim 
gazabimi gegti." buyurmustur. Bunun ardmdan da yuce 
Allah'in nigin fiil isledigini bilmemiz ve su ifadeleri birbirleriyle 
bagdastirmamiz gerekir. Yuce Allah, mahlukati nigin yat- 
tm?diye soran Davud'a (a.s) "ben gizli bir hazine idim, bilin- 
mek istedim." diye cevap vermistir. Bir ayette sbyle buyur- 
mustur: "Allah, yaptigindan sorumlu tutulamaz. " (Enbiya, 23) 
Bir diger ayette de sbyle buyurmustur: "Ben cinleri ve insan- 
lari, ancak bana kulluk etsinler diye yarattim. " (Zariyat, 56) 

Hatta biri gikip sbyle de diyebilir: "yuce Allah'i bu alemleri 
yapmaya bir amag zorlamistir veya bir amag olmaksizin 
bunlari yapmistir. Eger bir amag igin yapmissa bu amag 
nedir ve kimin fiilidir? Eger o da Allah'in fiili ise bu durumda 
zincirleme bir olu§ gerekir. Amaglarda zincirleme ise muhal- 
dir. Aksi takdirde ona dayah olan fiil de muhal olur. Bu da 
muhaldir. Qiinkii fiil hissedilen ve makul bir varhktir. Ayrica 
bir amaca dayah olarak islenen fiiller, amag sahibinin eksikli- 
ginden, bununla tamamlanmak istediginden baska bir seye 
delalet etmezler. Qunku amacin siniri ve hakikati budur. Aksi 
takdirde amag olmaz. Qunku amag (garaz) sbzlukte hedef 
demektir. yani kisinin ilgisinin odaklandigi ve bakisinin yo- 
neldigi yer demektir. Eger Allah bunlari bir amag olmaksizin 
yaratmissa, bu durumda alemler abes ve oyun olarak belir- 
ginlesirler. Oysa yuce Allah bu gibi abes fiilleri, kitabinin 
birgok yerinde nefyetmistir. "Biz semavati, arzi ve bunlar 
arasinda bulunanlan, oyun ve eglence olsun diye yaratma- 
dik. Onlan sadece gergek bir sebeple yarattik." (Duhan, 38- 
39) "Semavati, arzi ve ikisi arasindakileri biz bo§ yere yarat- 
madik. Bu, inkar edenlerin zanmdir." (Sad, 27) Kuskusuz bu, 
alemlerin bos ve gereksiz olarak yaratildiklanni zannedenle- 
re yonelik alabildigine sert bir tehdittir. 

Qok bnemli bir diger soru: 



232 

- Bize yaptigin agiklamalardan Onun salt hayir oldugunu 
biliyoruz. O, baskalan igin comertlik, hayir, menfaat ve rah- 
met kaynagidir. Ama su alemimizde kbtulukler, afetler, fela- 
ketler, musibetler ve hig de hakkedilmeyen, bilakis tesadufi 
olarak gergeklesen haller gorijyoruz.. §airin dedigi gibi: 

Guzel ve §arap igmek yakin olsaydi ke§ke 

Yildiza veya otursalardi felegin zirvesinde 

Guzeli soyludan ba§kasi kucaklamasaydi ke§ke 

Saf §araba da melekten ba§kasi yeltenmeseydi 

Kararsin yuzu felegin ki karardi da 
Zulme e§ olur, insaftan irak 
Meryem oglu Isa'ya bire§ek verir 
E§ek gibi adama da yuz Burak. 

Ben agliktan kivramyorum, o ekmege giden yolu kapatir 

Verdigi He de sus payi olarak agzimi baglar 

Ciham baglayan §u duzeni seyret ki 

Kopegi samamn yamna, e§egi de kemigin yamna baglar. 

Aferin Ebu'l Ala'ya, ne guzel sbylemis: 

Sanki bulutlar bulundugum yerin altinda olu§ur 

Yagmur Ne bir giseleme olarak du§er ustume, ne de bir 
saganak. 



233 

Bu gibi siirlerde isaret edildigi uzere vasfedilmeyecek 
kadar enteresan bir diizen soz konusudur. Salt hayrm faili 
ser islemez. Qunku hayrm kaynagimn ayni zaman da hayrm 
ziddimn da kaynagi olmasi caiz degildir. Ayrica bir failin 
benzer iki seyin kaynagi olmasi mumkun degilken, aralarm- 
da herkesce bilinen ve senin de bildigin farka ragmen zit iki 
seyin veya iki celisik seyin kaynagi olmasi nasil mumkun 
olabilir! §imdi bu kotulukler bir failin etkisiyle mi oluyorlar, 
failsiz mi oluyorlar? Eger failsiz oluyorlarsa, mulk ve melekut 
aleminde bir sey illetsiz ve failsiz nasil meydana gelebilir? 
Eger bbyle bir seyi normal gorursek bu takdirde akillanmizin 
uzerine gahsarak, sebepli ve illetli sonuglar elde etme kapila- 
nni kapatir; tembellik ve atalet kapilarmi acmis oluruz. Bu 
takdirde sanattan hareketle sanatkan, menden hareketle 
menedeni kanitlamamiza imkan olmaz. O zaman da "bizi 
ancak zaman helak eder." (Casiye, 24) diyen Dehriyyun 
mezhebini benimsememiz gerekecektir. Ya da "hayat, §u 
dunya hayatimizdan ibarettir. Oluruz, ya§anz." (Muminun, 
37) diyen Tabiatcilann gbrusunij benimsememiz lazim gelir. 

iki Muattila ekolu dedigimiz Dehrilerle Tabiatgilar arasm- 
daki fark sudur: Dehriler, hem ahireti hem de yaratihsi inkar 
ederler. Tabiatcilar ise, sadece ahireti inkar ederler. Butun 
bunlar ise muhaldir. Eger alemdeki her sey bir failin etkisiyle 
oluyorsa, bu takdirde kotuluklerin, comertlik ve hayrm kay- 
nagmdan ayri bir failden kaynaklanmalan gerekir. Sayet bu 
fail bir insan ise, bu demektir ki su ummetin Mecusileri olan 
Kaderiye mezhebinin gbrusunij benimsemek zorunda kala- 
cagiz. Eger baska zulmani bir fail ise bu da Saneviye 
(dualizm) mezhebini kabul etmek durumunda oldugumuzu 
gbsterir. Ki bunlar varhgm kaynagma sasi, sanatma da tek 
gbzle bakarlar." 

Yukandan beri siraladigimiz bu dbrt vesvese ve zihin bu- 
landirma, buyuk seytan kindar iblis'ten kaynaklanmis ve 



234 

bunlan Meleklere karsi dillendirmistir. Ki yuce Allah melekle- 
re: "Ben yeryuzunde bir halife yaratacagim." (Bakara, 30) 
demis, onlar da "yeryuzunde fesat gikaracak, orada kan 
dokecek birini mi yaratacaksin?" (Bakara, 30)diye itiraz 
edecek olmuslar. Bu arada seytamn bu vesveselerine cevap 
veremedikleri icin Rablerinden yardim istemisler. Qunku 
bunlar seytamn adimlan ve yollandir. §eriat, tarikat erbabm- 
dan, akil ve hakikat ehlinden insanlarm arasmda yayilmis 
bulunan §uphelerin ash bu vesveselerdir. Butun mezhepler 
bundan dogmus ve bu yollarm izleyicileri ise buyuk bir tehlike 
ile karsi karsiyadirlar. ihlashlar harig. Onlara da "Butun in- 
sanlar helak olacaklardir, ihlashlar harig." diye baslayan uzun 
bir hadiste isaret edilmistir. Bir diger hadiste de onlara soyle 
isaret edilmistir: "Kirk gun ihlasla Allah'a kulluk eden bir 
kimsenin kalbinden diline kirk hikmet pman akar." Nitekim 
yuce Allah bir ayette soyle buyurmustur: "Dikkat et, halis din 
yalmz Allah'mdir." (Zumer, 3) Kurtulusa erenler (Firka-i 
Naciye) ise bir ayette kendilerinden "yarattiklanmizdan, 
daima hakka ileten ve adaleti hak ile yerine getiren bir um- 
met bulunur." (Araf, 181) seklinde soz edilmistir. Qozulme 
basladiginda Hakka donerler, dugum Qbzuldugiinde Ona 
basvururlar. Qunku her sey aslma doner. Fasilalar koptu- 
gunda asil ture baglanirlar. Dolayisiyla bu vesveselere tertip 
uzere cevap vermek gerekir. Bu noktada ben, zelil, aciz bir 
kul olarak, kendim istifade etmek uzere, baskalarmi yarar- 
landirma amacmi gutmeden, celal ve kemal sahibinin feyzini 
tekrarlayarak soze bashyorum. 

En basta diyoruz ki: Sanatin sanatkardan sudur etmesi- 
nin keyfiyetine iliskin apagik gergek, ancak sahih bir mezhe- 
bin gorusuyle ortaya konabilir. Hig kuskusuz bu konuda 
akillann gorusleri kansmis, nefislerin basi donmustur. Boyle- 
ce ug mezhep belirginlesmistir ki yaygin olan bu mezhepler 
de nefiy ve ispat baglammda smirh kalmislardir. Hig kimse 



235 

bunlann disina cikamaz. Qunku sanat (yaratilmis mahlukat, 
alem) ruhani ve cismanidir. Orada su segenek var: Ya bunla- 
nn her biri kadim veya hadistir. Ya da ruhani olani kadim, 
cismani olani da hadistir. Yahut tersi dogrudur. Yahut da her 
ikisi hakkinda veya birisi hakkmda kadimlik veya hadislik 
hukmu verilememektedir. Bu taksim akil blculerince sinirlan- 
dinlmistir. Bu konuda izlenen mezheplere gelince, bunlardan 
ug tanesi ana ekol konumundadir. 

Birincisi: Vacip kuvvetin kemaline, bahsedici kudretin 
tamamligma, feyzinin ve comertliginin genisligine, nurunun 
ve varligmin gucune bakip sanatkarla birlikte sanatin da 
daimiligine kani olanlann mezhebi. Bu, tarn illi kuvveti, bera- 
berligi vacip malule delil olarak kullanmaktir. Ta ki comertligi 
ezel agisindan atil ve batil olmasm. Aksi takdirde kamil zat 
sahibi yaratici da atil kabul edilmis olur. Oysa higbir kemal ve 
yaratma, sonsuz bir sure onu hayir bahsetmekten ahkoya- 
maz. Yiice Allah kusurdan ve eksiklikten munezzehtir. Bura- 
da sbzunu ettigimiz, ruhani ve cismani alemlerin kadimligine 
iliskin meshur gbrustur. Qunku ayrmtih olarak agikladigimiz 
hayir ve cbmertligin bahsedilisi sadece ruhaniye bzgu olma- 
digi gibi cismaniye de ozgu degildir. Filozoflann gogunun, 
bzellikle son kusak messailerin, bzellikle de Proklus'un gbru- 
su budur. Proklus, muallim-i evvel (Aristo)den sonra alemin 
kadimligi bidatmi ortaya atti. Ki "her bidat dalalettir." 

ikincisi: Mumkun kuvvetin, eksikligine, yaratilmism yara- 
tanla birlikte olma ehliyetinden yoksun bulunusuna bakip 
yaratilmi§m yaratandan geri oldugunu savunanlann mezhe- 
bi. Ki yaratanla yaratilanm beraber devam ettikleri fikrinden 
hareketle varhkta, yoklukta, hadislikte ve kadimlikte esitlikleri 
sonucu gikanlmasin. Allah, sadece varhk ve kadimlik baki- 
mindan degil, her bakimdan varhklarla esit olmaktan munez- 
zehtir. Bu, eserin halini muessirin halinin delili olarak kullan- 
ma ybntemidir. Bu takdirde de yaratan, basi olmayan, 



236 

mevhum, ama makul ve muhakkak olmayan bir muddet 
yaratmadan el gekmis olur. Bu, cismani ve ruhani alemlerin 
hadis olduguna iliskin meshur gbru§tur. Qunku eserin halini 
yaraticmin halinin delili olarak kullanmak her iki alem acism- 
dan da gecerlidir. Butun dinlerin, seriatlarm, ayrica bazi heva 
ve mesrep ehlinin gbrusu budur. 

UciJncusu: Ruhani alemin istidadimn cismani alemin us- 
tunde ve daha kamil oldugunu gbrenlerin mezhebi. Qunku 
ruhani alem, basit ve nuranidir. Bu ikisi ise aradaki munase- 
bet yakinhgmdan dolayi bu alemi yaraticiya daha yakm kilar. 
Bilindigi gibi benzerlik, en uzak bir sekilde bile olsa katilma- 
nm, eklenmenin illetidir. Cismani alem ise, kutlesel ve 
zulmanidir. Bu ikisi ise munasebetin uzakhgi yuzunden cis- 
mani alemi yaraticismdan uzaklastincidir. Zithgm yakmhgi 
ise ayrihgi gerektirir. Bu, en kadim filozoflardan aktanlan bir 
gorustur. Ki akillann kadim, feleklerin ise hadis oldugunu 
acikca ifade etmislerdir. Muteahhirinden ibn Zekeriya bu 
mezhebi savunurdu. Bu mezhep batil olmakla birlikte ilk 
mezhebe gore batilhktan biraz daha uzaktir. Qunku ilk olarak 
sbzunu ettigimiz mezheptekiler her iki alemin de kadim ol- 
duklanni savunuyorlar. Bu yuzden bu ekolun gbrusu akil 
tarafmdan kabul edilmeye daha yakmdir. 

Dorduncusu: Cismani alemin kamil, ruhani aleminse 
eksik oldugunu dusunerek uguncu mezhebin tarn aksi bir 
gbrusu savunanlarm mezhebi. Bu gorus merduttur. Aki Mi biri 
sbyle dursun, bir deli bile bbyle bir yargida bulunamaz. Qun- 
ku hikmeti tarn bir hakim, nimeti genel bir kerem sahibi en 
bayagi ve en karanhk bir seyi yapar da en serefli ve bilinen 
bir seyi terk eder mi? Kaldi ki bayagi, en serefliden gok daha 
fazla seye baghdir. Qunku birincisi fazla, ikincisi ise tektir. 
Bire bagh olan her seye, gok da varhk ve akil olarak bagh 
olur. Birgok onermenin bagh oldugu bir seyse varhk olarak 



237 

daha nadir ve yoklukta daha fazla bekler. Yani bu bzellikte 
olmayamn tam aksi bir durumda olur. iste bu zorunlu bner- 
meler bu gbrusu savunanlann ilerlemesini engellemistir. 

Bes. incisi: Kemal, noksanhk, fiil ve infial hususunda ya- 
ratici tarafina ve yaratilanlar tarafma ayni gbzle bakip da her 
iki tarafa iliskin delilleri kanstiran ve bnundeki iki yol da ka- 
panan kimselerin mezhebi. Bu yuzden bunlar her seyden 
uzak durmuslar veya bazi konulara hig girmemisler. Bir yol 
izlememisler, bir gegide dalmamislar ve tehlikeli mecralardan 
uzak durmuslar. Galinus ve onu izleyenlerin gbrusudiJr. Belki 
de selamet yolunu tutmayi tercih etmistir. Kinanmayi gerekti- 
ren birtutumdan kagmmistir. Kim bilir, belki de bncekilerin ve 
sonrakilerin efendisi, ilklerin ve sonlarm bnderi efendimizden 
(s.a.v) rivayet edilen "koca karilarm inancindan §a§mayin." 
seklindeki tavsiyesi onun elinden tutmustur. Qiinkii o da 
saskm ve aciz olarak kalakalmisti. "Ancak onlann bu ticareti 
kazangli olmami§ ve kendileri de dogru yola girememi§ler- 
dir." (Bakara, 16) Ya da hie gbrmeyen birinin tek gbzu gbren 
birine gore daha selamette olarak yurumesi gibi. Qunku iki 
yolu izlemekten de uzakla§an bir kbr gibi davranmi§, akhn- 
daki bu her iki bagi da Qbzmu§tur. Kisaca sbyleyecek olursak 
insanlarm gbru§leri, illetin tam ve genel olu§u ile malulun 
eksik, aciz ve zayif olu§u etrafinda dbnmektedir. Felsefeci 
sebebin halini musebbebin haline ili§kin bir delil olarak ele 
ahr ve musebbebi sebebe benzetir. Onu mekandan tenzih 
etseler de bu agidan akli mu§ebbihe olarak isimlendirilebilir- 
ler. Selef ku§agmm hakimi, sonrakilerin bnderi Cuneyd'in 
(r.a) dedigi gibi: "Maruf tek, simrlardan ve harflerden once 
munezzehtir. " Kelamci ise musebbebin halini sebebin haline 
iliskin bir delil olarak ele ahr ve onu atil bir konuma getirir. Bu 
yuzden de Muattila olarak isimlendirilirler. Cunku yuce Al- 
lah'i, sonu olmayan, tamamen mevhum, ama anlasilamayan 
bir muddet boyunca cbmertliginden el gektirirler, atil yaparlar. 



238 

Konuyla ilgili mezheplerin gbrusleri kisaca bbyledir. Bu 
arada bu goru§lerin kaynaklanna da hafifge degindik. Bu 
hususla ilgili hak sbzu ben sbyluyorum. 

Bu dbrt mezhebin ana bzellikleri ve tutumlanna gelince, 
birincisi, sirf akil yoludur. §eriatm ipine sanlmak, isitsel nak- 
lin kayitlarma ve sinirlanna tutunmak yoktur. Bu yolu izleyip 
de saskinhk ve helak batakhgma dusmeden kurtulan gok az 
insan vardir. Nitekim Rasulullah (s.a.v) sbyle buyurmustur: 
"Ilim amele seslenir, eger amel ona cevap verirse yerinde 
kalir, cevap vermezse aynlir gider." Bu yuzden basiret ehli 
bazi kimseler "amelsiz ilim sapikliktir" demislerdir. Gbnderil- 
mis bir vesile olmaksizm ilahi tevfikin birinin elinden tutup 
mutluluga goturmesi baska. Boyle bir kimsenin rasulu ve yol 
gbstericisi akhdir. Nitekim yuce Allah, rasulune (s.a.v.) sbyle 
buyurmustur: "l§te boylece sana da emrimizden bir ruh 
vahyettik." (§ura, 52) Bilindigi gibi bir insani Hakka goture- 
cek rehberi yoksa, kamil akh hidayet icin yeterli olur. Bu 
yuzden Nebiye iliskin tanimlardan biri sbyledir: "Hakkin 
huzuruna varmak icin meleklerin yardimina ve aracihgina 
ihtiyaci olmayan kimse." Nebinin Onun dergahmdan ieeri 
girmek igin kapicmin yol gostermesine, vezirin yardim etme- 
sine ihtiyaci yoktur. Onun katina varmak icin bir yardimciya 
ve rehbere ihtiyag duymaz. Bilakis ilahi Tevfik ve akh onun 
rehberi ve yol gbstericisidir. Velilere iliskin bir tanim da sby- 
ledir: "Nebilerin yardimina ihtiyaci olmayan kimse." Yukanda 
Nebi ile ilgili olarak sundugumuz anlam bunlar igin de geger- 
lidir. Dolayisiyla bir insan, nurlarmin parlamasi ve beser 
turune nispetle eserlerinin artmasi oranmda meleklerin yar- 
dimina ihtiyag duymuyorsa, seref ve kemal derecesi baki- 
mindan esit oldugu igin, melek ile insan arasmdaki fark kadar 
olmasa da aralarmda kuciik bazi farkhhklar olsa da ayni 
turden olduklan herhangi bir beserin yardimina ihtiyag duy- 
mamasi gok evladir. Burasi birgok ayagm kaydigi kaygan bir 



239 

zemindir. Oyle ki Brahmanistler Nubuvveti bastan inkar 
etmislerdir. Akillanyla basbasa kalan, sirf akillanna dayana- 
rak hareket eden bu zumreye Kur'an sbyle isaret etmektedir: 
"Onun yagi, neredeyse, kendisine ate§ degmese dahi i§ik 
i/e/7/-."(Nur, 35) Yani bazi nefisler, zihninin yag gibi tutusma- 
ya elverisli ve akhnin zekasi yuzunden, disandan bir yardim 
ve destek olmaksizin isik sagarak nur ve hidayet islevini 
gorurler. Yaga batinlmis fitil gibi. Boyle bir fitil atesle temas 
eder etmez tutusur. Bu yuzden sabiiler buna adamlann 
kaydmdan gbzulme demislerdir. Ve batil gerekgelere daya- 
narak ibrahim'in (a.s) Nubuvvetini inkar etmi§lerdir. Boylece 
hakki gurutme hevesine kapilmi§lardir. 

ikincisi: Aklm saglam kulpuna tutunmadan sirf §eriat 
kulpuna sarilanlann izledigi yoldur. Qunku daha devamh ve 
daha kahcidir. Furu ve cuzilerin idrak edilmesine ili§kin usul 
ve kulli kurallann bilinmesini kast ediyorum. Qunku bunlann 
bilinmesi §eriat kandilinden algilanmalarini, nubuvvet lamba- 
sindan yansimi§ olmalarini gerektirir. Makuller alanma hakim 
olmu§ karanhk iginde ise, ba§ta ve sonda dirayete rehberlik 
etmesi icin akil fenerini takdim etmek kagmilmazdir. Aksi 
takdirde nereden geldigini bilmeden helak olur. Dalalet ugu- 
rumlarma yuvarlanir, gider. Bu yuzden Rasulullah efendimiz- 
den (s.a.v) rabbinden daha fazla ilim istemesi tavsiye edil- 
mi§tir: "Rabbim, benim ilmimi artir, de." (Taha, 114) 
Rasulullah efendimiz (s.a.v) de soyle buyurmustur: "Ilmimin 
artmadigi gun olursa, bu demektir ki o gunun sabahi benim 
igin bereketli olmami§tir." Rasulullah'm (s.a.v), yeni bir ilim 
ogrenmedigi gunden bereketi nasil nefyettigini gbruyor mu- 
sunuz? Biryerden bereket kalkti mi, oraya algakhk, ugursuz- 
luk, yuzustu birakilma ve yoksunluk ususur. Bundan Allah'a 
sigininz. ilmin degeri ve gbrkemi ihata edilemeyecek kadar 
yuce, sohreti ise anlatilamayacak kadar gbz kamastincidir. 
Ashnda baskalanni anlatmaktansa Allah'm kitabmda ilimle 



240 

ilgili ifadeler bile bu gbrkemi vurgulamak bakimindan yeterli- 
dir: "Kendilerine ilim verilenleri derecelerle yukseltsin." (Mu- 
cadele, 11) ilim adamlarma bahsedilen seref ve sam ifade 
etmek bakimindan su ayet kafidir: "De ki: Hig bilenlerle bil- 
meyenler bir olur mu?" (Zumer, 9) Bu, inkar ve nefiy anla- 
minda bir istifhamdir. Bu yuzden "ilimsiz amel angaryadir." 
denilmistir. 

UguncusiJ: Ebediyen her turlu salikten bos, sahiplerden 
ari ve helake goturucij bir yoldur. Bu yuzden bu yolun izleye- 
ni gok azdir. Vehim seytanimn yoludur bu. Bu yolu izleyen, 
bu yolu izleyeni arkadas edinen hig kimse selamet bulama- 
mistir. "§eytamn pe§ine du§meyin." (Bakara, 168) "Ba§ka 
yollara uymayin. Zira o yollar sizi Allah'in yolundan ayinr." 
(Enam, 153) ayetlerinde bu yola i§aret edilmi§tir. 

Dordiinciisii: Butun akil ve §eriat yolcularmin izledigi, 
usul ve teferruati igeren yol. Yuce Allah buna §byle i§aret 
etmi§tir: "l§te bana varan dosdogru yol budur." (Hicr, 41) 
"§uphesiz bu, benim dosdogru yolumdur. Buna uyun." (E- 
nam, 153) Bu yola uyanlar kurtulanlar, ba§aranlar, ebedi 
kurtulu§u umanlardir. Kur'an onlardan ba§ka bir yerde §6yle 
soz eder: "Fakat Allah diledigini anndinr." (Nur, 21) Qunku 
ayni ayette bu ifadenin bncesinde "eger ustunuzde Allah'in 
lutuf (fazl) ve rahmeti olmasaydi" deniyor. "Fazl" kelimesi 
"akil", "rahmet" kelimesi ise "seriat" (vahiy) anlamindadir. Bir 
de su ayeti oku: "Biz seni alemlere ancak rahmet olarak 
gonderdik." (Enbiya, 107) Burada acik bir sekilde seriat 
koyucu (sari) olarak Rasuliin (s.a.v.) gbnderilmesinin kendi- 
sinden bir rahmet ve inayet oldugunu belirtmektedir. Qunku 
bu sayede onlari kufur karanhklarmdan gikarip iman nuruna 
ulastirmistir. Eger byle olmasaydi "iginizden higbir kimse asla 
temize gikamazdi." (Nur, 21) Bu da gbsteriyor ki kurtulusu 



241 

saglayan armma, akil ve seriat yollanni birlikte izleyenler icin 
sbz konusudur. Bunu bgrendigine gore, diyoruz ki: 

Alemin kadim oldugunu savunanlar ile hadis oldugunu 
savunanlarm icinde Hakka en yakm olanlar, alemin hadis 
oldugunu savunanlardir. Qunku onlar her iki yolu da izlediler, 
yani nakli seriatlar yolunu ve akli huccetler yolunu. Bunlar 
akil pinarmdan beslenmekle birlikte butun enbiya tabakalan- 
ni da gbzlemleyerek bir kelime uzerinde ittifak ettiler: "Allah 
ezelden beri vardi ve beraberinde higbir $ey yoktu." 
Bbylece kendisinden baska her seyden, hatta eger baskasi 
sayilacaksa ya da Allah'm mefhumuna zait sayilacaklarsa 
sifatlardan bile mucerret ezeli bir ilahm varhgmi ispat ettiler. 
Bilakis dogrusu sudur: O'nun varhgi kevnin ve husulun ken- 
disidir. Kevn ve husulun kaim oldugu sey degildir. Ta ki 
onlarin "Allah ezelden beri vardi" seklindeki sozlerinden, 
Allah anlamma zait bir baska anlam daha anlasilmasin. 
Qunku O, ezelin mazrufu olmaktan munezzehtir, uludur. Yani 
zamansal veya mekansal bir zarf O'nu ihtiva edemez. Bilakis 
O, ezeldir, ebeddir, zahirdir ve sermedidir. Yani ezelin ve 
ebedin failidir. Senai (Allah rahmet etsin) bu anlama sbyle 
isaret etmistir: 

Onun varligiyla ezel ortaya gikti 

Amnda gorundu, ama geg gorundu 

O, "nerede"likten ve "ara"dan mucerret varhk ve kevndir. 
Bu yuzden Rasulullah (s.a.v) "Dehr'e sovmeyin, gunku dehr 
Allah'tir." buyurmustur. 



242 

Akhn mezhebi hakkinda izah: 

Akhn mezhebine gelince, butun dunya, bazi yaratilmisla- 
rin ve matbulann kudreti kamil yaraticidan sonra oldugu 
hususunda birlesmislerdir. Nasil olmasin ki, basit ve murek- 
kep varhklarin suret ve arazlarimn meydana gelisleri akil, 
his, vicdan ve sezgi tarafmdan musahede edilmektedir. Buna 
ragmen bu durum, O'nun kudretinin ve rahmetinin kemali, 
feyiz ve nimetinin enginligi icin bir kusur sayilmamaktadir. 
Tarn tersine, yaratilmisin, Onunla beraber olma ehliyeti 
bakimmdan eksik olmasina hamledilir. Butun alemin O'ndan 
sonra olusundaki acizlik ve kusur fiile hamledilir, faile degil, 
yaratilmisa hamledilir, yaratana degil. Bu durum celal ma- 
kammm degerini dusurmedigi gibi kemal meydanini da 
daraltmaz. Bazi yaratilmislarm var olus bakimmdan sonra 
olmasini kast ediyorum. Ayni sekilde butun varhklarin sonra- 
dan olmalan da bbyle bir sonuc dogurmaz. Hukemanm reisi 
ve ulusunun "Birden ancak bir sadir olur" seklideki sbzunun 
anlami budur. Yani coklugun tabiatmda birlikte ondan sadir 
olma bzelligi yoktur. Dikkat edilirse, kudretinde kusur oldugu 
seklinde bir anlamin algilanmamasi igin "birgok seyin bir 
kerede ondan sadir olmasi vacibu'l vucudun sanindan degil- 
dir" seklinde bir ifade kullanmamistir, bunun yerine, bunu 
goklugun tabiatina ve acizligine havale etmistir. Yani gok, 
birlikte Ondan sadir olmaktan acizdir. Sadece bir biri ardin- 
da, birbirinden sonra sadir olabilirler. Cunku sadir olmaktan 
acizdirler. Allah, cimrilikten ve kusurdan munezzehtir. Olgula- 
rin kendisini aciz birakmasmdan beridir, yucedir. "Siz ne 
arzda ne de semavatta (Allah'i) aciz birakamazsimz." 
(Ankebut, 22) 

Eger denilse ki: "ister vacip, ister mumkun olsun her za- 
tm malum ve mezkur olus itibariyle de olsa malulleri sayilan 
levaziminin (ayrilmazlarmin) olmasi kagmilmazdir. Bu, kabul 



243 

edilmesi zorunlu bir onermedir. Qunku bedihi akil dogrulugu- 
na sahitlik etmektedir. §u halde vacip zatm da nurlarimn 
sualari, isiklan ve eserleri vardir. Qunku butun varhk nuru- 
nun parlamasmdan ve zuhurunun kivilcimlanndan ibarettir. 
Biz bu isik ve sualara akillar diyoruz nitekim kelamcilar da 
onlara sifatlar admi vermektedirler. §ualar kaynaklarmdan 
hie ayrihrlar mi? Bunu yuce Allah'm en yiice misali olan 
maddi guneste musahede ediyoruz. Fakat iki sua arasinda 
elbette bir fark vardir. Akil gunesinin sualari canh, akilh, 
konusan ve faldirlar (islevseldirler), maddi gunesin sualari 
ise zatlarmin degil baskalarimn arazlan ve nurlari konumun- 
dadirlar, canh, akilh ve fail degildirler." Buna cevap olarak 
deriz ki: Bu nurlar ve sualann durumu su iki siktan birine 
uyar: Ya vacip zatm gayrisidirler, ya da aynisidirlar. Eger 
zatm gayrisi iseler, bu takdirde zat hakiki birlik anlammda bir 
olmaz, dolayisiyla vacip de olmaz. Vacip de degilse, bu 
durumda soz konusu §ualar ve nurlar onun icin zorunlu 
olmadiklan gibi zatinin da ayrilmazlan olmazlar. §ayet zatm 
aynisi iseler, bu durumda nasil akillar olarak nitelendirilirler. 
Bir seyin aynisi, gayrisinin aynisi olabilir mi? Ama bu gbrusii 
savunanlarm imdadma pek de muzaffer olamayan Hiristiyan- 
hk anlayismm yetismesi baska (!). Qunku onlar "Kullanndan 
bir kismim, O'nun bir cuzu kildilar. Gergekten insan apagik 
bir nankordur." (Zuhruf, 15) ve "Rahman (olan Allah,) evlat 
edindi, dediler. Ha§a! O, bundan munezzehtir. Bilakis onlar, 
lutufve ihsana mazhar olmu§ kullardir." (Enbiya, 26) 

Qocuk, ciiz, lazim, malul, sualar ve akillar... Bunlarm 
tumu zatm gayrisi olarak bir tek anlami ifade eden muteradif 
ibarelerdir. Dolayisiyla tumunde gocuk ve cuz anlami vardir. 
Bunlar ise varhk, hayat ve ilim seklindeki Hiristiyan teolojisi- 
nin sag ayagmi olusturan uglu uknumlardir. Ya da Tanri, 
Mesih ve Ruhu'l kudus'tur. Yahut da baba, es ve gocuktur. 
Diger bir ifadeyle erkek, disi ve onlardan dogan gocuk. 



244 

Anlam mutlak gergek ufkundan belirip panldadiktan sonra 
lafizlann farkh olmasimn bir kiymeti yoktur. 

"«Rahman gocuk edindi» dediler. Hakikaten siz, pek gir- 
kin bir §ey ortaya attimz." (Meryem, 88-89) Akhnizin gozleri 
onune uydurma timsaller diktiniz. "Bundan dolayi, neredeyse 
gokler gatlayacak, yer yanlacak, daglar yikilip du§ecektir!" 
(Meryem, 90) iste tartisma ve suphelerin kol gezdigi bir 
alanla ilgili yol gbsterici gergek sbz budur. Su halde bir kavis 
gizen, rengarenk gbkkusagi meclisinde kbrun elindeki kadeh 
gibi dolanip durmaktadirlar. Bazen "Uzeyr Allah'in ogludur." 
(Tevbe, 30) diyen Yahudilerin pisligiyle doldururlar bu kade- 
hi, bazen de "Mesih (Isa) Allah'in ogludur" diyen Hiristiyanla- 
rin igrengligiyle doldururlar. "Allah onlari kahretsin! Nasil da 
(Hakdan batila) donduruluyorlar!" (Tevbe, 30) "Mu§rikler 
ancak bir pisliktir. Onun igin Mescid-i Haram'a yakla§masm- 
lar." (Tevbe, 28) Helal haremine yakla§masinlar, Cemal 
kudusu kabesi tarafina ybnelmesinler. "Onlardan guzellikle 
ayril." (Muzemmil, 10) Onlari bir yana birakarak Rabbine 
giden bir delil edin. 



yuce allah'in 
Ilk olarak akli yaratmasinin jzahi 

Buraya kadar anlattiklarim "Nasil fiil i§ler?" sorularma 
cevap te§kil etmektedir. §imdi ise onlarin "Hangi tertip uzere 
fiil i§ler?" sorusuna cevap olarak diyorum ki: Daha once 
Allah'in zati ve sifatlan itibariyle Bir oldugunu delilleriyle 
ortaya koyduk. Yine Bir olanin vasitasiz fiilinin de bir oldugu- 
nu delilleriyle gbzler bnune serdik. Bu bir de ilk Birden kay- 
naklanan vacip olarak araz olamaz. Cunku araz bir cevher 
ta§iyiciya muhtagtir. Heyuli de olamaz, cunku heyulinin suret 
olmadan var olmasi muhaldir. Suret de degildir, gunku suret 



245 

zat ile kaim bir mahale muhtagtir. Cisim de degildir, gunku 
cisimde terkip vardir. iradesinin ve hareket ettirmesinin de- 
gismesine sebep olacak sekilde zati degisen nefis de ola- 
maz. Qunku onun da degismeyen vacibu'l vucuttan vasitasiz 
sudur etmesi caiz degildir. Bu dort cevher, zat olarak mutlak 
mebdeden birer birer ve gifter gifter sudur etmekten, varhk 
dinine (sistemine) boluk boluk hep birlikte girmekten uzaktir- 
lar. Bunun nedeni de ileride olusu, one gecisi hak etme 
hususunda eksik ve yetersiz olmalaridir. Dikkat et! Bunun 
nedeni mebdelerinin cimriligi, faillerinin yetersizligi degildir. 
Allah cimrilikten, eli sikihktan, yorgunluktan ve kusurdan 
munezzehtir. Varhgi onlara muhtag oldugu igin tumunden 
sonra olmasi zorunlu olan araz olmaktansa hayda hayda 
munezzehtir. Tumunden sonra olmasi zorunlu olan bir seyin 
varhginin yokluk gecesinde tumunden once olmasi mumkun 
mudur? Bu durumda geride bir ihtimal kahyor. O da yiice 
Allah'm ilk olarak akh yaratmis. olmasidir. Bu hususta akli 
delil ile dinlerin mensuplarmin itikatlan arasmda uyum vardir. 
Bu bir akildan da baska bir sadir olmustur. Bundan dolayi da 
varhkta bulunan her iki mevcuttan birinin digerinin illeti olma- 
sindan baska segenek yoktur. Ne zaman varhktaki sahislar- 
dan biri nefyolsa, illeti de nefyolur. illeti de nefyolur, gunku 
illetinin illeti de nefyolur. Ayni kural ispatlar igin de gegerlidir. 
Ta ki vacip gbrulunceye kadar. §ayet maluller ona taalluk 
ediyorsa. Aksi takdirde vacibu'l vucut tek bir fert olarak kahr 
ve ondan baskasi da nefyolur. Eger mahlukatm yaraticidan 
ayrilmasini caiz gbrursek. Nitekim bazi kelamcilar, yaratici- 
nm yaratilandan ayrilmasini uygun gbrurler. Qunku iki ayril- 
ma birbirini gerektirir. Nitekim iki taraftan birinden gergekle- 
sen alaka bbur tarafm alakasmi da gerektirir. Ancak bu 
gorus, yuce Allah'm bize bildirdiklerine agik bir sekilde ayki- 
ridir: "§uphesiz Allah gokleri ve yen, nizamlan bozulmasin 
diye tutuyor." (Fatir, 41) Buna ornek verilebilecek daha bir- 
gok ayet ve hadis vardir. 



246 

Bunlar diyorlar ki: Vacibin yoklugunun farzedilmesi, 
mumkunun varhgma zarar vermez. Bilakis yoklugunun ayril- 
mazi olarak varhgi gereklidir. Kuskusuz bu, illet (esas sebeb) 
ve malul (sebebin kendisi) gbrusunij benimseyenlerin ortaya 
koyduklan taassubun en siddetli tezahurudijr. Oysa ihtilaf 
edilen cuzi bir kaziyede sergilenen nice taassup vardir ki 
uzerinde ittifak edilen kulli ve yuksek bir kaziyeye dbnusur de 
alt birimi haline geldigi cuziligini ortadan kaldinr ve taassup 
eden kimse de bunu anlamaz bile. "Onlerinden bir set ve 
arkalarmdan bir set gektik" (Yasin, 9) ayeti bu anlama isaret 
etmektedir. 

Buna ornek olarak da bir ev yapan ustanm yoklugunun 
binanin varhgi ile beraber olmasini gbsteriyorlar. Qunku 
birinin yoklugunun oburunun varhgi ile beraber hissedilmek- 
tedir. Ama bilmiyorlar ki usta kesinlikle binanin varligmin illeti 
(sebebi) degildir. Bilakis tuglalar onun elinin hareketi sonucu 
dizilmis, enine ve boyuna yukselmislerdir. Bu uzak munase- 
bet higbir seyin illeti olamaz, ne hakikat olarak ne de mecaz 
olarak. Ancak cok uzak bir mecaz olmasi baska. Bir de 
bilmiyorlar ki vacibin yoklugunun farzedilmesi muhaldir. 
Qunku vacibin bundan baska bir anlami yoktur. Daha dogru- 
su vacibin yoklugunun farz edilmesi butun muhalleri gerekti- 
rir. Butun muhaller de gerektiginde, birakin varhgmi, bekasi- 
ni, olu§unu ve sebatmi, mumkun diye bir sey kahr mi? Boyle 
bir anlayis "Bir ev yapmak igin bir §ehri yiktin" ozdeyisine 
benziyor. Ashnda bunu sbylemekle sen, kendi evinin de 
icinde yer aldigi koca bir sehri yikmis oldun. Felsefe yaptigi- 
ni iddia edene sbyle: Bir §eyi korudun, ama 50k daha 
degerli birgok §eyi yitirdin!... Bundan da anlasihyor ki 
varhk dairesi birbirine bagh bir silsile seklinde olsa, bazisinin 
yoklugu tumunun yoklugunu gerektirir. Bunun batil olusu ise 
akli bir zorunluluk olarak bilinmekte ve hissi olarak da musa- 
hede edilmektedir. §u halde, goklugun ispati bu acidan 



247 

gergeklesmedigi zaman ancak su anlami ifade eder: ilk 
akilda gokluk vardir ve bu goklugun bir kismi bahsedici vaci- 
bin yanmdan, bazisi da zatindandir. Bundan azi ise onun 
muhdas mumkun olmasidir. Onun acisindan imkan ise za- 
tindandir, biryapanin yapmasindan degildir. Cunku mumkun 
kilmmaz da yapilmaz da. Bilakis mumkun yapilmis olmasmin 
sebebi imkandir. Cunku mumkun olmasaydi, yapilmasi da 
mumkun olmazdi. §u halde o baskasi tarafmdan yapilmis 
olmaktan bncedir. Cunku illet malulden once olur. Ayrica bir 
sey acisindan imkan eger baskasiyla oluyorsa, arazdir de- 
mektir. Yani zeval bulmasi mumkundur. Zeval bulunca da 
mumkun gayri mumkune dbnusiJr. Bunun gercege aykiri 
oldugu ise bedihidir. Bundan anlasihyor ki onun agismdan 
imkan zatindandir, vacibi gerektirenin de zatmdan olmasi 
gibi. Dolayisiyla biri acisindan kusurlu bulmak caiz ise bburu 
agisindan da caiz olur. Sozunu ettigimiz bu gokluk, isik, 
karanhk ve golge bakimmdan farkh uq seyden akli bir terkiple 
murekkeptir. Varhgi isiktan olup nuranidir, vacipligi de bir 
gblge gibi yine ondandir, imkani ise zulmanidir. Cunku yok- 
lugun kaynagidir. Dolayisiyla akil, bir hadiste su sekilde soz 
konusu edilen cevherdir: "Allah'in ilk yarattigi §ey bir cevher- 
di. Ona heybet gozuyle bakti. Cevherin cuzleri eridi, suya 
donu§tu. Su hareket edip akmaya ba§ladi. Ozerinde kopukler 
olu§tu. Ondan bir duman yukseldi. Gokleri bu dumandan, 
yerleri ise bu kopukten yaratti. " Ashnda korunmus, "ancak 
temizlenenlerin dokunabildigi" (Vakia, 79), sadece taassup 
baglarmdan kurtulmus, mezhepgilik kirlerinden temizlenmis 
kimselerin inceliklerini kavradigi yuce Kitab'da buna dair bir 
sahit de vardir: "Inkar edenler, goklerle (semavatla) yer (arz) 
biti§ik bir halde iken bizim, onlari birbirinden kopardigimizi 
gormediler mi?" (Enbiya, 30) Ayette gegen "er-ratk" kelimesi 
bir seyin bir ve bitisik olmasmi ifade eder. "El-fatk" ise, bu bir 
ve bitisik seyin sema (gbk), arz (yer), akil, nefis, tiir, cins, 
felek ve melek seklinde ayristinlmasi demektir. 



248 

"Ve her canli §eyi sudan yarattigimizi gorup du§unmedi- 
ler mi?" (Enbiya, 30) Bu su, nefs-i kiilli adi verilen cemal 
heybeti nazarimn kendisine ybnelmesinden meydana gel- 
mistir. Bu cihetler acisindan, safhk, bulanikhk, seref ve ba- 
yagihk olarak birbirinden farkh ug bakisimn olmasi gerekir. 
Qunkij malumun misali olan ilmin onun misli olmasi gerekir. 

Birincisi, imkan gbzuyle nefsinin acizligine bakmasidir. 
Qunkij imkan yokluk, kotuluk ve zulmetin kaynagidir. 

ikincisi, kemal cbmertliginden kendisine bahsedilen var- 
liga bakmasidir. Kemal cbmertligi sirf nurdur. Nurun bahset- 
tigi de nur olur. 

UgunciJsiJ, vaciplik ve devamhhk gbzuyle yaraticismin 
kudretine ve kuvvetine bakmasidir. Qunkij o, beka ve sebat 
kaynagidir. Birinci bakis, korku (hasyet) ve urpermeyi (husu) 
gerektirir. 

"Onlar, Allah korkusundan titrerler!" (Enbiya, 28) bu du- 
rum bu anlama iliskin her iki kavramin onlarm kalplerinden 
uzaklasmasina kadar devam eder. ikinci bakis sevinc, nese, 
agilma ve cosku gerektirir. Qunkij nuru tasavvur etmek, 
ruhun acilmasindan ibaret olan sevinme olgusunu gerektirir. 
Nitekim nefs-i natika sahibi canhlar bir yana, dilsiz hayvanla- 
rin gecenin karanhgmda isigi kavusma ve gunesin dogusunu 
gbrme istiyaki iginde olduklan gbrulur. 

Malihulya sahiplerinin (vesveseli, kuruntulu) korku ve 
dehset iginde olmalarinm sebebi ise, tip biliminin sbyledigine 
gore beyinsel ruhlannin nurunun azhgidir. 

Uguncij bakis, acisinda vacipligi gblgesi gibidir. Uzerine 
uzanmis ve onu fena elinin kendisine uzanmasmdan, bela 
zulmunun baskin gelmesinden korumaktadir. Nitekim bu 
gblgelenme temennisi, Rasulullah'in (s.a.v) bir duasinda 
sbyle dile getirilmistir: "Allah'im! Senin golgenden ba§ka 



249 

golgenin olmadigi gun beni ar§imn golgesine al." §u halde 
ilk akil, Onun gblgesi ve rahatlatici hafif yagmurudur. Nitekim 
yuce Allah onu agik bir sekilde bbyle isimlendirmistir: "Rab- 
binin golgeyi nasil uzattigim gormedin mi? Eger dileseydi, 
onu elbet hareketsiz kilardi." (Furkan, 45) Qunku gece ve 
gunduz de sakin ve hareketsiz olanlar vardir. Bunlar ise gece 
ve gunduz, sabah ve aksam ceberut huzurunda duran akillar 
ve nefislerdir. Bu da Allah'in cisimler alemi arzina hukmeden 
sultanidir. Nitekim Rasulullah (s.a.v) soyle buyurmustur: 
"Sultan, yuce Allah'in yeryuzundeki golgesidir." Dolayisiyla 
akil, ilk kibriyaya nispetle golge, ama kendisinden asagi 
varhklara nispetle gunestir. Ondan baskalan onun golgeleri- 
dir. Nasil ki nur karanhktan daha serefli ise nurun tasavvuru 
da karanhgin tasavvurundan daha sereflidir. Vucut, vucup ve 
imkan veya vucut, mahiyet ve imkan ya da nur, gblge ve 
zulmet seklinde farkh ibarelerle nitelendirilen bu ug cihetten 
seref ve bayagihk bakimmdan birbirinden farkh ug ilim dogar. 
Qunku bekayi dusunmek lezzet almayi gerektirir, yok olmayi 
dusunmek de aci duymayi gerektirir. Bu hali kendi nefisleri- 
mizde, delilin zorlamasi olmaksizm zorunlu olarak algilanz. 
Basiret gozuyle gormemiz, sezgiyle algilamamiz bizi delile 
muhtag birakmamaktadir, ayrica his gbzune de ihtiyacimiz 
yoktur. Dolayisiyla imkan cihetiyle bakmasi ilk felegi gerekti- 
rir. Qunku imkan tasavvuru maddeye uygundur. 

ikinci bakismdan, yani baskasiyla vacip olma tasavvu- 
rundan ayni felek dogar, Qunku akhn golgesidir. Golgenin 
tasavvuru da golgeye uyar. 

Uguncu bakismdan, yani comertlik katmdan bahsedilmis 
varhk tasavvurundan baska bir akil gerekir. Qunku sirf nurun 
tasavvuru, basitlik, fesattan emin olma, ilim, ihata, bizzat 
kaim olmayi gerektiren cevherlik gibi bircok agidan kendisine 
uygun sirf bir nuru gerektirir. Bu vaziflara sahip olmadikga 
akhn bir anlami olmaz. Buna sasirip, ilk akhn nurun, 



250 

karanhgin ve golgenin kaynagi olmasimn anlami nedir? 
demeyesin. Yukanda sundugumuz hadisi dusun. ilk akildan 
yaratilmis uq seyi nasil acikladigim hatirla. Su, arz ve du- 
man. Arz, feleki bir cisim olarak isimlendirdigimiz karanhktan 
baska bir sey midir? Ya da su, kulli nefis olarak isimlendirdi- 
gimiz gblgeden baska nedir ki? Ya da duman, faal akil diye 
isimlendirdigimiz nurdan baska bir sey midir? Ne var ki gaybi 
makulat ancak goz bnunde olup hissedilenler aracihgiyla 
algilanirlar. Bunlara yakararak kendi nefsinle ilgili olarak 
inkar ybnune gitme ve "esyanm tasavvuru ve akledilmesi 
nasil kendilerinin sebebi olur?" diye ortaya atilma. Cunku 
sana agik sekilde anlattik ki butun esya yaraticisindan sadir 
olmustur. Bunun sebebi de yaraticmm onlara iliskin ilmidir. 
Cunku cehalet karanhgmdan kesinlikle higbir sey sadir ol- 
maz. Bir seyin varhgi yokluktan, yani cehaletten kaynaklanir 
mi? Kendisi mevcut degilken bir sey ihdas edebilir mi? icat 
etmenin, varhk bahsetmenin varhgi olmayan birinden baska- 
sina bahsedilmesi mumkun mudur? Olmayanm cbmertlik 
gbstermesine imkan yoktur. Diger bir ifadeyle olmayan bir 
seyden nimetlerin bahsedilmesi beklenemez. §u ayeti oku- 
mussundur: "O'nun bilgisi di§inda higbir di§i gebe kalmaz ve 
dogurmaz. " (Fussilet, 47) Gbrijyor musun, ayet, nasil esya- 
nm varligmin sebebinin ilimden baska bir sey olmadigini 
agikhyor? Tipki bunun gibi, saghgi tasavvur ettigimiz zaman, 
icimizde saghk kavrami meydana gelir. Hasathgi tasavvur 
ettigimiz zaman da icimizde hastahk kavrami meydana gelir. 
Buna yakm bir brnek sudur: Guzel bir sureti tasavvur etmek, 
insanm icinde sehvet gucunij heyecana getirir. Cirkin bir 
sureti tasavvur etmek ise herhangi bir sey gerektirmez. Tarn 
tersine bazen tasavvur edenin bfke uyandiran bir suret ta- 
savvur etmesinden dolayi nefret gucunij uyandinr. Buraya 
kadar anlattiklanmiz, nefsani tasavvurlann hadiselerin mey- 
dana gelisinin baslangici olabildigine iliskin gbruse dair 
meshur bir mukaddimedir. 



251 

Hali kusur sininna ulasan bir kimsenin yanmda burhani 
varhklar aracihgiyla nefsin fitratmdan kaynaklanan vicdani 
varhklann ikrar edilmesi gerekir. Boyle bir kimse zorlukla 
kabul eder. Bu yuzden bastan itibaren kabul etmeyenler 
soyle dursun, zorlukla kabul edenlerle konusmayi da terk 
etmek gerekir. "Sen «Allah» de, sonra onlan birak, daldiklan 
bataklikta oynayadursunlar!" (Enam, 91) "Onlan birak; yesin- 
ler, eglensinler ve bo§ Omit onlan oyalayadursun." (Hicr, 3) 
"Sen birak onlan, batila dalsinlar, oynaya dursunlar." 
(Zuhruf, 83) "Cahillerden yuz gevir." (Araf, 199) gibi ayetler 
iste bu tiir insanlara ybnelik isaretlerdir. 

Sonra bu ikinci akildan, yine bu uc itibar ve tasavvurlar 
baglaminda baska bir akil, nefis ve felek sadir olur. Derken 
bu nurlar ve sualar unsuri alemin heyulisinin sadir oldugu 
son akla varana kadar uzayip gider. Bu nurlar parlakhgin 
gucune ve zayifhgina gore tertip edilmislerdir. Nurun kayna- 
gma yakm olanlar daha parlak, ona uzak olanlarm ise parlak- 
hklari zayif olur. Nihayet nurlarm sonuncusundan birakm 
baskasmi, zatini dahi akledemeyen zulmani bir cevher olan 
heyuliden baska bir sey hasil olmaz. Dolayisiyla heyuli onun 
golgesi ve sukunet veren yagmurudur. Nitekim tabiat da 
heyulinin golgesidir. Golgenin golgesi gblgeden daha karan- 
hk olur. Bir bakima letafet agisindan akil mertebesine ve 
yogunluk agisindan da cisim kapsamina girecek duzeye 
ulasmamistir. Ta ki katihgi ve hacmi olsun. Bilakis katihk 
onda cismi suret aracihgiyla hasil olur. Bbylece unsuri bir 
cisim olarak belirginlesir. Buytik bir atesten sigrayan bir 
kivilcimi, sonra bu kivilcimdan kopan ikinci, ondan ayrilan 
ijguncu, ondan da ayrilan besinci...kivilcimi gozunun onune 
getir. Sonunda kivilcimlar isigi olmayan bir katreye donu- 
sunceye kadar uzayip gider. Tipki en yuce semadan en son 
semaya kadar uzanan gbk katmanlanna serpistirilmis kivil- 
cimlardan bir damla olan ay gibi isiksiz hale gelir. Qunku 



252 

kimi parlakhk ve sbnukluk bakimindan birbirlerinden farkh 
olarak tertip edilmis bu nurlar, yukanda sbzu edilen makul 
nurlann gblgeleridir. Allah "bu misalleri insanlara dusunsun- 
lerdiye veriyor." (Hasr, 21) 

Sonra felegin ig organlan konumundaki bu unsuri cisim 
de felege yakmhgi ve uzakhgi vasitasiyla dbrt kisma ayrihr. 
Felege en yakm olani, sicak, ona en uzak olani, soguk, bu 
ikisinin arasmda olanlan ise orta derecede sicak ve soguk 
olmak durumundadirlar. Bu dbrt kisim da semavi hareketler 
vasitasiyla ve yildizlarm eserlerini icra etmeleri sonucu etkin- 
lik gbstermeleri aracihgiyla zorla bulunduklan yerden gikmak 
suretiyle surekli bir kaynasma icindedirler. Ki cuzilerinin 
kuguk zerrelerini tek ve kahhar olan Allah'tan, kullilerini ise 
Allah ve "ilimde yuksek payeye erisenler ise: Ona inandik; 
hepsi Rabbimiz tarafindandir, derler." (Al-i imran, 7) Yani 
kullileri, cuzileri, sabiteleri ve degiskenleri... Hepsi de Allah 
katindandir. 

Sonra.. bunlarm kaynasmasindan dbrt sonuc elde edilir. 
Bunlardan biri yagmurlar yagdiran bulut, degdigi yeri delip 
gegen alev toplari, kar, yagmur, sualar, nurlar, ruzgarlar, 
ugultulu denizlerin dalgalan ve galkantilan, gbk kusagi ve 
kuyruklu yildizlar gibi havanm etkileri sayilan olgulardan 
olusur. Yuce Allah bir ayette sbyle buyurmustur: "Bunlan 
§eytanlara ati§ taneleri yaptik." (Mulk, 5)Yani ates kuresin- 
den inen kivilcimlar yaptik. Ki bundan maksat da yerden 
semanm en yuksek katmanina yukselip orada sicakhk ve 
letafet vasitasiyla tutusmaya hazir hale geldigi igin tutusup 
aleve dbnusen dumandir. 

ikincisi madenlerdir. Bunlara arz tabiati hakimdir. Bu 
yuzden yerin derinliklerinde olusurlar, agik ve yuksek yerler- 
de gbrunmezler. Bunlarm dengelisi ve en islenebiliri yakuttur. 
Bunun sebebi de cevherinin safhgi ve suretinin berrakhgidir. 



253 

Uguncusij bitkilerdir su karakteri bunlara hakimdir. Bu 
yuzden topragm icinden filizlenir ve uzerinde sabit kahr. 
Suyun bir cuzudur. 

Dorduncusu ise canhlardir. Bunlara da hava ozelligi ha- 
kimdir. Bu yuzden havayi solumadan yasayamazlar. Nitekim 
hukema soyle demistir: Yuce Allah'm bu dort urunden yarat- 
tigi seyler ya yerin iginde, ya ustunde ya da hem iginde hem 
ustundedirler. Bbylece bu uq halin urunlerinin her birinin bir 
mebdei, vasati ve meadi vardir. Nitekim yuce Allah soyle 
buyurmustur: "Sizi ondan (topraktan) yarattik; yine sizi oraya 
dondurecegiz ve bir kez daha sizi ondan gikaracagiz." (Taha, 
55) Ayet agik bir sekilde bu mahluklarm her birinin meadmin 
(yeniden dirilisinin) olacagmi belirtiyor. 

Bu turlerin her birinin eksiklikle baslayip kemalle biten bir 
siniri ve ifrat ile tefrit arasinda degisen dereceleri vardir. Ki 
birinden bashyor, biriyle de son buluyor. 

Canlilarm son mertebesi ve kemal derecesi insandir. Bu 
yuzden unsurlar aleminin suzulmusu ve hulasasi insandir, 
baskasi degil. insan buyuk alemdir, gunku icindeki butun 
kuvvetleri ve rukunleri segebilir. Ruhani ve cismani alemden 
bir cuz olusu goz onunde bulunduruldugunda ise kuguk 
alemdir. Kuvvetler meleklerinden, bitkisel ve hayvani nefis- 
lerden daha ustundur. Nitekim ona ybnelik seref ve sayginh- 
gm vurgulanmasi maksadiyla arz meleklerine "Adem'e secde 
edin" denilmis "Iblis harig olmak uzere, onlar hemen secde 
ettiler. Iblis cinlerdendi" (Kehf, 50) Vehim iblis'i secde etmedi. 
O cinlerden idi. Qunku beden karanhginda gizlenmisti. Rab- 
binin emrinin disina gikti ve onun rahmetinden umitsiz kaldi. 
"eblese" fiili Arapgada "eyise" (umitsiz oldu) anlamma da 
gelir. "O yuz gevirdi ve buyukluk tasladi, boylece kafirlerden 
oldu." (Bakara, 34) Qunku fasikhkta (emirlerin disina gikma) 
israr etmek kufre yol agar. Sonunda ates tabiatma bu 



254 

karakter hakim olmustur ki sehvet ve gazap guglerinin anasi 
iste bu ates tabiatidir. Yuce Allah gizli vehmi (can-cin vehmi- 
ni) cehennem karanligimn dibinde "6z ate§ten yaratti." 
(Rahman, 15) Bu da "cehennemin dibinde bitip yeti§en bir 
agagtir. Tomurcuklan sanki §eytanlann ba§lan gibidir." 
(Saffat, 64-65) §ehvet ve gazap ise "Allah'in, tutu§turulmu§, 
(yandikga) tirmamp kalplerin ta ustune gikan ate§idir." 
(Humezze, 6-7) Bu ikisinde sehvet asil gugtur. Qunku saldir- 
ganhk, kan dbkme, yaralama, vurma, kovalama ve savas icin 
gazap gucunij kolesi haline getiren sehvettir. Butun bunlann 
sebebi de iggudu ve karsi konulmaz tutkudur. Dolayisiyla bu 
da gbsteriyor ki gazap ve §ehvetten asil olan §ehvet gucu- 
dur. §ehvetin bu asli ve ba§ka gugleri istihdam edici, yonlen- 
dirici konumundandir ki Rasulullah (s.a.v) gazaptan soz 
etmemi§ ve onu ozelikle tannla§tinlan bir gug olarak zikret- 
mi§tir: Arzda tapilan tanrilann en nefret hak edeni hevadir." 
Rasulullah'in (s.a.v) bu sozu su ayetten almmistir: "Hevasim 
kendisine tann edinen kimseyi gordun mu?" (Furkan, 43) 

Bu yaratilmislann her birinin arasinda kemal ve eksiklik 
dereceleri arasinda gidip gelen ara turler vardir. Maden 
makamini astigi halde henuz bitki mertebesine ulasmamis 
mercan gibi. Ya da bitki ile hayvan arasinda bir yerde olan 
hurma gibi. Qunku her iki turden de ozellikler tasir. Bitkisel 
ozelligi beslenmesinde, buyumesine ve urun vermesinde 
kendini gbsteriyor. Hayvani ozelligi ise erkek ve disinin gift- 
lesmesini andiran asilanmasinda kendini gbsteriyor. Bu 
yuzden Rasulullah (s.a.v) "halamz hurma agacina ikramda 
bulunun" demistir. Qunku hayvan insanm babasidir. Bitki de 
hayvanm kiz kardesidir. Her ikisi de bitkinin cocuklandirlar. 
Dolayisiyla hurma agaci zorunlu olarak insanm halasi konu- 



255 

mundadir 6 . Son madde, hayvani itidal duzeyine ulasmis 
hayvan silsilesindendir. Bu yuzden bir saf, bir de tortulu yonij 
vardir. Saf tarafmdan insanhgin babasi Adem yaratilmistir. 
Nitekim Adem (a.s) safiy ve ahde vefa gbsteren olarak isim- 
lendirilmistir. Tortulu tarafmdan da hurma agaci yaratilmistir. 
Dolayisiyla insanin halasidir hurma agaci.. Ki, bitki mertebe- 
sinin sonu olan hayvan mertebesinin basindan sonuna u- 
lasmak asama ve tertip ile oldugu igin Rasulullah (s.a.v) 
soyle buyurmustur: "Adem'in hamurunu kirk gun kendi elle- 
riyle yogurdu." On gunu hayvan, on gunu bitki, on gunu 
maden, on gunu de dort unsurun imtizaci igindir. Mesela 
maymun, hayvan ile insan arasinda bir turdur. 7 Bu ara turler, 
nefis ile cisim arasindaki heyuliye benzerler. Yine ilahi co- 
mertlikten kaynaklanan turler arasinda bildigin gibi ruhani ve 
yine gok iyi anladigin gibi cismani turler vardir. "Allah'in 
nimetini sayacak olsamz sayamazsimz." (ibrahim, 34) "Rab- 
binin ihsam kisitlanmi§ degildir." (isra, 20) Kabiliyeti elverisli, 
istidat sahibi bir varhga yonelik ilahi bagis kisitlanamaz. Ama 
Tek, Hak, Bir ve Samet olan vacibu'l vucut harig. O, iginde 
bosluk ve ihtiyag bulunmayan Rabdir. Bildigin gibi bir, zorun- 
lu birliginden dolayi benzeri olmayan demektir. Tek ise, 



6 Burada turler arasi gegi§ anlaminda bir evrimden soz edilmiyor. Varlik 
turlerinin kendi iglerinde tekamul edi§leri baglaminda turler arasi ortak 
ozelliklere dikkat gekiliyor. Nitekim sonraki ifadeler evrim anlaminda bir 
gegi§ten ziyade bizim degindigimiz anlamda ayni yasaya tabi olu§ genje- 
gine i§ik tutuyor. Diger bir ifadeyle butun turlere kaynaklik olu§turan ilk 
nurun letafetten kesafete dogru bir sureg izleyerek tezahur ettigi a§amala- 
rin her birinde ruhani, nefsani ve cismani alemlerin birinin suduruna yol 
acmak suretiyle kemalini tamamlamasi anlatiliyor. Bir canli turunun daha 
ust bir canli turune evrimle§mesi degil, butun varligin ilk nurun yansimalan 
olduguna dikkat gekiliyor. (Qeviren) 

7 Bir yanli§ anlamaya meydan vermemek icin bir kez daha vurguluyoruz, 
"Maymun'un sonunda insan olacagi" gibi, islamin onemle altini gizdigi 
yaratili§ gergegine aykiri bir durum soz konusu degildir. Bunu kitabin 
butunlugunden de anlamak mumkundur. (Qeviren) 



256 

bblunmez, pargalanmaz anlammdadir. Samed ise bu iki 
anlama sahip demektir. "O, dogurmami§" (ihlas, 3)dir. §ahis- 
lara kaynakhk olusturacak bir turu yoktur. Bilakis O'nun turu 
sahsindadir. Yani O, Ondan baskasi degildir. Ondan kaynak- 
lanan Ona ek bir fazlahk degildir. Qunku O agyara karsi 
gayurdur. Allah gayurdur. Her seydeki kull de ancak bir olur. 
O en kamil kijlldur. En ustun uludur. Bu yuzden ancak birdir. 
"Dogmami§tir." (ihlas, 3) Yani, kapsamma girip, kendisinden 
dogacagi bir cinsi yoktur. Bir turun devami olmaktan beridir. 
"Onun higbir dengi yoktur." (ihlas, 4) Bildigin gibi vacibu'l 
vucudun esi yoktur. Ayette gegen "kuftiv" kelimesi, hissedilen 
ve akledilen benzer anlammdadir. Qunku ezeli hikmet bir 
turden baska bir ture asamah ve yumusak bir sekilde intikal 
eder. "Acele eden ne bir mesafe kat etmi§tir, ne de sirtina 
binecegi bir binegi kalmi§tir." Bu varhk mertebelerinin baya- 
gihk, seref, kemal, eksiklik, berrakhk, bulanikhk, canhhk, 
cansizhk, zekilik ve aptalhk olarak farkhhk arz etmeleri, turun 
suretlerini kabule hazirlayan mizaglann seref ve bayagihk 
bakimmdan farkh olmalarmdan kaynaklanmaktadir. §erefli 
olan daha bncedir, bayagilar ise arkadan gelirler. Bu basitler 
aleminde gecerli olup riayet edilmesi zorunlu bir suregtir. 
Daha dogrusu sirf rahmet ve inayettir. Fakat murekkepler 
aleminde bunun tarn tersi bir surec gegerlidir. Bunu delillerin 
gatismasina, huccetlerin bogusmasina mahal birakmayan bir 
acikhkla musahede etmek mumkundur. Kabul etme bzelligi- 
ne sahip varliklarm istidatlan feleklerin kutlelerinden gelir. 
Bunlar da feleklerin hazirlayici hareketleri sebebiyle gergek- 
lesirler. Hissedilen ve akledilen suretler ise bunlann uzerine 
katrelerin incileri ve inci gibi yagmur taneleri seklinde bitkile- 
rin maddelerine, agaglarm koklerine yagarlar ki hazinelerinde 
gizli olan gigekleri ve meyveleri ortaya gikarsmlar. "Her §eyin 
hazineleri yalmz bizim yammizdadir." (Hicr, 21) Hazine ise, 
maddelerde gizli bulunan ehliyet ve istidattir. Nitekim yuce 



257 

Allah bir ayette sbyle buyurmustur: "Gokten bereketli bir su 
indirdik, onunla bahgeler ve bigilecek daneler bitirdik. " (Kaf , 
9) §u halde hissedilen (maddi) su hissedilen varhklan sekil- 
lendirir. Nitekim Rasulullah 'in (s.a.v.) "§uphesiz rabbiniz, 
zamanimzin bazi gunlerinde rahmetinin kokulanm gonderir. 
Bu kokulardan istifade edin. "seklindeki hadisinde isaret ettigi 
gibi rahmet kokusu ve bahgenin rayihasi olarak isimlendirilen 
makul su da makul varhklan sekillendirir. Bunlar cbmertlik 
denizinden Allah'in emriyle faaliyet gbsteren akillar cihetin- 
den varhktan payi olan herkese akan iki nehirdir. Allah'in 
emriyle faaliyet gbsteren bu akillar hakkmda sbyle buyrul- 
mustur: "Allah'in kendilerine buyurduguna kar§i gelmezler ve 
emredildiklerini yaparlar." (Tahrim, 6) Yiice Allah'in Ruhu'l 
Kuds ile ilgili su ayetini hatirla: "Ben, yalmzca, sana tertemiz 
bir erkek gocuk bagi§lamam igin Rabbinin bir elgisiyim." 
(Meryem, 19) Burada Ruhu'l Kuds, kendisini tertemiz ve 
berrak hakikatleri bilen biri olarak tertemiz bir erkek gocugu- 
nun suretini bahseden olarak isimlendiriyor. Hazirlayici 
semavi kutleler ve bahsedici akillar tipki gunes gibi nurlarmin 
eserlerini kendilerine karsihk dusen varhklara, bu nurlari 
alacak kabiliyetleri oldugu igin yansitirlar. Qunku aralannda 
karsihklihk vardir ve bu yansima da liyakat, salahiyet esasi- 
na gore herhangi bir cimrilik, degistirme, eksiklik ve gevseklik 
olmaksizm gergeklesir. "Tukenmeyen ve yasaklanmayan, 
sayisiz meyveler igindedirler." (Vakia, 32) 

Eger zerrede ve en bayagi bbcekte turlerin en sereflisi- 
nin suretini ve nefsini kabul etme istidadi olsaydi, hig kusku- 
suz her ikisi de bunlara bahsedilirdi. Qunku istidatlara hak 
ettiklerini bahsetmede cimrilik yoktur. "Bunlann hepsi bir su 
ile sulamr. " (Ra'd, 4) Bundan maksat engin cbmertlik denizi- 
nin suyudur. Tertemiz varhk pinarinm suyuyla hayat bulurlar. 
Ki bu su erdemler arkmdan durmadan akmaktadir. Cbmertlik 
ve adalet pinarmdan akip hak edenlere ulasmaktadir: "Biz de 



258 

derhal nehir gibi devamli akan bir su He gogun kapilanm 
agtik. Yeryuzunde kaynaklar fi§kirttik." (Kamer, 11-12) Boy- 
lece iki su bulusur. Ulvi failler suyu ile sijfli kabiliyetler suyu 
bulusarak kemal turlerinin, fazilet cinslerinin uremesine 
sebep olurlar. "Yemi§lerinde onlann bir kismim bir kismina 
ustun kilariz." (Ra'd, 4) Ulvi faillerin etkisini kabul etme bzel- 
ligine sahip olan varhklardaki istidatlara gore yemisler birbi- 
rinden farkhhk gbsterir. Nitekim yuce Allah sbyle buyurmus- 
tur: "Biz onu ancak belli bir olguyle indiririz." (Hicr, 21) "Biz, 
her seyi bir olguye gore yarattik." (Kamer, 49) Gereksiz yere 
sagip savurma da yok haksiz yere kisma da yok, bilakis" ikisi 
arasmda orta bir yol tutar"\z. (Furkan, 67) Kerem cbmertligi 
pinarinin, kadim varhgin hayat suyu kaynaginin kurudugunu 
sanma! Bilakis her daim kaynamaktadir. Katinda az gok diye 
ayirim soz konusu olmayan zat, basit bir seyi bahsetme 
hususunda cimrilik eder mi? Bu sbylediklerimizin bazisi delil 
aracihgiyla bilinmekte, bazisi ise sezgi gucuyle kesinlik 
kazanmaktadir ki "onun yagi, neredeyse, kendisine ate§ 
degmese dahi i§ik verir." (Nur, 35) "Dileyen iman etsin, 
dileyen inkar etsin. Biz, zalimlere dyle bir cehennem hazirla- 
dik ki, onun duvarlan kendilerini gepe gevre ku§atmi§tir." 
(Kehf, 29) Allah'im! Zitlasma fitnesinden ve kinayici ciddiyet- 
sizlikten koruyan duvarlanni etrafimiza sar. 



ILKAKIL, TUBA AGACI, MUHAMMEDI RUH 

Essiz yaraticinin, mahlukati yararlandiran, brneksiz, ben- 
zersiz sanatinin hikmetini dusun! Yaratmaya nasil once 
akilla baslayip akil sahibiyle bitiriyor! Bunlarm arasmda ise 
nur ve karanhk bakimmdan birbirinden farkh bircok varhk 
vardir. Bir bakima tarlaya ekilen tohum gibidir. Baslangici 
tanedir. Sonu da tanedir. Dolayisiyla ilk Akil, butun varhklarin 
tohumu, onun dismdaki akillar gbvdesi, nefisler gbvdeden 



259 

uzanan ana kollari, feleki kutleler taze dallari, unsuri cisimler 
yapraklan, arz nefisleri cigekleri ve beseri nefisler de meyve- 
leridir. Ozu ise; Muhammedi (s.a.v) ruhtur. Bu agag comertlik 
pinarmin kenarmda bas asagi bitmis olup Tuba agaci diye 
isimlendirilmistir. Yuce Allah bu sembole soyle isaret etmistir: 
"Onlar filizini yanp gikarmi§, gittikge onu kuvvetlendirerek 
kalinla§mi§, govdesi uzerine dikilmi§ bir ekine benzerler ki 
bu, ekicilerin de ho§una gider. Kafirleri ofkelendirir." (Fetih, 
29) "O ilktir." Her sey ondan baslamistir. "Sondur." her sey 
ona dbnecektir. "Zahirdir." (Hadid, 3) Yakinhgindan dolayi 
agiktir. Nitekim yuce Allah bir ayette §6yle buyurmu§tur: "Biz 
ona §ah damanndan daha yakimz." (Kaf, 16) "Ama gore- 
mezsiniz." (Vakia, 85) "Gordugunuz ve goremediginiz uzeri- 
ne yemin ederim. "(Hakka, 38-39) Yani oyle bir yemin ediyo- 
rum ki "bilirseniz, gergekten bu, buyuk bir yemindir" (Vakia, 
76) Akledilen ve hissedilen varhklar veya gayp alemi ve 
§ehadet alemi veya mertebeleri gok yuce olan batin ve zahir 
uzerine yemin ederim. Bunlar arasinda da mertebelerine 
gore birgok kabuk vardir. 

"Nicin fiil i§ler?" §eklindeki sorulana ucuncij bir cevap o- 
larak diyorum ki: Bu varhk silsilesi bir amag veya hedef igin 
sadir olmami§tir Ondan. Qunku eksik olanin amaci olur ki 
bununla eksigini tamamlami§ olsun. Nitekim bu husus daha 
once vurgulanmi§ti. Bilakis O, butun gayelerin sonu, varila- 
cak sonlarm da sinindir. Ayrica O'nun hakkinda bir amac 
varsayilsa bile bu, onun fiili ve mahluku olacaktir. Vacip 
malul, illetinden sonra olmasi hasebiyle mutlak failin fiilinin 
illeti olabilir mi? Aksi takdirde kendisinin de illeti olacaktir. 
Ayrica butun matluplar kaginilmaz olarak mumkundurler. Bir 
§eyin yapilmasini te§vik eden amag, bilgi olarak bu §eyden 
once, varhk olarak bu §eyden sonradir. Butun mumkunlerden 
once mumkun olmayan vardir. Aksi takdirde kendisinden 
once de var olur. Ote yandan varhk itibariyle sonra olan 



260 

amacin gerceklesmesi, ancak ondan once olan baska bir 
amacla mumkun olabilir. Cunku bir amacin, zait bir amac 
olmaksizm gergeklesmesine cevaz verilirse, amaclardan an 
bir varhgin icadina da cevaz verilmesi gerekir. Sonra ikinci 
amac da uguncu bir amaci... Gerektirecektir. Boyle olun- 
ca da oncesinde sonsuz amaglar bulunmayan bir varhgi icat 
etmeye imkan olmazdi. Bu ise imkansizdir. Dolayisiyla bu 
imkansizhga bagh olan da muhal olur. Boylece bu tur bir 
varsayim tamamen yalan oldugunda suphe yoktur. Bilindigi 
gibi bir seyi bir baska seyi yapmaya iten, o seyin gergekles- 
mesinde onu istihdam etmis, hatta kolelestirmis olur. Butun 
varliklarm secde ettigi mabudu kullastiracak kimmis? Varhk- 
larin maksadi ve hepsini istihdam eden zati istihdam eden 
biri olur mu? O halde onun kendisine donuk bir amaci yoktur. 
Eger bu konuyla ilgili delilleri ortaya koymak beni kitabin 
amacinm disma gikaracak olmasaydi, bu hususla ilgili sayfa- 
lar dolusu yazilar yazacak, uzattikga uzatacak, butun anah- 
tarlar elinde olan, butun hazinelerin kapisini agan zatm 
diledigi kadar agiklamalar yapacaktim. "Gaybin anahtarlan 
Allah'in yamndadir." (Enam, 59) gorunen maddi alemi anah- 
tarlan da. "Semavatin ve arzin anahtarlan o'nundur." 
(Zumer, 63) §u halde Onun yaratmasi igin bir illet, fiili igin de 
bir gaye soz konusu degildir. Bu yuzden "Allah, yaptigindan 
sorumlu tutulamaz. " (Enbiya, 23)Yani Onun fiili zati ve irade- 
siyledir. Zati olan seylerin de illetleri sorulmaz, "nigin?" olduk- 
lan arastinlmaz. 

"Ben cinleri ve insanlan, ancak bana kulluk etsinler diye 
yarattim." (Zariyat, 56) ayetine gelince, bu ayet, "illet" anla- 
mmi ifade eden "lam" harfiyle kayithdir. Bu da cinlerin ve 
insanlann ibadet etmeleri amaciyla yaratildiklanna isaret 
etmektedir. Fakat buradaki amac, yaratilmislara donuktur, 
Allah'in yaratmasma degil. Cunku Ona ibadet etmelerinin 
maksadi, mutluluga erismeleri, Onu musahede etme 



261 

bahtiyarhgma kavusmalandir. Bu ise ancak cehd ile, ibadet 
etmekle, orug tutmakla, teheccut namazini kilmakla... Ger- 
geklesir. Asik'in amaci masuku musahede etmektir. Onun 
hazzi budur. Ama masukun bunda bir payi, bir zevki, bir 
meyli ve ozlemi yoktur. Bununla beraber yuce Allah zati icin 
asik ve zati icin masuktur, baskasi icin degil. "Sevdigi ve 
kendisini seven." (Maide, 54) Dolayisiyla Allah'a ybnelik 
sevgileri, Allah'in onlara ybnelik sevgisinin aynisidir. Cunku 
onlari esenlik yurduna (dam's selam) gagiran, onlari soz 
dinlemeye sevk eden Odur. Eger Onun onlari gagirmasi 
olmasaydi, hig kimse bbyle bir adim atmaya, akil sahiplerini 
sarhos eden bu curayi igmeye cesaret edemezdi. Topragin 
mahlukatin Rabbi ile ne ilgisi olabilir! Aradaki munasebet ve 
benzerlik o kadar uzaktir ki! Karsihkh konusma ve yuz yuze 
gelme o kadar uzak! Nitekim bu ruhani muhabbetin ve bu 
subhani sevginin vurgulanmasi amacina ybnelik cevap, yuce 
Allah'in Davud'a (a.s) sbyledigi su sbzde ortaya gikiyor: "Ben 
gizli bir hazineydim. Bilinmek istedim." Yari\ cbmertligimin ve 
kemalimin gayesi, mahlukata celalimin kunhunu bildirmekle 
gergeklesir. Ki benim cemalimi musahede bzlemiyle tutus- 
sunlar. Zatimin kemalini onlara bildirmem, ancak yokluk 
madeninde gizli eserleri tizerine serpistirilmis nurlarla parla- 
yan kudret kazmasiyla ortaya gikarmakla gergeklesebilir. 
Nitekim bu hazine, nur suresinin "kandil-fanus" ayetinde de 
gizlenmistir: "Allah, semavatin ve arzin nurudur." (Nur, 35) 
Bu yuzden Allah'in fiilleri, icine sirayet eden nur cihetiyle 
buna benzemektedir, bununla beraber benzerlik agismdan 
da alabildigine uzaktir. Ancak bu benzerlik, diger varhk turle- 
rine gore Beseri nefiste daha nurlu, daha parlak ve daha 
zahirdir. Nitekim Rasulullah (s.a.v) sbyle buyurmustur: "Yuce 
Allah Adem kadar kendisine benzeyen bir §ey yaratmi§ 
c/eg/7c//r."Ariflerden biri sbyle demistir: 



262 

Adem'i di§an gonderdigimiz zaman 

Cemalimizi de gole koymus olduk. 

Serri nigin yaratti?.. 

"Nigin serri yaratti? §errin faili ve yapani kimdir?" seklin- 
deki dorduncu sorulanna dbrduncu cevap olarak diyorum ki: 

- Butun malumlar bes kisma ayrihr. 1) Sirf hayir. 2) Hayir 
tarafi agir basan. 3) Sirf serr. 4) Ser tarafi agir basan. 5) 
Hayir ve serr esit olan. Varhk alanina sadece iki tanesi gir- 
mektedir: Sirf hayir ve hayir tarafi agir basan. Geri kalanlan 
ise fanidirler. Varhk haremine girmeye elverisli degildirler. 
Hayir, membaindan sudur etmeyen serr ybrungesinde sav- 
rulmaktadirlar. "Kotu kadmlar kotu erkeklere yaras\r." (Nur, 
26) Nitekim "temiz kadmlar temiz erkeklere yaras\r." (Nur, 
26) Serr, zatm veya zatin sifatinin yoklugudur. Yokluk ise 
kesinlikle fail gerektirmez. Ama sasi Mecusiler ve tek gbzlij 
Mutezililer bbyle bir iddiada bulunmuslardir. "Kalpleri birbirine 
benzedi." (Bakara 118) savaslan birbirine benzedigi gibi. 
Dolayisiyla serr bir varhk olarak vehm edilmemelidir. Serr 
yokluktur. Yokluk da serdir. Nitekim hayir varhktir ve varhk 
da hayirdir. Hayrin birinci kisminin ornegi akil alemi ile felek- 
ler alemidir. Qunku bu iki alem zithk karakterinden kaynakla- 
nan serr ve fesattan beridirler. Bildigin gibi bu iki alemde 
zithk da yoktur, fesat da. ikinci kisim hayrin ornegi unsurlar 
alemidir. Cunku bu alemde hayir baskmdir. Daha dogrusu 
serr ancak nadir olarak ve saz mahiyetinde bulunur. Ya 
yakici ates ve bogucu su gibi unsurlar aleminin basit varhkla- 
rinda veya helak edici gazap sarhoslugu sebebiyle yirtici 
hayvanlar ve alabildigine bencil, cimri ve birdenbire azginla- 
san yakici sehvet etkisiyle ehli hayvanlar gibi murekkep 
varhklarmda gbrulur ki buna sbyle isaret edilmistir: "Nefsini 
hevadan uzakla§tiran igin ise §uphesiz cennet yegane 



263 

barmaktir. " (Naziat, 40-41) Bakiniz, ayette cennete girmenin 
§arti olarak, ister helal ister haram olsun hevanm tutkulu 
arzulannin engellenmesi gosteriliyor. Bu da agikga gosteriyor 
ki hevanm tutkulu arzulan cennete gidi§i engelleyen bir 
olgudur, ba§ka degil. Boyle bir engel gergekle§tiginde ki§i 
cehennem ate§ine girer. Qunku cehennem ate§i §ehevi 
arzularla gevrilmi§tir. Fakat §ehevi arzulan dizginlemek de 
nefislere o kadar zor gelir. Bu yuzden Rasulullah (s.a.v) 
"cennet zorluklarla, cehennem ise §ehevi arzularla kusatil- 
mi§tir." buyurmu§tur. Ama bu da ba§ka §eyler agismdan sirf 
yarardir. Eger yaratilmasaydi 'varhgm etegi guruyecek, 
cbmertligin ridasi da kisa kalacakti.' Yoklugun mahzenlerin- 
de nice alemler kalakalacak, nice guzellikler bilinmeyecekti. 
Allah'in cbmertlik denizi gogahrken, azalmaya ba§layacakti. 
Nitekim yuce Allah cevher degerindeki bu guzel hakikati 
§6yle ifade etmi§tir: "De ki: Suyunuz gekiliverse, soyleyin 
bakalim, size kim bir akar su getirebilir?" (Mulk, 30) "De ki: 
Du§undunuz mu hig, eger Allah uzerinizde geceyi ta kiyamet 
gunune kadar araliksiz devam ettirse." (Kasas, 71) Yani 
yokluk gecesi gaybi hig sona ermeden bylece devam etse, 
kar§i konulmaz guce sahip, karanhgi dagitan Kahhar Al- 
lah'tan ba§ka kim varhk sabahmi getirebilir? §afagin eserle- 
rini geceden gikarip sabahi aydmlatabilir? Ayan pinarlarmi 
temiz bir beldeye dogru kim akitabilir? "I§te guzel bir memle- 
ket ve gok bagi§layan bir Rab!" (Sebe, 15) "Iginden irmaklar 
akar." (Bakara, 25) Tertemiz §arap irmaklan akar. "Iste bu, 
aziz olan (ve her §eyi) pek iyi bilen Allah'in takdiridir." (Enam, 
96) 

§u me§hur sbzu nakledenlerden duyup anlami§sindir: 
"Bazi §eylerin bozulmasi, gok §eyin olu§masma vesile olur." 
Eger cuzi bozulma ortadan kalksa, kulli bozulma kagmilmaz 
olur. Biz zavalh bir yoksulun elbisesini yakan ate§in yoklugu- 
nu farz edersek bir kasit olmaksizin bbyle bir durum zorunlu 



264 

olarak ortaya gikar. Hatta bu gibi brnekler feleklerin hareket- 
lerinin gakismasindan da tesadufen ortaya gikabilir. Mustag- 
ni, yuce ve hikmet sahibi olan bu gibi seylere iltifat bile 
etmez. Suleyman'in askerlerinin ayaklan altmda ezilen ka- 
rincamn varhginin ne degeri vardir ki ona iltifat edilsin. Ka- 
rincamn varhgi Suleyman'in mulkune bir yarar katmadigi gibi 
yoklugu da bir zarar vermez. Tipki denize dusen igne gibi. 
Aksi takdirde unsurlar aleminin hicbir surette var olmamasi 
gerekirdi. Qunku unsurlar alemi ancak onunla kaim olabilir. 
Ayni durum su igin de gegerlidir. Su halde, az bir serr mey- 
dana gelecek diye gok hayri terk etmek gok serr demektir. 
Yoktan ve essiz var edicinin inayeti, cbmert ve kerem sahibi- 
nin rahmeti bbyle bir seyi ihmal edemez. Bununla beraber bu 
az serr, Rahmanin kabzasmdaki akillarm isigiyla bastinlmis 
nefislerin elleri altindaki kulli curmu ihata eder gibi kendisini 
ihata eden feleklere nispetle basit bir seydir. Bu basit serrin, 
delilinin parlakhgi isiklan bastiran cenab-i kibriya ile bir 
nispeti yoktur. Su halde serr zerresini azamet gunesinin 
isigmdaki bir zerre gibi tasavvur et. Bu zerre ona bir zarar 
vermedigi gibi parlakhgmi, guzelligini, isigini ve kemalini 
arttirmaktadir. Tipki beyaz ve guzel bir yuzdeki siyah ben 
gibi guzelligine guzellik, parlakhgma parlakhk, gekiciligine 
gekicilik katmaktadir. "Senin izzet sahibi Rabbin, onlann 
isnat etmekte olduklan vasiflardan yucedir, munezzehtir." 
(Saffat, 180) Kudreti fiilleri islemek hususunda yetersiz kal- 
maktan, fiilinin misal ve sekiller tasvir etmekten uzak olmak- 
tan beridir. Ulu saltanat sahibi bu tur tahayyullerden munez- 
zehtir. 

Bununla anlasihyor ki hayir O'nun birinci dereceden kast 
edilen fiilidir. Serr ise fiilinin arasma katilmis ikinci dereceden 
ve tabi olarak kast edilmistir. Dolayisiyla serr kesinlikle baska 
bir faili gerektirmez. Bilakis hayir, O'nun zati, razi olunmus 
fiilidir. Serr ise fiiline arazdir ve razi olunmus degildir. "O, 



265 

kullarimn kufrune razi olmaz. " (Ziimer, 7) Kufur ise, Rasulun 
getirdigini tasdik etmenin olmayisidir, zorunlu olarak. Dolayi- 
siyla yok oldugu icin bir faile ihtiyaci yoktur. Ayrica bizzat 
olan bir sey de baskasiyla kaim olan bir seyden bncedir. 
"Rahmetim gazabimi gegmi§tir." Ve "Rabbiniz merhamet 
etmeyi kendisine yazdi." (Enam, 54) ifadelerinin anlamlarini 
daha once etrafhca agikladik. Bu yuzden yuce Allah hayir- 
dan baskasim kendisine izafe etmemis, bu baglamda serre 
deginmemistir. "Yoksa Rableri onlara bir hayir mi diledi?" 
(Cin, 10) ayeti de buna benzer bir anlam ifade etmektedir. 
Butun nebiler ve veliler bu yolu izlemislerdir. Ornegin bir 
ayette ibrahim'in (a.s) sbyle dedigi belirtilmektedir: "Hasta- 
landigim zaman bana §ifa veren O'dur." (§uara, 80) Dikkat 
edilecek olursa "beni hasta ettigi zaman" demiyor, aksine 
saghgm bozulmasindan ibaret olan hastahgi kendisine nispet 
ediyor. Ashab-i Kehfin su sozleri de buna brnektir: "Bize 
tarafindan rahmet ver ve bize, (§u) durumumuzdan bir kurtu- 
lu§ yolu hazirla!" (Kehf, 10) Bir sureligine su ayet uzerinde 
hafifge dusun: "Hepsi Allah katindandir" de." (Nisa, 78) Yani 
hayir da ser de Allah katindandir. "Allah'tandir" denilmiyor. 
Bilakis orta bir ifade olarak "katmda" deniyor, bbylece hayrin 
Allah'tan, serrin ise O'nun katindan oldugu ifade ediliyor. 
Yani serr fiilinin lazimidir, zatmin degil. Nitekim Rasulune 
hitaben sbyle buyurmustur: "De ki: Yarattigi §eylerin §errin- 
den, sabamn Rabbine sigimrim!" (Felak, 1-2) Burada yuce 
Allah serri, kbtuluklerin mensei olan unsurlar aleminin kay- 
nagi halk alemine izafe ediyor. Emir alemine izafe etmiyor. 
Bu da gbsteriyor ki serrin mensei halk alemidir, emir degil. 
ibn Abbas'in tefsirinde "Allah, emrine galiptir." (Yusuf, 21) 
ayeti ele almirken Allah'm kullarmdan bir kul olarak 
vasfedilen emir, serleri islemekten munezzehtir. Bununla 
beraber serrin bulunabilecegi bir konum gibi gbrunmektedir. 
Boyle iken serrin islenmesi vacibu'l vucuda yarasir mi? O sirf 
hayirdir. Aksi takdirde 'kadinlann ortuleri kirlenir, kadinlarm 



266 

ve erkeklerin sirlari agiga gikar.' Yuce Allah bbyle bir fiilden 
mtinezzehtir. 

Bunu bgrendigine gore, meleklerin "yeryuzunde fesat gi- 
karacak birini mi yaratacaksm?" (Bakara, 30) seklindeki 
itirazlanna cevap olarak buyurdugu "sizin bilemeyeceginizi 
herhalde Ben bilirim." (Bakara, 30) seklindeki sozunun sirrini 
da bgrenmis oldun. Yani azicik bir serrin zimninda nice 
bijyuk hayirlar vardir. Benim inayetim bu hayirlann zayi 
edilmesine, ihmal edilmesine cevaz vermez. Bilakis rahme- 
tim bunlann islenmesini gerektirir. 

I§ler hukmuyle can olan Allah yucedir, 

Diledigi gibi. Ne zulmeder ne de haksizlik etmeyi diler. 

Allah' in dilediginden ba§ka bir §eyin yoktur senin. 

Dilersen gonlunu ho§ tut dilersen ofkeden 61. 

Dordiincii Temel: isimlerle ilgilidir. isim, zamana bagh 
olmaksizin anlama delalet eden kelimedir. Anlam ise bazen 
ayni olabilir. Bu da mekansal bir miktara sahip olmayi gerek- 
tirir. Bazen miktardan mucerret zihinsel bir anlam olabilir. Her 
ikisi de hakiki varhklardir. Qunkij hakikatler arasinda farkhhk 
olmaz. Bazen bu anlam dilde bir lafiz olabilir. Bazen de elle 
yazilmi§ olabilir. Bunlann her biri birer kabuktur ve hakikatleri 
yoktur. Sadece ilk ikisinin anlami vardir. Bu yuzden bu son 
ikisi asirlarm, memleketlerin ve kendilerine ybnelik delillerin 
degismesiyle degisirler. Yazih anlam, lafzi anlama, lafzi 
anlam da zihni anlama delalet eder. Zihni anlam ise harici 
anlamdan algilanir. Bundan da anlasihyor ki isim, musemma 
(isimlenen) ve tesmiye (isimlendirme) zat ve hakikat olarak 
birbirlerinden ayri olgulardir. Bundan sonra hicbir faydasi 
olmayan uzun degerlendirmeleri bir kenara birak, sadece 
beyninin kaplarmi hayalin vesveselerinden armdirarak bo- 
salt. Evet, Araplann : Darabtu Zeyden (Zeydi dbvdum) 



267 

derken, Zeyd ismini telaffuz ettikleri halde dbvulenin isim 
olmadigini, bilakis musemma oldugunu biliyoruz. Bu yuzden 
bazilan lafzi anlamla, delili de medlulle kanstirmislardir. 
Bbylece olan olmus, bir sum hakikatler gundemden dusmus- 
tur. Bu mertebeleri bgrendigine gore, sunu da bilmelisin ki, 
bir anlam igin konulan isim, akli anlam icin konulmustur, 
harici anlam igin degil. Bunun iki sebebi vardir: Birincisi, 
zorunlu olarak biliyoruz ki lafizlann siniri yoktur. Oysa bildi- 
gin gibi harici varhklarin sinirh olmalan gerekir. Smirlandiri- 
lamayan bir sey sinirlandirilan bir seyle birebir brtusmez, 
bilakis ondan fazla olur. O halde sinirlandinlamayan anlam- 
lar makullerdir. Bu takdirde isimler bunlara uyar, brtusurler. 
ikincisi, diyelim ki uzaktan bir tumsek, bir kararti gbrdun ve 
onun deve oldugunu sandin, bu durumda onu bir isimle 
isimlendirirsin. §ayet bkuz veya esek sansan baska bir isimle 
isimlendirirsin. Bbylece o cismi algiladigin anlama gore 
isimlendirirsin. Bu da gbsteriyor ki isimler makul anlamlar icin 
konulmuslardir. Bu ikinci siktan anlasihyor ki harici varhk bir 
tur manevi bir ortakhga yatkmdir. Bu da supheye dusurme 
olarak isimlendirilir. Ama makul mahiyet igin bbyle bir sey 
sbz konusu degildir. Makul mahiyet hicbir sekilde ortakhga 
yatkin degildir. Ortada akli bir ayrihk vardir. Bununla beraber 
makul mahiyet ve harici varhk harigte birbirlerini gerektirirler 
ve biri olmadan digerinin harigte tahakkuk etmesi mumkun 
degildir. Nitekim heyuli ve suretle ilgili olarak, ayrica, cins, 
fasil nefis, beden, tur ve hass ile ilgili olarak bu bzelligi daha 
once vurgulamistik. Bunlar kaynaklan birbirlerine yakin 
konulardir. Bazisi bazismdan ileri gelir. Bu girisi iyice kavra- 
digma gore diyoruz ki: 

Her seyin ismi ya musemmasinin tamamina delalet eder 
veya bir cuzune ya da ondan haric bir seye delalet eder. 
Birincisine mutabakat, ikincisine tazammun, uguncusune de 
iltizam adi verilir. Birinci adlandirmanm sebebi lafzm anlami- 



268 

na butunuyle uymasidir. ikinci adlandirmamn sebebi, cuzun 
kijllun zimnma girmesidir. UguncusiJnun sebebi de harici 
seyin musemmasini gerektirmesidir. ilk ikisi ilimlerde kullam- 
lir. Ocuncusij ise tamamen terk edilmistir. Qunku lazimlan bir 
noktada durdurmak mumkun degildir. Qunku melzumun 
lazimi da lazimmin melzumudur. Lazimin lazimi da byle. Ve 
bu zincir boyle devam edip gider. Bu yuzden uguncu tur 
isimlendirme terk edilmis olarak kalmistir. Ya da bu basitlerin 
ikili, Ciclu terkiplerinden olusan murekkebe delalet eder. Zat, 
ciJz ve lazimdan murekkep anlam gibi. Bu uq basite delalet 
eden isim, murekkep anlamdan dolayi konulmustur. Basit ve 
mufretlere asla. Musemma ve lazimina delalet eden isim 
harig. Buna gore yuce Allah'm, cuzune delalet eden bir ismi 
yoktur. Qunku O, cuzden en uzak basit ve ferttir. 

Musemmasma delalet eden isme gelince, bu hususta iki 
karsit goriis ileri surulmustur. Eger "Allah'm hakikati beser 
icin makuldur" desek, bu gbrus, soguk demiri dbvmek gibi, 
sacma sapan bir soz olsa da islamin onde gelen kelamcilar- 
dan buyuk bir kismi boyle bir kanaati dillendirmislerdir. Bu 
yuzden bzellikle zikrettik ve bu hukmu buna dayandirdik. 
§byle ki: Onun bir ismi vardir ve muhakkiklerin ittifakiyla bu 
isim "Allah"dan baskasi degildir. Qunku isimler mefhumlar 
icin konulur. Eger "O'ndan sadece sifatlarm anlamlarmi 
kavnyoruz" desek, bu durumda zatinin anlammin bir ismi 
olmaz. Bu sbz bizi hukema ve kelamcilar arasmdaki "Allah'm 
hakikati beserin malumu mudur, degil midir?" meshur tartis- 
maya gbturur. Qunku anlamlardaki farkhhk tan isimlerin 
farkhhgi dogar. Sifatlarm isimlerine ve yarattigi seylere nis- 
petle itibarlara gelince, O'nun tek zatmda basit ve miirekke- 
bin olmadigi agiktir. "En guzel isimler (el-esmau'l-husna) 
Allah'indir. O halde O'na o guzel isimlerle dua edin." (A'raf, 
180) Rasulullah (s.a.v) de sbyle buyurmustur: "Allah'm dok- 
san dokuz ismi vardir. Kim bunlan sayarsa cennete girer." 



269 

Yani kim, bu isimlerin anlamlanni kendisinde gerceklestirmek 
suretiyle kendisinin isimleri haline getirirse cennete girer. 
Yoksa Ebu Cehil, asiri kufrunden degil, belki cehaletinden 
dolayi bir milyon kere Allah'in ulu isimlerini, dilinin fesahatiy- 
le, aciklamasimn netligiyle saysa, buna karsihk bu isimlerin 
delalet ettikleri bu anlamlar tabiatina oturmasa, nefsine 
naksedilmese, onun durumu "sadece gobamn bagmp gagir- 
masim i§iten hayvanlann durumuna benzer." (Bakara, 171) 
onun payina sadece dilini kipirdamanin yorgunlugu, beyani 
izhar etmenin harareti diiser. Kalp ile tasdik etmek demek 
olan imandan yoksun oldugu icin de "en buyuk ate§e gire- 
cektir." (A'\a, 12) 



YUCE ALLAH'IN BAZI ISIMLERI HAKKINDA 

Simdi yuce Allah'in bazi isimlerine kisaca isaret edelim. 

1- Allah: Bu, zatmdan tasavvur edilen anlamin ismidir. 
isimlerin en ustunu ve en ulusudur. Qunku ilahhga layik ve 
yarasir olmasi itibariyle sifatlarla mevsuf zata delalet etmek- 
tedir. Bunun anlami da sirf varhk olmasidir. Bu ise vacipligi- 
nin aynisidir. Vacipligi ise varhgidir. Varhgi da vacipligidir. 
Arada lafiz disinda higbir farkhhk, ayrihk yoktur. Lafiz ayrihgi 
da ibarelerin darhgindan ileri gelmektedir. Bunun disindaki 
isimler ise sadece sifatlara delalet etmektedirler. 

2- Rahman: Hayirve rahmetin baskalanna bahsedilmesi 
anlamma mubalaga sigasiyla delalet eden bir isimdir. Yani 
herkese ve butun vakitlerde, daima ve ara vermeden rahmet 
bahsetmektedir. "Fa'lan" kahbi tarn mubalaga ifade eder. 
"Allah" isminden sonra isimlerin en ustunudur. Qunku baska- 
lariyla ortakhgi mecazi de olsa kabul etmez. Qunku vacibu'l 
vucuda has bir sifattir, baskalan ise mumkundurler. Bu yuz- 
den yuce Allah bir ayette bu ismi Allah ismiyle yan yana 



270 

zikretmistir: "De ki: «lster Allah deyin, ister Rahman deyin. 
Hangisini deseniz olur. Qunku en guzel isimler O'na hastir.»" 
(isra, 110) Burada bu iki isim arasmda tercihten sbz edilme- 
siyle bir bakima Rahman isminin Allah ismine denk oldugu 
gibi bir anlam ifade edilmektedir. 

3- Rahiym: Bu isim de bir oncekine gore daha az du- 
zeyde olsa da rahmetin bahsedilmesine mubalaga sigasiyla 
delalet etmektedir. Ya rahmetin bazi kimselere bahsedilme- 
sini ya da bazi vakitlerde bahsedilmesini ifade etmektedir. 
"Faiyl" kahbi gogu zaman bu oranda bir mubalaga anlamma 
isaret eder. 

4- Rahim: yukandaki isimlerin tumunden daha az bir an- 
lam ifade eder. Daha dogrusu yuce Allah, zerrelerden daha 
kuguk bir varhk halk etse ve bu varhk oldugu gibi yok olsa, 
bu anlam itibariyle Allah'a rahim demek dogru olur. Tipki bir 
meseleyi bgrenen, ogrendigi gibi de unutan birine gergek 
anlamda alim=bilen denilmesi gibi. Qunku bu kalip "fail" 
vezninde olmasi itibariyle kendisinden selbi de olsa herhangi 
bir sey sadir olan herkes icin gegerlidir. Hatta Araplar, bir 
seyi yapma istidadma yakindan veya uzaktan sahip olan 
varhklar icin de kullanirlar. Tohuma bitki, nutfeye canh, sara- 
ba muskir (sarhos eden) demeleri gibi. Qunku yapisi itibariy- 
le fiilin kendisinden sadir olmasma hazirdir. Bu isimler 
"nedman, nedim, nadim, alam, aliym ve alim" veznindedirler. 

Alemler akil, nefis ve cisim olmak uzere tic tanedir. 
Vucud pinarinm comertligi, hayir ve rahmet membai her 
birine varhk bahsetmistir, ama kimine tarn, kimine eksik 
olmak uzere istidatlara gore farkh duzeylerde vermis ve her 
birine seref ve bayagihk agismdan farkh mahiyetlerde hayir 
ve kemalat sunmustur. Mahlukun kendi gahsmasma bagh 
olanlan harig. §imdi sormak gerekir: Yaratici, mahlukunun 
yaratihsi tamamlansm ve mutluluguna erissin diye onun icin 



271 

oruc tutup namaz kilar mi? Mabud, katma yaklassm diye 
kulunun kuluna dbnusur mij? Bu bir vesvesedir, onulmaz bir 
§uphedir, kara sevda gibi, Allah'in diledigi haric, tedavisi 
mumkun olmayan bir hastahktir. §u halde akil varhk, zat ve 
sifat olarak en sereflidir. Cisim en bayagidir. Nefis ise, ikisi- 
nin arasmda ortadadir. Hig kuskusuz bu alemlere nispetle 
yuce Allah icin mubalaganm guglu ve zayifhgi bakimmdan 
birbirinden farkh anlam duzeylerinde, alemlerde bulunan 
anlamlarm farkhhgi oraninda uq farkh isim turetilmistir. Dola- 
yisiyla yuce Allah, akil alemine nispetle Rahman'dir. Qunku 
varhkta akildan daha ustun bir seyin olmasi mumkun degil- 
dir. Nefis alemine nispetle Rahiym'dir. Qunku nefis alemi 
ortada yer alan alemdir. Cisim alemine nispetle de Rahim'dir. 
Cisim alemi ise en bayagidir. "Bismillahirrahmanirrahiym" 
(Rahman ve Rahiym olan Allah'in adiyla) ifadesinde, sadece 
iki ismin zikredilip uguncu ismin zikredilmemesinin sebebine 
gelince, en buyuk sultandan bvgu, tazim, ululama, saygi 
mahiyetinde sbz edilirken, teberruk ve bereketlenme amaci 
gudulurken en bayagi hizmetgilerinden, en dusuk maiyetin- 
den ve en asagi hademelerinden bahsedilmesi yakisik al- 
maz. Cisim alemi, varhgin ayrmtisi hasiyesi konumundadir. 
Cbmertlik meclisinin en arka saffma indirilmistir. Meclisinin 
ortasina kurulmus gunesine ve ayma hukumran olmus 
vacibu'l vucudun zikredildigi yerde onunla birlikte anilma 
serefine nail olamaz. Bayagi olan ancak arkadan gelir ve 
dolayh olarak zikredilir. 

Ayrica Besmelede "Billah" denilmeyip "Bismillah" denil- 
mesinin sebebi, akillarm zati bilmede yetersiz kalmalarmdan 
dolayidir. Onlara ancak isimleri ve sifatlan bilme kapasitesi 
verilmistir. Nitekim Rasulune (s.a.v) hitaben sbyle buyurmak- 
tadir: "Yuce Rabbinin admi tesbih (ve takdis) et." (A'la, 1) 
"Ulu Rabbinin adim tesbih et." (Vakia, 74) Buna karsihk 
"yuce rabbini tesbih et" ve "ulu rabbini tesbih et" dememistir. 



272 

Qunku be§erin O'nun zatini bilme yetkisi, ehliyeti yoktur. 

Beserin efendisi Rasulullah (s.a.v) bu durumda ise daha 
asagi duzeyde olan diger insanlann durumu nasildir acaba? 

Bu uyan "De ki: insanlann Rabbine, insanlann Melikine 
(mutlak sahip ve hakimine) insanlann Ilahina sigimnm!" 
(Nas, 1-3) ayetlerini tefsir eden bir anlama sahiptir. Yani O, 
terbiye etmek, beslemek ve gelistirmek suretiyle cisimlerin 
rabbi, feyzini bahsetmek suretiyle nefislerin kutlelerine hu- 
kumran oldugu iein nefislerin meliki ve akillann ilahidir. Cun- 
ku akillar ibadetle, iradeyle, tapinma ve itaatle yuzlerini 
O'nun tarafma gevirirler. Nitekim ehl-i sunnet ve'l cemaatin 
yaklasimi boyledir. 

5- Melik: Butun mevcutlarin zati kendisine ait olan de- 
mektir. Onun zati ise higbir mevcuttan degildir. Bilakis O'nun 
zati zatindan ve zati igindir. Bilindigi gibi bu ozellik sadece 
vacibu'l vucutta olur. 

6- el-Kuddus: Noksanhk addedilen her seyden temiz- 
lenmis demektir. Bu kelime, temiz su kabi demek olan kova 
anlammdaki el-kades'ten turemistir. Yuce Allah hakkinda 
mubalaga sigasi olan "feul" vezninde kullanilmistir. Yani her 
turlu eksiklikten, noksanhktan tarn temizlik O'nundur. Bunun 
yaninda butun kemalatm membaidir ve baskalarmi da algak- 
hk kirlerinden temizler ve onlari fazilet turleriyle susler. 

7- es-Selam: her turlu ayiptan ve afetten beri olan. Hie 
kuskusuz hayrin membainin mustagniligine higbirayip, kusur 
bulasmaz. Qunku O, ismetinin gucuyle bundan beridir. 

8- el-Mu'min: Bu ismin iki anlami vardir. Birincisi, korku- 
lardan ve tehlikelerden emin kilan. ikincisi, esyayi olduklan 
gibi tasdik eden. Hig kuskusuz yuce Allah, her iki anlamiyla 
da bu isme baskalanndan daha layiktir. Qunku O, kendisinin 
disinda baskalarmi da her turlu tehlikeden koruyup guvenlik 



273 

saglar. Ve O, madum ve mevcut butun seyleri delilli ve zaruri 
olmaksizin mumkun olan ust mertebede tasdik eder. Qunku 
O'nun ilmi delilliligin de zaruriligin de ustundedir. Delil, orta 
sinir vasitasiyla elde edilen bir turdur. Qunku orta sinir buyuk 
sinirdan daha agiktir. Ama butun sinirlar agikhk ve belirginlik 
bakimindan O'nun katinda taragin disleri gibi esit konumda- 
dirlar. Daha dogrusu acik, zahir ve uludur. O'nun katinda 
orta veya kuguk diye bir sey yoktur. Bunlar bize gore belirgin- 
lesen olgulardir. Zarurete gelince, bu da kisinin ihtiyan soz 
konusu olmaksizin ansizm elde edilir. Celalinin etkileri ansi- 
zin, beklenmedik seylerden munezzehtir. Qunku bu durum 
bir tur gafleti gerektirir. Oysa "kendisine ne uyku gelir ne de 
uyuklama." (Bakara, 255) O halde O, bu isme daha layiktir. 
Daha dogrusu bu isim baskalan icin uzak bir benzerlikten 
dolayi ancak mecazi olarak kullanilabilir. Ki "La ilahe illallah" 
demekle zaten bunu itiraf etmektedirler. Bu sozu sbyleyen 
kimse anlammi bilmese de canmi kihglardan, oldurucu dar- 
belerden. Ailesini, malmi ve dirligini, duzenini korumus, 
guvence altma almis olur. Nitekim her seyi mubah sayan 
birine "nigin namaz kihyorsun?"diye sormuslar, o da "bedeni 
zinde tutmak, memleketin gelenegine uymak, mail ve cocuk- 
lan korumak igin" seklinde cevap vermis. Yuce Allah bir 
ayette bu gibi adamlara sbyle isaret etmistir: "Bedeviler 
«lnandik» dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama «Boyun 
egdik» deyin. Henuz iman kalplerinize yerle§medi. "(Hucurat, 
14) Bu ayet, imanm onlarin kalplerine girmedigini vurgula- 
makla, dille belli bir sozii sbylemekten ibaret olan islamin, 
kalp ile tasdik etmekten ibaret olan imandan baska bir sey 
oldugunu gostermektedir. islami firkalar bu konuda yogun 
tartismalara girmis, bu konuyla irtibath olan kimi hususlarda 
ayrismak, kimi hususlarda da birlesmek gibi farkh konumlar 
belirlemislerdir. Ama hak bizim sbyledigimizdir. Qunku Kur'an 
hakiminden daha sadik bir tanik bulunmaz. 



274 

9- el-Muheymin (Hukmu altina alip kontrol eden): Koru- 
yan, muhafaza eden. Hie kusukusuz vacibu'l viicud, butun 
varhk mertebelerindeki mumkunleri yokluk gukuruna yuvar- 
lanmaktan korur. Cunku "goklerin ve yerin, nizamlan bozul- 
masin diye tutan." (Fatir, 41) O'dur. 

10- el-Aziz: Guglu ve nadir. Bilindigi gibi varhkta Vacibu'l 
vucudun kuvvetinden daha siddetli bir kuvvet yoktur. Bilakis 
butun kuvvetler O'ndandir. Yine Ondan daha nadir bir sey de 
yoktur. O, Ondan baskasi degildir. Ne zaman bir yerde essiz 
bir inci gbrulse "ed-durretu'l yetim" (benzeri olmayan kiymetli 
inci) olarak isimlendirilir. Oysa baska yerlerde, belki de yakm 
bir yerde ondan daha guzel incilerin bulunmasi muhtemeldir. 
Dolayisiyla gercek benzersiz, hakiki ender, gocugu, babasi, 
koruyucusu, yardimcisi olmayan, izzet ve enderlik ismine 
layik sadece O'dur. Cunku varhkta iki vacib'in birden olama- 
yacagini biliyorsun. O halde "izzet, ustunluk" gergek anlam- 
da "Allah'in", Mecazi anlamda da "rasulunun ve muminlerin- 
dir. "(Munafikun, 8) 

11- el-Cebbar: Ba§kasmi kar§i konulmaz gucuyle, em- 
rederek, ustunluk saglayarak ve istila ederek mecbur bira- 
kan. Araplar el uzanamayacak kadar yuksek olan hurma 
agacma "cebbare" derler. Bilindigi gibi Allah, varhklan cem 
etmek, ayirmak, terkip yapmak, ayristirmak seklinde genel 
olarak, ruhlari koruyup tedbir etmek seklinde ozel olarak, 
ruhlann ruhlarmi da bahsetme, destekleme hazirlama ve 
donatma seklinde mecbur eder. Dolayisiyla O, baskasini 
mecbur edendir. 

12- el-Kahhar: Yokluk karanhgini, cemalinin gunesi va- 
sitasiyla aydinlanan varhk sabahiyla kahredip ezen, galip 
gelen. 



275 

13- el-Hakim: iki anlami vardir. Birincisi, ilmi tarn alim. 
ikincisi, fiili kamil fail. Bildigin gibi hikmet ilmi ve ameli olmak 
uzere iki kisimdir. O halde hakim (hikmet sahibi) sadece 
O'dur, baskasi degil. Cunku varhk kapsamina giren fiilleri 
uzerinde baskasimn hicbir mudahalesi yoktur. Butun ilimler 
ve malumlar, O'nun ilminden kaynaklanan seylerdir. Onun 
gunesinden zerreciklerdir. Onun denizinden damlalardir. O 
halde mutlak Hakim sadece O'dur. 

14- el-Aliy: Hukum ve makam olarak insanlarm ustunde 
olan. Eger bu iki konum itibariyle ondan ustun biri varsa o, 
aliyyu'l a'la'dir (ustunler ustunudur). Cunku ondan daha 
ustun yoktur, gunku bundan bte bir ustunluk yoktur. Ustunlij- 
gun en son smiri olanm btesinde bir ustunluk olabilir mi? 
Aksi takdirde bu sefer o ustunlugun gayesi, son smiri olur. 
Dolayisiyla ustun olamaz mi? Bilakis en ustundur. Cunku 
butun ustunluklerin ustunde son smir Odur. Bu yuzden 
Rasulullah (s.a.v) soyle buyurmustur: "Yuce Allah her gece 
dunya semasina iner. "Burada Rasulullah (s.a.v) yuce Allah'i 
inmekle (nuzul etmekle) nitelemis, yukselmekle nitelememis- 
tir. Oysa inis degil, yukselis sifatiyla vasfedilmesi gerekirdi. 
Qunkij serefli sifat serefli zata yarasir, bayagi sifat da bayagi 
zata yarasir. Adaletin tamamlanmasi ve faziletin kemale 
ermesi icin gereklidir bu. Nitekim kisi, kendi kazanci uzerinde 
babasina, gocuklarma ve butun insanlara gore daha gok hak 
sahibidir. "Herkes kazandiklarma kar§i bir rehindir." (Tur, 21) 
Ama yuce Allah ululugun en ustundedir, yuksekligin son 
sininndadir. Otesi olmayan gaye, ustunu olmayan ululuktur. 
Aksi takdirde ustunde olana gore inmis, asagida sayihrdi. Bu 
yuzden Rasulullah (s.a.v), ustunlugunun btesinde ustunluk 
olmadigi igin Onu inisle (nuzulle) vasfetmistir. Ne munezzeh 
bir kemaldir ki noksanhk bile tamamhgina delalet eder. Ne 
munezzeh bir ustunluk ki inis bile celalinin ululuguna delalet 
eder! iste Miisebbihe yoksullarmin ve Kerramiye miskinlerinin 



276 

pazari burasidir. Bu yuzden korkaktirlar, surunmektedirler, 
aghktan bitap dusmus gibidirler. Tesbih ve tatilden beri ehli- 
sunnet itikadini satarak fitne metaini satin almislardir. Oysa 
Allah illete gerek olmadan mevcuddur. Vacibu'l vucut, varh- 
ginm bncesinde yokluk olmaktan munezzehtir, kadimdir. 

15- el-Azim: Hakimiyet sahibi olan buyuk(kebir), ondan 
da ustun bir makama sahip olana azim denir. Ornegin halife 
azimdir, sultan ise kebirdir. Bununla beraber bu mecazi 
hakimiyet ve yetki bakimmdan her ikisinden de daha buyuk, 
daha azim birinin bulunmasi mumkundur. Ama el-Azim'e 
gelince, butun sultanlann azameti, butun hakimiyetlerin 
ustunlugu onun ceberutunun bir yansimasmdan baska bir 
sey degildir. En buyuk hakim ve en azim sultan olamaz mi? 
Bu sifatin mecazi de olsa baska biri icin kullanilmasmin caiz 
olmadigini sbyleyen bir nebi yoktur. Bununla beraber o en 
azim sultan, en kerim hakimdir. 

16- el-Fatir: Hissedilen veya makul bir seyi ilk kendisi 
baslayarak agan ve yaran. Bu yuzden oruc tutan bir kimse ilk 
yemek yedigi zaman "iftar etti" denir. Araplar: Hazihi 
rekiyyetun fetareha ebi=bu kuyuyu babam agti, derler. Yani 
ilk olarak o bu kuyudan su gikardi. Hig kuskusuz yoklugun 
bagrmi agan, onun gizliliklerinde sakh bulunan varhklan 
kidem isiklan ignesiyle gikaran vacibu'l vucuttur. 

17- el-Bedi': Yaratmasi aletsiz olan. Bu sekilde yarat- 
mak da sirf O'na hastir. Qunku butun arag ve aletler O'nun 
yarattiklandirlar. O, esyayi aletsiz yaratmis, esyayi illetsiz 
var etmistir. Eger esyayi var etme hususunda alete ihtiyaci 
olsaydi, hem alet hem ilah baska bir alete ihtiyag duyacak- 
lardi. Bu takdirde varhk silsilesi, ilk mevcudun varhgindan 
bncesine dogru sonsuz olarak uzanacakti. Ama bbyle bir 
iddianm yalan oldugunda suphe yoktur. es-Sani' ile el-Bedi' 
arasmdaki fark sudur: eel-Bedi'in fiili zamandan ve mekandan 



277 

beridir. Es-Sani'in fiili ise zaman ve mekanin dismda olamaz. 
Dolayisiyla yuce Allah akillann, nefislerin ve cisimlerin basit- 
lerine nispetle el-Bedi', murekkeplerine nispetle de es- 
Sani'dir. Es-Sun', bir seyi baska bir seyden yaratmak demek- 
tir. el- ibda' ise, bir seyi baska bir sey olmaksizin yoktan 
yaratmaktir. Bu yuzden yuce Allah sbyle buyurmustur: "(O), 
goklerin ve yerin essiz yaraticisidir." (Bakara, 117) Cunku 
gokler ve yer basittirler ve murekkep varhklarda oldugu gibi 
goklerin ve yerin cuzleri konumunda olan baska cisimlerden 
yaratilmamislardir. Bilakis ikisini sirf izzetinin nurundan essiz 
olarak yaratmistir. Aksi takdirde goklerin ve yerin yaratihsm- 
da ihtiyac duyulan bu cuzler de onlardan ustun baska cuzle- 
re ihtiyag duyacaklardi ve zincirleme ihtiyaglar belirecekti. 
Bundan da anlasihyor ki basitlerin yaratilmasi daha buyuk, 
daha azimdir. Murekkeplerin yaratilmasina gore yaraticmm 
kuvvet ve kudretine iliskin daha guglij bir delil olusturmakta- 
dir. Cunku basitlerden once bir madde, bir imkan sbz konusu 
degildir. Ama murekkeplerde durum bunun aksidir. Bu inceli- 
gi vurgulamak maksadiyla Kur'an sembolik bir lisanla sbyle 
demektedir: "Elbette goklerin ve yerin yaratilmasi, insanlarm 
yaratilmasmdan daha buyuk bir seydir. Fakat insanlarm gogu 
bi 1 mezle r. " (Mumin, 57) 

18- el-Ahad: Birlikte mubalaga anlamini ifade eder. Bir- 
gok agidan kullanilmaktadir. A) Cins olarak bir anlaminda. 
insan ve at cinsi gibi. B) Tur olarak bir. Ayni turden iki sahis 
igin. C) Kemiyet olarak bir. Esit iki gizgi gibi. D)Herhangi bir 
ayanin sahis olarak bir olmasa. E) Sayi olarak bir. F) Zat 
olarak bir. Nokta gibi, fert cevher gibi cuzu olmayan bir sey 
igin. Bunlann tumu mecaz turleridir. Gergi zikrettigimiz bu 
tertip baglaminda bazilan hakiki anlama diger bazilarma 
gore daha yakindirlar. Dolayisiyla bunlardan hangisi daha 
basitse basitlik bakimmdan kendisinden sonra gelene gore 
bir ismini daha gok hak etmektedir. Mutlak bir ise, bir ismi 



278 

verilen bu vasiflann tumunden beri oldugu gibi ikincisi de 
yoktur. Qunku vacibu'l vucuttur. Vacibin de bildigin gibi ikin- 
cisi olmaz. 

19- el-Ferd: 'Bir'e gore daha bzeldir. Qunku bir olmanin 
yam sira bblunmeyi ve pargalanmayi da kabul etmez. Qunku 
bazi birler bolunurler. Bu ikisi ise yer kaplayan cevher gibi 
fiilen bolunmeseler de mutlak ferd, kaplayan, ama bolunme- 
yendir. Dolayisiyla O, cuzu olmayan ferd, parcasi olmayan 
kuldur. Ama diger kuller igin bu durum soz konusu degildir. 

20- es-Samed: Hem 'bir'in hem de 'ferd'in anlamim ice- 
rir. Qunku samed, boslugu olmayan seyyid demektir. Mutlak 
seyidin ustunde baska bir seyyid yoktur. Bu ise aym zaman- 
da vacip demektir. Qunku vacip, butun mumkunlerin ustun- 
dedir. Dolayisiyla birdir. Ayrica boslugu da yoktur, bu yuzden 
ferdir. Qunku boslugun olmamasi, hacmin olmamasi demek- 
tir. §u halde Allah her iki anlamda da Sameddir. 

21- el-Ganiy: Zati, sifatlan ve fiilleri itibariyle baskasin- 
dan mustagni olan. Fakir (muhtag) ise, bu uc hususlardan 
biri itibariyle baskasina bagh olandir. Vacibu'l vucudun mut- 
lak gani oldugunda kusku yoktur. Qunku bu hususlarda 
mutlak olarak her seyden mustagnidir. Baskasi ise bu husus- 
larin tumu itibariyle Ona muhtactir. "Allah zengindir, siz ise 
fakirsiniz. " (Muhammed, 38) "Rabbin zengindir, rahmet sahi- 
bidir." (Enam, 133) ayetleri zenginligin sirf Ona, fakirligin, 
muhtagligm ise baskasina bzgu olduguna isaret etmektedir- 
ler. Qunku butun Araplar ve edebiyat meydanmda at kostu- 
ranlar "elif-lam"m kaziyenin mahmulunun basma geldigi 
durumlarda mahmulun bulundugu yerle sinirh oldugunu ifade 
ettigini bilirler. §u halde bu hususta delil ve dil aym noktada 
bulusmaktadir. 



279 

22-el-Cevad: Comert. Olmasi gerekince baskalanna 
karsihksiz olarak bahseden. Gerekmeyince bahseden kimse 
comert degil, beyinsizdir. Olmasi gereken bir seyi herhangi 
bir gaye igin bahseden kimse cevher veya nimet ya da cev- 
herveya araz gayesiyle bahsetmektedir. Dolayisiyla karsihkh 
etkilesim igindedir. Bilindigi gibi yuce Allah mevcudat igin 
gerekli ve olmasi gereken zatlari ve sifatlan gayesiz ve 
karsihksiz bahseder. O, "her §eye hilkatini (varlik ve ozelligi- 
ni) veren, sonra da dogru yolu gosterendir." (Taha, 50) O 
halde Allah mutlak cbmerttir. 

23- el-Hay: iki anlami vardir: Birincisi, haya sahibi. ikin- 
cisi, idrak eden, faal. Birincisine gelince, haya, nefsin kendi- 
sinden sadir olan bir seyden dolayi etkilenerek cirkin olan bu 
seye bir daha donmeme duygusuna kapilmasi. Vacibu'l 
vucud, etkilenmekten munezzehtir. Bilakis O, baskalanna 
etki eder, baskalan da Ondan etkilenir. O, yakisik olmayan, 
uygun olmayan higbir seyin kendisinden sadir olmamasi 
anlammda haya sahibidir. Bilakis Ondan sadir olan her sey 
olmasi gerektigi gibidir. Bundan da anlasihyor ki her nefsani 
sifatm bir baslangici ve sonu vardir. Baslangiclan noksanhk, 
sonlari ise kemaldir. Ornegin gulme sifati, bir nefsani hal 
olarak baslangici, nefsin ruhun agilmasmdan etkilenmesi, 
sonu ise aradaki fiili ya da sbzlu bagdan dolayi gulmekten 
seving duymaktir. Aglama sifat da byle. Bir nefsani hal olarak 
baslangici, nefsin ruhun buzulmesinden, beyne gekilmesin- 
den etkilenmesi, sonu ise bunun akabinde aglanan kimseye 
yonelik merhamet ve sefkat duygusunun ortaya gikmasidir. 
Ofke, kin ve intikam gibi nefsani haller igin de ayni durum 
gecerlidir. Bunlann her birinin eksikligi ve kemali vardir. 
Dolayisiyla "Allah onlara gazap etmi§tir." (Fetih, 6) "§uphesiz 
Allah (hakki agiklamak igin) sivrisinek ve onun da otesinde 
bir varligi misal getirmekten haya etmez." (Bakara, 26) ayet- 
lerinde ve Rasulullah'm (s.a.v) Allah haya sahibidir ve ayiplan 



280 

ortendir. Hayayi ve ayiplan ortmeyi sever." hadisinde oldugu 
gibi bu sifatlar yuce Allah hakkinda kullanildigi zaman eksik- 
lik ifade eden baslangiclan itibariyle degil, kemal ifade eden 
sonlari itibariyle yorumlanmahdirlar. Bu kulli bir kaidedir. Onu 
akhnda tut ve sukredenlerden ol. ikincisine gelince, yani 
hayat sahibi olmasi. Bu da idrak eden ve faal olmasi anla- 
mindadir. Hig kuskusuz yuce Allah'm ilmi her seyi sayi olarak 
kusatmistir. Butiin varhk O'nun fiilidir. Bununla beraber 61- 
mez ve yok olmaz. O mutlak diridir. Ondan baska ilah yoktur. 
Mizacinda terkip olmadigi gibi eksikliginin giderilmesine de 
ihtiyaci yoktur. 

24- el-Cemil: Dis suretin ve ic suretin guzelligi anlamin- 
da kullanihr. Vacibu'l vucud hakkinda hissedilir suretin olma- 
si muhalin muhali oldugu igin bunu akli suret seklinde yorum- 
lamak gerekir. Dolayisiyla O en guzel ve en kamil seydir. 
Daha dogrusu butun guzellikler, kemaller, parlakhklar, isiklar, 
nurlar, zuhurlar, sururlar, sevingler O'ndan kaynaklanmislar- 
dir. Hatta O, baskalan igin eksiklik olan kemalin ve cemalin 
aynisidir. Nitekim "bir sey tamamlaninca eksilmesi yaklasir, 
zeval bulmasi beklenir." denilmistir. baskasinin eksikligi 
kendisinin kemali olan zat munezzehtir. Kemalinin kuvveti 
baskasinin zayifhgmin delili olan zat yuceler yucesidir. 

25- er-Rezzak: Rizik, alem ehlinin ruh ve cisim olarak 
taksim edilmis olmasina bagh olarak ruhani ve cismani ol- 
mak uzere iki kisma ayrihr. Ruhun ve cismin her birinin nzki 
vardir. Ruhlann nzki ilim ve irfan, cisimlerin nzki ise hububat 
ve ettir. Cisim, nzkmdan ahkondugu zaman oldugu gibi ruh 
da akli nziklanndan yoksun birakildigi zaman blur. Bu yuz- 
den yuce Allah cahilleri vasfederken onlari oluler diye isim- 
lendirmistir: "Dirilerle oluler bir olmaz." (Fatir, 22) Bu iki rizik 
turunun de kaynagi Allah'm katmdadir. Dolayisiyla Rezzak 
O'dur. 



281 

26- el-Kayyum: Kendi zati ile kaim olup baskasi da ken- 
disiyle kaim olan. Hig kuskusuz vacibu'l vucud bizzat kaimdir. 
Onun disindaki mumkunlerin varhgi ve devami Onunladir. 
Dolayisiyla O, mutlak olarak baskalanm kaim eden kayyum- 
dur. Cunku gbkleri ve yeri bozulup gbzulmemeleri igin tutan 
O'dur. Gokler ve yer Onun emriyle kaimdirler. Bijyuk isimler- 
den biridir bu. Cunku sadece Allah icin kullanihr. Mecazi de 
olsa Allah'tan baskasi igin kullanilmasi caiz degildir. Allah'tan 
baskasi igin kullamldigi zaman anlamini yitirir. 

27- el-Hak: Bu isim gesitli anlamlarda kullanihr: Birincisi: 
sadece varhk niteligi hak eden sey anlaminda. ikincisi: varh- 
gmm sebati anlaminda. UgiJncu: baki olmasi anlaminda. 
DordunciJ: devam etmesi anlaminda. Besincisi: yok olmayan 
anlaminda. Vacibu'l vucud, bu mertebelerin tumune sahip 
olandir. Bununla beraber bu dort mertebe baskasi igin soz 
konusu oldugunda yine ondan, onunla, onun igin ve ona 
ybneliktir. Dolayisiyla hak olmaya herkesten gok hak sahibi- 
dir. Baskasi ise batil olmaya layiktir. Qunku baskasi kendi- 
sinden zatindan dolayi varhgi hak etmez. Bilakis zati itibariy- 
le sadece yokluk hak eder. Yani kendi haline birakilsa asli 
yoklugu uzere kahr. Zati itibariyle yokluk hak eder, demiyo- 
rum. Bu takdirde sirf mumteni kapsamma girer. Bilakis zati 
itibariyle varhk hak etmemeyi hak eder. Varhk hak etmekle 
yokluk hak etmek arasmda fark vardir. Birincisi nefiy, ikincisi 
ise ispattir. Nitekim daha once menfi imkan ile imkanin nef- 
yedilmesi arasindaki farki vurgularken bu hususa isaret 
etmistik. Vacibu'l vucud olan Hak, kendisinden baska her 
seye ustunluk kurup galip geldigi igin yuce Allah sbyle bu- 
yurmustur: "Bilakis biz, Hakki batilin tepesine bindiririz de o, 
batilin i§ini bitirir. Bir de bakarsimz ki, batil yok olup gitmistir. " 
(Enbiya, 18) ez-Zuhuk, ruhun gikmasi demektir. Burada ise 
Hakkm ceberutunun isigi altmda tumunun dagihp toz duman 
olmasi, lahutunun parlakhgi denizinde batmasi anlaminda 



282 

kullamlmistir. "(Allah'a) yakistirdigimz sifatlardan dolayi 
yaziklar olsun size!" (Enbiya, 18) Bu nurdan baskasim Ona 
yakistirmamzdan dolayi size yaziklar olsun. O, mecazi esas 
alanlann dilinde zahir, havasin dilinde muzhir (izhar eden), 
havasin havasi dilinde ise kendisini ve baskasim tanitan 
anlammdadir. Hie kuskusuz cbmertlik (el-cud) nurdur. Karan- 
hk yoklugu ortadan kaldinr. Dolayisiyla bu nuru bahseden 
ondan daha nurlu ve daha parlaktir. O halde O, nurlann 
nurudur. Qunku O, zati ile mevcut olmasi cihetiyle eserlerin 
var edicisi, sirlann izhar edicisidir. Baskasinin da yaraticisi- 
dir. Dolayisiyla varhk arzini enine, boyuna, fazladan lutuf ve 
gereklilik olarak nuruyla aydmlatmistir. Derken kidem celali- 
nin heybetinin istilasi sonucu yokluk karanhginin ordulan 
bozguna ugramistir. Boylece "Allah, semavatin ve arzm 
nurudur." (Nur, 35) gercegi ispatlanmistir. 

Esmau'l Husna (Allah'm guzel isimleri) ile ilgili temel yak- 
lasim budur. Biz bu isimlerin birkag tanesini degerlendirdik. 
Diger isimleri de bu temel yaklasim esasinda degerlendirmek 
mumkundur. Qunku burada akhni kullanma becerisine sahip 
olanlar igin kulli ve yol gbsterici bir kaideye dikkat gektik. 
Bundan dolayi diger isimleri birer birer sayma geregini duy- 
madik. Ki kulli kuraldan hareketle maksadi kavrayan ve 
meseleye ciddiyetle egilen kimseler gereksiz bir detaylan- 
dirma ve oyalayici bir ayrmtilandirma dusuncesine kapilma- 
sinlar. 



283 

Hatime 

Ey dogru yolu bulmaya gahsan kimse, eger bu vasiflann 
benzerlerini nefsin icin elde ettiysen, kapasiten ve gucijn 
oranmda, aczinin ve ihtiyacimn kaldirabilecegi miktarda 
ameli ve nazari olarak bu niteliklere sahip olduysan bilmelisin 
ki kul asla mabuda dbnusmez. Ama kulun nefsi mabudun 
marifetinin nuruyla aydinlandigi zaman onun sifatlanyla 
sifatlanir. Bu yiizden Rasulullah (s.a.v) soyle buyurmustur: 
"Ey kalpleri nurlandiran! Kalbimi marifetinin nuruyla nurlan- 
dir." Qunku Rabbini bilen kimseye hicbir sey gizli kalmaz ve 
zorunlu olarak bilir ki butun esya onun igindedir. Butun cuzle- 
ri bilen kimse, kull de onun icindedir. Yani kiill, cuzlerin hari- 
cinde olmadigi gibi dahilinde de degildir. Nitekim Ariflerden 
biri sbyle demistir: 

Allah' a hamdolsun ki ne ayrilik var ne de birliktelik 

Muallim-i evvelin, aleme hayat veren ve felekleri idare 
eden kudrete iliskin bir soruya cevap mahiyetindeki su sbzu- 
nun anlami da budur: "Alemleri ve felekleri doldurdugunu da 
soyleyemem, onlardan hali oldugunu da." Allah munezzehtir, 
O, uludur, buyuktur. 

Evet, yukanda sbyledigimiz gibi eger bu sifatlan ve nite- 
likleri belirttigimiz tarzda uzerinde tasiyorsan, Allah'm ahla- 
kiyla ahlaklanmissindir. Bu takdirde Ona yakm olmayi hak 
etmis, onunla bulusma nimetini elde etmis, onun bekasiyla 
beka bulmus olursun. Qunku Allah guzeldir, ancak guzeli 
kabul eder. "O'na ancak guzel sozler yukselir (ula§ir). Onlari 
da Allah' a amel-i salih ula§tmr." (Fatir, 10) Qunku ona yakm- 
hk, onun katmda dogruluk makaminda oturmus olma nimeti- 
ne kavusmak ancak sifat ve ahlak olarak benzerlikle mum- 
kundur, cihet ve yukselis olarak degil. Bu benzerlik rabbani 
gaba sahibinin emeginin, nurani kisinin galismasmin ana 



284 

gayesidir. Bunlarla ahlaklanmak nefsin ozelligidir, bedenin 
degil. Cunkij beden kinin ve kiskanghgin kaynagidir. Aksi 
takdirde bo§una nefsini yorma, hissini ve sezgini bo§ yere 
harcama. Cunkij "Allah butun alemlerden mustagnidir." (Al-i 
imran, 97) Yoksa §ukiir lafzini dille telaffuz eden herkes 
zevkinden lezzet, lezzetinden de zevk almaz. i§te apagik hak 
budur. "I§te orada iman sahipleri imtihandan gegirilmi§ ve 
§iddetli bir sarsintiya ugratilmi§lardi." (Ahzab, 11)0 halde 
"Allah'tan sakmsmlar ve dogru soz soylesinler." (Nisa, 9) 
Nitekim bedeni degil, nefsi kemale erdirmeye te§vik edici 
mahiyette bir §air §6yle demi§tir: 

Ey bedenin hizmetkan! 

Ona hizmet etmek igin ne gok yorarsin kendini 

Zarar edilecek yerden kar beklersin 

Nefsine bak, kemale erdir onun faziletlerini 

Sen bedenle degil, nefisle insansin 

MEAD "AHiRET" HAKKINDA 

ikinci Kutub: Mead (ahiret) hakkmdadir. Meadin mahi- 
yetine ili§kin mukaddimenin bir anlamda giri§i niteligindedir. 

El-Mead kelimesi, dbnmek demektir. Bir §eyin, kopup 
geldigi duruma dbnmesi anlamindadir. Nitekim "her §ey 
aslina doner. " Denilmi§tir. Mead'i bilmek, izafi konulan kap- 
samina girer. Bu yuzden onu du§unup anlamak ancak ba§ka 
bir §eyle mukayese etmekle mumkundur. Qunkij §eyler iki 
kisma ayrihrlar. Bir kismi hakikidir. Olduklan gibi anla§ilabilir- 
ler. Bunlari anlamak igin ba§ka bir §eye bakmaya gerek 
yoktur. Gok, yer, bitki, hayvan ve insan gibi. Kisaca kendi 
nefisleriyle kaim olan biitun §eyler bu kisma girerler. 



285 

Bazi seyler de vardir ki izafidirler. Bunlari anlamak, du- 
sunmek icin de kendilerinin disindaki bir seye bakip onu 
esas almak gerekir. Babahk, ogulluk, ilim, kudret, ust, alt, 
mutluluk ve bedbahthk gibi arazlann buyuk kismi bu kapsa- 
ma girer. Daha dogrusu arazlardan iki cins, yani kemiyet ve 
keyfiyet bunun dismdadir. Qiinkii bunlari baska bir seye 
bakmadan anlamak, dusunmek mumkundur. Ama diger ulvi 
cinsler igin bildigin gibi bunu sbyleyemeyiz. Meadi bilmek de 
bunun gibidir. Bu yuzden meadi bilip anlamak icin uc seyi 
bilmeye ihtiyac vardir: 

1- Meadin kendisi icin oldugu sey. 

2- Meadin kendisinden oldugu sey. 

3- Meadin kendisine ybnelik oldugu sey. 

Meadin kendisine ybnelik oldugu sey de meadin kendisi 
igin oldugu seye gore ya akli ruhlar igin ruhaniler alemi ya da 
cismani ruhlar igin felekler alemi olmak uzere ikiye ayrihr. 

Bundan da anlasihyor ki meleklerden ve onlarin kahplan 
ve bedenleri konumundaki feleklerden ibaret ulvi ruhlar icin 
mead yoktur. Yani alemlerinin btesinde, sonunda dbnecekleri 
baska bir alem sbz konusu degildir. Aksi takdirde sonsuz 
alemlerin varhgi gerekecekti. Bunun imkansizhgina dair delili 
daha once ortaya koymustuk. O halde akillar ve felekler 
alemi mead alemidir. Bu iki alemin dbnecekleri baska bir 
alem yoktur. ancak yuce Allah'm onlarin yikilmalanni ve yeni 
bir yaratihsla var edilmelerini dilemesi baska. 

Meadin kendisinde oldugu seye gelince, bu da sadece 
unsurlar alemidir, baskasi degil. Qunku meadin gayesi, her 
birine yarasan mutluluga nail olmalan suretiyle nefislerin ve 
ruhlann hallerini kemale erdirmektir. Bu da ancak her hak 
sahibinin hakkmi vermekle mumkun olur. Ki ihsan sahibinin 



286 

lutfunijn gbstergesi yapilan bir iyilige on misli iyilikle karsihk 
vermektir. ihsan kapsaminda bir iyilige on misli iyilikle karsi- 
hk vermenin sirri sudur: insanda etkin olan faal kuvvet sade- 
ce nurani kuvve-i natikadir. Nitekim buna sbyle isaret edil- 
mistir: "Orada muslumanlardan, bir ev halkmdan ba§ka 
kimse bulmadik. " (Zariyat, 36).. 

Bunun yanmda sbzunu ettigimiz bu kuvvet, kafir ve zalim 
kuvvetlerin tazyiki altmdadir. Ki bunlardan sekiz tanesi hiz- 
met eden ve hizmet edilen tabii kuvvetlerdir. ikisi ise sehvet 
ve gazap kuvvetleridir. Bunlar da hayvanlara has kuvvetler- 
dir. Bu yuzden bir insana bir tek ihsanda bulunan bir kimse 
bir bakima gunahkar, facir on nefse galip gelmis gibidir. 
Dolayisiyla yaptigi bu bir tek ihsana karsihk on kati iyilikle 
odullendirilmeyi hak etmistir. Nitekim bu sembolik anlatimdan 
dolayi yuce Allah rasulune (s.a.v) hitaben sbyle buyurmustur: 
"Ey Nebiy! Muminleri sava§a te§vik et." (Enfal, 65) dis kafirle- 
re karsi kuguk cihada ve ig gunahkar kuvvetlere karsi buyuk 
cihada tesvik et. "Eger sizden sabirli yirmi ki§i bulunursa, iki 
yuze (kafire) galip gelirler." (Enfal, 65) Sabirli yirmi nefis, 
azgin iki yuz nefse falip gelir. Qunku zayif olan bu nefislerin 
herhangi bir fiil agisindan sebatlan yoktur. Bu durum 
Rasulullah'm (s.a.v) zamaninda vacipti. Qunku onun zama- 
nmda nefisler kuvvetli ve tabii kuvvetler ise zayiflamisti. 
Nefislerin kuvvetliligi, kutsi nebevi nefsin nurundan destek 
gbrmelerinden ileri geliyordu. Qunku nebevi nefis, Allah'in 
arzmda ekini ve nesli helak eden ifsat edici kuvvetlerden 
olusan ordulara karsi durdurulamaz bir saldinya gegen Al- 
lah'in aslanlanndan bir aslandi. "Allah bozgunculan sevmez." 
(Maide, 64) Tabii kuvvetlerin zayifhgi ise, sultaninin hakimi- 
yetinin zayiflamasmdan kaynaklanmaktadir. Bu kuvetlerin 
sultani ise Firavun ve Semud gibi ordulann sahibi iblis'tir. 
Qunku Muhammedi gunes, hak ufuklanndan dogdugu andan 
itibaren iblis'in zulmetinin saltanati zayifladi, daha dogrusu 



287 

gucij darmadagin oldu, savasimi husranla burun buruna 
geldi. Bu yiizden "Hz. Muhammed'in gbnderilmesinden beri 
iblis'in sevindigi gbrulmemistir" denilmistir. §imdi ise "Allah, 
yukunuzu hafifletti; sizde zayiflik oldugunu bildi." (Enfal, 66) 
Qunkij sefkatinin safagi alemleri eserleriyle, yani Kur'an ve 
hadis ile aydinlatmaya devam etse de rahmet gunesi batmis- 
tir artik. "O halde sizden sabirli yuz ki§i bulunursa, (onlardan) 
ikiyuz ki§iye galip gelir." (Enfal, 66) ikiye karsi bir. Yani bir 
nefsin sehvet ve gazap kuvvetlerine galip gelmesi gerekir. 
Qunkij on kuvvet icinde bizzat kast edilen iki asil kuvvet 
bunlardir. Bu yuzden Rasulullah (s.a.v) sbyle buyurmustur: 
"Melekler iginde kopek veya resim bulunan eve girmezler." 
Kopek gazaptir, gazap akh isirir, yaralar. Resim ise sehvettir. 
§ehvetin suret (resim) olarak isimlendirilmesinin sebebi ise, 
herkesin itaatle, boyun egmekle ona ybnelmesi, onun da 
onlari istila edip kullari haline getirmesidir. "Tekrar sava§mak 
igin bir tarafa gekilme veya diger boluge ula§ip mevzi tutma 
durumu di§inda, kim oyle bir gunde onlara arka gevirirse 
muhakkak ki o, Allah'in gazabim hak etmi§ olarak doner. 
Onun yeri de cehennemdir. Orasi, vanlacak ne kotu yerdir!" 
(Enfal, 16) Vanlacak yerine kotulugu, tarn da bu davranism 
bire bir karsihgidir. Qunkij kbtuluk bu kuvvetlerden tabii 
olarak kaynaklanmistir, zorlamayla degil. Bunlardan kaynak- 
lanan bir engel, bir mani sbz konusu olmamistir. "Sadece 
getirdiginin dengiyle cezalandmlir. Onlar haksizliga ugratil- 
mazlar." (Enam, 160) Odullendirmek ve cezalandirmak 
baska bir yurtta gergeklesen olgulardir, bu dunyada gergek- 
lesmezler. Qunkij burasi amel, gahsma yurdudur, ceza ve 
odul yurdu degildir. Bu dunya kamer feleginin konkavidir. 
Kamer konkavi yaratma ve emir yetkisine sahip, muluk ve 
melekutun sahibi, din gununun hukumrani olan Allah'in 
emriyle amel ve cahsma yurdu olup ceza ve odul yurdu 
degildir. Ceza ve odul yurdunda her sey yakin derecesinde 



288 

ortaya gikar ve "o gun, ne mal fayda verir ne de evlat." (§ua- 
ra, 88) 

Mead kendisi icin olana gelince, bu da unsur aleminde 
olan, felek sahasmda bulunan seylere gore gesitli kisimlara 
ayrihr. Qunku Kur'an'da agikga ifade edildigi uzere bunlann 
her birinin bir meadi vardir. Ki Kur'an en guvenilir ve emin 
olarak nazil olan bir Kitab olmasi hasebiyle bedenlerin 
meadmi, kabirlerden dirilisini inkar edip diger dirilisleri kabul 
edenleri reddetmektedir. Bunlar bundan baskasim da bilmez- 
ler zaten. Qunku insan igin sbz konusu olan dirilis bes men- 
zilde gergekle§ir. Bu da insanin ruhu ile bedeni arasmdaki 
terkip ve imtizaca gore belirginle§ir. 

Birincisi, insanin akhnin nefis kabrinden dirilmesi. 

ikincisi, insan nefsinin ruh kabrinden dirilmesi. 

Ucuncusij, ruhunun kalp kabrinden dirilmesi. 

Dorduncusij, kalbinin kahp kabrinden dirilmesi. 

Besincisi, kahbinin arz kabrinden dirilmesi. 

Bu bes dirilis birbirini takip eden zamanlarda gergeklesir 
ve bunlann kemiyetini de onlarm yaratilmasmi ilk kez basla- 
tan Allah'tan baska kimse bilemez. Mebdei (yaratihsm bas- 
langicini) bilmeyenin meadi (yeniden dirilisi, yaratihsm tek- 
rarlanismi) bilmesine imkan yoktur. Bu yuzden yuce Allah, 
olumden sonra dirilisi (meadi) inkar edenlere, her seferinde 
ilk kez yaratihsi hatirlatiyor: 

"§u gurumu§ kemikleri kim diriltecek? diyor. De ki: Onlan 
ilk defa yaratmi§ olan diriltecek." (Yasin, 78-79) "Tipki ilk 
yaratmaya ba§ladigimiz gibi onu tekrar ederiz." (Enbiya, 
104) 



289 

Nur suresinin 35. ayetinde kandil, lamba, kristal fanus, 
agag, yag kavramlanni incelerken ilk yaratihsm (mebde) 
durumunu agiklamistik. Tekrara dusmemek ve sozii uzat- 
mamak igin yaratihsm tekrari baglaminda bir kez daha bu 
konuya girmiyoruz. Hig kuskusuz bu konuyla ilgili en etkili 
ayet sudur: "De ki: Ister ta§ olun, ister demir, isterse gozu- 
nuzde buyuyen herhangi bir mahluk! (Bunlar, Allah'in sizi 
yeniden diriltmesini gugle§tirmez.) Diyecekler ki: «Bizi tekrar 
(hayata) kim dondurecek?»" (isra, 50) Bunlara cevap olarak 
ilk yaratmanm durumu hatirlatihyor: "De ki: Sizi ilk kez yara- 
tan." (isra, 51) Yani tipki yaratmaya ve var etmeye ilk kez 
baslanan durum gibi olacaktir. Bu da ister vakit, ister alet, 
ister madde, ister imkan bakimindan olsun fark etmez. ilk 
kez gergeklestikten sonra tekrari caizdir. Yani uzak bir ihti- 
mal de olsa yeni bir yaratilmaya tabi tutulmak mumkundur. 
Ama ilk kez gergeklesen yaratma eksik oldugu igin degil. 
Qunku yaratmanm eksikligi cehalete ve acizlige delalet eder. 
Bunlar ise her seyin yaraticisi, yuce sani igin muhaldir. Nite- 
kim bir siirde sbyle deniyor: 



nu. 



Boyle bir terkibe sahip varligi veren ne guzel gosterir o- 

Tekrarim nigin eksiklik ve noksanligin igine atsin ki? 

Eger bu suretler guzel olmazsa kusur kimindir? 

Eger guzel olursa bu guzellik kimin igindir? 

Bilakis yaratmayi tekrarlamasinin sebebi, ilk yaratihstan 
daha guzel ve daha saglam olmasidir. Ta ki heyuli istidatlar 
yenilensin. Nitekim Salih muallim yunan filozofu dehrilerden 
biriyle tartisirken buna isaret etmistir. Zahit hekim Sokrat da 
soyle demistir: "Biz sonra gelecek bir zamanda var oluyoruz." 
Bu, meada (yeniden yaratihsa) yonelik sembolik bir isarettir. 



290 

"Ilk yaratmada acizlik mi gosterdik? Hayir, onlar yeni bir 
yaratma hususunda §uphe igindedirler." (Kaf, 15) Yani ilk 
yaratmada yorulmadik, bitkin dusmedik, aciz kalmadik ve 
zorluk gekmedik, bbyle iken ikincisinde mi butun bunlari 
gekecekmisiz? Kaldi ki sizin naklettiginiz bilgilere ve anlayi- 
simz bakimmdan bile ikincisi daha kolaydir. Qunkij bir seyi 
tekrarlamak meleke kesp etmeyi gerektirir. Nitekim yuce 
Allah sbyle buyurmustur: "Yaratmaya ba§layan, sonra onu 
tekrarlayan O'dur, ki bu, O'nun igin pek kolaydir." (Rum, 27) 
Bazilan, yuce Allah'a karsi sui edep yapmamak igin ayette 
gegen "o" zamirinin Allah'a degil, meada dbnuk oldugunu 
sbylemislerdir. Qunkij yuce Allah, bir seyde once zorlanip 
sonra kolayca yapmaktan munezzehtir. Bilakis onceki yarat- 
mada da sonraki yaratmada da kolayhk ve guzellik O'nundur. 
Ama onlar yeniden dirilisin, yeniden yaratihsin keyfiyeti 
hakkinda karisik ve bulanik bir anlayisa sahiptirler. §a§irma- 
yin, ilk kez yaratihsa bakm. Dolayisiyla uzerinde durdugu- 
muz ayet, butun unsurlann ve mevalidin meadinin, olus ve 
bozulusunun oldugunu agik bir sekilde ortaya koymaktadir. 
Qunkij ayette agikga "ister demir olun" ifadesi gecmektedir. 
Bu da madenlerin de yeniden iade edileceklerine, yeniden 
yaratilacaklarma delalet etmektedir. Ayette "isterse gozu- 
nuzde buyuyen herhangi bir mahluk" seklinde bir ifade de 
geciyor. Yani, yeniden diriltilmesini, yeniden yaratilmasini 
uzak bir ihtimal gorup gbzunuzde buyuttijgunuz varhklan da, 
onlari ilk kez yaratan yaraticilan yeniden yaratacaktir. Bun- 
lardan maksat bes smif varhgm asillandir. Bunlari da sbyle 
siralamak mumkundur: Basit unsurlar. Bunlarm olus ve 
bozuluslan ile ilgili konularda yaptigimiz agiklamalan bgren- 
digine gore, yeniden yaratilmalanndan (meadmdan) suphe 
etme. Qunkij olus ve bozuluslan bizzat ilk kez yaratilmalan 
ve yeniden yaratilmalandir. Ayni durum madenler, bitkiler ve 
canhlar igin de gegerlidir. Qunkij bu mevalidlerin cuzileri de 



291 

bozulup olmakta, sonra var olduklan asillanyla butunlesmek- 
tedirler. iste bu dbrt asil varhk sinigi avam ve havas her 
kesin genel olarak gbzlemledigi seylerdir. Kulliyatlarinm 
durumuna da akil hukmetmektedir. Qunku bir seyin cuzu 
bozulmaya kabil oldugu zaman kulli si de bozulmayi kabul 
eder. Qunku tabiat, cuzide ve kijllide benzerlik arz eder. Ama 
kulliyatlann bozulus ve oluslan ancak birbirini takip eden, art 
arda gelen devirlerde, pes pese uzayip giden tavirlarda 
gergeklesir ki bunlarm kemiyetlerini ve keyfiyetlerini onlari ilk 
kez yaratan Allah'tan baska kimse bilemez. Nitekim yuce 
Allah sbyle buyurmustur. "De ki: Yeryuzunde gezip dola§in 
da, Allah ilk ba§tan nasil yaratmi§ bir bakin." (Ankebut, 20) 
Yuce Allah'm bizim icin yazdigi akhn veya seriatm kutsal 
arzmda gezmeye cikmaya iliskin bu emirden sonra yeniden 
yaratihs gergegini de su ifadelerle vurgulamaktadir: "Iste 
Allah bundan sonra (aym §ekilde) ahiret hayatim da yarata- 
caktir. Gergekten Allah her seye kadirdir." (Ankebut, 20) 
Burada vurgulanan husus sudur: Buyuk ve kuguk yaratihsta 
ibret ahnacak sey ilahi kudret ve ilimdir. ilim acisindan, onun 
gurumus kemiklerin zerrelerini ihata ettigi, kudret agisindan 
ise hem ilk yaratihsta hem de ikinci yaratihsta onlara hakim 
oldugu, onlari istila ettigi vurgulanmaktadir. Yani onlarm 
maddelerini kuvveden fiile, imkandan vucuba gikarmaktadir. 
Nitekim bir ayette buna soyle isaret etmistir: "Iste yeniden 
giki§ da boyledir." (Kaf, 11) Yani olulerin fena boslugundan 
beka yurdunun sahnesine cikislan bbyle olacaktir. Yaratih§m 
yeniden gergeklesmesinde ibret ahnacak hususun ilim ve 
kudret oldugunu en agik vurgulayan ifadelerden biri, yeniden 
dirilisi inkar edenlerin sbzleri aktanldiktan sonra yer verilen 
su ifadedir: "O, her turlu yaratmayi gayet iyi bilir." (Yasin, 79) 
Ayetin orijinalinde her iki kelime de mubalaga sigasiyla kul- 
lanilmistir. Burada her bir mevalid acisindan en buyuk kiya- 
met kast edilmektedir. Nitekim yuce Allah, unsurlarm en 



292 

bijyuklerinin ve en ulvisinin bozulusunu aktarmistir ki, bu, 
unsurlarm meliki ve sultanidir. Bundan maksat da atestir. 
Buna "vaha" denir. Vaha, "en buyuk ates" gibi en bijyuk 
meliktir. Cunku igine atilan her seyi istila edip kahretme ve 
yokluga donusturme ozelligine sahiptir. Nitekim soyle bu- 
yurmustur: "§imdi sen, gogun, insanlan buruyecek agik bir 
duman gikaracagi gunu gozetle." (Duhan, 10) iste bu sema- 
nm kiyametidir. Burada su noktaya dikkat gekilmektedir: 
Unsurlarm en buyugunun, en nurlusunun, en sereflisinin ve 
en parlagmm sonu boylesi bir bozulma ise, en kugijk ve en 
karanhk unsurun hali nicedir? Dikkatimize sunulan bir diger 
husus da sudur: Basit varhklar, terkipleri olmadigi halde 
sonunda bozulup gozulmeye maruz kaldiklarma gore, bil 
kuvve ve bilfiil terkipleri olan murekkep varhklar gozulmeye 
gok daha yakmdirlar. Yine Nuh tufani ile ilgili kissalar kap- 
sammda su kuresinin kiyametinden de soz edilmistir. Orne- 
gin bir yerde soyle buyruluyor: "Biz de derhal nehir gibi de- 
vamli akan bir su ile gogun kapilanm agtik. Yeryuzunde 
kaynaklar fi§kirttik." (Kamer, 11) Burada su kuresinin kulliya- 
tmin bozulusu ifade edilmektedir. Bildigin gibi bu alt ust 
oluslann sebebi sudur: Sicakhk hava kuresini istila ettigi 
zaman atese donusur. Bbylece su ve arz kuresine sirayet 
eder. Dolayisiyla kamer feleginin igi tamamen atesle dolar. 
Gok erimis bakir gibi gorunur. Nitekim bir ayette soyle buy- 
rulmustur: "O gun gokyuzu, erimi§ maden gibi olur." (Mearic, 
8) Sogukluk hava kuresini istila ettigi zaman suya donusur, 
sonra ates kuresine sirayet eder. Bu kurenin igi de dolu 
tulum gibi su ile dolar. iste kissada anlatilan tufan budur. 

insana gelince, onun icin gergek bir mead (yeniden diri- 
lis) vardir. Qunku yaratihsm ve unsurlar aleminden oluslann 
maksadi insandir. Ruhani ve cismani serefinden, ululugun- 
dan, yuceliginden ve asaletinden dolayi iki meadi vardir 
insanm. Cismani meadi: Aziz Kur'an'm haber verdigi uzere 



293 

gurijyen, dagilan ve kemikleri ufalayan bedeninin benzerine 
sahip kihnmak suretiyle yeniden dirilecektir. "Du§unmediler 
mi ki, gokleri ve yeri yaratmi§ olan Allah, kendilerinin benze- 
rini yaratmaya da kadirdir!" (isra, 99) Yani cisimlerin kulliyat- 
larini yaratan, canh beden gibi cuzi ve sahsi bir bedeni yara- 
tamaz mi? Bilakis bunu yaratmak daha kolaydir. Nitekim bir 
ayette soyle buyurmustur: "Elbette goklerin ve yerin yaratil- 
masi, insanlann yaratilmasindan daha buyuk bir §eydir." 
(Mumin, 57) burada bozulup giden bedenlerin yeniden dirilis- 
lerinin gergeklesecegine iliskin bir diger mubalagah vurguya 
yer verilmistir. Yiice Allah aziz kitabinda fani olan insan 
sahsimn benzerinin yaratilacagma iki kere deginmektedir. 
Qunku aynisinin yeniden diriltilmesi mumkun degildir. Nasil 
mumkun olsun ki? Her bozulan seyin arazlarmin, §ekillerinin, 
renklerinin ve yapilarmin da onunla birlikte bozulmasi kaci- 
nilmazdir. En azmdan bzel bir telif sbz konusudur. Bir agin 
dugumleri gbzulur de yeniden baglanirsa, zorunlu olarak 
bnceki yapidan hasil olan §ekli yok olacaktir. Yok oldugu ve 
gbzuldugu igin de onun ikinci bir kere tekrarlanmasma imkan 
yoktur. Fakat insan turunun olus muddeti ile bozulus muddeti 
arasindaki duruma gelince, akil bunu idrak etmeye gug 
yetiremez. Bu yuzden bu meseleyi bylece birakmak daha 
uygundur. Yuce Allah bir ayette sbyle buyurmustur: "Melekler 
ve Ruh, oraya, miktari (dunya senesi ile) ellibin yil olan bir 
gunde yukselip gikar." (Mearic, 4) Bu ayet, ruhun oradan 
gelisi ile oraya tekrar dbnusu arasmda elli bin senelik bir sure 
olduguna isaret etmektedir. Allah ne kast ettigini herkesten 
daha iyi bilir. §u halde insanin akhnin, nefsinin ve ruhunun 
her birinin kendi alemine yukselisi (miraci) vardir. insanin akh 
akil alemine, nefsi nefis alemine ve cismani ruhu ise felekler 
alemine yukselir. "O'na ancak guzel sozler yukselir." (Fatir, 
10) safhklan, bulanikhklan, temizlikleri ve pislikleri oraninda 
yukselirler. Ama bu yukselislerin en buyugu nefsin yukselisidir. 



294 

Qiinkii nefis emreden, nehyeden, amel eden, hirsla cabala- 
yan melikedir. Ruh ise onun cariyesi, zevcesi, binegi ve 
gblgeligi konumundadir. Bu yuzden en kuguk yukselis (mi- 
rag) onundur. Qunku menzili nefse gore daha asagidir. Yuce 
Allah bu uc miraca (yukselise) sbyle isaret etmistir: "Yuk- 
selme derecelerinin sahibi olan Allah katmdan ve hig kimse- 
nin savamayacagi ..." (Mearic, 3) 

Cismani meadin (yeniden dirilisin) gergeklesecegine ilis- 
kin genel kanit ise sudur: Sufli oluslar, ezeli kudretten kay- 
naklanirlar. Bunun vasitasi da ulvi kutlelerdir ve ulvi kutleler 
bunlarm maddelerini cbmertlik denizinden gelen suret feyiz- 
lerini kabul etmeye hazirlarlar. Nitekim sbyle denmistir: 

Adem'e §ekil verilirken yildizlar onu seyrediyordu, Utarit 
harig. 

Unsuri varhklarin eseri varhklardan etkilendigini ogrendi- 
ginde bu konuyu da ogrenmistin. Dolayisiyla insan, hayvan, 
bitki ve maden suretlerini gerektiren feleki heyetin yeniden 
yaratilasi caizdir ki bu cevaz akli zorunluluk ve vaciplik duze- 
yine kadar vardinlabilir. Bu heyet yeniden olusturuldugu 
zaman mevalidin suretleri de ister istemez yeniden olusur. 
Nitekim yuce Allah bu durumu soyle anlatmistir: "Sonra 
duman halinde olan goge yoneldi, ona ve yerkureye: Isteye- 
rek veya istemeyerek, gelin! dedi. Ikisi de «lsteyerek geldik» 
dediler." (Fussilet, 11) Yani suretleri kabul etmeye elverisli 
maddeler sadece senin karsi konulmaz emrine ve gbz ka- 
mastinci nuruna baghdirlar. Nitekim Resulullah (s.a.v) sbyle 
buyurmustur: "Allah mahlukati karanlikta yaratti, sonra uzer- 
lerine nurun serpti." Emrinin vakti geldi, "kun=ol" sbzunun 
zamanidir. O halde bu gecikme, bu teenni nedendir? Ne 
zamana kadar surecek bu erteleme ve temenni? Bu yuzden 
yuce Allah "ikisi de isteyerek geldik, dediler." buyuruyor. 
Ruhun ayrildigi kahbin kendisine veya benzerine geri 



295 

donmesine gelince, bu mesele nijbuvvet lambasindan ilmini 
alanlardan baskasi tarafmdan bilinmemektedir. Qunku bu 
meselenin bilinmesi tenasuhun sahih olmasina baghdir. Eger 
bedenlerin ve kahplarin tenasuhu sahih ise, bunu bilmek de 
caiz olur, degilse olmaz. Kisaca soylemek gerekirse, tenasu- 
hun batil olduguna inanmakla beraber ruhun bedene geri 
dbnecegini soylemek varhk ile yokluk, siyah ile beyaz ara- 
sindaki geliski kadar birbiriyle celismektedir. Dolayisiyla bu 
iki inanci telif etmek, su ile atesi, gece ile gunduzij bir araya 
getirmeye benzer. Ne var ki butun nebiler (a.s), bzellikle 
rasullerin efendisi, yollann rehberi, nebilerin sonuncusu, 
asfiyanin safisi (s.a.v) agik bir dille, 610 kabre konuluca nef- 
sin bedene avdet ettigini sbylemistir. Dolayisiyla tasdik et- 
mek zorundayiz. Nitekim akil da ilk yaratihsta caiz oldugu 
gibi nefsin yeniden bedene dbnmesini caiz gbrmektedir. 
Birinde bedene taalluk etmekte, birinde ise ondan kopmak- 
tadir. Kuguk olum dedigimiz uykuda oldugu gibi. Bu durum 
kuguk uykuda caiz olduguna gore, neden blum dedigimiz 
buyuk uykuda caiz olmasm. Bbylece kabir azabinin, munker 
ve nekir adh meleklerin sorgularmin ve ilk anda beliren deh- 
set sahneleri gibi berzah sirati uzerinde ortaya cikan korkula- 
nn sahih oldugu da ortaya gikiyor. Berzah ise nefsin beden- 
den ayrilmasmdan kiyamet meydanmda toplanma zamanina 
kadar surenin adidir. Yuce Allah uc ayette her iki halle ilgili 
olarak ruhun bedene taalluk etmesinden ve ondan kopma- 
sindan bahsetmistir. Birinci ayet: "Siz cansiz iken size can 
veren Allah'i nasil inkar edersiniz? Sonra sizi oldurecek, 
tekrar sizi dirilteceksiniz." (Bakara, 28) ikinci ayet: nefisler- 
den ve ruhlardan hikaye ile sbyle buyrulmustur: "Rabbimiz, 
bizi iki defa oldurdun, iki defa dirilttin, derler." (Mumin, 11) 
Uguncij ayet: "Allah, olenin olum zamam gelince, olmeyenin 
de uykusunda iken canlanm alir." (Zumer, 42) Bu ayetlerden 
anlasihyor ki gbnderme, tutma, olum, hayat, uyku ve uyanikhk 



296 

gibi hallerin tamami ruhun bedendeki tasarruflanndan ve 
onunla iliskisini kesmesinden ibarettir. Bunlann zamanlan 
uzun olmak, kisa olmak, zayif ve guclu olmak bakimmdan 
farkh olsa da. Ruhun beden uzerindeki tasarrufu, ya kullidir 
ya da cuzidir. Eger kulli ise, bu durumda ya zahiri ve Batmi 
butun duyulan gahstirmaktadir, dolayisiyla uyanikhk adini 
almaktadir ya da zahiri duyulan degil, sadece Batmi duyulan 
gahstirmaktadir ve uyku adini almaktadir. Bu yiizden "uyku, 
ruhun zahirden batma cekilmesinden ibarettir."denilmistir. 
Nitekim Rasulullah (s.a.v) da "uyku olumun karde§idir" bu- 
yurmustur. Qunku insanda toplam on duyu vardir. Uyku 
sirasinda bes tanesi devre disi kahr. Olumde ise tamami 
iptal olur. Bu yuzden uyku ile blum kardestir. Ama blum 
buyuk kardes, uyku ise kuguk kardestir. Eger ruhun beden 
uzerindeki tasarrufu cuzi ise, buna da intibah adi verilir. 
Nitekim Rasulullah (s.a.v) sbyle buyurmustur: "Insanlar 
uykudadirlar. Oldukleri zaman uyamrlar. " Burada Rasulullah 
(s.a.v) ruhun beden kahbi uzerindeki tasarrufunun kesilmesi- 
nin ilk zamanmi intibah olarak isimlendirmistir. iste ruhun 
beden uzerindeki tasarruflannin kisimlan bunlardan ibarettir. 
Ruhun beden uzerindeki tasarrufunun kesilmesinin kisimlan 
ise bncekilerin karsiti haller seklinde belirginlesir. Bu kesilme 
kulli ise nefis icin blum, cuzi ise intibah olarak isimlendirilir. 
Kahp igin de uyku ile uyanikhk arasi bir uguncu hal olarak 
isimlendirilir. Sufiler ise vakia, siynlma ve selp olma olarak 
isimlendirirler. Kisaca sbylemek gerekirse, ruhun yasamasi 
bedenin blumu demektir. Nitekim yuce Allah sbyle buyur- 
mustur: "Biz, 610 topraga can vermek igin semadan tertemiz 
su indirdik." (Furkan, 48) Yuce Allah, beden uzerinde tasar- 
rufta bulunan ruhu blu toprak olarak nitelendiriyor ve onu 
hakikat marifetleri suyuyla dirilttigini belirtiyor. Bu ise ancak 
ruhun beden uzerindeki tasarrufunun kesilmesi durumunda 
gerceklesir. Bir diger ayette ise ruhu guzel memleket olarak 



297 

isimlendirmektedir: "Rabbinin izniyle guzel memleketin bitkisi 
(guzel) gikar. " (Araf, 58)bu da ruhun beden blculerinden ve 
kuvvetlerinin esaretinden kurtulmasi esnasmda gergeklesir. 
Guzel memleketin bitkisinden maksat ilimleri ve marifetleridir. 
Pis nefislerden ise "faydasiz bitkiden ba§ka bir §ey gikmaz." 
(Araf, 58) bundan maksat da cehaleti, sapikhgi ve bozuk 
inanclandir. Buna benzer bir anlami su ayetten de algilayabi- 
liriz: "Old iken dirilttigimiz mi?" (Enam, 122) 

Ruhun blumu de zorunlu olarak bedenin hayatidir. Qun- 
ku cismanilerin hayati, ruhanilerin mahvinda, ruhanilerin 
hayati da cismanilerin mahvmdadir. Bu ise bazen ruhun 
nurunun kuvvetlerin karanhklarmi, bazen de karanhklarin 
kuvvetlerinin ruhun nurunu istila etmesi ile ortaya gikar. Nur 
ve karanhk bir arada olmalanna imkan olmayan zitlardir. Ne 
zaman biri ispatlanirsa, oburu ortadan kalkar. Bu yiizden 
yuce Allah sbyle buyurmustur: "Allah diledigini siler, (diledigi- 
ni de) sabit birakir. Butun kitaplann asli onun yamndadir." 
(Ra'd, 39) Bundan maksat da Cebrail'dir (yani kitaplann ash 
Cebrail'in yamndadir.) Dolayisiyla ruhun bedenle butunles- 
mesi, bedenin ondan faydalar ve nurlar iktibas etmesi ya da 
bedenden kopmasi ile ruh igin blum ve hayat halleri belirgin- 
lesir. 

"Hanginizin daha guzel davranacagim sinamak igin." 
(Mulk, 2) §u ayet de bu iki hale isaret etmektedir: "Biz, gece- 
yi ve gunduzu birer ayet (delil) olarak yarattik." (isra, 12) 
Yani ruhun bedene taalluk etmesi karanhgmi ve bedenden 
kurtulus aydmhgini birer delil kildik. §u ayet de buna ybnelik 
bir ornektir: "Gece de onlar igin bir ibret alametidir. Biz ondan 
gunduzu siymp gekeriz." (Yasin, 37)Yani nurani, rabbani 
ruhu ilim ve amel gokluguyla gekip ahriz. §u ayette ise bzel- 
likle blum haline isaret edilmektedir: "Muhakkak sen de 
oleceksin, onlar da olecekler." (Zumer, 30) Yani kuvvetlerin 



298 

iliskilerine bagh oldugunuz surece blusunuz. Onlardan ayril- 
digmizda guzel bir hayatla dirilirsiniz. Nitekim bir ayette sbyle 
buyurmustur: "Old iken dirilttigimiz ve kendisine insanlar 
arasinda yuruyebilecegi bir i§ik verdigimiz kimse mi?" (E- 
nam, 122) Bu ayet gayet net bigimde isaret ediyor ki, nefsin 
nuru iliskiler karanhgindan siyrihp melekut yticeligine ulasti- 
gmda panldar. Bu cismani mead. Ruhani meada gelince, 
bunu bilmek nefsi, nefsin bekasini, sifatlarmi ve hallerini 
bilmeye baghdir. Zatini ve cevherini daha once ogrenmistin. 
§imdi ise bedenin blumunden sonra baki kalmasinin vacipli- 
gini ogrenmek durumundayiz. Bu arada insanlarm ahsagel- 
diklerinin disinda bazi olaganustu bzelliklerine ve eserlerine 
dikkat gekmemiz gerekmektedir. Biz bunlann tumunu iki 
bolumle sinirlandinyoruz. Bu bblumlerden biri asil, bburu ise 
teferruat konumundadir. Asil konumundaki bblum, bircok 
meseleyi ihtiva etmektedir. §byle ki: 

Birinci mesele: Nebilerden ve filozoflardan olu§an 
90k sayida insanin dilinden dufmeyen bazi kelimelerin 
tefsiri ile ilgilidir. 

Birinci kelime, mucize. Tanimi, harikulade bir sey ola- 
rak belirlenmistir. Karsi gikmaya imkan olmayan meydan 
okumayla es anlamlidir. Bu tanim ise dbrt kayittan murek- 
keptir. Birinci kayit, 'bir sey' dememizdir. Bu, hem varhksal 
hem de yoksal seyleri kapsayan en genel ifadelerden biridir. 
Qunkii mucize, ahsilanm disinda bir seyin ortaya konmasi 
seklinde olabilir. Bu durumda varhksaldir. Bazen de ahsilanm 
engellenmesi seklinde olabilir. Bu durumda da yoksaldir. Bu 
yuzden 'bir sey' sozuyle kayitlanmistir. Varhksal mucizenin 
ornegi, her sene bir veya iki kere yagmur yagdiran bulutlann 
gonderilmesidir. Yoksal mucizenin ornegi ise bu bulutlann 
yagmur yagdirmasmin engellenmesidir. Yuce Allah su ayette 
varhksal mucizelere isaret etmistir: "Biz de ayri ayn mucizeler 



299 

olarak onlarin uzerine tufan, gekirge, habere, kurbagalar ve 
kan gonderdik." (Araf, 133) Hie kuskusuz mucize, bir kavme 
ybnelik gazap seklinde de olabilir, onlara ybnelik rahmet 
seklinde de olabilir. Bunu onlarin amellerinin Salih veya fasit 
olmasi belirler. §u ayette ise yoksal mucizeye isaret edilmis- 
tir: "Andolsun ki, biz de Firavun'a uyanlan ders alsinlar diye 
yillarca kuraklik ve mahsul kitligi He cezalandirdik." (Araf, 
130) Burada urunlerin artisimn ve yagmurlarm bereketinin 
engellenmesine isaret edilmistir. Bu ise kurakhga ve kithga 
yol agar, ikinci kayit, 'olagan ustu' dememizdir. Cunku nebilik 
iddiasinda bulunan kimseden ahsilmisa uygun bir sey olarak 
sadir olsa, her kes nebi olurdu ve ayrica nubuvvete ihtiyag 
olmazdi. Ayrica bu olaganustulugiin de nefsin gucijne ve 
zayifhgina gore belirginlesen mertebeleri vardir. Mesela bazi 
nefisler guglu olduklan igin ulvi kutlelere hukmederler. Bazen 
onlari yarmak, bazen de birlestirmek seklinde hakimiyetlerini 
gosterirler. Ornegin Efendimiz (s.a.v) ay'i yarmistir. Bazi 
nefisler hukumlerini bitkiler ve hayvanlar uzerinde icra eder- 
ler. Ornegin Musa (a.s) elindeki asasmi bazen ejderhaya, 
bazen yilana, bazen de normal asaya donusturmiistur. Kisa- 
casi cismaniler ruhanilere itaat ederler. Bildigin gibi nefsinin 
gucij daha fazla olanin hakimiyeti daha serefli ve daha guclij 
bir cisme yonelik olur. Uguncij kayit, 'meydan okumayla es 
anlamlidir' dememizdir. Ta ki nebilik iddiasinda bulunan 
kimse gergek nebinin mucizesini kendisi icin bir delil olarak 
sunmasm. §u halde mucizenin meydan okuma sartina sahip 
olmasi kacimlmazdir. Meydan okuma ise, sahitlerin huzu- 
runda ekseriyetin benzerini getirmekten aciz oldugu bir mu- 
cize iddiasini ortaya atmaktir. Bu iddianin kisinin kendi iginde 
olmasi yetmez. Aksi takdirde delil olma bzelligi ortadan 
kalkar. Dbrduncij kayit, 'karsi gikmaya imkan olmayan' de- 
memizdir. Bu kaydi bngbrmemizin sebebine gelince, cunku 
ahsilmisin disinda, olaganustu seyler goktur, sihir, tilsim, goz 



300 

bagcihk, buyuculijk gibi. Kisacasi, her insanin kendine has 
olarak sahip oldugu kuvvet, heybet, basari veya yazmak gibi 
yetenekleri kendi olgulerinde mucize mahiyetindedirler, 
cunku bir baskasi aynismi yapmakta acizdir. Ama bu yete- 
neklerin hicbiri benzerinin veya biraz daha asagisimn ya da 
daha ustununun meydan okumasindan kurtulamaz. Bu 
durumda mucize olmaktan gikar. Bu yuzden mucizeyi kesin- 
likle karsi cikilamayan olmakla kayitlandirdik. Aksi takdirde 
mucize olmaktan cikip delil olarak kahr. 

ikinci kelime: Keramet. Olagan ustu bir seydir ve muci- 
ze icin soz konusu olan diger iki kayittan yoksundur. Bilakis 
karsi cikilabilir olmasi da muhtemeldir. Bu yuzden kerametle 
meydan okumak veya makamma guvenmek caiz degildir. Bu 
noktada alimler arasmda 'Veli, kendisinin veli oldugunu bilir 
mi, bilmez mi?' seklinde bir tartisma bas gbstermistir. Benim 
kanaatime gore, velinin kendisinin veli oldugunu bilmesinin 
gerekliligine iliskin gorus gergegin ifadesidir. Qunku veli, 
Allah'a onu goruyormus gibi ya da gergekten onu gorerek 
ibadet edecek kadar yakin olan insan demektir. Ama bu da 
Allah'tan baska her seyden ilgisini kestikten sonra gercekle- 
sir. Bu takdirde de Allah'i bilmesi ve Allah'i bildigini bilmesi 
kagmilmaz olur. Aksi takdirde Allah'i bilmemis olur. Arif, 
marufunu, nefsini, irfaninin derecesini, yani velayetini bilir. 
Dolayisiyla velayetin varhgmdan habersiz velayetin var 
olabilecegini sbylemek, velayetin olmadan oldugunu sbyle- 
mek gibi inatgi tartismalarda, gereksiz cedellerde sarf edilen 
bir anlamsiz sbzden bte bir sey degildir. Dolayisiyla imkan- 
sizdir. 

Uguncu kelime: Vahiy: Sbzlukte, bir seyi bir seye surat- 
le ilka etmek anlamina gelir. Araplar bu anlamda hem "vaha" 
hem de "avha" fiilini kullanirlar. Ama ikincisi daha gok kulla- 
mlmaktadir. Bu anlamiyla cismani veya ruhani biitiin varhklan 



301 

kapsayan genel bir ifadedir. Nitekim yiice Allah goklerle ilgili 
olarak sbyle buyurmaktadir: "Her goge gorevini vahyetti." 
(Fussilet, 12) Yeryuzij ile ilgili olarak da sbyle buyurmaktadir: 
"Rabbinin ona vahyetmesiyle. " (Zilzal, 5) Daglar hakkinda da 
sbyle buyurmustur: "Ey daglar! Onunla beraber tesbih edin." 
(Sebe, 10) Disilik boyutunun azhgi ve halinin zayifhgi nede- 
niyle vahyi kabul edemeyen insan hakkinda da sbyle buyur- 
mustur: "Musa'mn anasina: Onu emzir diye vahyettik." 
(Kasas, 7) Genel anlayis itibariyle vahyin anlami budur. 

Havas acisindan ise vahiy, ulvi taraftan kabule hazir olan 
kimseye ybneltilen hafif isaret demektir. Nitekim yuce Allah 
sbyle buyurmustur: "Allah, risaletini kime verecegini daha iyi 
bilir." (Enam, 124) Ozel vahyin ruhu bundan ibarettir. Nefsin 
acilmasi arttikca bu durum latif ibarelerle, zarif sbzlerle ken- 
dini gosterir. §6yle ki en yuce melekuttan bah§edilen ve 
heykel maddesi zirhma burunen ruh, onunla butunle§tigi ilk 
zamanda zayif olur. Sonra nurlarmin yayilmasi artarak de- 
vam eder, derken butun zahir ve batin duyulara yonelir ve 
onlar uzerinde hakimiyetini kurar. Kisimlan ise, 1) kalbi 
vahiy, 2) isitsel vahiy ve 3)gbrsel vahiy olmak uzere ug men- 
zil seklinde belirginlestirilebilir. Bunlar da kalbin vahyi kabul 
etmesine yardim eden unsurlar olduklan igin yuce Allah 
birgok yerde bu ucunu birlikte zikretmistir: "Qunku kulak, goz 
ve kalp, bunlann hepsi ondan sorumludur." (isra, 36) "Ve 
sizin igin kulaklar, gozler, kalpler yaratmi§tir." (Nahl, 78) Bir 
ayette de bu ugunun akledilen, gorulen ve isitilen seylerin 
algilanmasi hususunda eksik olduklanni sbyle ifade etmistir: 
"Onlarin kalpleri vardir, onlarla kavramazlar; gozleri vardir, 
onlarla gormezler; kulaklan vardir, onlarla i§itmezler. " (Araf , 
179) Bir diger ayette de sbyle buyurmaktadir: "Onlar sagirlar, 
dilsizler ve korlerdir." (Bakara, 18) Kbrluk ve sagirhk gbz ve 
kulakla ilgili oldugu gibi dilsizlik de burada kalple ilgili olarak 
kullanilmistir. 



302 

Birinci menzil: Kalbi vahiy: 

Vahiy mertebelerinin en genelidir. En alt duzeyde de olsa 
bu dereceye sahip olmayan kimse igin nubuvvet ismi uygun 
olmaz. Cunku vahiy denilen bu isaretin mertebelerinin safh- 
gmm ve bulanikligimn kunhune bunu ilka eden Allah'tan 
baska kimse vakif olamaz. Allah'tan sonra da ruh bilebilir. 
Cunku vahyin ilkasi onun vasitasiyla gergeklesir. Nitekim 
yuce Allah soyle buyurmustur: "Allah, kullanndan diledigine 
emriyle ruhu ilka eder." (Mumin, 15) Bir diger ayette de soyle 
buyurmaktadir: Allah kendi emriyle melekleri, emrinden ruh 
He gonderir." (Nahl, 2) Bu panldayan bir nurdur ki nefs-i 
natikanin madenine atihr. "Sim§eginin panltisi neredeyse 
gozleri alir." (Nur, 43) nefhalarmin kuvvetinden, parlakhgmin 
siddetinden gozleri kor edecektir neredeyse. Bu, nefsi kendi- 
ne bindirerek en yuce menzile yukseltip sonra da asagi 
indiren buraktir. Yuce Allah soyle buyurmustur: "Battigi 
zaman yildiza andolsun." (Necm, 1) Bu, isigiyla yol gbsteren 
yildizdir, pesinden gidilen imamdir. Ama inis batis hali mij- 
cerret, kansikhklardan an ve saf olur. Bulanik beseri zulmet 
alemine yaklastiginda da yaklasmasi oranmda parlakhgi ve 
isigi izale olur, bulanikhgi ve sonuklugu artar. Beseri zulmete 
galip gelirse, ruhu tumuyle kapar, parlak, mutlu ve huzurlu 
olarak kurtulur. Nefis de derisinden butunuyle siyrihr. Bu, 
insanm olume en yakm oldugu hallerden biridir. Buna ruhani 
mirag adi verilir. Bir ayette bu hal soyle ifade edilmistir: "Ge- 
ce de onlar igin bir ibret alametidir. Biz ondan gunduzu siyi- 
rip gekeriz de onlar karanliklara gdmulurler." (Yasin, 37) 
Geride zulmani beden heykeli kahr. Bu hal ise soyle hikaye 
edilmistir: "Sonra yakla§ti, derken daha da yakla§ti. O kadar 
ki (birle§tirilmi§) iki yay arasi kadar, hatta daha da yakm 
oldu." (Necm, 8) Burada yakinlasma hali iki yay arasmdaki 
miktar seklinde ifade edilmistir. Araplarda adetti. Diisman 
olan iki sahis banstiklarmda, artik dusmanhk yapmayacakla- 



303 

rimn ifadesi olarak gergin yaylanni yan yana getirirlerdi. Ama 
tabiat kuvvetlerinin zulmeti ona galip gelirse, sbner, dagihr. 
Burasi byle bir makamdir ki burada Rasulullah (s.a.v) Cebra- 
il'e "yaklas" demis, o da "eger bir parmak kadar daha yakla- 
sirsam, yanarim" seklinde cevap vermistir. Yani beseri kuv- 
vetler karanhgma batarim. O halde yaklasmamn "tedella" ile 
ifade edilen hali vahyedene, "dunuv" ile ifade edilen hali ise 
kendisine vahiy indirilene bzgu bir harekettir. Boylece her 
birinin nuru digerine yansir. Ruh, Burak diye ifade edilen 
kutsi sualar ipine sarilmis olarak en yuce tarafa geker. "Bu- 
rak" kelimesi, simsek anlamina gelen "berk" kelimesinin 
"fual" veznine uyarlanmis seklidir. Vahyedenin inisi batan 
yildizla, ruhun ona dogru yukselisi de yaklasma fiiliyle ifade 
edilmistir. Burada yukandan asagiya dusen, tutusmus du- 
manlar yukselen ve tutu§turmaya da hazir olan yildiz brnek 
verilmi§tir. Sonra bu §ule bazen iner, bazen de yukselir. Tipki 
bir kaybolan, bir agihp yayilan §im§ek gibi. Nitekim bu hal 
§byle ifade edilmi§tir: "Andolsun onu, Sidretu'l-Munteha'mn 
yamnda onceden bir defa daha gdrmu§tu." (Necm, 13-14) 
yani e§yaya kahp veren, somutla§tiran, tasvir eden ve §ekil 
veren musavvir hayal kuvvetinin yamnda bir daha gbrmu§tu. 
Suretlerin ona ybnelik vurutlarmin yogunlugu nedeniyle de 
§byle buyurmu§tur: "Sidre'yi kaplayan kaplami§ti." (Necm, 
16) Sidretu'l Munteha olarak isimlendirilmesinin nedeni, 
hissedilen varhklarin (mahsusat) son buldugu ve akledilen 
varliklarm (makulat) basladigi makam olmasidir. Nitekim bu 
yuzden yiice Allah sbyle buyurmustur: "Cennetu'l-Me'va da 
onun yamndadir." (Necm, 15) Yani orayi astigin zaman 
ruhaniler alemine adim atmis olursun. Sonra bu sekillendirici 
(musavvir) kuvvet, natik ruhun hizmetinde olsa, ona itaat 
etse, kudsi emrine ve unsi telkinine yabanci unsurlan karis- 
tirmasa, ona cazip bir suret, parlak bir gehre verir. Hatalar- 
dan, surcmelerden, silinmelerden ve bozulmalardan korunmu§ 



304 

levhin hazinesinde gizli olan sirlari ona fisildar. iste bu suret, 
seriat dilinde, eserin muessirin ismiyle adlandinlmasina bir 
ornek olarak Cebrail diye isimlendirilmistir. Cunku bu simsek 
onun sirlarmdan, eserlerinden, sualanndan ve nurlanndan- 
dir. Yoksa faal akhn yukselis ve inisi mumtenidir. Cunku 
cisimsel baglardan beridir. Boyle iken mekan kutlesine, 
zaman darbogazina girer mi? Girerse, hadiste belirtildigi gibi 
yanar. Asil ismi buraktir. Onu makam-i mahmuduna ve gaybi 
munacat makamina tasir. Nefse vaki oldugunda "iginde 
konusma" (hadisu'n nefs), duzenli harflere ve mahrecleri 
birbirinden aynlmis seslere burundugunde ise "Allah kelami" 
olarak isimlendirilir. Tabi bunun icin de burunmenin bu halin 
iginde olmasi gerekir. Fakat baska bir halde gerceklesirse, 
"nebevi hadis" (nebi sbzu) olarak isimlendirilir. Buna ayrica 
"suphesiz degerli, guglu ve Ar§'in sahibi (Allah'in) katmda 
itibarli resulun sozu. " (Tekvir, 20)de denir. Cunku resul vah- 
yin atilmasinin, Cifurulmesinin vasitasi, haber vermenin, 
vahyi gbndermenin sebebidir. Nitekim zihnimizde herhangi 
bir anlam uyansa, bu anlam, onu telaffuz etmemizden once 
"ig konusma" (hadisu'n nefs) olarak isimlendirilir. Ama dilin 
lafizlannin ibarelerine burundugu zaman "dilin sozu" olarak 
isimlendirilir. Bu simsek, tasavvufun ilk parladigi, dogdugu 
donemlerde sufilerin dilinde doguslar ve panldayislar olarak 
isimlendirilirdi. Bu hal devam edip iyice yerlesik hale gelip 
sakin ve sabit olunca sekine olarak isimlendirilir. Nitekim 
buna soyle isaret edilmistir: "Muminlerin kalplerine sekine 
indiren O'dur. "(Fetih, 4) Bu halin sahibine "mukellem" (kelam 
edilen) ve "muhaddes" (konusulan) denir. Rasulullah (s.a.v) 
bir hadisinde soyle buyurmustur: "Ummetimde muhaddisler 
ve mukellemler vardir. Omer onlardan biridir." Bu, hayal 
kuvvetinin itaat edip hizmet sundugu durumlarda gegerlidir. 
Ama karisik olmasi durumunda, bu vahiy hali tevile muhtac- 
tir. Tipki ruyada gbrulmesi halinde tabire muhtac olmasi gibi. 



305 

Bu hal, yani agik vahiy nefs-i natika'ya vaki oldugu zaman 
onda bir hafiflige, coskuya, lezzete ve yasama sevincine, 
bedende ise bir agirhga, bezginlige, zayifhga ve bitkinlige yol 
agar. Nitekim bir ayette sbyle buyrulmustur: "Dogrusu biz 
sana agir bir soz vahyedecegiz." (Murselat, 5) Qunkij nuru, 
daha bnemli ve bedeninden daha guglij bir nurla mesgul 
olur. Nihayet nefis dudusu ugunca beden kafesi de blur. 
Dolayisiyla bu nura iltifat etmeyisi oraninda zulmeti ve bula- 
nikhgi artar. Buna karsihk iltifat etmesi oraninda da nuru, 
parlakhgi, aydinhgi ve kivilcim sacmasi da artar. Rasulullah 
(s.a.v) ile ilgili olarak "kendisine vahiy geldigi zaman, vahyin 
agirhgindan, §iddetinden ve etkisinden dolayi bindigi deve 
gbkerdi" §eklindeki rivayet tarn da bu durumu aciklamaktadir. 



ikinci Menzil: i§itsel vahiy: 

Bu hal, vahiy telkini nefsi a§ip hayvani ruha sirayet edin- 
ce gergekle§ir. Qunkij hayvani ruh, geni§liginin §iddetinden 
ve nefsin cevheri uzerine yayilmasmdan dolayi onun binegi 
konumundadir. Ve gunku nefsin cevherinin alani dardir. 
Nihayet ondan komsusuna dogru akar. Tipki daracik bir 
golete dokulen suyun oradan yakmindaki baska bir gblete 
tasmasi gibi. Ama bu vahyi telkin, tipki isigin ayna turunden 
parlak cisimlerin yuzeyine yansimasi gibi hayvani ruhun 
cevherine yayilsa, onu busbutun doldursa oradan isitme 
duyusuna sirayet eder. Qunkij ona yuklenmistir. Hayvani ruh 
ise tasiyicisidir. Binek coskudan, sevingten dolayi ask ile 
titredigi zaman binici de onun titremesi, coskusu neticesinde 
titrer. Panldayisi ve hazzi ona da yansir. Dolayisiyla isitme 
duyusundaki bu kivilcim ona nufuz eder. Lambanin isigmin 
kandilin fanusundan disari yansimasi gibi. 



306 

Uguncij Menzil: Gorsel vahiy: 

Bu durum ancak isitme duyusunun heybesinin dolmasi 
halinde kolaylasir. Dolayisiyla isitme duyusunun heybesi 
dolunca, oradan gozde birikmis havaya dogru sizar. O za- 
man vahyin suretini gbzuyle musahede ederek gorur. Gaybi 
varhk kapsaminda olan seyi en parlak ve en aydmhk heyetiy- 
le, en nurlu ve en gbz ahci susuyle seyreder. O zaman gizli 
sirlari, gaybin hazinelerinde sakh eserleri ona fisildar. Ki 
O'ndan baska kimse onlari bilemez. Ama feyziyle ve izniyle 
"diledigi rasul bunun di§indadir." (Cin, 27) Nitekim malum 
oldugu uzere Rasulullah (s.a.v) bu ayni suret uzere Cebrail'i 
iki kere gbrmustur, baska da gbrmemistir. Bazen bu gecis- 
ken lahuti isik koku alma duyusuna da sirayet eder. Bbylece 
koku duyusu onu hisseder. Nitekim Yakub (a.s) Yusuf sureti 
suresinden vuslat ayetini okumak igin Kenan cbllerinden 
parlayan simsegin kivilcimlarmin kokusunu almisti. Ozlemin 
yakici alevi Suhreverdi ne guzel soylemis: 

Yuzunun guzelliginden okurum dersimi 

Seni ba§kasma anlatmak unutulacak gibi degildir. 

Mah§erde herkes nefsim nefsim derken 

Ben aglarim ve Rabbim! Gune§im gune§im derim. 

Ya da gbmlegine kavusmanm nuruyla gbzleri aydinlanir. 
Kalbindeki o girift dugum de Qbziiliir. "Eger bana bunami§ 
demezseniz inamn ben Yusuf'un kokusunu aliyorum!" (Yu- 
suf, 94) Burada Yakub (a.s), ogullanndan kendisini bunamis- 
hkla suglamamalanni sart kosuyor. Et-Tefnid (bunamakla 
itham etmek): bbylesine bnemli bir hususta ayiplamanm en 
ileri seklidir. Qunku olayin keyfiyetini bilmiyorlardi. Bir seyi 
bilmeyen kimse onu inkar eder. Hatta ona dusman olur. 
Anadan dogma kbr olan bir kimsenin apaydmhk gunesi ve 
parlak ayi inkar etmesi gibi. Bunda gunesin de aym da hicbir 



307 

kabahati yoktur kuskusuz. Ya da gbzleri gbrdugu halde 
yildizlann varhgim, yildizlann kuguklugunden degil, gbrmesi- 
nin zayifhgindan dolayi inkar eden kimse gibi. Yildizin sure- 
tini gozler kuguk gorur. Kuguklukte yildizin degil, bakisin 
kusuru var. Bana ragmen ogullan yemin ederek Yakub'u 
(a.s) cehaletle ve dalaletle itham edip soyle dediler: "Vallahi 
sen hala eski dalaletindesin." (Yusuf, 95) Dalaletlerinin asm- 
hgmdan dolayi nebi olan babalanni dalaletle itham ediyorlar. 
Qunku kendisi hasta olan kimse herkesin hasta oldugunu 
dijsunur. insanlann temel bir bzelligidir bu. 

Hasta oldugu igin agzimn tadi aci olan kimseye 

Berrak suyun tadi aci gelir. 

Katran kabmdan bal sizmaz. Yakub (a.s) gibi Yusufun 
(a.s) miibarek suretinden ayrildigi igin durmadan aglamaktan 
dolayi gbzlerini kaybeden biri-ki iman guvenmektir ve hikmet 
Yemenlidir- onun hallerinden ve eserlerinden bizzat gbrmtis, 
musahede etmis gibi haber verir. Bu hal riyazetin ve cehdin 
sonucu olan bir vecdin ifadesidir. Ama yalanlaniyor, daha 
dogrusu bunakhkla itham ediliyor, delirmekle suglaniyor. 
Onunla ilgili en kbtu zanni besliyorlar. 

Geng adam kendinde bir olgunluk hissedince 

Ayiplayici kinamalan onemsemez olur 

Bu hal, yani koku duyusuyla algilanan vahiy, gecmiste 
pek nadir gbrulmustur. Buraya kadar vahyin Cic menzilini 
yakini ilim ybntemiyle serhettik. Zanni taklit ybntemine bas- 
vurmadik. Kuskusuz zihnin derinliklerinde bazi noktalar kaldi 
ki kalemle yazilan ibarelerle serhedilecek gibi degildirler. 
Sbzlu isaret de bunlari agiklamaya yetmez. Bu yuzden ba- 
saginda biraktik ve agiklama yoluna girmedik. 



308 

Birinci mertebe, Vahyin birinci mertebesi butun nebi ve 
rasulleri kapsar. Ama nebi ile rasul arasmda da bir takim 
farklar vardir. Bu farklardan biri, rasulun nebiye gore daha 
ozel ve daha ustun olmasidir. Her rasul nebidir, ama her 
nebi rasul degildir. Bir diger fark, nebinin butun seriatlar 
arasmda ortak olan kulli dini, yani Kitabin anasi konumunda- 
ki muhkemati, herhangi bir sistem ve seriat vaz etmeden 
riayet etmemesidir. Rasul ise milletler ve dinler arasmda 
ortak olan yol uzerinde izlenen bir seriat koyan ve buna dair 
huccet ve delil sunan kimsedir. Rasulun ortaya koydugu 
huccet ve delil birgok veli ve arif icin de gegerlidir. Ama veli- 
ler icin olan parlakhk ve aydmhk bakimmdan nebiler icin 
olana gore daha asagidadir. Qunku velilerin nefisleri kuvvet 
bakimmdan nebilerin nefislerinden daha asagidir. 

ikinci mertebe, bazilarma hastir. Ornegin Musa (a.s) Al- 
lah'm kelammi duymus, ama hie kimseyi gbrememistir. 
Bilakis teyit sigasiyla ruyetten (Allah'i gormekten) men edil- 
mistir. Qunku asi mutehayile gucij bu baglamda saflasma- 
mistir, bulaniktir. Bu tur isteklerden bu yuzden sert bir uslup- 
la vazgecirilmistir. Apagik delillere kanaat getirmesi emredil- 
mistir. Nitekim bu sert ve etkili vazgegirmenin ardmdan ona 
soyle hitap edilmistir: "Ey Musa! dedi, ben risaletlerimle 
(sana verdigim gorevlerle) ve sozlerimle seni insanlann 
ba§ina segtim. Sana verdigimi al ve §ukredenlerden ol." 
(Araf, 144) Yani bu kadarla yetin. Sbzlerimizi duymaya ka- 
naat getir. Bizimle karsilasmayi umma, sana verdigimize 
sukret. Musa'nm (a.s) ayildiktan sonra tovbe etmesi, kendi- 
sinden sadir olan bu istekten dolayi pismanhk duymasi, bu 
davranismm bir yanhshk ve sui edep neticesi oldugunu 
gbstermektedir. Bilerek ve gbrerek yapmamistir. Nitekim 
yuce Allah bu hususa sbyle isaret etmistir: "Ayilinca dedi ki: 
Seni noksan sifatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim. Ben 
inananlann ilkiyim." (Araf, 143) Yani ben iman ve delil ehlinin 



309 

bnderiyim. Mazeretimi ve tbvbemi kabul et. "Musa da baygin 
du§tu." (Araf, 143) ifadesinde anlatilan durum, bir bakima 
yanilan kimsenin sehiv secdesi yapmasina benziyor. Nitekim 
Davud (a.s) da iki hasmm durumunu bilmemis, sonra rabbin- 
den bagislanma dilemis ve rukua egilerek, pismanhgini ifade 
etmistir. 

Ucuncu mertebe, Hz. Muhammed'e (s.a.v) tahsis e- 
dilmiftir. Qunku onun tahayyul seytam huzurunda Muslu- 
man olmustu. Artik onun bedeninde kanm damarlarda do- 
lasmasi gibi dolasmiyordu. Nitekim bir ayette sbyle buyrul- 
mustur: "Andolsun o, Rabbinin en buyuk ayetlerinden bir 
kismim gordu." (Necm, 18) Bu mertebe mucize ve keramet 
gibi makamlann en yucesidir. Bu yuzden risalet ve nubuvvet 
onunla son bulmustur. Nitekim yuce Allah sbyle buyurmus- 
tur: "Fakat o, Allah'in Rasulu ve nebilerin sonuncusudur." 
(Ahzab, 40) Burada yuce Allah onun nebiliginin sonuncu 
nebilik olmakla kayitlandinyor, ama rasullugu ile ilgili bbyle 
bir kayda yer vermiyor. Bununla yuce Allah nubuvvetin 
risaletten daha genel olduguna isaret ediyor. Dolayisiyla 
genelin son buldugu yerde hususi zorunlu olarak son bulur. 
Nubuvveti sonuncu olduguna gore risaleti de sonuncudur. 
Qunku evinin imari tamamlanmis, sirlarinm esyalan tamam- 
lanmistir, dayanip dosenmistir. Nitekim yuce Allah bir ayette 
sbyle buyurmustur: "Bugun size dininizi ikmal ettim, uzerinize 
nimetimi tamamladim." (Maide, 3) Rasulullah (s.a.v) bu 
tamamlanmishga ve kemale ermislige sbyle isaret etmistir: 
"Nubuvvet imar edilmi§ bir eve benzer. Bu evde bir tuglamn 
yen bo§ kalmi§ti. I§te ben o tuglayim." Kemale eklemede 
bulunmak onu eksiltmek sayihr. Artik bu makamdan yukari 
bir kimsenin izleyecegi bir yol, birinin gidip ulasacagi bir 
kaynak yoktur. 

Senin gibi gonul baglayan birine kavu§mak mumkun 
mu? 



310 

Binlerce hile He buna engel olursun 

Ey ki bedenimdeki her kilin altinda senin muhrun var 

Ey ki senin her kilimn ba§ina baglanmi§im ben. 

Nitekim yunanh rabbani filozof, ilahi hekim ve salih mual- 
lim biiyuk Eflatun'a nereye kadar ulastigi sorulmus o da su 
cevabi vermistir: "Ug semayi gbzdum. Tabiat semasini, nefis 
semasini ve akil semasini. Bunlann otesine yukselmek 
istedim. Bulanik tabiat beni geri gekti. (Bundan maksat Musa 
ile mahbubunun arasma giren dagdir). Boylece tabiatin 
gekimine kapildim. Neticede akil bana gbsterdi ki, orada 
gidilecek bir yol yoktur. Acizlikten vazgectim, yetersizlikten, 
kusurdan dolayi degil." Qunku insan acizlik sininndadir. Bu 
acizlik de marifetinin ulasacagi son smirdir. En nurlu rasulun 
(s.a.v) buyuk dostu Siddik-i Ekber Ebubekir'in (r.a) dedigi 
gibi "idraki idrak etmekten acizlik idraktir". §airlerin hekimi ne 
guzel sbylemi§: 

Bilgim bir yere vardi ki 

Bilmedigimi bildim. 

Bilmedigini bilmek, butun ilimlerden ustundur. Bilmedigini 
bilmemek de her cehaletten buyuktur. 

Susuzluktan yaniyorum ve ben suyu goruyorum 

Ama suya gidecek yol yoktur. 

Acaba buyuk hekim, serefli arif ve kamil filozoftan nakle- 
dilen bu ug mertebe, yuce Allah'm halili ibrahim'le ilgili olarak 
aktardigi suregler midir? Ki ibrahim gbklerin ve yerin meleku- 
tunda suluk ederken, yildizlarm dakik menzillerini, aym dere- 
celerini ve gunesin burglanni asmisti. Sonunda nefsinin 
acizligini itiraf edip sbyle demisti: "Ben, vechimi gokleri ve 
yeri yoktan yaratan Allah'a gevirdim." (Enam, 79) Acaba 
ibrahim'in (a.s) dile getirdigi yildizlar tabiatin isimleri, ay nefis 



311 

semasi ve gunes de akil semasi midir? Dolayisiyla bir nebi 
ve bir filozof karsihkh ve ayni hizada bulunuyorlar. Biri 
makuldan hissedilene kosmakta, biri de hissedilenden maku- 
le dogru yol almakta ve kabul menzillerinden birinde bulus- 
maktadirlar. 

"Hig kimse nerede olecegini bilemez." (Lokman, 34) §u 
halde insanlarm mezhepleri, din yolu uzerindeki menziller 
konumundadir ve buna da gbrunenden gaybe yukselis adi 
verilmistir. Her menzilinde bekleyen nbbetgiler vardir. Her bir 
menzilde bir seytan olanca korkungluguyla oturmus, kimi 
zaman korkutmakta, kimi zaman arzular telkin etmekte, bir 
manastirda oturup insanlan davet etmektedir. Zihinlerini 
kanstirmakta, akillarmi bulandirmakta, degersiz mallarini ve 
bozuk fikirlerini pazarlamaktadir. Nitekim su ayette sbzu 
edilen yollardan maksat budur: "(Ba§ka) yollara uymayin. 
Zira o yollar sizi Allah'in yolundan aymr. I§te sakinmamz igin 
Allah size bunlan emretti." (Enam, 153) Araf berzahi dukka- 
nmin arif sarrafi, yakinhk vakti, kendisini musahede edenle- 
rin isteklerine karsihk vermektedir. Her biri kuvvetlerinin ve 
ilgilerinin farkhligma gore farkh isteklerde bulunur. Tipki 
vuslat zamani asikm ma§ukundan istemesi gibi. Kimi a§iklar, 
ma§ukun fiillerinden birine bakmak isterler. Nitekim ibrahim 
(a.s) §byle demi§tir: "Rabbim! Bu §ehri (Mekke'yi) emniyetli 
kil." (ibrahim, 35) Bu istekte bulundugu sirada himmeti son 
derece dusuk ve ihtiyaci alabildigine asagi idi. Halinin basla- 
rinda gergeklesiyordu. Ama biraz yukselip de kendine guveni 
gelip curet kazaninca rabbinin sifatlanndan bir sifata bakmak 
istemistir. Nitekim soyle demistir: "Ey Rabbim! Oluyu nasil 
dirilttigini bana goster." (Bakara, 260) Qunku oldurme, zatm- 
da sifatlanndan biridir. ibrahim (a.s) bu makamin btesine 
gegmiyor. Qunku higbir beserin sifatlar makammin otesini 
gbremeyecegini artik biliyor. Nasil bilmesin ki yuce Allah, 
Rasulullah efendimiz (s.a.v) ile ilgili olarak §6yle buyurmustur: 



312 

"Andolsun o, Rabbinin en buyuk ayetlerinden bir kismim 
gordu." (Necm, 18) Burada yuce Allah, rasulullah'in (s.a.v) 
rabbini degil, rabbinin ayetlerini gordugunu agik bir dille ifade 
ediyor. Ustelik butun insanlann en mukemmeli olarak hicbir 
gonderilmis nebinin ve yakin kilmmis melegin kaldiramaya- 
cagi bir vakitte bulundugu halde. Dolayisiyla en ustun insan, 
en degerli vakit olarak Kadir gecesinde nurundan ancak bu 
kadarmi gbrebilmistir. Nimet bahgeleri iginde bir saat tefek- 
kur altmis yilhk ibadetten daha hayirhdir. 

Musa'ya (a.s) gelince, o, kalbinin karsi konulmaz askm- 
dan dolayi hemen kerem ve celal sahibi, en ustun delili 
sunan rabbinin erisilmez, essiz guzellikteki, nazh ve kerim 
veghine bakmayi istiyor. §air ne guzel sbylemis: 

Celal sahibi, e§siz guzelligine muptela oldum 

O ise delille ve nazla mucadele ediyor. 

Kavu§mayi istedim ki kavu§mak helaldir 

Nebi kavu§maktan nehyedildi, dedi. 

Nebinin (a.s) vuslattan nehyedilmesinin sebebi, ehliyeti- 
nin eksikligidir. Bu yuzden ondan men edilmistir. Bu da ya 
istidadmm olmamasi yuzundendi. Tipki gunesin isigi karsi- 
sinda gbzleri kamasan yarasa gibi. Ya da nurunun en kamil 
sekilde parlamasmdan dolayi idi. Her ikisi de akil gbzunun 
habibi gbrmesini engelleyen kaslar konumundadir. Bunun 
yerine daga bakmasmi emrediyor. Yani sen yanagimdaki 
gamzelerden birini gormeye gug yetiremezsin. Lafzimin 
kelimelerinden bir lafzi isitmeye takat getiremezsin. Boyle 
iken cemalimin kemaline ve kemalimin cemaline nasil baka- 
bilirsin? Qunku nuru son derece siddetli, gbz ahci ve 
kibriyasmm sualari gozleri kamastiracak kadar panldamak- 
tadir. 



313 

Bir keresinde sbyle demistim: 

§unlar vuslat cennetindeymi§, 

§unlar da aynlik cehennemindeymis, aldirmiyorum. 

Benzeri bir seyi Hemedan kadilarimn gbzunun kirpikleri- 
nin tellerinden Irak nagmelerini ve isfahan bam telini calan 
ask denizinde bogulmus ve ozlem narina yanmis asik ta 
terennum etmistir. Allah delilini nurlandirsin ve dusmanlarim 
algaltip, zelil kilsin. Qunku onun hakkinda gunah mahiyetli 
zanlarda bulundular da elem verici delilik illetine yakalandi- 
lar. §eyh Ebu'l A'la bu anlamda ne guzel sbylemistir: 

Seni gozle gorduler, bu yuzden zanlar onlari saptirdi 

Qunku dogru haber veren fikirle gormediler seni. 

Ardindan §byle demektedir: 

Imalara veda ettim, gizlilige teslim oldum 

Cevabim gozu ve ka§i indirmek oldu. 

A§iklar bulu§tuklannda boyle yaparlar 

Onlann gozlerde ve ka§larda dilleri var. 

Bu uq menzile, kemal ve eksiklik esasinda tertip edili§le- 
rine Kur'an-i Kerim §byle i§aret etmi§tir: "Allah bir insanla 
ancak vahiy yoluyla veya perde arkasindan konu§ur, yahut 
bir resul(elgi) gonderip izniyle ona diledigini vahyeder. " (§u- 
ra, 51) Buna gore vahiy yoluyla konu§ma kalp, perde arka- 
sindan konusmak kulak, melek aracihgiyla gbrerek konus- 
mak ise gbz icindir. Fakat bu isveli isareti ancak izzet kibrinin 
perdesini kalbinden siyirdigm, asabiyet gururunun eglencesi 
perdesini kaldirdigin zaman anlayabilirsin. Qunku yuce Allah 
kafirleri bu tarz bir izzete sahip olmalanndan dolayi kinamis- 
tir. Bu tur bir izzet aynlik ve ihtilafin galip gelmesi anlamma 



314 

gelir ki hicbir faydah sonuc vermez. Tipki su ayette isaret 
edilen ayrihk gibi: "Kufredenler, (iddia ettiklerinin) aksine, bir 
gurur (izzet) ve tefrika igindedirler." (Sad, 2) Rasulullah'in 
(s.a.v) uzun bir hadisinde yer alan "onu ancak Allah'a kar§i 
buyukluk taslayan izzet (gurur) ehli inkar eder." Cumlesinde 
isaret edilen izzetten maksadm bu tur bir izzet oldugu anla- 
silmaktadir. Nitekim sairlerin hekimi Mecdud b. Adem Senai 
de olaganustij guzellikteki bir kasidesinde buna sbyle isaret 
etmistir: 

Kur'an huzurunun gelini nikabi aginca 

Iman melikinin evini kavgadan mucerret gorur. 



Uguncu Mesele: Ah§ilmi§ in Di§mdaki Bu Kelimelerin 
Sinirlandinci Sekilde Taksim Edilmeleri Me ilgilidir. 

Ben diyorum ki: Ulvi cihetten gelen hafif isaret ya akilla- 
rm ilka etmesi seklinde olur ve vahiy olarak isimlendirilir veya 
nefislerin ilka etmesi seklinde olur ve ilham olarak isimlendiri- 
lir. Bu yuzden vahiy ilhama gore daha sarih ve daha aydinhk 
gelir. Qunku akillar nefislere gore daha parlaktirlar. Dolayi- 
siyla etkileri de nefislerin etkilerinden daha parlak olurlar. Bu 
iki tur isaretin her birini nefis ya duyulan kullanmak suretiyle 
ya da duyulan devre disi birakmak suretiyle algilar. Bu dbrt 
siktan fazlasi sbz konusu degildir. 

Birincisi: Uyanik iken akillardan ahnan isaret sarih vahiy- 
dir. ikincisi: uyanik iken nefislerden ahnan isaret sarih ilham- 
dir. UguncusiJ: uykuda iken akillardan ahnan isaret tevile 
muhtag vahiydir. DbrduncusiJ: uykuda iken nefislerden ahnan 
isaret tevile muhtag ilhamdir. Ayrica uyku halinde iken karis- 
tirici kuvvet, eger ulvi nefislerden bir nefsin idraklerini istila 
etmisse, onlara karsi isyan edip bas kaldirmissa, bu takdirde 



315 

bu idrakleri ash olmayan bos terkipler tarzmda terkip eder. 
Bu tur rijyalara dus denir. Ama onlara itaat ediyorsa, bagh 
kahyorsa, bu takdirde nefsin idrak ettigine yakin bir sekilde 
hikaye eder, hatta nefsin idrak ettikleri ile tasvir ettikleri ara- 
sinda ancak kullilik ve cuzilik bakimmdan bir farkhhk olabilir. 
Ki boyle bir farkhhk da zorunludur. Qunkij kutlesel bir kuvvete 
sahsi bir suret isleniyor. Nefis ise mucerret bir cevherdir ve 
zatina kulli suretler islenir. Boyle bir rijyaya da sadik rijya 
denir. Birincisi tabire muhtactir. ikincisinin tabire ihtiyaci daha 
azdir. Qunkij birincisi bulanik, ikincisi ise aydinhk ve berrak- 
tir. Tahayyul gucunun kanstinci bzelliginden tabir ilmi dog- 
mustur. Feraset ise, ahlaki, sifatm delili olarak kullanir. Nite- 
kim tip ilmi de fiilleri bedensel hastahklann delili olarak kulla- 
nir. Dolayisiyla tabir ilminin konusu kanstinci ve kabalastinci 
tahayyul gucudur. Feraset sahibinin konusu ise, sifatlarma 
delalet etmeleri acismdan hayvani nefsin ahlakidir. Nitekim 
tip ilminin konusu da, saghk ve hastahk baglaminda insan 
bedenidir. Bu ug ilim tabii ilmin dallarmdandirlar. 

Bu eserleri gerektiren sebebler: 

ikinci mesele, bu eserleri gerektiren, bu sonuglan dogu- 
ran sebepler hakkindadir. Bunlar da uq tanedir. Nefsin cev- 
herindeki safhk, onu kemal derecesine ulastiran nazari gug 
ve tahayyul gucunun zayifhgi. Birincisi: Nefsin cevheri bildi- 
gin gibi melekut turundendir. Melekutiler de tabiatlan itibariy- 
le alemimizde bulunan zatlann, sifatlarm ve fiillerin illetleridir. 
Onceki bblumlerde buna dikkat gekmistik. Dolayisiyla arzda 
meydana gelen hadiseler isteyerek veya istemeyerek 
melekuti varhklara uyarlar. Bu bakimdan melekuttan bir sule 
olan nefis de kendi takati oraninda onlarm tesirini icra eder. 
Nitekim atesten bir kivilcim da ates gibi yakicihk bzelligini 
icra eder, ama gucu oraninda. Nefsin ilk eseri bzel mulku 
olan bedeninde gbrulur. Qunkij butun kuvvetler onun eli 



316 

altmda, tasarrufunda olmak iizere musahhar kihnmislardir. 
Bu hali her nefis kendi icinde zorunlu olarak bulur. Ornegin 
sehvet gucij, canmin cektigini celbetmesini, gazap gucu de 
aci veren seyi defetmesini emreder. Dolayisiyla nefsin emri 
bu kuvvetlerin tumu uzerinde gecerlidir. Boyle bir gergek 
olduguna gore, bzel mulkunun dismda gaybi halleri bilen, saf 
ve berrak olusu itibariyle bzel mulkunden daha uzun ve daha 
genis bir mulkij idare eden, onu hukmu altina alan, emrine 
ram kilan, hakimiyet alani olus ve bozulus aleminin 
heyulisine kadar uzanan buyuk bir nefsin bulunmasi da yakin 
bir gergeklektir. Nitekim olus ve fesat aleminin heyulisi ulvi 
nefislere itaat eder. Bazen ismmakla ates suretine burunur. 
Bazen sogumakla su suretine burunur. Bazen kurumakla 
toprak suretine burunur. Bazen nemlenmekle hava suretine 
burunur. Tipki ibrahim'in (a.s) atesinin yaraticismin emriyle 
havaya dbnusmesi gibi: "Ey ate§! Ibrahim igin serinlik ve 
esenlik ol!" (Enbiya, 69) Ayette gegen serinlik ve esenlik itidal 
heyetine ybnelik isaretlerdir. Yani ne yakici, asm bir sicakhk 
ne de oldurucu bir sogukluk ol. Nitekim cennetliklerin cennet- 
teki halleri sbyle vasfedilmistir: "Ne yakici sicak (gune§) 
gorulur orada, ne de dondurucu sogu/c."(insan, 13) Bu, felek 
aleminin itidal alemi olduguna ybnelik bir isarettir. Bu yuzden 
bu alemde blum yoktur. Sufiler buna "kun=ol" makami derler. 
Nitekim yuce Allah kutsi bir hadiste sbyle buyurmustur: "Ey 
Adem oglul Seni beka igin yarattim. Ben daima din ve olum- 
suzum. Sana emrettigim §eylerde bana itaat et ki seni ken- 
dim gibi din ve olumsuz yapayim. Ben bir §eye "ol" derim, 
hemen oluverir. O halde emrettigim hususlarda bana itaat et 
ki seni kendim gibi yapayim. Qunku ben bir §eye "ol" dedim 
mi oluverir." Agikga belirtilmistir ki kul kirk gun veya daha 
fazla kendini tamamen Allah'a kulluk ederse, bu ulvi makama 
yukselmesi kolaylasir. Kalbi baskasini kapsamadigi, baska- 
siyla ilgilenmedigi surece bu makama sahip olur. Olus ve 



317 

fesat alemindeki butun haller, ister ahsilmis, ister ahsilma- 
mis, garip olsun bu dort keyfiyetten kaynaklanmaktadir. 
Hatta ulvi ve parlak bir nefsin hukmunun karanhgi yarmaya, 
felekler aleminde, ahsilmisin disinda tasarruflarda bulunma- 
ya kadar ulasabilmesi de caizdir. Nitekim birincisine ornek 
Musa (a.s), ikincisine ornek de Rasulullah efendimiz 
(s.a.v)dir. Bu uc faziletli zatin mucizelerinin mertebelerine 
iyice bak. Bunlan vasiflarimn kemalinin delilleri, zatlannin 
safligimn ve cevherinin parlakhgmin burhanlan olarak algila. 

ibrahim'e (a.s) gelince, yiice Allah'in kitabinin bircok ye- 
rinde belirttigi gibi gok igli, agir bash, yumusak, hikmetli ve 
bilgili biri oldugu igin, ona hilminin (agir bashligimn, yumu- 
sakhgmin) suyu ile atesi sondurme, yani bir seyi ziddi ile 
savma mucizesi verilmistir. 

Musa'ya (a.s) gelince, ona da gazabin hiddeti, alevin 
siddeti hakimdi. Ona da deniz suyuna hakim olma mucizesi 
verildi. Nitekim denizi yardi. Ve her bir taraf ulu bir dag gibi 
belirmisti. Bu, ibrahim'e (a.s) verilen mucizeye zit bir muci- 
zeydi. 

Rasulullah efendimiz (s.a.v) ahlak ve yaratihs olarak en 
mutedil mizaca sahipti. Bu yuzden, yarip gegmek, delmek, 
eklemek ve ikiye bolmek suretiyle mutedil feleklere hakim 
olma mucizesine sahip kihnmisti. Bunun nedeni itidallerin 
uyumu ve kemallerin benzerligiydi. Bu yuzden her seyi zid- 
diyla savmistir. Demir demirle dbvulup islenir. Denkler denk- 
lerle kahredilir. iste saglam adalet ve dosdogru duzen budur. 
Daha dogrusu bu gercekligi vurguluyor ve diyorum ki: Nefis- 
ler, en buyuk kutlelerde hukumleri gegen ulvi nefisler, karin- 
canin nefsi gibi kendini idare eden sufli kutlelerde hiikmu 
gegen sufli nefisler, kamil hayvani nefisler gibi bu ikisinin 
arasinda yer alan orta nefisler diye ayrihrlar. Sufli nefisler de 
natik ve natik olmayan diye ikiye ayrihrlar. Natik nefisler de 



318 

en ustu duzeyde seref ve safhga sahip olanlar ve en alt 
duzeyde bayagilik ve bulamkhga sahip olanlar ve de bu 
ikisinin arasinda yer alanlar diye ayrihrlar. Birincisinin ornegi 
nebilerin nefisleridir. ikincisinin ornegi avamin nefisleridir. 
UguncusuniJn ornegi fazilet sahiplerinin nefisleridir. Nitekim 
madeni nefisler de serefin en ust dizeyinde yakut gibi serefli- 
ler, neft (petrol) ve kotu kokan, hatta nefislerin bayagihgma 
sebep olan katran gibi bayagilar-gunku bayagi, katran ve 
ziftin yaratihsi vakari gerektirici degildir- ve altin ve gumus 
gibi bu ikisinin arasinda yer alanlar diye ayrihrlar. Neft atesle 
tutusur, sonunda kendisi de atese dbnusijr. Cunku tutusma 
istidadi alabildigine siddetlidir. "O gun, gunahkarlann zincire 
vurulmu§ oldugunu gorursun. Onlann gomlekleri katrandan- 
dir, yuzlerini de ate§ burumektedir." (ibrahim, 49) 

Yakut atesin etkisini kabul etmez. Qunkij safhgi kemal 
derecesindedir, alabildigine katisiksizdir ve ates tabiatinda 
uzaktir. Bu yuzden higbir sekilde ondan etkilenmez. Bilakis 
atesten soguk ve zarar gbrmemis olarak gikar. Tipki ibra- 
him'in (a.s) bedeninin atesten serin ve esenlikli olarak gik- 
masi gibi. Qunkij ibrahim (a.s) selim bir kalbe sahipti. Gazap 
atesinden ve tutku alevinden yaratilmis kopegi egitiyordu. 
Altin ve gumus de neft gibi tutusmadiklan gibi atesten yakut 
gibi saglam ve zarar gbrmeden de gikmazlar. Bilakis orta 
duzeyde etkilenirler, yani erirler. Bununla da anlasihyor ki bir 
kutle saf oldugu oranda baki kahr. Karanhk oldugu oranda da 
fena bulmasi gabuk olur. Nitekim gbk cisimleri ve arz cisimle- 
ri We ilgili olarak bu gergegi daha once agiklamistik. Bu kutle- 
lerin halini bgrendigine gore benzerinin nefisler igin de geger- 
li oldugunu bilmelisin. Bunlar da tesirlerine gore bazi kisimla- 
ra ayrihrlar. Tipki kutlelerin tesirleri oraninda kamil, eksik ve 
orta seklinde kisimlara ayrilmalan gibi. Hatta bazilarmin 
tesiri cisimler aleminin tumune sirayet eder. Tipki unsurlar 
aleminin tiimunu yakan ve sirf higbir seye dbnusturen ates 



319 

gibi. Bunun sebebi de atesin, safhgma ve ustunlugune dayah 
olarak bunlara yonelik istilasinin siddetidir. Nitekim 
Rasulullah (s.a.v) bir hadisinde bu taksime sbyle isaret et- 
mistir: "Insanlar altin ve gumu§ madenleri gibi madenlerdir- 
ler." Daha aynntih bir diger hadiste ise Rasulullah (s.a.v) 
alimleri altma, bgrencileri de gumuse benzeterek sbyle bu- 
yurmaktadir: "Insanlar alim ve ogrenci diye ayrilirlar. Bunlann 
di§indakiler zebun kimselerdir." Rasulullah (s.a.v) insaniyeti 
alimlige ve bgrencilige has kihyor, geri kalanlan ise zebun ve 
duskun ahmaklar olarak nitelendiriyor. Bunlar kalp veya 
dusuk degerli dirhemlerdir. Bunlar insan degildirler. Bilakis 
hannastirlar. Yani hakkm karsismda geri cekilip batila yana- 
sirlar. Nitekim Araplarm hekimi sbyle demistir: Ey insan 
olmayan insan benzerleri!" Bu anlamda sbylenmis bir guzel 
beyit de sudur: 

Du§unursen onlann gogu e§ektir 

Veya kopek ya da kurttur. 

Kisacasi bu insanlardan bu gibi suretlere tekabul etme- 
yen kimse kalmaz. §airlerin emiri, nurani ruha sahip kimsele- 
rin hekimi Enveri ne guzel sbylemis: 

Kendini insan cinsinden say 

Allah seni altin olarak yaratmi§sa, degerlisin 

Eger cemad tahtinda isen cemadsin 

Dort ayakli ata bakiyorsan ondansin. 

Bu ozellik garip eserleri, ahsilmisa, bilinene muhalif, ama 
mabud hakka uygun acayip halleri gerektiren nefsin cevheri- 
ne hastir. Ve bu, kesinlikle mahlukatin ihtiyarma birakilmis 
degildir. Bilakis kerem denizinden bahsedilmistir, kutsi harem 
cbmertliginden sunulmustur. Ki su ifadeden bunu anlamak 



320 

mumkundur: "Qevrelerinde insanlar kapilip goturulurken, 
bizim guven iginde kudsi bir harem yaptigimizi gormediler 
A77/'?"(Ankebut, 67) Bundan maksat, her turlij guvenlige sahip 
helal haremidir. Etrafmdaki insanlar kapilip goturulurken 
onlar buraya siginmaktadirlar. Bu, olus ve fesat aleminin 
meydanidir. Orada blur ve dirilecekleri gune kadar orada 
beklerler. Qunku cevherler ve zatlar mahlukatm yaratilmasi 
ve icadiyla elde edilmezler. Bilakis onlar celal kabesinde 
tutulurlar. Orada mahpus kahrlar. Mubah sayilmazlar, akitil- 
mazlar. Akil terazilerimizle tartilmaz, nefis blgeklerimizle 
blgulmezler. Belki araz ve hallerle blgulebilirler. Bu da bildigin 
gibi ancak onlarm kudret ve kuvvetlerinin yardimiyla olabilir. 
Bundan da anlasihyor ki nubuvvetin gahsmayla elde edilebi- 
lecegini sananlar buytik bir yanilgi icindedirler. Aksine nu- 
buvvet ilahi bir bagis ve hibedir. Bu yuzden Rasulullah (s.a.v) 
sbyle buyurmustur: "Alti hususta insanlardan ustun kilmdik." 
Sonra bu alti hususu sayiyor ve bunlar arasinda kendisine 
butun kelimeleri cemeden Kitab verildigini ve butun yeryuzu- 
nun kendisi icin mescit kilmdigmi belirtiyor. "Yeryuzu benim 
igin toplandi" seklindeki sbzunun anlami da budur. Yani 
butun cisimler alemi. Ciinku cisimler alemi akillar aleminin 
arzidir. "Arzin dogulan bana gosterildi." Tani suretleri. Cunku 
suretlerin varhklan oradan dogup panldar. "Ve batilan bana 
gosterildi." yani heyulileri. Qunku heyuliler oradan batar. 
Sonra bunlarm ardindan "ovunecek bir §ey yoktur" buyur- 
mustur. Yani insanm kendi ihtiyariyle kazandigi seylerde 
ovunmek olabilir, zorunlu olarak sahip olunan ilahi bagislarda 
bvunmek olmaz. 

Olaganustu seyleri gerektiren ikinci sebep, nazari kuv- 
vettir. Bu da kemal derecesine ulasmis ve eksiklik duzeyine 
inmis olmak uzere ikiye ayrihr. Kemal duzeyine ulasmis olani 
da ikiye ayrihr. Birincisi, beseri bgretime ihtiyag duyar. h- 
sanlann gogunlugu agismdan durum bbyledir. Bunlar da 



321 

gabuk bgrenenler, gee bgrenenler olmak uzere ikiye ayrihr- 
lar. Bu ikisi arasinda ise smirlandirilamayacak kadar cok 
erken ogrenme ve geg bgrenme mertebeleri vardir. ikincisi, 
beseri bgretime ihtiyac duymayan. Bilakis, serefli cihetten ve 
ulu esikten gelen isaretlerden anlasihr. Nitekim bir ayette 
sbyle buyrulmustur: "Onun yagi, neredeyse, kendisine ate§ 
degmese dahi i§ik verir." (Nur, 35)Yani insan turunden bir 
bgretici olmadan da bgrenilir. Kuskusuz insan turu agismdan 
bu bzelligi olan bir sahsin bulunmasi kagimlmazdir. Eger 
herkes igin bir beseri bgretici zorunlulugu getirilirse, sonu 
gelmez bir zincirleme sbz konusu olur. Dolayisiyla beseri 
mahluk arasinda ilim diye bir sey de hasil olmaz. Qunku 
sayilan smirlandirilamayan bir seye bagh olanm varhk daire- 
sinde hasil olmasi nasil mumkun olabilir? §u halde parlak 
akillardan gelen isaretleri anlamakta olan bir sahsin insanla- 
ra bu anlamda hakimiyet kurmasi kacimlmazdir. Bu da ya bir 
kerede olur. ki Rasulullah (s.a.v) sbyle buyurmustur: 

"Rabbimi en guzel surette gordum. Bana dedi ki: Ey Mu- 
hammed! Mele-i a'la ehli hangi konuda tarti§irlar bilir mi sin? 
Dedim ki: Ey rabbim! Sen daha iyi bilirsin. Bunun uzerine 
elini omuzlanmin arasina koydu. Serinligini gogsumun orta- 
sinda hissettim. Bunun neticesinde goklerle yer arasinda 
olan her §eyi bildim. " 

Bunun gerceklesmesi sbyledir: Akil gbzu igin byle bir an 
hasil olur ki onun katmdan ilk ezele uzanan varhk silsilesinin 
orta sinirin gbzlemler. Bunun neticesinde gbgsune bir ilim 
akitihr, igine uflenir. Bu ilim butun varhga iliskin kulli ilimdir. 
Adem'e butun isimlerin bgretilmesi gibi. Ya da Rasulullah'in 
(s.a.v) "Yeryuzu benim igin toplandi." demesi gibi. Bundan 
maksat da varhk arzidir. Ya da zamanlarm birbirini takip 
etmesi sonucu olur. Bu hususta yuce Allah sbyle buyurmus- 
tur: "Onu Ruhu'l-emin, senin kalbine indirmi§tir."(§uara, 193) 



322 

"De ki: Onu, Mukaddes Run, Rabbin katindan hak olarak 
indirdi." (Nahl, 102) Bu ayetler "ona ancak bir insan ogreti- 
yor." (Nahl, 103) "Sen ancak bir iftiracism." (Nahl, 101) "Ba§- 
kasina yazdinp da kendisine sabah-aksam okunmakta olan, 
oncekilere ait masallardir. " (Furkan, 5) diyenlere cevap nite- 
ligindedir. Bu gibi sozler soyleyen kimselerin bu sozlerin 
reddetmek, bir beser tarafmdan ogretildigini soylemeyi nef- 
yetmekten daha etkili bir yontemdir. Cunku su ayette, ruhul 
kuds'iin ogretmesi de nefyediliyor: "De ki: Onu semavatta ve 
arzdaki gizlilikleri bilen Allah indirdi." (Furkan, 6) Yani butun 
ilimler O'nun feyzi olarak gelmektedir. Higbir mahlukun se- 
bebiyeti soz konusu degildir. iste bu noktada mulhitlerin ve 
her seyi mubah sayanlann agizlarmdan esen zehirli ruzgar 
diniyor. Ki onlar sbyle demektedirler: "Hakikatleri bilmeye, 
bzellikle yaraticiyi bilmeye ula§mak igin bir imama, bir §eyhe 
uymak zorunludur, o bizi bu hakikatlere ula§tinr ve bizi bu 
sonucu elde etmede muvaffak kilar." Ashnda bu sapkinhkla- 
rinin ula§tigi son smirdir ki bunu basari ve hidayet seklinde 
algihyorlar. Eksiksiz sapikhklan kendilerine dogruluk ve 
dirayet olarak gorunuyor. "I§te onlarin eri§ebilecekleri bilgi 
budur." (Necm, 30) "Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzu- 
suna uyuyorlar." (Necm, 23) "Semavatta nice melek var ki 
onlarin §efaatleri bir i§e yaramaz." (Necm, 26) Biiyiik seyhin 
veya kor muallimin sefaati mi ise yarayacakmis? Allah igin ey 
adam sbyler misin, bu sbzle "ona ancak bir insan ogretiyor." 
"Baskasina yazdinp da kendisine sabah-ak§am okunmakta 
olan, oncekilere ait masallardir." ifadeleri arasinda bir fark 
var midir? Aralannda bir fark gbrebiliyor musun? Evet seyleri 
buyuktur, ama muattila'nm buyugudur. O, haktan hali karan- 
hk bir kuyuya benzeyen bir kalbe sahiptir. Bunun aksine 
muminin kalbi saglam yapilmis bir bina gibi olup hak marifet- 
lerle saglamlastinlmistir. Onlarin muallimleri de imamdir, 
ama karga ve serap gibi, ugursuz baykus gibidir. "/A//a/?, 



323 

karde§inin cesedini nasil gomecegini ona gostermek igin yeri 
e§eleyen bir karga gonderdi." (Maide, 31)Ama bu karga 
karde§inin ayip yerlerini agip ortaya gikarmak igin gbnderil- 
mi§ gibi. §u darb-i mesel tarn da bunlara uymaktadir: 

Karga bir kavmin kilavuzu olunca, yollarimn sonu helak- 
tir. 

Yani onlari yuruten kimse helake gbturmektedir. "Ey Ma- 
lik! Rabbin bizim i§imizi bitirsin! diye seslenirler. Malik de: Siz 
boyle kalacaksimz! der." (Zuhruf, 77) Ama Allah'a kar§i bir 
dinarhk bir yardim bile yapamaz. 

"Ciltlerce kitap ta§iyan merkebin durumu gibidir. Allah'in 
ayetlerini yalanlami§ olan kavmin durumu ne kotudur!" (Cu- 
ma, 5) "Onun durumu tipki kopegin durumuna benzer: Ostu- 
ne varsan da dilini gikarip solur, biraksan da dilini sarkitip 
solur. I§te ayetlerimizi yalanlayan kavmin durumu boyledir. " 
(Araf, 1 76) "Ayetlerimizi yalanlayan ve kendilerine zulmetmi§ 
olan kavmin durumu ne kotudur!" (Araf, 177) E§ek §ehvetin 
kulu, kopek de gazabm kuludur. Kur'an'in sundugu delil, 
§ehvet ve gazabm kullannin brneklerini e§eklik ve kbpeklik 
olarak tescil ediyor, sonra da brnegin ne kbtii oldugunu 
vurguluyor. Bununla onlarin durumlarinm e§eklerin ve kbpek- 
lerin durumlanndan daha kbtu oldugunu ima ediyor. Bu 
yuzden bunlarm ardmdan yer alan bir ayette "l§te onlar 
hayvanlar gibidir; hatta daha da §a§kindirlar." (Araf, 179) 
deniyor. 

Nazari kuvvet bakimindan eksik olan nefislerin bir kismi 
hicbir §ey akletmezler. "Onlarin kalpleri vardir, onlarla kav- 
ramazlar." (Araf, 179) Qunku kalpleri katila§mi§ ve tabiatlan 
da tortu ustune tortuyla kaplanmi§tir. "Ta§ gibi yahut daha da 
katidir. Qunku ta§lardan oylesi var ki, iginden irmaklar kay- 
nar." (Bakara, 74) i§te bu insan, a§agidaki ayette vurgulandigi 



324 

gibi en buyuk atesin yakiti konumundaki tasm dengidir. "Yakiti, 
insan ve ta§ olan cehennem ate§inden sakmm. " (Bakara, 24) 

Bunlann karsitlan ise, yaglari ates degmeden neredeyse 
tutusup etrafi aydmlatacak kimselerdir. Qunkij parlak ayna 
gibidirler ve butun hakikatler bu aynadan yansir. Tipki maddi 
suretlerin aynadan gbrulmesi gibi. Bu sirdan dolayidir ki yuce 
Allah Kur'an-i Kerim'de butun madenler iginde minnet bag- 
laminda sadece demiri zikretmektedir. Oysa demir madenle- 
rin en degersizlerindendir. Bununla verilen mesaj, parlatilma, 
guzel ve cirkin maddi suretlerin yansimasma bnayak olma 
ozelliginin demire bzgu olmasidir. Nitekim yuce Allah sbyle 
buyurmustur: "Biz demiri de indirdik ki onda buyuk bir kuvvet 
vardir." (Hadid, 25) Bundan maksat dusmanlan demirden 
uretilen silahlarla savmaktir. "Ve insanlar igin faydalar var- 
dir." (Hadid, 25) Bundan maksat da demirin suretleri yansit- 
masi, bu sayede insanlarm guzel ve girkin suretleri birbirin- 
den ayirt edebilmesidir. Bir insanin kendi ig ve dis suretine, 
agik ve gizli sirlarma, daha dogrusu kendi nefsinde butun 
varhgin heyetine muttali olmasmdan daha buyuk nimet var 
mi? Bu, sirlarm nurlanyla ve nurlann eserleriyle dolu saf 
kadehtir. Ki gbz kamastinci bilge, engin deniz Omer Hayyam 
(r.a) buna soyle isaret etmistir: 

Cam-i Cem'i aramak uzere cihanda gorundum 

Bir gun dahi oturmadim, bir gece uyumadim 

E§yadan cam-i cem'in varligim duyardim 

Sonunda cem'in ciham gosteren camimn ben oldugumu 
anladim. 

Bir kismi da aklederler, fakat buyuk bir zorluk ve mesak- 
katle. Nitekim bazi talebeler gbruruz, omurlerini arastirma ve 
tekrarla gegirirler, sabahin basindan gecenin sonuna kadar 



325 

gabalarlar. Sonunda higbir netice elde edemezler, bgrene- 
mezler. Utang numunesi olarak gosterilirler. Okunu da kay- 
beder, heybesini de. Hem zorlugu hem de ziyani devam 
eder. Bu gibi insanlara bir ayette §6yle i§aret edilmi§tir: "De 
ki: Size, (yaptiklan) i§ler bakimmdan en gok ziyana ugrayan- 
lari bildirelim mi? (Bunlar;) iyi isler yaptiklanni sandiklan 
halde, dunya hayatinda gabalan bo§a giden kimselerdir." 
(Kehf, 103-104) Bu zorlugun da sayilmayacak kadar gok 
mertebeleri vardir. O halde nefislerin ba§lan kadeh ve kase- 
lerin oklari iginde, dolup bo§alan ve yarim kalan kadehler 
arasinda doniip durmaktadir. Buna gore saf ve dopdolu 
nefislerden birkag damlamn kalp vadilere damlamasi, sizma- 
si, kutsi unsiyet meclisindeki saflann arasma du§mesi kagi- 
nilmazdir. i§te bu kamil ve kemale erdirici nefisler, kamillik 
itibariyle veli, kemale erdiricilik itibariyle de nebi olarak isim- 
lendirilirler. 

Ah§ilmi§in di§mdaki olaganustu §eyleri gerektiren ugun- 
cu sebep ise tahayyul gucudur. Bunun da bir kismina asi 
kuvvet, bir kismina da aciz kuvvet denir. Ki bunun da smir- 
landinlamayacak kadar gok mertebesi vardir. Bir kismi da bu 
ikisinin ortasinda yer ahr. Birincisine brnek avamdir. Nitekim 
§6yle buyrulmu§tur: "Kotu /'§/' kendisine guzel gosterilip de 
onu guzel goren kimse mi?" (Fatir, 8) Bu kisim tahayyul 
gucij, fani hissedilen suretlerin girkinligini baki akledilen 
suretlerin guzelliginde tasvir eder. ikincisine brnek Nebi'dir 
(a.s). O'ndaki tahayyul kuvveti gaybi sizintilarm suretlerini 
olduklan gibi guzelle§tirir, §iddet ve ayirmaya ybnelmezdi. 
Bunun yanmda ayip misalleri de olduklan gibi kan§tirmadan 
ve garpitmadan girkinle§tirirdi. Aferin Senai'ye! Ne guzel 
sbylemi§: 

Her §ey benden sana sus gibidir 

Ki sen gocuksun ve ev biricik olandandir. 



326 

Nitekim Rasulullah (s.a.v) "benim §eytamm benim huzu- 
rumda Musluman oldu" buyurmustur. 

Tahayyul gucunun orta duzeyine gelince, bunun ornegi 
de Musa'dir (a.s). Qunkij Musa (a.s) sadece ruyetten men 
edilmisti. Ama bunun dismdaki hakikatleri tahsil etmesinde 
kendisine yardim edilmisti. Tahayyul gucunij temsil eden 
seytamn Rasulullah (s.a.v) efendimizin huzurunda Musluman 
olmasina ragmen, onun dismdaki nebilerin kafiridir, onlarin 
huzurunda teslim olmamistir. Bu seytani Kur'an-i Kerim 
"Kur'an'da lanetlenen agag" (isra, 60) olarak isimlendirir. 
Bunun lanetlenmesi, diger indirilmis ilahi kitaplar disinda 
sadece Kur'an'a has kilmmis olmasi, gbsteriyor ki bu seytan 
lanetlenmesi ve kovulmasi sonucu Musluman olmustur. Eger 
diger kitaplarda da lanetlenip kovulsaydi, Musluman olur, 
boyun egerdi. inatgihk ederek bas kaldirmazdi. Bu kuvvetin 
guQlii veya zayif olmasi fitrattan kaynaklanabilir. Bazen de 
cahsmayla elde edilebilir. Qunkij cismanidir, azalmaya ve 
gozulmeye elverislidir. Az yemek ve igmekten, geceleri gok 
uyanik kalmaktan, sikmtilardan, rahat hayati ve konforu 
reddetmekten, refah ve bollugu terk etmekten, gucunun ziddi 
ve kapasitesini kiran seyleri yapmaktan kaynaklanan bir 
zayifhga ducar olabilir. Nitekim Rasulullah (s.a.v) Hz. Aise'ye 
(r.a) su tavsiyede bulunmu§tur: "§eytan Adem oglunun igin- 
de kamn damarlarda dola§masi gibi dola§ir. Oyleyse aglik ve 
susuzlukla onun dola§tigi yerleri daralt." Sonra yemedigini, 
igmedigini belirterek kendini ovmiis, ardindan "yemeyip 
yedirdiginf ifade etmistir. Bu da agikga gosteriyor ki, yedir- 
mek kerem sahiplerinin karakteri, baskasindan yemek iste- 
mek de asagihk insanlann bzelligidir. Qunkij bu, insani hay- 
vanlarm duzeyine yaklastinr. Cuneyd (r.a) soyle demistir: 
"Aglik, Allah'in yeryuzundeki yemegidir." Bunun gibi sayilma- 
yacak kadar gok bzlu ve derin anlamh sbz vardir. Bu nedenle 
sufiler halvetlerde oturmayi ahskanhk haline getirmis, gbllerde 



327 

dolasmak suretiyle bedensel riyazet yapmayi gelenekselles- 
tirmislerdir. Bundan maksat bedenin kuvvetleriyle mucadele 
etmek, nefsin sehvani guneslerini bogazlamak, gazabm kin 
develerini kesmek, bbylece musahede ve muvacehe kbyune 
yaklasmak, mukaleme ve sbzlu konusma mertebesine ulas- 
maktir. Bundan dolayidir ki bazi zayif karakterliler nubuvvetin 
cahsmakla elde edilebilecegini ileri surmuslerdir. Oysa birinci 
bzellik hibedir, diger ikisi ise hakkin yardimiyla mahlukun 
kapasitesine birakilmistir. Bu ozelliklerin ugu de Hz. Mu- 
hammed'e (s.a.v) verilmistir. Nitekim yuce Allah bunlarm 
O'na verildigini soyle ifade etmistir: "Ku§kusuz biz sana 
Kevser'i verdik." (Kevser, 1) Bundan maksat nefsin yakuti 
cevherinin safhgidir. Ki gahsmakla elde edilmez. Bundan 
dolayi da ozellikle "verme" fiili kullanilmistir. Daha once 
Resulullah'm (s.a.v) ruhunun "Kevser" oldugunu belirtmistik. 
Yine "Kevser"in Mekke'de bir deniz oldugunu ve Rahman'in 
arsmm bu deniz iizerinde yuzdugunij soylemistik. "§imdi sen 
Rabbine kulluk et" (Kevser, 2) Burada nazari veye ameli 
kuvvetin kullanilmasina isaret ediliyor. Bunlardan maksat da 
farkh ibarelerle isaret edilmis olsa da namaz, orug, zekat 
(tezkiye) ve ilahi ahlaklarla bezenmedir. Bu makamm elde 
edilmesi kesbidir, cahsmaya baghdir. Bu nedenle kulluk 
etme, namaz kilma emredilmistir. "Ve kurban kes." (Kevser, 
2) Burada siddetle garpan kuvvetin isyankarligmin bogaz- 
lanmasma, kurban edilmesine isaret ediliyor ki engellerinden, 
dik basliliklarmdan kurtulabilsin. Velhasil lahut cevherinden 
olan nefis, ilim ve amel olarak bu mebdelere benzediginde, 
onlardan asagi da olsa onlarin amellerini islemeye baslar. 
Qunku bu mebdeler Allah'in ahlakiyla ahlaklanmislardir. 
Tipki kizgm demir ve sekil verilip sariyla renklendirilmis cam 
gibi. Kizgm demir parlakhk ve yakicihk bakimmdan atesin 
fiilini i§ler. Qunku atesin iki sifatiyla, yani sicakhk ve aydinhk 
vasiflanyla vasiflanmistir. Cam ise uzerine dokulen rengi 



328 

yansitir. Yine beden, icine uflenen ruhla canlanir ve incelik 
ve sefkat agirhkh bir mizaca sahip olur. Sevenin mahbubuna 
iltifat etmesi, talibin matlubuna ismmasi gibi. §air sbyle 
demistir: 

Biz bir bedene sirayet etmi§ iki ruh gibiyiz. 

Dolayisiyla yaraticimn, diledigine hesapsiz nzik veren 
razikin inayeti karsisinda hayrete dusme. Bu hesapsiz nzik 
vermesi her seyi kusatan eksiksiz rahmetini daraltmaz. Bol 
ve akici cbmertlik bulutunu gbndermede cimrilik etmez. 
Qunku feyiz genel ve cbmertlik tamdir. §u halde ucup giden 
akhnin urkekligini, saskin anlayisini yuce Allah'in imran oglu 
Musa'ya (a.s) ybnelik sbzuyle kayitlandir. Ki Musa (a.s) "ne 
ticaret ne de ali§-veri§in kendilerini Allah'/ anmaktan aliko- 
yamadigi insanlar" (Nur, 37)dan biridir. Yuce Allah onunla 
ilgili olarak sbyle buyurmustur: "Yigitlik gagina erip" otuz uc 
yasina gelip "olgunla§inca" kirk yasina girince "biz ona 
hikmet" nefsin bzel cevherinin karsihgi olarak ona nubuvveti 
"ve ilim verdik" (Kasas, 14) sahip oldugu kamil nazari kuvve- 
te dayah olarak ona ilim verdik. ikinci bzellige ise yuce Al- 
lah'in su ayetinde isaret ediliyor: "§u daga bak, eger o yerin- 
de durabilirse sen de beni goreceksin!" (Araf, 143) Bu bzellik 
sirf ona mahsustur. Qunku Musa (a.s) muhlisti. Muhlisler ise 
buyuk bir bneme sahiptirler. "I§te guzel davrananlan(ihsan 
sahiplerini) biz boylece mukafatlandinriz." (Kasas, 14) Bura- 
da hikmet vermeye dair hukmiin nasil ihsan sahiplerinin 
tumunu kapsayacak sekilde genellestirildigini gbruyor musu- 
nuz? "Bizim ugrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollan- 
miza eri§tirecegiz. " (Ankebut, 69) ihsan, Allah'i gbruyormus- 
sun gibi O'na ibadet etmen demektir. ihlas ise, kirk gun 
boyunca butun amellerini sirf Allah rizasi igin yerine getir- 
menden ibarettir. Nitekim Musa (a.s) bbyle bir suregten 
gegmisti. §byle buyruluyor: "Boylece Rabbinin tayin ettigi 



329 

vakit kirk geceyi buldu." (Araf, 142) Ya da ihlas makamina 
ermek igin kimi durumlarda bundan daha fazla, belki de on 
seneye ihtiyac vardir. Nitekim Musa (a.s), §eyhi §uayb'in 
(a.s) yaninda on sene gecirmistir. Bununla ilgili olarak sbyle 
buyruluyor: "Sonunda Musa sureyi doldurup ailesiyle yola 
gikinca, Tur tarafindan bir ate§ gordu." (Kasas, 29) iyice 
dikkat et, bak, surenin tamamlanmasmdan sonra nasil nu- 
buvvetin verilisine, risalet nurunun bahsedilisine yer verili- 
yor? Acaba bu sure, nefsini rezil ve algak bzelliklerden arm- 
dirmak ve faziletlerle bezemek icin miydi, yoksa kadmlara ve 
giysilere ybnelik sehveti yatistirmak, zenginlik ve bolluk 
sebeplerini kazanmak igin miydi? Rabbi bu sure iginde onu 
egitim, terbiye etmisti, sonunda O'na Kitabi indirmisti. Fazilet 
suyu cinsel hazlar iklimine iner mi? Ruhlara inen Tevrat 
faziletleri bbylesi haz iklimine etki eder mi? Kaldi ki su ayeti 
okumussundur: "Nefsini kotu arzulardan uzakiastiran igin ise 
§uphesiz cennet yegane bannaktir." (Naziat, 40-41) Nefsini 
helal olsun haram olsun heva ve heveslerden uzaklastirma- 
yan bir kimse cennete giremeyecegine gore, cinsel birlesme 
lezzetine ybnelen, cima ihtiyacini gidermek igin yanip tutu- 
san bir kimseye biset, risalet, nubuvvet ve yigitlik erdemi 
nasil iner? Bundan suphe etmeyecegini saniyorum. 

Dordiincii mesele: Nubuvvetin mahiyetini kesfetme ve 
varhginin zorunlulugunu ortaya koyma hakkindadir. "Insamn 
uzerinden, henuz kendisinin amlan bir §ey olmadigi uzun bir 
sure gegmedi mi?" (insan, 1) insamn uzerinden anlasilan ve 
meshur bir anlam olmadigi bir zaman dilimi gecmistir. Bu, 
delile ihtiyag duymayan bir gercektir. Qunku beden nutfeden 
yaratilmistir. Nutfe ise kendisini emen sicakhgm sebebiyle 
mislinin erimesinden veya kudret eli tarafindan kirk gun 
yogrulan yapiskan balgiktan, asirlann ve senelerin tiyneti 
uzere uzun sure beklemis kurumus gamurdan elde edilmis 
hamurdan yaratilmistir. Boyle iken oncesinde zaman olmayan 



330 

kadim bir varhk olarak nitelendirilebilir mi? Oysa insan bedeni 
ancak zaman ve mekanin mazrufu yani zarfi olarak var 
edilmistir. Dolayisiyla bncesinde mevcut olmadigi, bilinmedi- 
gi, anilmadigi bir zaman diliminin olmasi kagimlmazdir. Bu, 
insanin hadis bir varhk oldugunun ispatina dair eksiksiz bir 
mubalaga sigasiyla ortaya konmus kesin bir kanittir. Aylar 
gegtikten, asirlar birbirine kovaladiktan sonra insan, maden- 
lerin kurulugu, bitkilerin nemliligi, hayvanlarm sicakhgi ve 
havanm etkilerinin soguklugu arasmda gergeklesen en vasat 
mizactan hasil olan karisim mahiyetindeki nutfeden yaratil- 
mistir. Bu sure Kur'an'da "duzgun ve dengeli bir surete sahip 
kilma" olarak nitelendirilmistir: "Ey insan! Seni yaratip seni 
duzgun ve dengeli kilan, seni istedigi bir §ekilde birle§tiren, 
ihsam bol Rabbine kar§i seni aldatan nedir?" (infitar, 6) Bu 
ayette yuce Allah kendisini iki sifatla vasfediyor ki her ikisi de 
insan mizacimn dengeliligiyle ilgilidir. Biri Rabhk sifatidir ki 
terbiye etmek, yani duzgun ve dengeli kilma demektir. Digeri 
ise Kerem sifatidir ki insana nimetleri bahsetmeyi ifade eder. 
Boylece insanin yaratilmasini bu iki sifatin gerektirdigi ima 
ediliyor. Eger rabhk ve kerem olmasaydi, var olanlar var 
olmayacakti. Qunku bunlar sadece insana bzgu degildirler, 
butun varhk icin gegerlidirler. Duzgun ve dengeli bir sekle 
sahip kihndiktan sonra insana duyularm nurlari bahsedilmis- 
tir. Bu da tabii sicakhgm yine tabii neme musallat olmasi ve 
bunda latif ve havai dumanlann yukselmesiyle gergeklesir. 
Boylece nefs-i natika ona, o da nefs-i natikaya sirayet eder, 
tipki atesin fitile sirayet edip yakmasi gibi. Her biri oburunu 
geker, miknatism demiri gekmesi yahut ozlemle yanip tutu- 
san asigm ozlenen masuka kosmasi gibi. Nitekim yuce Allah 
soyle buyurmaktadir: "Kendisini isitir ve gorur kildik." (insan, 
2) Burada insanin butun duyulan icinde sadece isitme ve 
gbrme duyusundan sbz edilmistir. Bunun nedeni bu iki duyu- 
nun belirgin ve agik olmasidir. Qunku isitmenin kendisi 



331 

isitilen ve musahede edilen bir sey, gbrme ise gbrunen ve 
bilinen bir seydir. Daha dogrusu gbrme isitilen, isitme ise 
gorulen bir seydir duyulann bzune nufuz eden aklin gozun- 
de. Bundan sonra yuce Allah insana yeterli ve saf akil gucu- 
nij bahsetmistir. Ki hayir ve ser yollanni gbrebilsin. Diger bir 
ifadeyle makul ve mahsus varhklara ybnelebilsin. Fiil ve sifat 
denizlerine iletilsin. Nitekim yuce Allah sbyle buyurmustur: 
"Suphesiz biz ona (dogru) yolu gosterdik. Ister §ukredici 
olsun ister nankor." (insan, 3) Bir diger ayette de soyle bu- 
yurmustur: "Sonra onu ba§ka bir yaratisla insan haline getir- 
dik. Yapip-yaratanlarm en guzeli olan Allah pek yucedir." 
(Muminun, 14) 

Akil kuvveti duyular kandilinde eksiksiz bir sekilde tutu- 
sunca, fitilindeki yag alevlenecek sekilde saflasinca basireti 
agihr ve bazen geceye, bazen de gunduze nispet edilen 
dokuz kadin gorur. Bu kadinlann baslannda taglari vardir. 
Elbiseleri asagi dogru sarkmistir. Kapilan kapahdir. Seraplan 
panldamaktadir. Kaseleri elden ele dolasmakta ve baslari 
one egiktir. Tipki kapah taslar ve sikica kavranmis kaseler 
gibi. 

Biz bu temelleri eski kubbede 

Tasin iginde yuvasim arayan kannca gibiyiz 

Omit ve korku menzilinden bihaberiz 

Ba§i donmu§, gozu bagli, degirmen donduren okuz gibi- 
yiz. 

Bu halkada hie kimsenin gbzbagcihk, hile yaptigi gorul- 
memistir. Bu hanede bir tenkit unsuru gozlemlenmemistir. 
Sadece yedi gardak vardir. Tipki memeleri henuz tomurcuk- 
lanmis yasit kizlar gibi. Buyugu altmdan, kugugu gumusten- 
dir. Gerisi bunlar arasinda safhk, berrakhk, nur ve isik olarak 



332 

dbnup durmaktadir. Bu hakikatlerin arasina girmektedir. 
Bazen uglu, bazen dbrtlij olarak. Bazen de altih ve karsihkh 
olarak. Kimi zaman yakarak mukabil olarak. iste bu hakikat- 
ler karsisinda sasiran ve dehsete dusen kimse sbyle demek- 
ten kendini alamaz: 

Hakikat olarak mecazi degil 

Biz oyuncagiz, felek de oyuncu 

Varlik minderi uzerinde durmadan oynuyoruz 

Teker teker yeniden yokluk sandigina konuluyoruz. 

Boyle du§undugu igin de oluslan ve hadiseleri, felegin e- 
linden gikmis zamana havale eder. Hikmetle butun varhgi 
idare eden yaraticiyi inkar eder. Her seyi bilen, essiz takdir 
eden yoktan varedici ilahin varhgini kabul etmez. Bbylece 
hem mulku, hem mucevherini yitirir. Taguta ve onun putuna 
kulluk eder. ilahi sanati kendi ziddina vehmeder. Neticede 
dij§manini dost edinir. Nitekim yuce Allah bu tarz dusiinenle- 
rin §6yle dediklerini bize haber vermektedir: "Bizi ancak 
zaman helak eder." (Casiye, 24) Ama basireti birazcik agihp 
da yavas yavas dusunmeye baslayinca bozulmakta olan 
varhklarin uzerinde akip giden bu degismelerin ancak kendisi 
varedilmeyen bir var ediciden, kendisine renk verilmeyen bir 
renklendiriciden kaynaklanabilecegini algilamaya baslar. 
Gunahlarmi itiraf eder, kusurlanni gbrmeye baslar. Tovbe 
eder, hatasini ikrar eder ve pismanhkla geri doner ve sbyle 
der: "Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eger bizi bagi§- 
lamaz ve bize acimazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz." 
(Araf, 23) Dolayisiyla ilmi olarak daimi mebdenin, her seyi 
hukmu altina alan kaimin varhgini yakin duzeyinde kabul 
eder. Ama bundan sonra hala mead hakkmda saskindir. 
Fikri karmakansiktir. Kullann akibetinden kusku duymakta- 
dir. Daha dogrusu meadin varhgini acikga inkar etmektedir. 



333 

Cunku sunu bellemistir: insan bir kansimdan meydana gelen 
bir miirekkep varhktir. Kansim bozulunca, o da kagimlmaz 
olarak bozulacaktir. Artik geri donu§u umulmaz. Cunku ne 
onun ne de bir baskasimn bunda bir yarari yoktur. Dolayisiy- 
la insan oldugunde yok olur gider hukmunii verir. Mutlulugu 
da ortadan kalkmis olur. Nitekim yuce Allah onlarin sbyle 
dediklerini bize haber vermektedir: "Hayat ancak bu dunyada 
ya§adigimizdir. Oluruz ve ya§anz." (Casiye, 24) Tipki bitki 
gibi, ot gibi. Once yeserir, sonra kupkuru ger cope doner, ilk 
kez yaratihsta onun ve baskasimn ne faydasi olmus ki yeni- 
den dirilmesinde birfayda olsun! 

Beni bu dunyaya getirmekle felegin kazandigi bir §ey yok 

Beni bu dunyadan alirken de makami ve guzelligi arta- 
cak degil 

Hig kimseden §u iki kulagim da duymu§ degil: 

Nigin getirildim bu dunyaya, nigin goturuluyorum! 



RiSALETiN VE NUBUWETJN VACiBLJGi 

Yukarda agikladigimiz sebebler yuzunden blumden son- 
ra dirilis uyansinda bulunan nubuvveti ve nubuvvetin sonuc- 
larini, etkilerini inkar etmislerdir. Nubuvvet sofrasinin seril- 
mesine engel olmus, seriat sergisinin durulmesine galismi§- 
lardir. Tipki Hatem-i Tai'nin comertlik sofrasinin bir kbsesini 
durer gibi. Bunlann iginde en asiri gidenleri Hindistan'daki 
Brahmanistlerdir. Suddi hadisi garpitilmis ve ona tabi olanlar 
da Brahmanlar olarak taninmislardir. Hz. ibrahim'in (a.s) 
hasimlari sabiiler de bbyle bir yolu tutmuslardi. Yuce Allah 
kitabinin degisik yerlerinde onlarin soyle dediklerini aktar- 
maktadir: "Bir be§er mi bizi dogru yola goturecekmi§?" 
(Tegabun, 6) "Bu, sadece sizin gibi bir be§erdir. Size ustun 



334 

ve hakim olmak istiyor." (Muminun, 24) "Sizin yediginizden 
yer, sizin igtiginizden iger." (Muminun, 33) inkarlannin mer- 
kezinde bir cumle bulunuyor. Bu da yuce Allah'in bize aktar- 
digi su cumledir: "Siz de ancak bizim gibi birer insansimz. 
Rahman, herhangi bir §ey indirmedi." (Yasin, 15) Bir diger 
ayette de sbyle buyruluyor: "Kendilerine hidayet rehberi 
geldiginde, insanlann (buna) inanmalarim sirf, «Allah, rasul 
olarak bir be§eri mi gonderdi?» demeleri engellemi§tir." (isra, 
94) Bbylece, rasulleri inkarda israr edenlerin, buyukluk tasla- 
yanlann bu yaklasimlarimn ekseninde "bir insan rasul ola- 
maz" bnyargisinin yattigi hususu ozetlenerek bize sunulmak- 
tadir. Qunku butun insanlar mahiyet bakimmdan ortaktirlar. 
Dolayisiyla bazi insanlann butun insanlar iginde ayn bir 
bzellige sahip olmalari muhaldir. Ama butun insanlann nebi 
olmalari da imkansizdir. Bu da nubuvvetin ortadan kalkma- 
sina yol agar. Qunku her insan nebi olursa nebinin varhgina 
niye ihtiyag olsun. Ya da iglerinde hig kimse nebi olmasa 
neden nebilige ihtiyag duyulsun. Her iki ihtimalde de huccet- 
lerinin sonug aldigini dusunmektedirler bu zumreler. Ashnda 
bu huccetleri bos ve guruktur. Bu fikirlerinin amaci belirgin 
degil, aksine bulaniktir. Ve bu anlayis orumcek agmdan bile 
daha guriik, tabuttan daha dardir. Qunku bir tek kelime ile 
savulacak kadar zayiftir. "Nice az sayida bir birlik Allah'in 
izniyle gok sayidaki birligi yenmi§tir." (Bakara, 249) Onlann 
butun delillerini bir cirpida bosa gikaracak bu cumle 
Kur'an'da soyle ifade edilmistir: "Allah, risaletini (rasullugu) 
kime verecegini daha iyi bilk." (Enam, 124) Yani insan turu- 
niin butun fertleri benzer olsalar da bazi nefislerin Allah 
katinda ustun bir degerleri vardir. Bunu ne siz anlarsiniz, ne 
da atalanniz. Tipki yakut'un farkh bir degere sahip olmasi 
gibi. Bu zumreler tefritin ortasina dusmuslerdir. Nitekim 
imamin masumluguna inanan Karmatiler de ifratm en uc 
noktasina yerlesmislerdir. "§eyh-i Kebir" dusuncesini savu- 



335 

nan ibahiler de esfel-i safiline yuvarlanmislardir. Birinci 
gruptakilere gazabin sicakhgi galip gelmis, bburlerine de 
sehvetin islakhgi hakim olmustur. §ehvetlerde de husumet 
olmaz. 

Ey Muhammed! "hayatin hakki igin onlar, sarhosluklan 
iginde bocaliyorlardi." (Hicr, 72) Bir hakim kizgin oldugu 
zaman hukmedemez. Mizag sapar da itidal sinirmi asarsa, 
hakim, adalet sinirma tecavuz eder, sapikhk gukuruna duser. 
Mizaci dengeli, mutedil kimse, iki agidan nubuvvetin olmasi 
bir zorunluluktur, der. Birincisi, yaraticmm gayesi agisindan. 
"Ki, yaratmak da emretmek de O'na mahsustur." (Araf, 54) 
Tesvik ve caydirma da O'nun yetkisindedir. Pek az menfaati 
oldugu halde ve kendisinin de ihtiyaci olmazken, sirf ziynetini 
tamamlamak igin ayagm altinda bir gukurun olmasini ihmal 
etmeyen, son derece basit bir fayda sagladigi halde gozun 
uzerinde kaslarm yay seklinde olmasini, gozun kenarlarmin 
siyah kirpik telleriyle gevrilmesini gbz ardi etmeyen Allah, 
alemler igin rahmet vesilesi olan nubuvveti beseri ruhlardan 
birine bahsetmeyi hig ihmal eder mi? 

ikincisi, mahlukatm ihtiyaci agismdan. Hig kuskusuz su 
kuguk alemde, yani insan yapilanmasmda butun kuvvetlerin 
itaat ettigi bir reis olmadigi durumlarda, her kuvvet kendi 
mekanmda esit ve bagimsiz bir konumda olursa bu yapi kisa 
surede harap olur. Her bir kuvvet hem itaat edilen hem de 
itaat eden olur. Bu yuzden her kuvvetin yasagma uydugu, 
emrine itaat ettigi bir emirin bulunmasi zorunludur. "Rasul 
size ne verdiyse onu aim, size ne yasakladiysa ondan da 
sakimn." (Hasr, 7) "Eger yerde ve gokte Allah'tan ba§ka 
tannlar bulunsaydi, yer ve gok, (bunlann nizami) kesinlikle 
bozulup gitmi§ti." (Enbiy a, 22) 

Iki hamm agali evin isleri duzene girmez. 



336 

Kijguk alemin isleri, hukmu gegerli bir emir olmaksizin 
tamamlanamiyor, yolunda gidemiyorsa, nice fitnelerin 
kaynadigi, nice sikintilarm olustugu unsurlar alemine ne 
demeli! Dolayisiyla mahlukata maslahatmi nasil elde edece- 
gini, gabasim ybneltecegi yollari gosteren, basarimn ybnte- 
mini ortaya koyan bir rehberin yol gostermesi kagimlmazdir. 
Ancak o zaman ezeli inayet gergeklesmis olur. Nitekim yuce 
Allah, nebilerin ve rasullerin (salat ve selam uzerlerine olsun) 
segkinlerinin dilinden bu gergege dikkat cekmistir. Ki hepsi 
de bir gergek uzerinde birle§mi§lerdir. O da ilahi inayettir. 
Qunkij mahlukat hidayetsiz ihmal edilmis olur. Mahlukat 
olmadan hidayet de imkansizdir. Dolayisiyla bu ikisini birlikte 
var olmasi zorunludur. ikisinin birlikteligine de inayet denir. 
Bu baglamda ibrahim (a.s) sunlari sbylemistir: "Beni yaratan 
ve bana dogru yolu gosteren O'dur." (§uara, 78) Burada 
ibrahim (a.s) sirf kendisine bzgu inayeti zikretmektedir. Qun- 
kij din evinin ilk temeli odur. Musa (a.s) ise soyle demistir: 
"Bizim Rabbimiz, her §eye hilkatini (varlik ve ozelligini) ve- 
ren, sonra da dogru yolu gosterendir." (Taha, 50) Musa (a.s) 
genel inayete isaret etmistir. Qunkij kulli bir kaziye ile hu- 
kumde bulunmustur. O din evinin duvarlarmi tamamhyordu, 
gatismi degil. Qunkij dinin diregi olan namaz henuz dikilme- 
mis ve henijz ars onun uzerine konulmamisti. Rasulullah 
efendimizin (s.a.v) lisanmdan ise bu inayet soyle hikaye 
edilmistir: "Yaratip duzene koyan, takdir edip yol gosteren." 
(A'la, 2) Rasulullah (s.a.v) baglammda bu inayetin mutlak, 
bzel ve genel mahiyeti zikredilmistir. Hatta buna baska hu- 
suslar da eklenmistir. Qunkij mahlukat aleminin baslangicm- 
dan ve sonundan da sbz edilmistir. "Yaratip duzene koyan" 
Bunun yanmda emir aleminin baslangicini ve sonunu da 
zikretmistir. O da su ifadedir: "Takdir edip yol gosteren." 
Dolayisiyla bu gibi sembolik ifadeler nebileri faziletlerini 
ortaya koymaktadirlar. §imdi yer verecegimiz kisa ve 6z 



337 

cumle, butun kelimeleri cami, butun hikmetleri kapsayan 
kaynaktan baska nereden olabilir: "Kime hikmet verilirse, ona 
pek gok hayir verilmi§ demektir." (Bakara, 269) Nebilerin 
mertebelerinin kemaline ya da eksikligine delalet eden bu 
gibi ifadeler goktur. Ornegin ibrahim (a.s) soyle demistir: 
"Ben Rabbime gidiyorum. O bana dogru yolu gosterecek." 
(Saffat, 99) Hz. ibrahim (a.s), kendisiyle Rab arasmda vasita 
olan ruhu rab olarak isimlendiriyor. Cunku rabbin en buyuk 
ayetidir. Nitekim bir ayette buna soyle isaret edilmistir: 
"Andolsun o, Rabbinin en buyuk ayetlerinden bir kismim 
gordu. " (Necm, 18) Ayni durum Musa (a.s) icin de gegerlidir. 
Bir ayette soyle deniyor: "Rabbi onunla konu§unca «Rabbim! 
Bana (kendini) goster; seni goreyim!» dedi." (Araf, 143) Ama 
isa (a.s) yukanda zikredilen iki nebiden daha kamil idi. Qun- 
kij Allah'm ruhuydu. Bu yuzden Ona ruhani kuvvet hakimdi. 

Musa (a.s)da gazap kuvveti hakimdi. Oyle ki Kipti birine 
bir yumruk vurarak onu oldurmustu. Sonunda da "Bu §eytan 
i§idir." (Kasas, 15) demisti. Ruhani kuvvetle gazap kuvveti 
arasindaki farki gbruyor musunuz? Ruhani kuvvet oluleri 
diriltirken gazap kuvveti dirileri blduruyor! iste kemal baki- 
mindan bu ikisinden daha ileri olan isa, bu araci ruhu baba 
olarak isimlendiriyor: "ben, benim ve sizin gokteki babamza 
gidiyorum." diyor. Onun bu sbzunden hareketle Hiristiyanlar 
isa'ya Allah'm oglu dediler. 

Rasulullah efendimiz (s.a.v) ise butun nebi ve rasullerin 
en iistunudur. Cunku butun kuvvetleri dengelidir. Daha dog- 
rusu ruhani kuvvet butun kuvvetlerinin ustundedir. Nitekim 
seytani onun huzurunda Musluman olmustur. Hatta ondan 
kaynaklanan isiklar ve nurlar oylesine etkiliydiler ki ruhlar 
aleminin "nur sagan bir kandii"\ (Ahzab, 46) olarak isimlendi- 
rilmistir. Tipki gunesin cisimler alemi igin "alev alev yanan bir 
kandil" (Nebe, 13) olarak isimlendirilmesi gibi. iste bu ustunluge 



338 

sahip olan Rasulullah efendimiz (s.a.v) araci ruhu kardes 
olarak isimlendirmistir. iki kardes bir kokten dogan iki dal 
gibidir. Bbylece nefsin son derece parlak, ruhunun en ust 
duzeyde nurlu ve faziletinin kemal duzeyinde olmasi baki- 
mindan kendisiyle onun esit oldugunu vurgulamak istiyor. Bu 
yuzden en yuce semaya dbnerken (vefat ederken) onu "en 
yuce dost" olarak isimlendiriyor. Muallim-i evvel de blurken 
sbyle demisti: "Ruhumu filozoflarm ruhlannin sahibine teslim 
ediyorum." 

Buraya kadar anlattiklanmiz, nebilerin gbnderilmelerinin 
vacipligini, gerekliligini vurgulamaya ybneliktir. 



Nubiivvetin Mahiyetinin Tahkiki ve Hakikati: 

Ntibuvvetin mahiyetinin tahkikine ve hakikatinin ortaya 
Qikanlmasina gelince, bu konuda genel ve dolayh bir anla- 
timla diyorum ki: Cinsler dbrde ayrihrlar: 1- Cevher, 2- Cisim, 
3- Bitki ve 4- Hayvan. 

Turler de dbrt tanedir: 1- insan, 2- Onun ustunde hay- 
van, 3- Onun ustunde bitki ve 4- Onun ustunde cisim. 

Ashnda bu suslii bir gerdanhktir. Tipki inci ve mercana 
islenip suslenmis gumus bir gerdanhk gibi. iki tur arasinda bir 
cins vardir ve en yuce cins harig. Ona cevheri cins denir. 
Cunkii onun ustunde cevher yoktur. Buna cinslerin cinsi 
denir. Her iki cins arasinda da bir tur vardir. En asagi "insi" 
tur harig. Cunku onun altinda baska tur yoktur. Turlerin turu 
olarak isimlendirilir. 

Mahlukatm yaratilismin gayesi cinslerdir. Qunku fasillar 
onlara yakmdirlar. Dolayisiyla bizzat kast edilen turler olurlar. 
Cinsler de ikinci dereceden kast edilmisler olarak yaratilmis- 
lardir. Qunku birinci dereceden kast edilmis olsalardi, tur 



339 

hasil olmazdi. Turun yaratilmasmin gayesi sinifin var 
edilmesidir. Sinifin yaratilmasmin gayesi de sahsin var 
edilmesidir. §ahsin var edilmesinin gayesi de ulvi eserlerin 
feyzini kabul etmeye elverisli nutfenin gikanlmasidir. Bu, 
inciyi olusturmasi igin yaratilmis kapah, kabuguna burunmus 
sedefe ve meyve vermek iizere gevrelenmis hurma yemisi 
kabuguna benzer. Dolayisiyla kalp dedigimiz organ iginde 
gizli bulunan inci agismdan sedef konumundadir. Bu inciye 
de hayvani ruh denir. Bu ise nefs-i natika cevheri agismdan 
sedef mahiyetindedir. §u halde nefs-i natika cevheri ruhun- 
dan, ruh, kalbinden, kalp kahbmdan, kahp, smifmdan merte- 
belerine gore, smif da mertebelerine gore turunden, tur, 
mertebelerine gore cinsinden daha ustiin ve sereflidir. Her 
cinsin en sereflisi onun nebisidir. Tipki gunes gibi. Her turun 
de bir nebisi vardir. insan gibi. Her sinifin bir nebisi vardir. 
hekim gibi. Her sahsin nebisi vardir. Kalp gibi. Bu yuzden 
yuce Allah sbyle buyurmustur: "Her toplumun bir rehberi 
vardir." (Ra'd, 7) Buna benzer bir ayet de sudur: "Her millet 
igin mutlaka biruyanci (rasul) bulunmustur." (Fatir, 24) 

Rasulullah efendimiz (s.a.v) de soyle buyurmustur: "Kav- 
min ya§li buyugu ummetin nebisi gibidir." Butun bu serefler 
kahp, kalp ve ruh sedefi icindeki melekuti nefs-i natika inci- 
sinde toplanmistir. Ki o nur ustune nurdur, safhk iginde safik, 
isik iginde isik aylarmin hilali, diger bir ifadeyle hidayete 
erdiren ve gecmislere ve hahhazirdaki insanlara yol gbsteren 
Muhammed Mustafa'dir. Onun nuru hala etrafi aydmlatmak- 
ta, sifatlan her zaman eksiksiz brnekliklerini surdurmektedir. 
Dunya durdukga da bu bbyle devam edecektir. Onun ashabi 
gbkteki yildizlar gibidir. Sevenleri inci taneleri gibidir. §u yer 
yuzunde bir canh kimildadikga, okyanuslarda bir meltem 
estikge Allah'm salat ve selami uzerlerine olsun. Ruhun ve 
cisminin bu ruhlar ve cins ve tur cisimlerinden segilmesi igin 
yuce Allah ona, kendisine tevekkul etmesini emretmistir: 
"Daima diri olan Allah' a guvenip day an" (Furkan, 58) 



340 

"O ki, (gece namaza) kalktigin zaman seni goruyor. Sec- 
de edenler arasinda dola§mam da (goruyor)." (Suara, 219) 
Burada yuce Allah, nebinin hemcinslerini ve turdeslerini 
secde edenler olarak isimlendiriyor. Qunku tamami da O'na 
karsi derin bir saygi ve urperti duymaktadirlar. Tavirdan 
tavra, halden hale gegisini de dolasma olarak nitelendiriyor. 
Bu makamda tenasuhgulerin onlara dair kuskulan bir belir- 
sizlik atmosferinde ortaya gikmistir. Qunku ummet iginde bir 
taife bu gbruse meyletmistir. Bundan bir takim subeler dog- 
mustur. Birinci sube: Fer'idir ve birkag meseleyi kapsamak- 
tadir. Birinci mesele: insanin bedeninin oldugu suphe gotur- 
mez bir gergektir. Apacik duyularla mu§ahede edilen ve akhn 
da delalet ettigi bir olgudur bu. Qunku beden isi ve nemden 
murekkep olup kesintisiz bir gbzulme icindedir ve bu surecin 
de bir sonu vardir. Qoziilmenin bir gun sona ermesi kaciml- 
mazdir. Yani byle bir noktaya gelir ki geride bir §ey kalmaz, 
terkip bozulur, dagihr, temelleri zayiflar, ruhu rahatsizla§ir, 
huzursuzla§ir ve siyrihp gider. i§te §u ayette bu anlam kast 
edilmi§tir: "Nerede olursamz olun blum size ula§ir; sarp ve 
saglam kalelerde olsamz bile!" (Nisa, 78) bedenlerin bagrin- 
da, cesetlerin kalelerinde olsamz bile, gece ve gunduzlerin 
art arda gegisleri neticesinde bunlarm yikihp dagilmasi, 
gbkmesi kaginilmazdir. Ama "sen" blumle guruyup gitmezsin, 
yok olmazsin. Qunku "sen" yiice Allah'in bir kutsi hadiste 
buyurdugu gibi blmezsin: "Ey Adem oglu! Seni beka igin 
yarattim." Sen, blumle birlikte bulundugun magaradan kurtu- 
lur, kahci yurduna gidersin. Ashnda seni korkutan, senden 
sonra kalan agirliklarm, yitirdigin yuklerindir. Bunlari at, 
ferahla. "insirah" suresini dustin: "Elbette zorlugun yamnda 
bir kolaylik vardir." (insirah, 5) Rasulullah (s.a.v) de sbyle 
buyurmustur: "Yuklerini hafif tutanlar kurtuldular, yuklerini 
agirla§tiranlar da helak oldular." Rabbine kavusmayi, O'nun 
hosnutlugunu kazanmayi dusunerek nefsinin sarhoslugunu, 
gafletini azalt. Cenin ana rahminden giktigmda, daracik 



341 

dogum kanallanndan gegerken zorunlu olarak elem duyar. 
Ama zuhur geni§ligine giktiginda rahatlar. i§te bu eleme 
§eriat lisanmda ve akil dilinde kabir azabi denir. Buyuk sava- 
§imci, dunyaya deger vermeyen zahit Soktart ne guzel soy- 
lemi§: "OliJmu kugumseyin, gunku olumun aci veren tarafi 
korkusudur." 

Daha ne kadar dunyayi ve zarar etmeyi du§unup endi§e 
edeceksin? 

Daha ne zamana kadar sarho§ camndan korkacaksin? 

Senden alabilecekleri §ey sadece kalibindir 

O da bir gopluktur, o kadar endi§e etmeye degmez. 

Beden kafesinin yuklerini at. Ug ugabildigin kadar. Etek- 
lerini siva ve yuru yuruyebildigin kadar. Yoksa bir helak 
uQurumuna yuvarlanir, derin ve kbr bir kuyuda tuzaga du§er- 
sin. Ku§kusuz bu harap ve pislik mekaninda sonsuzluk te- 
menni edenler, butun kederlerin ve kirlerin biriktigi bu dunya- 
da beka arzu edenler, insan nefsinin baki veya fani oldugu 
hususunda bir takim ku§kular igindedirler. Sonsuzlugu bu 
dunyanin kirintilannda arar ve ancak tumune sahip olmakla 
ikna olurlar. Bu yuzden ahiretten umitlerini kesmi§lerdir. Tipki 
kafirlerin kabir ehlinin yeniden dirileceklerinden umitlerini 
kesmeleri gibi. Bu yuzden dunyada surekli kalmayi ister ve 
gegip gitmeyi hig istemezler. "Dogrusu siz, gargabuk gegeni 
(dunya hayatim ve nimetlerini) seviyor, ahireti birakiyorsu- 
nuz. " (Kiyamet, 20-21) Ahiret ne§esini, rablerinin nimetlerine 
bakan gozleri, parlayan yuzleri, ahretin bahgeleri ve irmaklari 
arasinda nimetlerle bbburlenerek yurumeyi terk ediyorsunuz. 

Gumu§ten tabaklar iginde yiyecekler sunarak bakarlar 

Gozleri sanki kaliba ddkulmu§ altin gibidir. 



342 

"Dunya hayatina razi oldular. " (Yunus, 7) dunyayi icleri- 
ne sindirdiler, onunla yetindiler, gece ve gunduz onu elde 
etmek igin gahstilar. Ama yarin butun kazandiklanyla birlikte 
dunyayi birakip gideceklerini de biliyorlar. "Insan, kendisinin 
ba§ibo§ birakilacagini mi samr!" (Kiyamet, 36) Bunlar yuce 
Allah'in, gegip giden, ortadan kalkan, topragin altmda guru- 
yen, goz ve basiret sahibi icin ibretler olusturan ensar ve 
muhacirlerden ve nice topluluklann akibetinden soz eden 
ayetlerini unutmus gibidirler. Soz konusu kavimler nice bah- 
geleri, pmarlan, tarlalan, yuksek makamlan geride birakip 
gittiler. Seyh el-Maarri bu anlami ne guzel bzetlemis: 

Ah! Nice §ehirler yok olup gitti 

Evet, kac col de §ehir oldu! 

Allahu ekber! Higbir §eyi onunla mukayese etmeyin 

Onun hakkinda "idi" "oldu" demeyin. 

Ama biz bu ku§kulan gideriyor, akh zayif olanlarm zih- 
ninden sbkup gikanyoruz. Ve insan nefsinin uzun bir zaman 
baki kalacagmi "akh olan veya hazir bulunup kulak veren 
kimselere" (Kaf, 37) butun hakikatiyle ve apagik delillerle, 
burhanlarla, kaidelere ve kanunlara uyarak ortaya koyuyo- 
ruz. Hig kuskusuz biz nefsin blume yakin bir halde bedenimi- 
zin her turlu bagmdan kurtulup mucerret ve bagimsiz bir 
halde kaldigini musahede edebiliyoruz. Bunu akh basinda 
higbir faziletli insan kuskuyla karsilamaz. Bilakis ahmak 
cahiller bile bu gergegi tasdik ederler. Qunku alabildigine 
agik, belirgin ve kuvvetlerin kanstinci baskismdan beridir. Bu 
hususta ileri surecegimiz burhan sudur: Bildigin gibi nefis, 
basit bir cevherdir, cisimsel degildir. Eger nefisle ilgili olarak 
yokluk caiz olursa, bu yoklugun vuku bulmasmin farz edil- 
mesi muhal olmaz. Qunku cevazm hakikati imkandir, baska 
bir sey degildir. Bu ise cevaz, imkan ve sihhat ibareleriyle 



343 

ifade edilir. Agiklamasma gelince, vaki olmasimn varsayil- 
masindan muhal olmasi gerekmez. §u halde yok olmasini 
varsayahm. Ama bu sefer yok olmanin anlami bilinmelidir. 
Yok olma, icadm karsitidir. Ama icad makuldur. Bu ise bir 
seyin sey olarak ifade edilmesidir. Qunku varhk ve seylik 
aralannda umumilik, hususilik gibi bir tur fark olsa da anlasi- 
lan seylerdir. Dolayisiyla sey kelimesi harici varhk ve zihin ici 
varhk arasinda ortak olan mefhum icin kullanihr. Varhk bu 
her iki ture de hastir. Yokluk ise anlasilan (mefhum) bir sey 
degildir. Ancak arazi bir mefhumluk soz konusu olabilir. Ki 
bunu daha once anlatmistik. §u kadari var ki yok olma, 
mahiyetinin murekkep veya basit olmasi itibariyle her varhk 
icin dusunulebilir. Murekkep varhklarm yok olmalan, basitle- 
rinin ilk hallerine dbnecek sekilde gozulmeleri seklinde olur. 
Buna yok olma denir. Basit varhklar suretler, arazlar ve 
mucerret cevherler seklinde bolunurler. Suretlerin yok olma- 
lan, heyulalarmdan zail olmalan seklinde gergeklesir. Bu da 
akledilen bir seydir. Arazlann yok olmalan ise, mahallerinden 
zail olmalanyla gergeklesir. Hatta sebat ve bekaya kabil 
olmayan arazm yok olusunun akledilmesi daha kolaydir. 
Qunku varhk alanina girdigi anda birden yok olur. Yani onun 
yok olmasi aklen suretlerin yok olmasindan daha kolay 
anlasihr. Qunku suretler cevherdirler. Ama maddi cevherler- 
dir. Murekkeplerin yok olmalan bunlara gore daha kolay 
tasavvur edilebilir bir seydir. Murekkep varhk, kaynasmis 
cuzlerinin aynlmalanyla yok olur. Basit varhk ise mekan ve 
zamandan, akledilen ve hissedilen ve de vehmedilen cuzler- 
den beridir. Dolayisiyla mevzudan, mahalden, heyuliden ve 
cisimden de beridir. Boyle iken yok olmasi nasil akledilebilir, 
fani olusu hangi yontemle anlasihr, zevali nasil tasavvur 
edilir? Ozellikle devam ettiricisi baki ve ikame edicisi sabit 
iken. Ki onun en buyuk ayetlerinden biri gbkleri ve yeri emriy- 
le ayakta tutmasidir. Ama geride bir ihtimal kahyor, o da zati 



344 

veya baskasi nedeniyle yok olmasi. Birincisi muhaldir. Qunku 
yoklugu zati igin olsa, varhk kabul etmezdi. Mumteni olurdu. 
Ama mumkundur. Dolayisiyla bu akla uzak bir ihtimaldir. 
Ama baskasindan dolayi yok olmasina gelince, bu da ya 
kendisini yok eden bir yok ediciden dolayi olur ki bu muhal- 
dir. Qunku yok edici ancak sebebin yok olmasiyla olur. Bir 
sebep de yok edici olmaz. Qunku yok etme bir seyde gergek- 
lesen bir fiildir. Yok fiilini islemek muhaldir. Qunku yokluk, 
sonsuz eksikliginden dolayi bir fiil islemedigi gibi fiil olarak 
islenmez de. Qunku fiil baslamadir. Yokluga ise baslanmaz. 
Yapip eden her seyin herhangi bir fiil islemesi zorunludur. En 
azmdan failden ve fiilden etkilenmesi gerekir. Fail ve fiilden 
etkilenmesi fiili bir seydir. Bu da gbsteriyor ki yoklugu, ancak 
sebebin yoklugundan dolayi olabilir. Ama bbyle bir yokluk 
mumkun degildir. Qunku sebebi daima vardir. O, suretleri 
bahseden, ruhlari ufleyen, ruzgarlan rahmetinin bncesinde 
mujdeciler olarak gbnderendir. O halde O'nun devamlihgiyla 
devamhdir. Onun sebebi daimidir, dedik, Qunku ruhani basit 
cevherin varligmin sebebinin ruhani basit bir cevher olmasi 
gerekir. Hatta malulunden daha basit olmasi lazim gelir. 
Bildigin gibi fail mefulunden daha serefli, yaptigindan daha 
saf bir nura sahip olmasi gerekir. Eger yoklugu caiz gbrulur- 
se sbz yeniden basa dbnmus olur. Dolayisiyla mekaninm ve 
yerinin yok olmasiyla onun da yok olmasi caiz olmaz. Bu 
tarzda yok olma cismani suretler ve arazlar igin gegerlidir. 
Qunku basit cevher mekandan, mahalden ve tasiyicidan 
beridir. Daha dogrusu ziddin vaki olusuyla da yok olmasi 
caiz degildir. Qunku tezadin sarti, zitlarm ayni mevziye veya 
ayni mahalle (iki farkh goruse gore) varit olmalandir. Biz 
bunu nefs-i natikadan nefyetmistik. Dolayisiyla sartm nefye- 
dilmesiyle yok olmasi da caiz degildir. Qunku sarti yoktur. 
Bunun nedeni de illetinin basit olmasidir. Dolayisiyla buna 
ybnelik tesiri herhangi bir sarta bagh olmaz. Bilakis bahsedici 



345 

olan Allah, onun varligimn eksiksiz illetidir. Kuskusuz his 
aleminde zuhur etmesi hayata kabil nutfenin hazirlanmasma 
baghdir. Hayat da onun nurlanndan biridir. Ama cevherin 
hissi varhkta zuhur etmesinin sarti baskadir, akli varhga dahil 
olmasinm sarti baskadir. Eger inkarci, nefs-i natikanin yok- 
lugundan soz ederken his aleminden kaybolmasini kast 
ediyorsa, bu hususta tartisma, farkli gbrus ileri surme soz 
konusu degildir. Qunku biz nefs-i natikanin gbren goze zahir 
olmasinm sartinin beden oldugunu kabul ediyoruz. Dolayi- 
siyla zuhurun sarti yok oldugunda zuhur da yok olur. Ama 
zuhurunun ortadan kalkmasi, butunijyle yok olmasini gerek- 
tirmez. Qunku hassin nefyi, umumun nefyini zorunlu kilmaz. 
Ornegin sesler, onlari algilayan isitme duyusu agismdan 
mevcutturlar. Ama onlari algilamayan gorme duyusu agism- 
dan yokturlar. Yine makul varhklarin tumu duyular agismdan 
yok, akil acisindan vardirlar. Bu hususta en guclu delil 
vacibu'l vucuttur ki duyular onu algilamaz, bu yuzden onlar 
agismdan madum, ama akil agisindan varhklarin en nurlusu 
ve en zahiridir. Bundan dolayi Musebbihe grubuna mensup 
olanlar onu bir mekanda bulunan cisme benzetmislerdir. 
Bbylece duyular tarafindan algilanmayan yokluga benzet- 
mekten kaginmak istemislerdir. Bu olumsuzlamayi da O'nu 
eksikliklerden beri kilmak ve en kamil kemalatla vasfetmek 
olarak nitelendirmislerdir. Ama bu merhum mahrumlar duyu- 
larin onu algilamasinm en buyuk nakise oldugunu anlama- 
mislardir. Qunku O'nun kemali duyularla algilanmaktan 
yucedir. Kuskusuz duyular tarafindan algilanmak yer kapla- 
yan varhklar ve cisimler agisindan kemal sayihr. Qunku 
onlari yoksal varhklara benzeme eksikliginden gikarir. Ama 
hissedilen varhklarin faili, kemal bakimindan onlara nasil 
benzer? Bilakis hissedilen varhklar noksandirlar. Noksan 
varhklara benzemek bir noksanhktir. O halde vacibu'l vucu- 
dun kemali Onun bizzat kaim, butun varhklara hakim bir 



346 

mevcut olmasidir. Duyular da O'nu algilamaz. Onun varhgi 
bundan ustun ve yucedir. Qunku akli varhk, hissi varhktan 
mukayese kabul etmeyecek derecede daha kamil ve daha 
ustundur. 

Ayrica sunu da soyluyoruz: Eger onun varhginm bir sarti 
olsaych, bu sart da ruhani ve basit olacakti. Qunku cismani 
seyler ruhani cevherlerin varhklarma mudahale edemezler. 
Bilakis bunun tersi dogrudur. Cismaniler ruhanilerin malulle- 
ridir. Cismaniler zat ve varhk olarak ruhani sartlara baghdir- 
lar. Hatta cismaniler ruhanilerin sekilleri ve gblgeleridir. Asli 
hakikatler ruhanilerdir. Qunku ruhaniler cismanilerden daha 
basittirler. Daha basit olan da bildigin gibi varhk olarak mu- 
rekkep olandan daha bncedir. Dolayisiyla sbz dbnup dolasa- 
rak aynen nefisle ilgili takis hakkinda sbzunij ettigimiz basit 
sarta geliyor. Ruhani basit varhklarda yokluk silsilesinin 
meydana gelmesi ise muhaldir. Qunku yoklardaki zincirleme 
varlardaki zincirlemenin bir feridir. Bunun da gegersizligi ve 
batilhgi ortaya gikmistir. Ya da yok olmayan bir cihette son 
bulmasi gerekir. Qunku sart yok olmadigi zaman sartin 
yoklugu sartina bagh olan da yok olmaz. Boylece sartmm 
batil olmasiyla cevheri batil eden bu taksimin de batil oldugu 
anlasihyor. 

Bununla da kesin olarak anlasihyor ki eger bu cevher 
nefyedilse, su iki ihtimal sbz konusu olur: Ya zati icin veya 
baskasi igin olur. Bu baskasi da ya illetidir ya illetinin sartidir 
ya da illetinin yansidir. Ta ki mahal, mevzu ve mekan icine 
girebilsin. Bu siklarm disina cikmak mumkun degildir. Bu 
sekildeki taksim batil olduguna gore batil olusa iliskin sbz de 
batil olur. Hasmi susturucu, vehim brumceginin agmi delici, 
azarlayarak son hukmu koyucu ve soru ve cevabm zihinde 
uyandirdigi soz, yok olmanm keyfiyeti ve varhk nurunun 
intizam haline dbniismesiyle ilgilidir. Ki bu dbnusu daha once 



347 

aciklamistik. Hig kuskusuz bedenin iptali ve bozulmasi, nefs- 
i natikamn bozulmasini gerektirmez. Nefs-i natika zati, sifat- 
lan ve fiilleri itibariyle bedenden mustagnidir. Zati itibariyle 
mustagni olmasma gelince, o, zati ile kaim bir cevherdir, 
mevzudan mustagnidir. Sifatlan itibariyle mustagni olmasma 
gelince, gunku zatin sifatidir, zat ile kaimdir, baskasiyla 
degil. Aksi takdirde o baskasinin sifati olur. 

Fiilleri itibariyle mustagni olusu... 

Fiilleri itibariyle mustagni olusuna gelince, O'nun fiilleri 
hakikatlerin olduklan gibi bilinmesinden ibarettir. Qunku 
hakikatlerin anasidir ve onlar olmadan sukunet bulmaz, 
sadece onlara meyleder. Tipki yavrusunu yitirdigi zaman 
kasihp buzulen, buldugunda ise agihp sevinen anne gibi. Bu 
fiili idrak infialidir. Qunku kabul cihetiyle etkilenme, baslama 
cihetiyle de etkidir. Bundan da anlasihyor ki idrak, iki cihetle 
onun acisindan fiil ve infialdir. Bu, zati iledir, baskasi ile 
degildir. Qunku ana karnmda bir cenin iken bu bzellige sahip 
olarak yaratilmistir. Kuskusuz nefs-i natika ile beden arasm- 
da tedbir etme, tasarrufta bulunma, bzlem duyma, ask bes- 
leme turunden bir bag vardir. Ama zati ile kaim cevher, 
arazlann en zayifi olan bagm iptal olmasiyla iptal olur mu? 
Esegin blumunun sahibine ne zarari olur? Geminin delinmis 
olmasi yuzucunun yuzmesine nasil bir kotuluk dokundurabilir 
ki? Kafesin kinlmasi kusun ugmasi acisindan bir kusur sayi- 
hr mi? Bilakis yuklerinden ve hallerinden kurtulmus olur. 
Bedenin agirhklarini ve yuklerini korumaktan azat olmus olur. 
"Yerkure kendine has sarsintisiyla sallandigi, toprak agirhk- 
larini di§an gikardigi ve insan «Ne oluyor buna!» dedigi 
vakit." (Z\\za\, 1-3) "Bu donus, sadece bir seslenmeye bakar. 
Birdenbire kendilerini mahserde buluverirler." (Naziat, 13) es- 
Sahire kelimesinden maksat kiyamet arzi, mahser alanidir. 
O gun insani nefisler, olus ve bozulus (kevnu fesat) alemi 



348 

cehennemine varit olduktan sonra gruplar halinde getirilir. 
Takva sahipleri kurtulur, zalimler ise dizlerinin bagini gbzen 
bir korkuyla yuzyuze kahrlar. Sbzunij ettigimiz cehenneme 
varit olmak ilk nefhadir. Oradan getirilis ise ikinci nefhadir. 
Bu iki nefhaya sbyle isaret edilmistir: Birinci uflemenin (kai- 
nati) sarstigi, onu ikinci uflemenin takip ettigi gun, i§te o gun 
yurekler kaygidan oynar. "(Naziat, 6-8) Yani kosmaya baslar- 
lar. Burada onlann durumu atlarm kosmasina benzetilmistir. 
"Gozlerini korku burur." (Naziat, 9) Asiri korkunun tesiriyle 
meydana gelen zayifhktan dolayi yuvalannda buzijlur kahr- 
lar. Bir kiyasa gore "es-Sur" kelimesi "es-sure"nin goguludur. 
Bundan maksat da insanin dis sekli, suretidir. Dolayisiyla bu 
surete once ruh uflenir, sonra gikanhr. Nitekim bir ayette 
sbyle buyrulmustur: "Haydi canlanmzi gikann." (Enam, 93) 
Dolayisiyla yaratihsm ilk baslatilmasi ve blumden sonra 
yeniden dirilis iki nefha seklinde ifade edilmistir. Gemiden, 
gemiciden ve boyunduruktan sbz ederken sirlarm Hallac'i ne 
guzel sbyluyor: 

Sevenlerime haber ver! 

Denizde yola giktim, gemi delindi 

Hag kilisesinde olacak olumum 

Ne geni§lik isterim ne de §ehir. 

Birinci beyit agik, anlami da nettir. ikinci beyitte ise 
Senai'nin gok daha agik bir sekilde izah ettigi lahuti yuceligi- 
ne isaret etmektedir: 

Kufur de din de senin yolunda ko§maktadirlar 

O birdir, Onun ortagi yoktur demektedirler 

§u halde ezeli liitijf alemi Tek ve Samed olmasi hasebiy- 
le sirkin ortakhgina ve kufre tahammul etmez, tevhit ve islam 



349 

zorlamasini kabul etmez. Bilakis ayrihk ve farkhlasma Yahu- 
dilik alametinden ve Hiristiyanhk zunnanndan kaynaklan- 
maktadir. ihtilaf Muslumanhk siarmdan, yakin ve basiret 
gomleginden neset etmistir. Boylece yuce Allah'm sifatlannin 
goklugu, bizim sifatlanmizin ve hallerimizin gokluguna gore 
belirginlesmistir. Aksi takdirde ortada birgokluk, bir farkhhk 
yoktur. Bilakis O birdir. Ama bu sayisal birlik degildir. O 
Tekligiyle Bir'dir ve bu Bir'lik sirf Ona ozgudur. O munezzeh- 
tir. Essizdir ve bijyuktur. "Kahrolasi insan! Ne inkarcidir!" 
(Abese, 17) " Sonra onun camm aldi ve kabre soktu. Sonra 
diledigi bir vakitte onu yeniden diriltir." (Abese, 21-22) 



Nefs-i Natikamn baki olduguna dair nakli deliller: 

Nakli delillere gelince, nefs-i natikamn baki kaldigma ilis- 
kin birgok ayet, hadis ve haber vardir. Bu konuda birgok ayeti 
brnek gbsterebiliriz. Bunlardan biri yuce Allah'm mutlularm 
guzel hallerini anlattigi su ayettir: "Ilk tattiklan olum di§inda, 
orada artik olum tatmazlar." (Duhan, 56) Burada onlarin 
sadece bir kere blecekleri belirtilmektedir. Bu da ruhun be- 
dene taalluk edecegi haldir. Ve bu, bedenin hayat bulmasma 
karsihk ruhun blmesi demektir. Ayrica ruhun bedenle baginin 
kesilmesi ise bedenin blumu ve ruhun hayat bulmasi anlami- 
na gelir. Nitekim "Allah diledigini siler, (diledigini de) sabit 
birakir." (Ra'd, 39) ayetini tefsir ederken bu hususu agikla- 
mistik. Ama bedbahtlann kbtu halleri anlatihrken sbyle buy- 
ruluyor: "Orada ne olur ne de ya§ar!" (Taha, 74) Bu ayette 
onlarin blmeyecekleri agikga belirtiliyor. Bunun yamnda 
lezzetli ve guzel bir hayat da yasamayacaklan dile getiriliyor. 
Bilakis pis ve zelil bir hayat surdureceklerdir. Lezzetli ve 
guzel olmayan her hayat da blumden daha adidir. Qunku olu 
kimse ne aci geker ne de zorluk gorur. Dolayisiyla bu haliyle 
olum, zorluklarla, sikmtilarla, acilarla, belalarla, mesakkatler- 
le dolu bir hayattan daha iyidir. Bu yuzden Rasulullah (s.a.v) 



350 

soyle buyurmustur: "Allah'im! Asil hayat ahiret hayatidir." 
Yani dunya hayati herzaman bir seylere bulanir, kansimlarla 
yuzyuze kahr. Degistiren ve eksilten unsurlarla karsi karsiya 
gelir. Bulandinci tabiat kuvvetlerinin karanhklarma maruz 
kahr. Zamanin acilarla bulandirmadigi, tadini bozmadigi 
hangi nimet vardir ki! Aksi takdirde ayni anda ve ayni yerde 
ve ayni itibarla oliimii de hayati da nefyetmek muhaldir. 
Dolayisiyla bu iki ayet agikga ortaya koyuyorlar ki bedenin 
olumunden sonra bir sey baki kahyor. Baki kalan bu seyin de 
zati ile baki kalmasi gerekir. Bir tasiyicisimn, mahallinin 
olmamasi gerekir. Aksi takdirde beden icin gegerli olan du- 
rum onun igin de gegerli olur. iste bu hakikat kit akilhlara, 
mesnetsiz goruslere dalmislar gizli kahr. Ki bunlardan biri 
soyle demistir: 

Gidenden bir §ey geride kahr 

Kotuden kotu, iyiden iyi kahr 

Geride kalamn ne oldugunu bilmiyorum 

Akil bu noktada garesiz kahr 

Bunu sbyleyen kisi, kendisini herkesten daha akilh zan- 
netmis, sonra baskalarmi kendisiyle mukayese etmistir. 
Buradan hareketle de kendisinin bilmedigini baskasmm da 
bilmedigini sanmistir. Bu adam hakkmda soyle denilen nefis- 
ten habersizdir: 

Benim ustadim, akil ve bilgi ikilisiyle 

Cihamn butun sirlarim benden saklami§ degil 

Ulvi alemi ve ruhu §erhetmi§ bile 

Fakat neyleyim ki henuz kimseye anlatmi§ degil 

Baykus gibi gbrme yetisi son derece zayif bir kus kendini 
Hudhud'den daha keskin bakish tasavvur eder. Ona gore 



351 

Hudhud kbr olmah, gbrmemeli, aksi takdirde gbzu gikanlma- 
h. Hasta mizaeli kimse de kendini herkesten daha saghkh 
vehmeder. Saghkhlar hastaymis gibi yapmahlar, yoksa onla- 
ra zehir igirilmeli, aci ve keder tattirilmahdir. Makamlar sahi- 
bi, gayeleri birer birer asmis §eyh Kasim b. Ali'den Allah razi 
olsun, bu anlami ne guzel dile getirmis, meseleyi nasil da 
agik bieimde ortaya koymus! 

Oteler babasi zaman gormezden gelince 

Dogrulugu civarlannda ve maksatlannda 

Ben de gormezden geldim. O kadar ki bana korlugun 
karde§i bile dediler 

Delikanlimn babasimn yaninda yer almasinda §a§ilacak 
bir §ey yok. 

Bu orneklerden biri de §u ayettir: "Ey huzura kavu§mu§ 
insan! Sen O'ndan ho§nut, O da senden ho§nut olarak Rab- 
bine don." (Fecr, 27-28) Burada bir §eye, rabbine dbnmesi 
ybnunde bir hitap yoneltiliyor. Olmu§ fani bir §eye boyle bir 
hitabin yoneltilmi§ olmasi tasavvur edilebilir mi? Bilakis nefis, 
kuvvetlerin esiri idi, blumle birlikte kurtulu§a ermi§ oldu. 
Bbylece Allah'tan ba§ka bir dost da bulamadi. Bilindigi gibi 
olu beden fena bulmus, yok olmustur. §u halde bu hitabin 
muhatabi, ondan sonra baki kalan cevherdir. Yuce Allah'in 
isa'ya (a.s) yonelik su hitabi da bbyle bir anlami ifade etmek- 
tedir: "Seni vefat ettirecegim, seni nezdime yukseltecegim." 
(Al-i imran, 55) O halde burada sbzu edilen oliim (vefat 
ettirme) bedenle, Allah nezdine yukseltme de ruhla ilgilidir. 
Bundan da anlasihyor ki Allah'in ruhu ve kelimesi olan i- 
sa'nin (a.s) ruhu bedeninin olumunden sonra baki kalmistir. 
Allah'in baki, ezeli, daima diri ve ebedi ruhu blur mu hie? O 
her seyi kemal olarak gegmis ve celal olarak her seyin us- 
tundedir. 



352 

Onlar ki dergahinda ikamet edip yasiyorlar 

Nasil olurler ki senin camnla yasiyorlar? 

Tipki Hizir gibi ab-i hayat igmi§lerdir 

Ve senin dostlanmn a§kimn ate§iyle yasiyorlar. 

Allah rahmet etsin sair Mutenebbi asagidaki beytinde as- 
hnda birtaksirde bulunmustur: 

A§ki tadana kadar a§k ehlini terk ettim 

Sonra hayret ettim, a§ik olmayanlar nasil olebiliyorlar? 

Ashnda sbyle demesi gerekirdi: 

Sonra hayret ettim, a§ik olan nasil olebiliyor? 

Ya da sbyle demeliydi: 

A§ik olmayan nasil yasayabiliyor? 

A§kiyla hayat bulan kimse ebediyen blmeyecegi bir ha- 
yat ya§ar. Ba§kasimn a§kiyla ya§ayan kimse cahiliye blumu 
uzere olmus ve higbir zaman yasamayacaktir. 

Bir brnek de yine isa (a.s) hakkmdaki su ayettir: "Kesin 
olarak onu oldurmediler." (Nisa, 157) Onu kesinlikle bldur- 
mediler. "Bilakis Allah onu (Isa'yi) kendi nezdine kaldirmi§tir." 
(Nisa, 158) Bu da gbsteriyor ki bedeninin blumunden sonra 
ruh baki kalmistir. isa'nin (a.s) bedeninin bldugunun delili de 
su ayetlerdir: "Ehl-i kitaptan her biri, olumunden once ona 
muhakkak iman edecektir." (Nisa, 159) "Her nefis olumu 
tadacaktir." (Al-i imran, 185) Olum, bedenin ayrilmasidir, onu 
tadan da nefistir. Tatmak ise ancak bedenin blumunden 
sonra canh ve baki kalmasiyla mumkundur. Nitekim Ebu 
Cehil'in bedeninin blmesinin ardindan ona sbyle hitap 



353 

edilmistir: "Tat bakalim. Hani sen kendince ustundun, seref- 
liydin!" (Duhan, 49) 

Bir diger brnek de su ayettir: Allah yolunda oldurulenleri 
sakin 610 sanmayin. Bilakis onlar diridirler; Allah'in, lutuf ve 
kereminden kendilerine verdikleri He sevingli bir halde Rableri 
yamnda nziklara mazhar olmaktadirlar." (Al-i imran, 169) Bu 
ayette, sehitlerin ruhlarimn yesil kuslar fezasmda baki kaldik- 
larina dair alabildigine kesin ve net bir ifade kullanilmaktadir. 
Bunun yamnda bedenlerinin olduruldugu de vurgulanmakta- 
dir ki bu, ruhun ayrilmasindan ibarettir. Yani blumdur. Ama 
ruhlann blmedigi vurgulanmaktadir. Ve en ustun bir hayatla 
yasadiklan ifade edilmektedir. Bu hayatm ustunlugu su uq 
seyden kaynaklanmaktadir: Birincisi, rablerinin huzurunda- 
dirlar. Rab kelimesinin onlara izafe edilmis olmasi, her grup 
ruh igin bilinen bir makam olduguna ve bunu a§madiklarma 
ybnelik bir i§arettir. Qunku "Allah'in yamnda" denilmemi§tir. 
Bilakis her birinin kendine bzgu bir mertebesi vardir ve bu 
mertebeyi isledigi ameller aracihgiyla kendi elleriyle bina 
etmistir. Nitekim bir ayette soyle buyrulmustur: "Herkesin 
yaptiklan islere gore dereceleri vardir." (Enam, 132) Amel ise 
niyet ve azimden kaynaklanir. Nitekim bir ayette sbyle bu- 
yurmaktadir: "De ki: Herkes, kendi mizac ve me§rebine gore 
i§ yapar. "(isra, 84) Qunku her kap iginde ne varsa onu sizdi- 
nr. Herkes maksadina dogru hareket eder. "Ki§i sevdigi He 
beraberdir." "Ki§i yasadigi hal uzere olur ve oldugu hal 
uzere yeniden dirilir. " 

Ecelin oncesine bak ki nasil ya§iyorsun 

Qunku ecelin sonrasinda dyle kalacaksin. 

Kuskusuz ruhun maksadinm yamnda hazir bulunmasi 
mesafeler kat etmekle gergeklesmez. Bu, bedenin maksadi- 
nm yamna varmasimn yoludur. Qunku ruh cihetten beridir. 



354 

Bilakis ruh canimn gektigini tasavvur eder, muhtag oldugunu 
dusunijr. Dusundugij an onun iginde bulur kendini, daha 
dogrusu o kendisidir. Nitekim bir ayette sbyle buyrulmustur: 
"Orada sizin igin canlanmzin gektigi her §ey var." (Fussilet, 
31) Nefisler ne isterlerse hemen hazir olur. Once var olup 
sonra hazir olmak seklinde degil. Hazir olunca ayni zamanda 
var olur. Tasavvur etmesi ve hazir olmasini dilemesiyle 
birlikte var olup hazir olur. Bundan da anlasihyor ki cennette 
hazirlanan nimetler higbir nefsin bilmedigi, onlardan gizlenen 
gbz aydinhgi ve mutluluk kaynagi seylerdir. Ve bunlar yuce 
Allah'in Salih kullari igin hazirladigi higbir gozun gbrmedigi, 
higbir kulagm duymadigi ve higbir beser kalbinin dusunmedi- 
gi seylerdir. Cennette hazirlanan bu nimetler nasil bu vasif- 
larla vasfedilmesin ki sekeri tatmayan bilemez. 

Oyle bir §eydir ki ancak tadinca bilinir. 

§u halde Rabbin huzuru tasavvur edilince hazir olus 
gergeklesir. ister rablerin rabbi, ister rabbi, mabudu, mahbu- 
bu ve maksudu olarak. Nitekim guzel bir yuzu tasavvur edin- 
ce insan, iginde ona ybnelik sehevi duygular harekete geger. 
Cirkin bir yuzu tasavvur edince de ondan nefret etme duygu- 
su uyanir. 

Cennet binasi mutlak olarak bizim gonullerimizdir. 

Kalplerde ruhlann cennette ve cehennemde olacaklarma 
dair yaygm ve saglam bir kanaat vardir. Ben diyorum ki 
cennet ve cehennem ruhlardadir. "Arzima ve semama sig- 
madim. Fakat mumin kulumun kalbine sigdim. " "Ey Davudl 
Bir evi benim igin bo§alt. " "Ben kalpleri benim igin kirilanlann 
yamndayim." Ey ibrahim!" tavaf edenler, ayakta ibadet 
edenler, ruku ve secdeye varanlar igin evimi temiz tut." (Hac, 
26) Evini iblislerin pisliginden arindir, igine ilim ve amel ihla- 
sindan gul sulari dok ki mahbubun oraya yerlessin. Yoksa 



355 

O'na kavusmayi bekleme. Qunku iki zit, ozellikle biri en 
aydinhk, biri de en karanhk olunca ayni yerde bir araya 
gelmezler. Nefsini birak ve gel. Gunahkar gibi olma. Hig 
kimseye kani olma. §air ne guzel sbylemis: 

Senin a§kindan dolayi ruhum bir yerde karar kilmaz ol- 
mu§tur 

Bir kucaga iki canan yerle§mez 

Gel ey can sen bu gonle yerle§ 

Bir tahta iki sultan oturmaz. 

Yukanda yer verdigimiz ayette "rabbin yamnda bulun- 
mak" seklinde gecen ifade, ruh igin mekan olmadigina ybne- 
lik bir isarettir. Qunku mekandan munezzeh olana yakinhk 
mekanh olamaz. Bilakis yakinhk, Onun ahlakiyla 
ahlaklanmak, Onun sayfalarmda yazih olanlarla naksolun- 
mak, Onun yemislerinden ve nziklanndan yemek seklinde 
olur. ikincisi, rizik. Qunku ya§ayan igin nzik kagmilmazdir. 
Ruhlann nzki ise ilahi nurlar, rabbani i§iklardir. Ki bunlar 
ruhlann tohumlaridir. Bir §eyin nzki onunla ayni cinsten 
olmak durumundadir. Nitekim bedenlerin nzki, kabuk mahi- 
yetindeki cisimlerdir. Uguncusij, seving. Bilindigi gibi uygun 
rizik sevince sebep olur. Dolayisiyla ayette bu uq hususta 
kuvvetli vurgular sbz konusudur. 

Bir diger brnek de §u ayettir: "Allah yolunda oldurulenlere 
«6luler» demeyin. Bilakis onlar diridirler." (Bakara, 154) Bu 
ayet, bnceki ayetle ayni anlami ifade etmektedir. Ama bu 
ayet anlami mucmel, bnceki ise mufassal vermektedir. 
"Lakin siz anlayamazsimz." (Bakara, 154) Yani Allah yolunda 
bidurulenlerin yasadiklanni bilemezsiniz. Qunku insanm su 
bedenden ibaret oldugunu vehmediyorsunuz. Beden ise 
bldurulmus bulunuyor. Bu vehme sahip iken, insanm su 



356 

sekillendirilen, bicim verilen, cisim sahibi kihnan su heykel- 
den farkh bir sey olan ruhtan ibaret oldugunu nasil bilebilirsi- 
niz? Ruh ise bakidir, diridir. "Guglu ve Yuce Allah'in huzu- 
runda hak meclisindedirler." (Kamer, 55) sevinc icinde, cosku 
ve siirur yasamaktadir. iste bu vehimden dolayi bbyle bir 
zanni beslediniz, bbyle bir sbzii sbylediniz. Ki bu, apagik bir 
buhtandir. Bir daha bbyle bir sey soylemeyin ve sadece eza 
gormenize sebep olan bu yoldan uzaklasin. Buna benzer 
ifadeler gerek mucmel gerekse mufassal, gerek kayith ve 
gerekse dolayh olarak suhuflarda, incillerde, Zeburda, sur- 
yani ve yunan sahifelerinde burada zikredilmeyecek kadar 
gok yer almistir. Nasil olmasm ki eger insan, bedeninin 
blumunden sonra da kalan bir sey olmasaydi ahiret ve buna 
dayah olarak belirginlesen kabir azabi, sorgu sual ve berzah- 
ta sirat uzerinde ya§anan hadiseler gibi yeniden dirili§ gunu- 
ne kadar vaki olacak bircok §ey kendiliginden gegersiz ola- 
cakti. Peygamberlik de gegersiz olacakti. Qunku nubuvvetin 
amaci, bu gergeklerin, ileride kar§ila§acaklan guzel hallerin 
ve akibetlerin insanlara bgretilmesidir. Qunku akil tek ba§ma 
akibetlerin hallerini ve vanlacak sonlari idrak edemez. Eger 
insanlarm dbnecekleri bir akibetleri, buradan siyrihp gidecek- 
leri bir mekanlan yoksa nebilerin gbnderili§inin ne yarari olur. 
Bilakis o takdirde nebilerin gbnderili§leri akil almaz, anlam- 
siz, delilik, sagma ve gulung bir §ey olarak belirginle§irdi. 

Ama mebde agisindan durum bundan farkhdir. Qunku 
mebdei idrak etmek agisindan tek ba§ina akil yeterlidir. 
insan kavrami agisindan su binek olarak kullanilan, aptal, 
blumlij, aciz ve yokluga dogru yol alan beden heykelinden 
baska bir seyin olmasi ve bunun da bedenin blumunden 
sonra baki kalmasi kaginilmazdir. Buna ruh, akil veya nefis 
denir. Sbz konusu seyin bunlardan herhangi biriyle isimlendi- 
rilmesi mumkundur. ilahi hitaplann muhatabi odur, azarla- 
nan, bdullendirilen ve cezalandinlan odur. Amag dinin 



357 

konulmasimn anlamh olmasi, ilahi sunnetlerden ve nebevi 
yollardan edinilen kanunlara sarilmasimn bir gerekgesinin 
olmasidir. 

Eger oldugumuzde oldugumuzle kalsaydik 

Olum her canli igin bir rahatlama olurdu 

Fakat oldukten sonra diriltilecegiz 

Ve hepimiz her §eyden sorguya gekilecegiz 

Bedenin blumunden sonra baki kalan bu seyin, kabirdeki 
bedene, ya da "O gun arz (yer) ba§ka bir arza, semavatta 
(goklerde ba§ka gokler) haline getirildigi gun.." (ibrahim, 48) 
mahserde yeniden yaratilan baska bir bedene donmesi 
arasinda fark yoktur. Kuskusuz iki kuguk alemde, yani beden 
ve ruh aleminde meydana gelen degisimi anlamayan kimse 
bijyuk alemdeki bu degisimi anlamaz. 

Beden alemindeki degisimi anlamak, nutfe arzmm alaka 
(kan pihtisi) arzma, alaka arzmm mudga (bir gignem et) 
arzma, mudga arzmm kemik, sonra et arzma donusmesini, 
yani Allah'm onu baska bir yaratihsla yaratmasma kadar 
gesitli degisimlere ugramasmi bilmektir. Dolayisiyla bedenin 
yaratihsmdan ruh semasma kadar birbiriyle ahenktar, kat kat 
arz vardir. "Halden hale (tabakadan tabakaya) gegersiniz." 
(insikak, 19) ayetinde bu anlama isaret edilmistir. insan once 
balgik halinden gecer. Bundan maksat dort unsurdur. Sonra 
balciktan suzulmus bir 6z halinden geger. Ardmdan nutfe 
ozu haline, arkasindan kanpihtisi ozu halin, oradan bir gig- 
nem et ozu haline, sonra kemik ozii ve ardmdan et ozu 
haline gelir. Boylece bedenin yedi arzi tamamlanmis olur. 
Ardmdan ruhun "yedi kat saglam semasi (gogu)" (Nebe, 12) 
bina edilir. Bu semavatin (gbklerin) ilki kalptir, ikincisi ruh, 
ucuncusij nefis, dorduncusu akil, besincisi heyulani, altmcisi 



358 

meleki akil ve fiili akil, yedincisi mustefad akildir. Boylece 
yedi semada tamamlanmi§ olur. "Allah, yedi kat semavati 
(gbgu) ve arzdan (yerden) bir o kadanm yaratandir. Emir 
bunlar arasindan inip durmaktadir." (Talak, 12) Yani ruh 
semasindan beden arzina zorlayici emir, menedici yasak 
iner. Bu anlattiklanmiz kugijk aleme gore buyuk alemde 
daha belirgindir. Burasi ibn Abbas'in (r.a) "Eger bu ayeti 
tefsir etseydim, mutlaka beni ta§lardiniz veya tekfir ederdi- 
niz." dedigi makamdir. Henuz bir dereceye kadar tevhit 
zirvesine ula§amayanin makamina inen kimse ta§lanir, 
nefret edilir veya ulkeden ve kullarla igli di§h olmaktan uzak- 
la§tinhr, tekfir edilir. Nitekim biz Rasulullah'tan (s.a.v) §6yle 
rivayet ettik: "Marifetullah kufurden bir cuzdur." 

Eger Musluman degilsen "la" seni kafir yapar 

Eger Musluman kalirsan kafir degilsin 

Nitekim AN b. Ebutalib (r.a) §6yle demi§tir: "Gogsumun i- 
ginde o kadar gok ilim var ki eger onu yayarsam, kesinlikle 
oldurulurum." Onun evladi Cafer es-Sadik (r.a) da §6yle 
demi§tir: 

Ben ilmin cevherlerini gizlerim 

Ki cahil gormesin ilmi, yoksa bizim igin fitne olur 

Hukumdarlar kammi mubah sayarlar 

Yaptiklan bu en girkin §eyi guzel gorurler 

Delip gecen alev misali §eyh imam Suhreverdi de §6yle 
demi§tir: 

Eger sirri agarlarsa kanlari mubah olur 

Mubah gorenlerin kanlari da mubah olur 



359 

Bu anlami vurgulamak maksadiyla bazi salikler 
"Rububiyet sirlanni ifsa etmek kufurdur." demislerdir. Bilakis 
her biri fazilet denizi, comertlik ve adalet membai Kureys 
soyundan gelen serefli ve asil Nebiden (s.a.v) nasiplenmis- 
lerdir. Ki O (s.a.v) soyle buyurmustur: "Ilmin bir kismi vardir 
ki gizli bir inciye benzer. Onu ancak Allah'i bilen alimler 
bilebilirler. §ayet bunu soylerlerse Allah hususunda gurura 
kapilmi§ olanlardan ba§kasi bu ilimleri inkar etmez." Onlar 
"ayetlerimizden gafil olanlar" (Yunus, 7)dir. 

Nice suzulmus berrak ilimlerle dolu saf kaseye bak! 

"Igenlere lezzet verir. " (Saffat, 46) isteyenlerin kolayhkla 
yudumladiklan halis amellerin bzunden dbkulmustur. Ne 
guzel sbylemis Faryabi! 

Bu gun mey kadehinin disinda benim igin yoktur 

Bir tek dost. Ki iginde saf sarap vardir. 

Bununla beraber ondan birkag damlacik dustugunde ve- 
ya kenarlanndan sizdirdigmda zat ondan lezzet ahr. Qunku 
safligmin inceligi buna sebep olmustur ve bu lezzet alma da 
gayri ihtiyari olur. Bundan dolayi sorumlu da tutulmaz. Takat 
getirilmeyen yukumluluk olur mu? "Ey Rabbimiz! Bize gucu- 
muzun yetmedigi i§ler yukleme!" (Bakara, 286) 

Bana §arap igiriyorlar, sonra da §arki soyleme diyorlar 

Eger benim gibi huneyn dagina igirselerdi §arabi, o bile 
§arki soylerdi. 

Bade igtigim zaman, artik kendimi kaybederim 

Aklim fikrim butunuyle ortadan kalkar 

Bana diyorlar ki sarap ig, ama sarho§ olma 

Qare yok, §arap igen sarho§ olur. 



360 

Rivayetlere gelince, sayilmayacak kadar gokturlar. Bun- 
lardan biri Rasulullah'm (s.a.v) vefat ederken sbyledigi su 
sbzdur: "En yuce dosta..." en temiz hayata ve en yakin 
kaseye... En yuce dostu isteyen, arayan blur mu, yok olur 
mu, dagihr mi, gurur mii? Bir diger brnek de Rasulullah'm 
(s.a.v) su hadisidir: "Allah'in dostlan olmezler. Sadece bir 
yurttan ba§ka biryurda ta§imrlar."H\c kuskusuz beden blum- 
ludur, gidicidir. Bu da gbsteriyor ki insan, bedeninin blmesin- 
den sonra kalan, amel yurdundan ceza yurduna tasman bir 
seydir. Butun insanlar (bedenleri harig) blmedikleri halde 
hadiste sadece Allah dostlarmdan sbz edilmesinin, buna 
karsihk Allah dusmanlanndan sbz edilmemesinin sebebi 
sudur: Gergekte dikkate almabilecek, hayat olarak nitelendiri- 
lecek hayat, sadece Allah dostlarinm yasadigi hayattir. 
Cunku Mahbubu bulmus olmalanndan dolayi onlar sevinirler. 
Dusmanlar ise aradiklanni yitirmis olmanin huznunu yasar- 
lar. Onlarla canlannin gektigi bedensel lezzetlerin, dunyevi 
suslerin arasina girilmistir. Bu yuzden yuce Allah, dostlanni 
"Allah'in dostlanna korku yoktur; onlar uzulmeyecekler de." 
(Yunus, 62) seklinde, dusmanlarim ise bunun tarn aksi bir 
durumla tasvir etmistir. Bu iki gruba iliskin bu ybndeki tasvir- 
ler Kur'an'm birgok yerinde gegmektedir. 

Bir diger brnek de su hadistir: "Ademoglu oldugu zaman 
ruhu na§imn ustunde kanat girpar ve: ey ailem, ey gocukla- 
rim, dunya benimle oynadigi gibi sizinle oynamasin." Bu 
hadis agik bir sekilde Ademoglunun bldugunu, ama ruhunun 
baki kahp ustunde kanat girptigini ifade etmektedir. 

Bir diger hadis de sudur: "§ehitlerin ruhlari ye§il ku§lann 
kursaklannda olup cennet agaglarimn meyvelerine asilirlar. " 
Burada kus derken beden dikenlerinden annmis saf akillar 
kast edilmistir. Nitekim bu anlama sbyle isaret edilmistir: "Dizi 
dizi ku§lar. Her biri kendi duasim ve tesbihini (6grenmi§) 



361 

bilmi§tir." (Nur, 41) "§uphesiz biz, orada sira sira dururuz." 
(Saffat, 165) "Saf saf dizilmi§lere." (Saffat, 1) "Ustlerinde 
kanatlanm aga-kapata ugan ku§lan (hig) gormediler mi?" 
(Mulk, 19) Bu ayetlerin tumu, cismani baglardan mucerret 
akillara isaret etmektedirler. Kursaklarla (havasil) daruhlann 
onlara alabildigine yakin olusuna, onlarla butunlestigine 
isaret edilmektedir. Qunku kusun basindan sonra en degerli 
organi kursagidir. Yesillikle de akillann gok sayida ilim ve 
irfanla nitelenmesine, fitri ve eksiksiz nakislarla bezenmesine 
isaret edilmistir. Bu ifade ise zemini taze otlarla brtulmus 
bahgeden edinilmistir. Bu anlamdan dolayi be§eri ruhlar da 
ye§illikle vasfedilmi§lerdir. Qunku zaruri hakikatlerin marifeti 
suyuyla ve kesbi terkipler tohumuyla ye§ermi§lerdir. ikisinin 
birle§iminden matlup neticeler tarlasi yemye§il kesilir. Nite- 
kim yuce Allah bir ayette buna §6yle i§aret etmi§tir: "Ye§il 
agagtan sizin igin ate§ gikaran O'dur." (Yasin, 80) Musa'nin 
(a.s) ogretmeni olan Hizir (Hidir) kelimesi de bu kokten 
turemi§tir. Ki golleri a§mi§, karanhklardan kagmi§, sonunda 
hayat suyuna ula§mi§ti. 

Halil gibi ate§e girmedikge 

Hizir gibi hayat suyuna ulasamazsm 

Bundan once atmi kesmi§, camm koparmi§ti (dunya ile 
cismani seylerle baglarmi kesmisti). Askerlerinin her birine 
demisti ki: Canhlar igin helakten baska bir anlami olmayan 
bu gole dusmus mucevherleri ve incileri toplayin. 

Nice deve vardir ki duz ovada tokezler 

Nice inci vardir ki gakillarla beraber sagilmi§tir. 

Alan da pismandir, almayan da. iste ahiret nimetlerinin 
ornegi budur. Dunya nimetleri ise alabildigine azdir. §u 
ayette buna isaret edilmistir: "Allah sizi bir irmakla imtihan 



362 

edecek." (Bakara, 249) Nehirden maksat, akip giden dunya- 
dir. "Kim ondan igerse benden degildir." (Bakara, 249) Qunku 
dunya ehliyle vuslati Allah kendine haram kilmistir. Onlarin 
da Allah'a vasil olmalari haram oldugu gibi. "Kim ondan 
igmezse bendendir." (Bakara, 249) Qunku "ben Salih kulla- 
nm igin higbir gozun gormedigi nimetleri hazirladim. " "Eliyle 
bir avug igen mustesna." (Bakara, 249)Yani dunya hayatinda 
yasayacaklan ve ahretin tarlasi olarak istifade edecekleri 
kadar yararlanmalan mustesna. Qunku dunya ahretin tarla- 
sidir. Bu yuzden soylendigine gore Hizir'a (Hidir) denmesinin 
sebebi sudur: Bir yerde namaz kildigi zaman orada otlar 
yeserirdi... Hizir, senin faziletli nefsindir. Karanhklar ise, 
cismanilerin yuzune goken kuvvetlerin zulmetidir. Qollerde 
dolasmasindan maksat, maddi ve cismani aglari kesme 
gabasidir ki hakikatler ve kesifler ilminin hayat suyuna ulas- 
sin. Qunku oraya gbnderilmesinin sebebi kemalatlan elde 
etmektir. Qunku nefse "hepiniz oradan inin!" (Bakara, 38) 
denilmistir. Sbz konusu inciler ve mucevherler ise gayp 
hazinelerinde gizlenmis musahede marifetleridir.Ondan alan, 
nigin daha fazla almadim diye pisman olur. Almayanin pis- 
manhgi ise daha fazladir. 

O yerlerin tumunu dola§tim 

O i§aretler arasinda gidip geldim 

Bir §ey gordum: o da §a§kinliktan bir elin 

Qeneye konuldugunu veya gegen yillara pi§manlik du- 
yuldugunu. 

Atin kesilmesinden maksat, sehvet guneslerinin sondu- 
rulmesidir. Qunku soz konusu marifet ve ilimlere ancak bun- 
larin sondurulup ezilmesiyle ulasihr. Bu ayni zamanda israil 
ogullarmdan bogazlamalan istenen sari inektir. Qunku onun 
temsil ettigi sehvet israilogullanni istila etmisti. inek 



363 

bogazlandiginda nefs-i natika dirilmisti. "Boylece Allah oluleri 
diriltir." (Bakara, 73) §ehvet, serkes bir at olarak isimlendirilir 
kimi zaman. Qunkij sehvet azgindir ve sirtma binen nefse 
boyun egmez. Nitekim Hakimu's §uara sbyle demistir: 

Seninle aym meskende kopek ve at ya§iyor 

Bin isinr, bin de serke§tir. 

Kbpekle bfkeye, atla sehvete ve meskenle de bedene i- 
saret etmistir. Hitap, hissi ve akli varhklar denizlerinde ilmi 
mucevherler sedeflerini avlayan nefs-i natikaya yoneliktir. Bu 
konuyla ilgili rivayetlere gelince, Omer (r.a) bir hutbesinde 
sbyle demistir: "Ey Ademoglu! Baki kalmak igin yaratildimz. 
Siz olmezsiniz. Sadece bir yurttan ba§ka bir yurda ta§imrsi- 
mz." Bu ifade, Tevrat'in birinci sifrmda yer alan meshur 
sbzden almmistir ki uzundur ve daha once de isaret etmistik. 
Sirlarm Hallac'i bir siirinde sbyle demistir: 

Ruhlan sahiplerine dondurdu 

Bedenler ise toprakta kalip guruduler 

Daha once bu beytin teviline yer vermistik. Bir diger sii- 
rinde de sbyle demistir: 

Ey guvendiklerim oldurun beni 

Oldurulmem ya§amam demektir 

Qunku ya§amak benim igin olmek 

Olmekse benim igin ya§amaktir 

Yani bedenimin blmesi ruhumun yasamasi, ruhumun bl- 
mesi ise bedenimin yasamasi demektir. Aksi takdirde hayat 
ve blumun aym zamanda aym yerde bulunmalan gerekir ki 
bu, muhaldir. Bu ifade aym zamanda su ayette zikredilen 
silme ve sabit birakma hallerine de isaret etmektedir: "Allah 



364 

diledigini siler, (diledigini de) sabit birakir." (Ra'd, 39) Daha 
once bunun aciklamasina yer vermistik. Bu gibi kinayeli ve 
dogrudan agiklamalarm ornekleri burada yazilmayacak 
kadar coktur. Dolayisiyla bu brneklerle yetinilmelidir. Qunkij 
insaf sahibi bir insanin ikna olmasi igin az ve basit bir ornek 
yeterli gelirken, dedigim dedik israrcihgmdaki bir kimseyi 
ikna etmeye gok ve apagik ornekler de yetmez. 

ikinci Mesele: Nefs-i Natika bedenle birlikte hadistir; 

Nefs-i Natika bedenle birlikte hadistir; ondan once veya 
sonra degil. Bedenden sonra hadis olmamasinin sebebi 
sudur: Beden artik kaybolur. Bedenle alakasi iki maslahata 
ybneliktir. Birincisi, bedene yerlestirilmis bulunan araglar 
vasitasiyla kemalini elde etmesidir. Qunkij bu araglar olma- 
dan nefs-i natika kemale eremez. ikincisi, bedene mumkun 
olan bir sure boyunca kendisine layik olan hayati bahset- 
mektir ki hak eden higbir seyin hakki zayi olmasin. Eger 
nutfe hayatla vasfedilir de nefsi vasfedilmezse, bu takdirde 
nutfe ile nefsin iliskisinin hicbir yararh sonucu olmaz. Bu 
yuzden kesin olarak bilinmektedir ki bir bedenin iki hayati 
olabilecek sekilde iki nefsinin olmasi caiz degildir. Aksi tak- 
dirde bir tek seyin iki kere yasamasi veya benzer ya da farkh 
iki hayat yasamasi gerekirdi. Ki bunlarm tumu, tipki bir tek 
nefsin benzer veya zit iki bedeni tedbir etmesi gibi muhaldir. 
Her ikisinin muhallik derecesi ayni ve esittir. Nefs-i natika'nin 
bedenden once mevcut olmasinm muhalligine gelince, hie 
kuskusuz Rasulullah'm (s.a.v) "yuce Allah, ruhlan bedenler- 
den bin yil once yaratti. " sozu gergektir. Bununla beraber bu 
hadiste gegen ruhlan; ulvi feleki ruhlar olarak anlamak gere- 
kir. Qunkij ifadenin orijinalinde basmda "elif-lam" olan gogul 
sifasiyla zikredilmistir ki bu, saygi ve tazim ifade eder. Bu 
yuzden ulvi feleki ruhlar seklinde yorumlamak gerekir. Bunun 
da hie kuskusuz bir sirri vardir. Ama simdi derine 



365 

dalmayacagim. Denizinin cosmasiyla yuzeyinde beliren 
kbpukleri gbruyorum. Buna akil ve nakil delalet etmektedir. 
Akli delile gelince, eger nefs-i natika bedenden once mevcut 
olsaydi, ya bolunurdu veya bblunmezdi. Eger bblunur olsay- 
di, cisim olurdu. Qunku cismin bblunebilmekten baska bir 
anlami yoktur. Eger bolunur olmasaydi, bu takdirde bedene 
taalluk ettikten sonra ya onceki gibi tek olarak kahrdi, bu 
durumda da butun bedenler igin bir tek tedbir edici bedenin 
olmasi gerekirdi ki butun insanlar icin ayni hareket, ayni 
idrak olsun. Bunun muhal oldugu ise apacik ortadadir. §ayet 
bedenlere taalluk ettikten sonra bolunur ve bedenler arasm- 
da dagihrsa bundan da iki muhal dogar. Birinci muhal, teces- 
sum (cisimlesme), terekkup (murekkep/birlesim), tefessul 
(bolumlenme) ve tevessul (ulasma). Bu ozellik ise sadece 
cisimlere bzgudur. ikinci muhal, bedenden once mevcut 
oldugu varsayildigi halde bedenle birlikte meydana gelme. 
Qunku her bedenin nefsi, bblunmesinden sonra kendisine 
taalluk edendir. Dolayisiyla onunla birlikte meydana gelir. 
Oysa ondan once mevcut oldugu varsayilmisti. Bu delille de 
ortaya gikiyor ki nefis bedenle birlikte meydana gelir. 

Nakli delillere gelince, bu konuyla ilgili birgok ayet vardir. 
Buna brnek olusturan ayetlerden birinde bedenin gesitli 
asamalardan gegirilerek yaratilmasi anlatildiktan sonra sbyle 
deniyor: "Sonra onu ba§ka biryarati§la insan haline getirdik." 
(Mumimun, 14)Bu da baska yaratihsm nefsin meydana 
getirilmesinden sonra gergeklestigine delalet etmektedir. 
Ozellikle "yaratma" fiilinin "sonra" edatiyla birlikte zikredilmesi 
bunu acikca ortaya koymaktadir. Bilindigi gibi "sonra" edati 
takip ifade eder. Bir brnek de su ayettir: "Ona §ekil verdigim 
ve ona ruhumdan ufledigim zaman." (Hicr, 29) Ayet, ruh 
ijfurmenin bedenin sekillendirilip duzgun hale getirilmesinden 
sonra gergeklestigine delalet etmektedir. Bu ise nefsin 
meydana gelisini sembolize etmektedir. Buna benzer birgok 



366 

ayet vardir. Bu degerlendirme akli delil ve imani delil esasina 
dayanmaktadir. Zevk ve ayni olarak gozlemleme acismdan 
bu sirrin uzerindeki ortunun agilmasma gelince, bu meselede 
segkin hukema ve ilk kusak buyuk filozoflar ile messailer ve 
muallim-i evvelin bgrencileri gibi son kusak filozoflar arasm- 
da ihtilaf vardir. Hig kuskusuz nebilerin (a.s) kalpleri, nefisle- 
rin bedenlerden once mevcut olduklarmi kabul etme bzelligi- 
ne sahip olarak sekillendirilmistir. Nitekim buna dair birkag 
hadise yer verdik. Bu nedenle muhakkik sofiler nefsin bnceli- 
gini kabul etmeye egilimlidirler. Ozellikle konuyla ilgili hadis- 
ler bazi Kur'an ayetleriyle de desteklenince bu egilimleri 
daha da guclenmektedir. Yuce Allah'in ezelde ruhlara hitap 
ettigi su ayeti buna brnektir: "Ben sizin Rabbiniz degil miyim? 
(Onlarda), Evet (buna) §ahit olduk, dediler. " (Araf , 172) 

Bu ihtilafm sebebine gelince, nefs-i natikanm illeti, onu 
bedenlerin ruhlanna ufleyen etkeni kesinlikle bedenlerden 
once mevcuttur. Nitekim Cebrail (a.s) Meryem'e (a.s) hitaben 
sbyle demistir: "Ben, sana tertemiz bir erkek gocuk bagi§la- 
mam igin Rabbinin bir elgisiyim." (Meryem, 19) Bagislayan, 
bagislanandan once mevcuttur ki bir sey bagislayabiliyor. 
Ama ondan kaynaklanan nefsin bedene taalluk etmesi kesin- 
likle hadistir. Bu hususta ihtilaf yoktur. Ama hadis alaka 
sahibi bu nefis, illetinin iginde bilfiil veya bil kuvve mevcuttur. 
Eger bilfiil mevcut ise, bu demektir ki bedenden once mev- 
cuttur. §ayet bil kuvve mevcut ise, bedenden once mevcut 
olamaz. iste ihtilaf bu noktadan dogmustur. Ancak bu hal 
bilinmemektedir, hayal ve vehim perdeleri kaldinlan ve basi- 
ret ve anlama keskinligi bahsedilenler haric. Bu mesele bir 
bakima suna benzer: Bir kivilcim, kandilleri tutusturup fitille- 
rinde sabit ates haline geldiginde, her bir fitilin basmdaki bu 
atesler o tek kivilcimda bilfiil mi yoksa bil kuvve mi mevcuttu- 
lar? Bu durum bunun gibi somut bir olayda dahi bilinmedigi- 
ne gore soyut bir vakia ile ilgili olunca durumu varin siz 



367 

dusunun! Akli olarak artik biliyoruz ki bu suleler kivilcimin 
fitillere sirayet etmesiyle birlikte meydana gelmislerdir. Bun- 
dan once sadece istidat ve kuvvet olarak mevcuttular. Dola- 
yisiyla bu muskul mesele ve zor konu uzerindeki suphe ve 
hayret ridasmi yirtmis, higlik ve zulmet perdesini aralamis 
olduk. Artik dane ve reyhan kabugundan siynlmis, kar, zarar 
birbirinden aynlmis oldu. 

Ucuncu Mesele: Beseri nefislerin tumii ayni turdur, 
aralannda hakikat ve zat olarak bir fark olmamasi hak- 
kindadir. 

Beseri nefislerin tumu ayni turdur, aralannda hakikat ve 
zat olarak bir fark yoktur. Farkhhklari sifatlarla ilgilidir. Sifatlar 
ise beden mizacina bagh olarak belirginlesirler. Diger bir 
ifadeyle nefsin zatma ariz olmus arazlardandirlar. Ama zati- 
likleri itibariyle zatlari arasinda farkhhk olmasi kesinlikle soz 
konusu degildir. Kaldi ki nefsin zatliginin olmadigmi da bili- 
yorsun. O tek zattir. Dolayisiyla su iki seyden biri gercek 
olmahdir: Ya bunlann her biri kendi basina bir turdur. Yani 
turu sahsinm icindedir. Ta ki bu turden kendisinden baska bir 
sey mevcut olmasm. Tek olan vacibu'l vucut gibi. Bunun da 
gercege aykiri oldugu apagik ortadadir. Ya da tumu bir tur- 
dendir. Ve gercek de budur. Hem akil hem de nakil buna 
delalet etmektedir. Akli delil sudur: Butun nefisler tek ve basit 
bir mebdeden bahsedilmislerdir. Bu mebde de faal, ruhlari 
iifleyen, suretleri ve kahplan bahseden son akildir. Bu akilda 
higbir sekilde terkip ve farkhhk yoktur. Bu yuzden bundan 
kaynaklanan nefislerin hakikat itibariyle birbirlerinden farkh 
olmalan imkansizdir. Qunku illetin birligi malulun birligidir. §u 
meshur ve kesin kaideyi biliyorsun: "Bir higbir zaman birbi- 
rinden farkh iki seyin kaynagi olamaz." Kuskusuz nefisler ve 
ruhlar arasinda bedenin mizacina tabi sifatlardan kaynakla- 
nan ahlak bakimmdan bir farkhhk oldugu gozlemlenmektedir. 



368 

Fakat bu farkhhk nutfeler ve maddeler olarak belirginlesen 
kabiliyetler agisindan soz konusudur. Gunesin isigim dusun. 
Nasil da girpicimn yuzijnu karartirken cirptigi gamasin agar- 
tiyor? Bunun sebebi iki kabiliyet arasindaki farkhhktir. Yoksa 
gunesin sualan arasmda higbir sekilde farkhhk olmadigi 
bilinmektedir. Bir de ayi dusun. Nasil da gulun bir tarafini 
kizartirken, bir tarafini agartiyor, bir tarafini da sarartiyor. 
Oysa aym biitun taraflara uzakhgi ve etkisi esit duzeydedir. 
Bu farkhhk gulun bir tarafinm digerine gore kizil rengini al- 
maya daha yatkin olmasindan ileri gelmektedir. Bunun se- 
bebi de ya aya karsi olmasi veya gok ince latif olmasi ya da 
baska bir istidat ve kabiliyete sahip olmasidir ki bunlar da 
sayilamayacak kadar gok derecelere sahiptirler. Kemiyetleri- 
ni ancak onlari sekillendiren ve nurlandiran Allah bilir. Yuka- 
rida verdigimiz brneklerden daha agik bir brnek var. §effafhk 
ve renk bakimmdan birbirinden farkh aynalarm yerlestirildigi 
bir duvara gunesin isigi vurdugu zaman isik bu aynalardan 
sari, kirmizi ve beyaz gibi farkh renklere sahip olarak yansir. 
Qunku bu isiklar renklerinin brnekleridir. Ornek de brnekledi- 
gi seye uygun olmak durumundadir. Aksi takdirde brnegi 
olma bzelligini kaybeder. Ki isikta ashnda renk yoktur. Bun- 
dan da anlasihyor ki sifat ve ahlak itibariyle musahede edilen 
farkhhklar nefislerin kabiliyetlerinden ileri geliyor, zatlarmdan 
degil. Bir diger akli delil: Eger nefisler mahiyet olarak birbirle- 
rinden farkh olurlarsa, yani cins gibi olurlarsa ve turler fasil- 
larla belirginlesirlerse, bunlarm her bir turu bir cinsten ve 
fasildan olurlar. Oysa daha once bunlarda terkip ve bolun- 
menin imkansiz oldugunu kanitlamistik. Bundan dolayi "eger 
tamami aym turden olurlarsa, sahislar bzellik ve sifatlarla 
belirginlesirler. Bu da sizin sbzunu ettiginiz terkibin imkansiz- 
hgi durumunu yeniden ortaya gikarir." denemez. Eger denir- 
se, biz de buna soyle cevap veririz: Harici sifatlarm ariz 
olmasi zatm terkibini gerektirmez. Qunku sifat zatm hakikatine 



369 

sirayet etmez. Aksi takdirde sifat sifat olarak kalmaz cuz 
olur. ikisinin arasindaki fark da budur. isim sirf alamettir, sifat 
harici bir anlamdir, cuz ise igteki zati bir cuzdur, insan turu ile 
at turunu birbirinden ayiran zati fasil gibi. insamn konusan, 
atin ise kisneyen olmasi boyle bir seydir mesela. Bu bzellik 
zata dahildir, onu terkip edendir. Bu bolumun ayirici noktasi 
da budur. Nakli delile gelince, bu hususta birgok ornek var- 
dir. Bunlardan biri su ayettir: "Sizi bir tek nefisten yaratti." 
(Nisa, 1) Bu ayet, biitiin nefislerin kaynagmin bir tek nefis 
olduguna delalet etmektedir. Bildigin gibi kaynagm (masdar) 
birligi kaynaklanism (sudur) birligine, o da sadir edenin birli- 
gine delalet eder. 

Bir diger ornek de su ayettir: "Allah insanlan hangi fitrat 
uzere yaratmi§ ise ona gevir." (Rum, 30) Fitrat, islamin ve 
Allah'a boyun egmenin faziletini, kufur ve inadin rezilligini 
algilayan nefislerin cevherlerinin safhgina isaret etmektedir. 
Bu, butun nefislerin zat olarak ibrahim'in hanif milleti uzere 
yaratilmis, bu cibilliyetle donatilmis oldugunun da delilidir. 

Bir diger ornek de su ayettir: "Kafir olanlann sozunu al- 
galtti. Allah'in sozu ise zaten yucedir." (Tevbe, 40) Bildigin 
gibi Kur'an'da "kelime=sbz", insan yapismda yer ahp da 
akleden cevher anlammda kullanihr. Nitekim isa (a.s) hak- 
kinda Allah'in ruhu ve kelimullah "kelimesi" (Nisa, 171) de- 
nilmistir. 

Bir diger ayette sbyle buyrulmustur: "O'na ancak guzel 
sozler yukselir." (Fatir, 10) Bir baska ornek de su ayettir: 
"Allah'in sozleri tukenmez." (Lokman, 27) Bunun gibi ornek 
gbsterilecek daha birgok ayet vardir. 

Dolayisiyla yukanda uzerinde durdugumuz ayet gbsteri- 
yor ki nefsin cevheri olan kelime, birinde yuce cennette sebat 
etmesiyle birinde de oradan inmesiyle ulvi ve sufli vasiflanni 



370 

kazanir. Yukselmek ve inmek ona ariz olan vasiflardir. Keli- 
me ise Tek zattir ve onda bir farkhhk yoktur. 

Bir brnek de su ayettir: "Rahman olan Allah'in yaratisin- 
da higbir uygunsuzluk goremezsin." (Miilk, 3) Bu ayet, butun 
mahlukatta uygunsuzluk ve farkhhk olmadigini gbsteren 
genel bir ifadeye sahiptir. Bu genelligi itibariyle de Cubbai ve 
oglunun mezhebinde yaygin olan "butun zatlar, vacibu'l 
vucut da dahil olmak uzere zatilikte musterektirler" seklinde 
yorumlanmistir. Ne var ki ayet bu yoruma elverisli degildir. 
Qunku "Rahman'm yarati§mda"deri\yor. Rahman ifadesiyle 
de burada akl-i evvele isaret ediliyor ki su ayette Allah ismiy- 
le esdeger sayilmis bir isimdir: "De ki: «lster Allah deyin, ister 
Rahman deyin. Hangisini deseniz olur." (isra, 110) O'nun 
sani yuce ve delili de baskalanna karsi goz kamastincidir. 
Rahman, yiice esma-i hunsadan biridir ve gbrkemli ululugun 
alametidir. Dolayisiyla iki seye isaret etmektedir. Biri su 
ayette dile getirilmistir: "Mutlak hukumranlik (miilk) elinde 
olan Allah, yuceler yucesidir." (Mulk, 1) Bildigin gibi cisimler 
aleminden ibaret mulk, O'nun ilk akil (akl-i evvel) dedigimiz 
elindedir. 

ikinci belirti: §u ayetin icerdigi ifadelerdir: "O ki, birbiri 
He ahenktar yedi semayi (gogu) yaratmi §ti r." (Mulk, 3) Bildi- 
gin gibi semavat (gokler), bzel bir tertip uzere O'ndan sadir 
olmustur. Nitekim bir ayette sbyle buyurmustur: "Semayi 
kendi ellerimizle biz kurduk." (Zariyat, 47) Ya da semavat, 
nefislerin cevherleri arasmda bir uyumsuzluk olmamak temeli 
uzere O'ndan sadir olmustur. Bizim vurgulamak istedigimiz 
de budur. 

Bir ornek de su ayettir: "Bunlann hepsi bir su He sulamr." 
(Ra'd, 4) Bu ayette gegen "su" ifadesi, ruhlari bahseden 
olarak yorumlanabilir. Cunku elverisli bir tasiyicidir. Daha 
dogrusu ondan daha elverisli bir anlam yoktur. 



371 

Bir diger ornek de Rasulullah efendimizin (s.a.v) su hadi- 
sidir: " Yuce Allah butun insanlan hanif olarak yaratti. Sonra 
§eytan onlan aldatti." Bir diger hadiste de sbyle buyurmustur: 
"Eger §eytanlar ademogullannin kalplerinin uzerine gullan- 
masalardi, semamn melekutuna bakabileceklerdi." Bir baska 
hadiste de sbyle buyurmustur: "Allah'in, arzinda kaplan 
vardir. Haberiniz olsun, bu kaplar kalplerdir. Kalpler iginde 
Allah' a en sevimli gelenler, en saf ve en saglam olanlandir." 
Yani yakini hang bakimindan en saf ve dine baghhk baki- 
mindan da en sert olanlan Allah katinda daha sevimlidirler. 

§u ayet de bu inci gerdanhgin bir parlak ve degerli tasi 
olarak kabul edilebilir: "Muhakkak ki Allah yamnda en degerli 
olammz, O'ndan en gok korkammzdir. "(Hucurat, 13) Bu ayet 
gbsteriyor ki nefislerin celal huzuruna yakinhgi, orada ustun 
bir makama sahip olmalari takva sahibi olmalarina baghdir. 
Takva ise nefse ariz olan bir sifattir. Bu hadis ve ayetleri 
apagik bir sekilde tevil eden nass ise su hadistir: "Her gocuk 
fitrat uzere dogar. Sonra anne ve babasi onu Yahudile§tirir, 
Hiristiyanla§tinr ve Mecusile§tirir." Bu hadis gbsteriyor ki 
butun nefisler tek bir fitrat uzere yaratilmis, degismez bir 
cibilliyetle yogrulmuslardir. Fakat rezil ahlaklar, seytani adet- 
ler, kbtu fiiller ve cismani itikatlar onu kirletir, pisletir, temizli- 
ginden ve parlakhgindan uzaklastinr. Dolayisiyla nefsin 
Yahudilestirilmesi ve Hiristiyanlastirilmasi gibi bir seydir bu 
hal. "Mu§rikler ancak bir pisliktir." (Tevbe, 28) ayetinde sbzu 
edilen pislik, nefsin pisligidir. Nefsin temizligi ise su ayette 
sozu edilen sudur: "Her canli §eyi sudan yarattik." (Enbiya, 
30) Qunku pisligin su ile giderilmesi nefsin hayati demektir. 
"Ona ancak temizlenenler dokunabilir." (Vakia, 79) "Onda 
temizlenmeyi seven adamlar vardir." (Tevbe, 108) "Kim 
temizlenirse o, kendi menfaatine temizlenmis olur. "(Fatir, 18) 
"Onlarin mallanndan sadaka al; bununla onlan (gunahlar- 
dan) temizlersin, onlan antip yuceltirsin." (Tevbe, 103) 



372 

ayetlerinde sbzu edilen temizlikten maksat da nefsin temizli- 
gidir. Buna ornek olusturacak daha birgok ayet vardir. Bede- 
nin pisligine, temizligine ve suyuna gelince, bilinen bir seydir 
ve ayrica burada zikretmeye gerek yoktur. §u ayette nefis ve 
beden temizligine birlikte isaret edilmektedir: "Allah tevbe 
edenleri de sever, temizlenenleri de sever." (Bakara, 222) 
Tovbe eden, kendisinden sadir olan kijguk gunahlardan 
donen kimseye denir. Burada bir donusun sbz konusu ola- 
bilmesi igin oncesinde herhangi bir girkin fiilin sadir olmasi 
sarti vardir. Temizlenen kimsedense herhangi bir kbtu fiilin 
sadir olmamis olmasi da mumkundur. Bilakis yaratihstan 
tertemiz olabilir. Dolayisiyla temizlenmek, gunah nitelikli bir 
sabikanm bulunmasi sartina bagh degildir. iste tovbe edenle 
temizlenen arasindaki fark budur. §u ayette temizlenenlere 
isaret edilmektedir: "Onlar, ne ticaret ne de alis-verisin kendi- 
lerini Allah'i anmaktan alikoyamadigi insanlardir." (Nur, 37) 
Qunku onlarm bir ticaretleri ve ahs verisleri vardir ve bu isleri, 
onlari mabudlanni zikretmekten ahkoymamaktadir. Qunku 
ticaret kesinlikle ahkoyucu, engelleyicidir. Dolayisiyla anlasi- 
hyor ki onlarm, Allah'tan baskasiyla bir ahsverisleri, bir tica- 
retleri yoktur. Allah ile yapilan ticarette zarar olmaz. Ama 
zararla sonuglanan ticarete sbyle isaret edilmistir: "Ancak 
onlarm bu ticareti kazangli olmami§ ve kendileri de dogru 
yola girememislerdir." (Bakara, 16) Ancak Allah ile ahsveris 
yapildigi zaman karh gikihr ve dogru yola girilir. Allah ile 
yapilan ticaret, su ayette isaret edilen karsi ticarettir: "Asia 
zarara ugramayacak bir kazang umabilirler." (Fatir, 29) Her 
iki ticarete, yani hem karh olanina, hem de zararla sonucla- 
nana soyle isaret edilmistir: "Halbuki Allah, alim-satimi helal, 
faizi haram kilmi§tir." (Bakara, 275) Faiz, malm maddi olarak 
Qogalmasindan ibarettir. Gergekte ise nefislerde akli, manevi 
bir eksilme demektir. 



373 

Ki§inin dunyasimn artmasi eksikliktir 

Sirf hayir di§indaki turn kazanglan husrandir. 

Qocuklann fitrat uzere dogduklanna isaret eden hadise 
benzer bir hadis de sudur: "Allah mahlukati zulmette yaratti. 
Sonra uzerlerine nurundan serpti." Bu karanhk, iki nurla 
gevrilmistir ve su ayetlerde de bu iki nura isaret edilmektedir: 
"Biz insam en guzel bigimde yarattik." (Tin, 4) nurlardan biri 
budur. "Sonra onu a§agilann a§agisina indirdik." (Tin, 5) 
asagilara indirilme ise karanhktir. "Fakat iman edip salih 
amel i§leyenler..." (Tin, 6)ifadesinde ise son nura isaret 
edilmistir. Dolayisiyla karanhk, asli fitrat nuruyla sonradan 
kazanilmis, bezenilmis temizlenme nuru arasmda kalmis, 
onlar tarafmdan sanlmistir. Bundan da anlasihyor ki ilk ve 
orijinal fitratlan uzere duran nefisler, kazanilmis ahlak ve 
edinilmis sifat rezillikleriyle kirlenen nefislerden daha iyi 
haldedirler. Bu yuzden yuce Allah soyle buyurmustur: "Bu 
dunyada kor olan kimse ahirette de kordur; ustelik iyice 
yolunu §a§irmi§tir." (isra, 72) yani nefsinin safhginm uzerini 
rezillikler pasiyla orten kimse ilk halinden daha agir bir korlu- 
ge dugar olur. Bundan dolayi, asli yaratihslan tizerinde kal- 
diklari igin gocuklann nefislerinin kurtulacagina hukmedilmis- 
tir. Zalimlerin nefisleri ise "i§lemekte olduklan (kotulukler) 
kalplerini kirletmi§" (Mutaffifin, 14) oldugu igin helak olacak- 
lardir. 

Yukanda yer verdigimiz ve mahlukatin uzerine nurun 
serpilmesinden sbz eden hadise benzer bir anlami su ayet- 
lerden de algilayabiliriz: "Insan gergekten ziyan igindedir. 
Bundan ancak iman edip iyi ameller i§leyenler mustesnadir. " 
(Asr, 2-3) 

Rasulullah efendimizin (s.a.v) "ruhlar seferber edilmi§ 
askerlerdir. " hadisi anlasildigi gibi bir anlam ifade etmemek- 
tedir. Qunkii basinda "elif-lam" bulunan cogul kahbiyla 



374 

kullanilan ruhlari yerinde bir yaklasim olarak ulvi ve sufli 
butun ruhlara hamledersek, bunlarm farkh olacaklanndan 
kusku olmayacaktir. Qunku semavi nefisler ve nefislerin 
ruhlari konumundaki akillann her biri zat ve mahiyet baki- 
mindan farkhdir. Qunku bunlardan iki tanesi bile ayni benzer- 
lik derecesinde bulusmaz. Nitekim yuce Allah onlardan sbyle 
aktarmistir: "Bizim her birimiz igin, bilinen bir makam vardir. 
§uphesiz biz, orada sira sira dururuz. " (Saffat, 164-165)Yani 
bunlarm higbiri zat olarak kendisi igin takdir edilen malum 
makaminm otesine gegemez ve yine sifat, ilim ve kemal 
olarak kendisine bahsedilen dereceyi asamaz. Bu mertebe- 
den inemez de. Onlar, insanin aksine bazen kotuluk, bazen 
iyilik arasmda gidip gelen, ne ondan ne de ondan olan varhk- 
lar degildirler. insan ise arada gidip gelir. insan iki arada 
kalmis olarak sallanir ve yalpalanir. Nitekim hadiste soz 
konusu ruhlarla ilgili hadiste bu anlama sbyle isaret edilmis- 
tir: 'Onlardan ruku edenler secde etmezler, kiyamda olanlar 
da rukua gitmezler." Daha once bunun anlamini agiklamistik. 
Su ayetlerde de buna benzer bir anlam ifade edilmektedir: 
"Saf saf dizilmi§lere" (Saffat, 1) Bundan maksat, taslari birbi- 
rine kenetlenmis bir yapi gibi esit sekilde dizilmis feleklerdir. 
"Toplayip surenlere" (Saffat, 2) kutlelerini boyun egdirmek ve 
tedbir suretiyle surup toplayan nefisler kast ediliyor burada. 
"Zikir okuyanlara" (Saffat, 3) burada ise butun varhgin mak- 
sudu olan mabudun zikrini okuyan, gece gunduz ara verme- 
den, bikip usanmadan tesbih eden akillar kast edilmektedir. 

Ote yandan arz menseli ug nefis de ug mevalide ybnelik- 
tir. Bunlar ise hayvan, bitki ve insandir. Nitekim ruhanilerle 
ilgili bblumde buna deginmistik. Bunlar zat ve hakikat olarak 
farkhdirlar. Eger beseri ruhlar seklinde yorumlarsak yine ayni 
durum sbz konusu olur. Qunku her insanda biri hayvani, biri 
de insani olmak iizere iki ruh vardir. Bunu da daha once 
agiklamistik. Hig kuskusuz bunlar arasmda zati bir farkhhk 
vardir. Nasil olmasm ki, hayvani olan nasil olur da ruhani 



375 

olana benzeyebilir? Qunku biri sirf nur iken bburii salt 
karanhktir. Hatta var olma disinda aralannda bir ortakhk da 
yoktur. Bu da lafzi bir ortakhktir. Ya da sadece kuskuyu ve 
arazi bir ortakhktir. Bu agiklama "Allah, olenin olum zamam 
gelince camm alir. " (Ziimer, 42) ayetinin tefsini mahiyetinde- 
dir. Qunku olum aninda ahnan ruh, cismani- hayvani ruhtur. 
Bu yuzden bir daha bedene donmez. Uyku zamam tutulan 
ruh ise nurani-natik ruhtur. Bu yuzden bedene geri doner. Bu 
iki ruh arasinda hakikat bakimindan farkhhk vardir. Dolayi- 
siyla bu ayetten algilanan hayal de zail olmustur. Dolayisiyla 
bu hadis "ruhlar" lafzi agismdan Rasulullah'm (s.a.v) su 
hadisine benziyor: "Allah ruhlari bedenlerden iki bin yil once 
yaratti. "Bunu da daha once agiklamistik. 



Dorduncu Mesele: Be§eri Nefsin Nazari ve Ameli 
Kuvvetinin Tafsili Hakkindadir. 

Bil ki insandan birtakim idraklere, ilimlere, yapip etmele- 
re ve fiillere tanik oluruz. Bunlarm farkh metotlarla sadir 
olduklarmi; kiminin egri kiminin dogru, kiminin sahih kiminin 
de sakat oldugunu goruruz. Bundan su sonucu gikanyoruz: 
insan nefsinin bilme ve amel etme olmak uzere iki kuvveti 
vardir. Bilme kuvveti de nazari ve ameli olmak uzere ikiye 
ayrihr. Nazari olani bilinen ama amel edilmeyen seyleri idrak 
eder, Allah'in bir ve insanm doguran oldugunu bilmemiz gibi. 
Bunlar sadece bilinirler. Bu tur bir ilim kulli de olabilir, cuzi 
de. Kulli olani, butun hayvanlarm duyu sahibi oldugunu 
bilmemiz gibidir. Cuzi olani ise, su insan guzeldir, su insan 
da cirkindir, dememiz gibidir. 

Ameli bilme kuvveti ise, bilinen ve ayni zamanda amel 
edilen seyleri anlar. Zulum cirkindir ve adalet guzeldir, de- 
memiz gibi. Bu da ornegini zikrettigimiz gibi kulli olabildigi 



376 

gibi cuzi de olabilir. Vali alimdir, zulmetmemesi gerekir veya 
adil olmasi gerekir, dememiz gibi. Amel etme kuvvetine 
gelince, nazari ve amele baslamayi isteyen bilme kuvvetinin 
isaretiyle harekete geger. Bu ise sadece cuzi olabilir. Qunku 
fiillerin haricte sudur etmesi ancak musahhas olarak tasavvur 
edilebilir. Bunun insandaki brnegi muharrik kuvvettir. Hay- 
vanda ise sevk edici ve fiil isleyici seklinde iki subesi vardir. 
Ama aralannda fark vardir. §6yle ki: insandaki bu kuvvetin 
matlubu, hayvandaki kuvvetin matlubundan daha sereflidir. 
insan acisindan bu kuvvetin matlubu, guzel, dogru ve dun- 
yevi isler agisindan zarar verse de ahirette zarar vermeyen 
fiiller islemektir. Bilakis ahiret hallerinden yararh olur. Qunku 
zahirin gerisine nufuz eden, baslangiclar ve akibetler hak- 
kinda basiret sahibi olan, kusurlan ve ayiplan bilen isabetli 
akhn etkisiyle gergeklesmistir. insanm bu ozelligi olmasa o 
da hayvanlardan biri olur. "Hatta daha da §a§kindir." (Araf, 
179) Hayvandaki bu kuvvetin matlubu ise yukanda insanla 
ilgili olarak anlattigimizm aksidir. Qunku hayvan guzel ile 
girkini, karanhk ile sabahm aydinhgmi, yanhs ile dogruyu 
birbirinden ayirmaz, son halin guzel olmasi igin yararh olan 
amelin ne oldugunu bilmez. Bilakis nice yuz kizartici ayiplan 
ve kusurlan bulunan yalanci vehmin emriyle nasil denk 
geldiyse oyle hareket eder. Gece karanhgmda el yordamiyla 
odun toplayan kimse gibi. Bundan da anlasihyor ki nefsin iki 
ciheti vardir, tipki bedenin biri sag biri sol olmak uzere iki 
elinin olmasi gibi. Nefsin sag ciheti, yuce cennetin zirvesine 
bakisidir. Ki bu cennetten uzerine nurlar ve eserler yansir. 
Zaten bu itibarla nefis icin nazari kuvvet yaratilmistir. Bu 
cihetin hakkinm verilmesi demek, bu yuce huzurdan yardim 
almaktan geri durmamasidir. Bilakis her zaman bir ybnu ona 
ybnelik olmahdir ki feyiz, rahmet, comertlik ve nimet uzerine 
insin. Bu "Sagdakiler Duzgun kiraz agaci, Meyveleri salkim 
salkim dizili muz agaglan igindedirler." (Vakia, 27-29) 



377 

Nefsin sol ciheti ise bedenin maslahatini gbzetip tedbir 
etmek maksadiyla gurijyen esigin tarafina bakar. Bu yiizden 
nefis igin amel etme kuvveti yaratilmistir. Ama dunyevi mas- 
lahatlan kazanirken kendini kaptirip iyice dalmasi dogru 
degildir. Qunkij dunyevi maslahatlar uhrevi maslahatlann 
ifsadi anlamina gelirler. Bu yuzden bedenin yasamasi icin 
ihtiyag duyulan miktarda bu maslahati gbzetmesi yeterlidir. 
Aksi takdirde eger lezzetleri yiyeceklere, gbz ahci elbiselere 
ve konforlu evlere dalarsa uhrevi ybnun ifsat olmasina sebep 
olur. Kisaca sbylersek eziyet veren necis tabiat denizinde 
katilastigmda bbyle bir akibete maruz kahr. Bu Soldakiler 
iglerine isleyen bir ate§ ve kaynar su iginde, Serin ve ho§ 
olmayan kapkara dumandan bir golge altindadirlar." (Vakia, 
41-44) Bu yuzden yiice Allah nebisine (s.a.v) nefsini fikren 
ve bedenini amelen temizlemesini, coskun kaynaklardan 
gelen hos kokulu nefhalan solumak suretiyle nazari kuvvetini 
ikmal etmesini emretmis, sbyle buyurmustur: "Rabbini buyuk 
tarn." (Muddessir, 3) bundan maksat nazari kuvvetin ikmal 
edilmesidir. "Elbiseni tertemiz tut." (Muddessir, 4) bundan 
maksat da bedensel temizligin gergeklestirilmesidir. "Kotu 
§eyleri terket." (Muddessir, 5) bununla da nefis temizligi kast 
edilmistir. 

Nefsin bu iki ciheti, nefsin iki kanadi olarak da isimlendiri- 
lir. Biri ulvi nurani kanat, biri de sufli zulmani kanat. Nitekim 
yuce Allah bu iki kanada sbyle isaret etmistir: "Kafir olanlann 
sozunu algaltti. Allah'in sozu ise zaten yucedir." (Tevbe, 40) 
Qunkij kafirlerin sbzu algalmaya, Allah'in sozu ise yucelmeye 
meyillidir. Bu yuzden kafirin kalbi terk edilmis kuyu, muminin 
kalbi ise saglam ve yuksek saray olarak isimlendirilmi§tir. 
Yuce Allah kitabinin bazi yerlerinde nefsin bu kanadi itibariy- 
le onu bazen karmca, bazen de bal arisi olarak isimlendir- 
mistir ki "daglardan, agaglardan ve insanlann yaptiklan 
gardaklardan kendine evler (kovanlar) edinir." (Nahl, 68) Bu 



378 

ayet tenasuh fikrinin sihhatini ifade eder gibidir. Qunkij nefsi 
madenler ve bitkilerle irtibatlandirmaktadir. Nitekim bir ayette 
§6yle buyurmu§tur: "Deve" yani mumin, gunku mumin de 
tipki deve gibi kurban olmaya hazirdir "igne deligine girince- 
ye kadar" igne ise madenlerden uretilir. "Sonra meyvelerin 
her birinden ye." (Nahl, 69) bedihi ve kesbi tasavvurlar ve 
tasdikler edin ve onlari uretim icin hazirla. "Rabbinin sana 
kolayla§tirdigi yaylim yollanna gir." (Nahl, 69) bu hususta 
rabbinin hak yolu olan mantik kanunlan dogrultusunda du- 
§unce yolunu izlemen gerekir. "Onlann kannlanndan renkleri 
ge§itli bir §erbet (bal) gikar." (Nahl, 69) Sonuclan agikhk, 
parlakhk, aydinhk ve ziyafet bakimindan birbirinden farkh 
olur. "§ifa vardir." cehalet ve sapikhk illetiyle hastalanan 
nefisler icin onda §ifa vardir. "Elbette bunda du§unen bir 
kavim igin buyuk biribret i/arc///-." (Nahl, 69) 

Bazen de ceberut huzuruna kiyasla zayif ve hakir oldugu 
igin sivrisinek, sinek ve brumcek olarak isimlendirilir. §u ayeti 
duymu§sundur: "Melekleri iki§er, uger, dorder kanatli elgiler 
yapan Allah'a hamdolsun. " (Fatir, 1) Bundan maksat illetlere 
ybnelik yuce nazari ve a§agiya bakan sufli nazari itibariyle 
cihetleridir. "O, yaratmada diledigi arttirmayi yapar." (Fatir, 1) 
"O, bunlann ortak ko§tuklan §eylerden uzaktir." (Tevbe, 31) 
iki toplulugun uzerine gikan, iki turun btesine gegen, mesa- 
fenin sonuna kadar ula§an, bayagihk gukurundan alabildigi- 
ne uzakla§an kimse ikrama mazhar olmu§, yakin kilmmi§tir. 
"Onde olanlar, ondedirler. I§te bunlar, (Allah'a) en yakin 
olanlardir. "(Vakia, 10) 



Be§inci Mesele: Bir olan be§eri nefsin safhgi, bula- 
nikhgi itibariyle bulundugu mertebeler hakkindadir. 

Bu mertebeler dorttur. 1) Heyulani kuvvet. Kur'an'da 
"kandil" olarak isimlendirilmi§tir. 2) Meleke olarak akil. 



379 

Kur'an'da "lamba" olarak isimlendirilmistir.3) Fiili akil. Bu da 
Kur'an'da "mubarek agag" olarak isimlendirilir. Qunkij fikirden 
dallari, sirlardan yapraklan vardir. fazilet nurlarimn cicekleri 
onlarla asilamr. Tomurcuklanndan yakin ve delil meyveleri 
eserleri devsirilir. 4) Sonradan kazanilan (mustefad) akil. Bu 
da Kur'an'da"nur ustune nur" olarak isimlendirilir. 

Heyulani kuvvet: Fiilden asagi olur. Bu kuvvet gocukta 
olur. Qocuk bununla hissi, vicdani ve bedihi seylerden zikre- 
dilen ilk seyleri bilir. Kesbi ve onu izleyen seyler ise bil kuvve 
bilinir. Nitekim yuce Allah sbyle buyurmustur: "Allah Adem'e 
butun isimleri, ogretti. " (Bakara, 31) Daha once de belirtildigi 
gibi Adem'e esyanm hakikatini bil kuvve ogretti. Yani onun 
nefsini esyada bulunan hakikati kuvveden fiile cikaracak 
bzellige sahip kildi. Buyuk Hekim "butun ilimler nefiste bil 
kuvve mevcuttur. Dusundugu zaman ilimler kuvveden fiile 
gikar." derken bu anlami kast etmektedir. Sonra buradan 
ikinci derecede kesbi sonuclara intikal etmek istediginde 
buna meleke adi verilir. Yani fikir adi verilen intikam sebebiy- 
le temlik ettigi bir hale donusur. Bundan sonra nazari ve fikri 
derinlestirmek suretiyle bilgileri elde etmeye hazir oldugunda 
bunlarm bazisi bilfiil onun igin hazir olur. Buna da fiili akil 
denir. Diger bir ifadeyle kuvveden fiile ciktigi bir hale ulasir. 
Kuvvet ile istidat arasmda fark vardir. Kuvvet istidattan daha 
geneldir. Qunkij iki tarafh olabilir. Bir fiili islemeyi de tersini de 
gerceklestirebilir. Ornegin heyuli kuvvet hem ates suretini 
hem de hava suretini kabul edebilir. Bu yuzden bir kudret iki 
zidda elverislidir, denilmistir. iki suretten birini kabule hazir 
oldugunda bu hazirhk istidat olarak isimlendirilir. Dolayisiyla 
daha ozel bir durumdur. Ve bu agidan da bir kudret iki zidda 
elverisli degildir, denilmistir. Bu farka bakarak tartismanm bir 
esasa dayanmadigmi sezebilirsin. Bundan sonra esya onun 
yaninda musahede edilir ve devam eden bir meleke gibi 
istikrarh olunca -ki bu ancak dusunceyi iyice yormakla 



380 

gerceklesir-, sonradan kazamlan (mustefad) akil, yani son- 
radan kazamlan ilim olur. iste bu nur ustune nurdur. Yani 
nefsin nurunun ustune bina edilen ilim num. Qunku bu dort 
mertebe zatlari itibariyle zahir ve baskalanm da izhar eden 
olmalan bakimmdan nurdurlar. Zaten nurun da bundan 
baska bir anlami yoktur. Bazi insanlar agisindan bu mertebe- 
ler tersine olur ve bu da kagimlmaz olarak cehalettir. Bu 
yuzden Kur'an onlarin bu durumunu sbyle ifade etmistir: 
"Birbiri ustune karanliklar." (Nur, 40) 

Birincisi muminin kalbinin brnegidir ki yuksek bir saray- 
dir. ikincisi kafirin kalbinin brnegidir ve o da kullamlmaz bir 
kuyu gibidir. Bazilan, seriatm nuru akhn nurunun ustundedir, 
bazilan, nafile nuru farz nurun ustundedir, seklinde bir anlam 
kast edildigini sbylemislerdir. Bunlann tumu birbirlerine yakm 
anlamlardir. Bu son mertebe, yani kuvvet-ki parlak, akli 
hakikatlerin suretleri olduklan gibi yansidiklan bir ayna ko- 
numundadir-mutlak reis ve adil hakimdir. Bu yuzden hilafeti 
ve Allah'in kutsal arzi ve insamn yaratilisimn gayesi de olan 
necis harabe uzerinde saltanat surmeyi hak eder. Bu ise 
mulk makamimn basiyla bitisik insan kemalinin son derece- 
sidir. Bununla Rasulullah (s.a.v) beserin en ustunu ve nebile- 
rin sonuncusu olmustur. insan icin bir kapi vardir ki batim 
onun igin rahmettir. iste kast edilen bu makamdir. Zahirinden 
ise insana azap gelir. O da sekiz tabii kuvvetin yam sira 
sehvet ve gazap kuvvetlerini banndiran heykel suretidir. Bu 
kuvvetler ise cehennemin bekgileridir ki "siz oraya gireceksi- 
niz. "(Enbiya, 98) 

ilk uq mertebe de Allah'in arzmdaki kabesi olan bu kapi- 
mn bekcileridir. Hayvamn bzellikleri olan idrak eden kuvvet 
ve muharrik kuvvet de onun hizmetlerini gbren hizmetgilerdir. 
Bu bvulmus makami (makam-i mahmud) elde ettikten ve ona 
vaat edilmis bu havuza vardiktan sonra onu en yuce aleme 



381 

ruhani olarak yukselmeye, bu serefli cevherlerle butunles- 
meye ve bu kusursuz esikten ayrilmamaya hazirlayacaklar- 
dir. Bu mertebeleri, ates koruyla tutusan bir fitil misalini gbz 
bnunde bulundurarak tasavvur et. ilk tutustugunda azar azar 
etrafmi aydmlatir. Ama gittikge aydinhgi ve parlakhgi artar, 
derken nur iistune nur olur. "Allah diledigi kimseyi nuruna 
er/'§f/'r/'r."(Nur, 35) 

Altinci Mesele: Nefis cevheri acisindan ilimlerin hasil 
olu§unun keyfiyeti hakkindadir. 

Nefis cevherine ilk gelen mesaj hissin idrakidir. His ise, 
sadece olguler ve kaplanan mekanlar gibi kendisine yabanci 
ortulerle birlikte hazir mevcudu idrak eder. Ondan sonra 
ondan daha saf ve berrak olan hayal gelir. O da sbzunu 
ettigimiz bu ortulerle birlikte sadece mevcudun hazir olusunu 
idrak eder. Fakat akil kuvvetine gore karanhk olmasina 
karsin musterek hisse ve diger zahiri hislere oranla safhginin 
gijglu ve berrakhginin siddetli olmasindan dolayi bir seyi gaip 
oldugu durumlarda da idrak eder. 

Sel gergi ta§i yerinden oynatir 

Ama denize ula§inca garesiz kalir. 

Sonra nefs-i natika daima hayal aynasma bakar, ortulere 
burunmus varhklan onlardan arindinr, bu tur bulanmalardan 
temizleyip berraklastinr. Tipki kabuklan bzlerden, basaklan 
danelerden ayiran ruzgar gibi. Nefis bu fiili kendi zati ile 
yapamaz. Aksi takdirde ebediyen esyanin suretini istihzar 
eder. Bilakis bu fiili ilimleri bahseden muallim, gok guglu 
Ruhu'l Kudus aracihgiyla yapar. Onunla nefislerimiz arasin- 
daki iliski gunesle gbzlerimiz arasindaki iliski gibidir. Qunku 
esya gecenin karanhginda mevcuttur. Ama gbrme duyusu 
acisindan bu esnada yok gibidir, Qunku idrak edememekte- 
dir. Gunesin isigi renkli varhklarin yuzeylerine yansiyinca 



382 

fiilen gorulur olurlar. Ayni durum hayalin hissinde resmedil- 
mis esya icin de gegerlidir. En buyuk gunes olan faal akhn 
isigi bunlara yansiymca fiilen akledilir, anlasihr olurlar. Nite- 
kim yuce Allah sbyle buyurmustur: "Yeryuzu, Rabbinin nuru 
He aydinlamr." (Ziimer, 69) bu ortiilerden ve perdelerden 
mucerret hale gelir. Bu durumda kulli olur. Qunku bu esnada 
butun cuzilere nispeti tek ve ayni duzeyde olur. Ama sonuc 
verici tarzda tertip edilmis bnculler bizzat sonuglarimn illeti 
degildirler. Bir araz baska bir arazi nasil gerektirebilir ki? 
Bilakis imkansiz oldugunu daha once belirttigimiz cismani bir 
illiyetlikten gok illiyetsizlige daha uygundur. Degisebilir olma- 
sindan dolayi da bahsedicisinin ilimlerinin feyzinin ona sira- 
yet edebilecegi bir giri§in olmasi da kagmilmazdir. Aksi 
takdirde bu tertibi anlamsiz ve bo§ olur. §u halde bu giri§, 
onun agisindan, bah§ediciden kabule hazirlani§ ve ona 
ybnelik yardim mahiyetindedir. Tipki hava suretinin feyzini 
kabul etmesi icin heyuli icin hazirlanan ate§ gibi. 

Yedinci Mesele: Nefislerin ilim ve amele gore taksim 
edilmeleri hakkindadir. 

ilim acisindan nefisler dort kisma ayrihrlar. Qunku ya hak 
itikatlara ya da batil itikatlara sahiptirler yahut da her iki 
itikattan da halidirler. Dolayisiyla eger §ehvetlerine maglup 
olmu§larsa hayvan hukmundedirler, §ayet gazaba maglup 
olmu§larsa da yirticilar hukmundedirler. Ayni §ekilde insan 
da igindeki herhangi bir kuvvetin galibiyetine gore bir isim 
ahr. Bu nedenledir ki yuce Allah kitabinda insani maymun, 
kopek, domuz, ta§, hayvan ve behime gibi isimlerle isimlen- 
dirmi§tir. "A§agilik maymunlar olun!" (Bakara, 65) "Aralann- 
dan maymunlar, domuzlar gikardigi kimseler." (Maide, 60) 
Yine ruhani kuvvetlerinden her birinin §iddetine gore onu bu 
isimlerle anmistir: "Allah'in rasulu ve kelimesidir." (Nisa, 171) 
"Ey huzura kavu§mu§ nefis!" (Fecir, 27) iste tenasuhguler ve 



383 

hululculer bu noktada sapmislardir. Onlar, bu anlamdan 
hareketle bunlann tipki atesin oduna girmesi gibi bedenlere 
hulul eden zatlar olduklanni sanmislardir. Bilakis bunlar 
bedene galip gelen sifatlar ve arazlardir ve insan da bu 
galibiyet baglaminda bunlarla isimlendirilmistir. 

Eger hak itikatlara sahipseler, bu itikatlar da ya delile da- 
yaniyorlardir ya da taklididirler. Birinci kisim itikatlann sahip- 
leri cennet bahgelerinde derecelere sahip olurlar. ikinci kisim 
itikatlann sahipleri ise birinci kisimdakilere gore daha asagi 
mertebede olurlar. Qunku menzillere burunmek ilmi ve ameli 
suluka gore belirginlesir. Kimin ilmi daha yeterli ve daha 
berrak ise derecesi daha yuksek ve daha yuce olur. Nitekim 
yuce Allah soyle buyurmustur: "Herkesin yaptiklan i§lere 
gore dereceleri va rd ) r. " (Enam, 132) 

Eger batil itikatlara sahipseler, bu durumda ya bu itikatlar 
suphelerden kaynaklanmaktadirlar ya da taklididirler. Birinci 
kisim itikada sahip olanlar, asagilarm asagisindaki derekele- 
rin ehlidirler. ikinci kisim itikada sahip olanlar ise, tipki hak 
itikada sahip olanlann dizilisi gibi onlardan daha alt derekele- 
rin ehli olurlar. §u ayet bu kisimlara isaret etmektedir: "Ve 
sizler de ug simf oldugunuz zaman. " (Vakia, 7) 

Nefisler amel acisindan da dort kisma ayrihrlar. Dolayi- 
siyla bu agidan ya kurtulusa eren fazilet sahibidirler ya da 
helak olan rezillerdir. Yahut her iki bzellikten de yoksundur- 
lar. Bu durumda da her iki gerektiriciden de yoksun olduklan 
igin mutlu da degildirler bedbaht da. Ya da ayni anda hem 
fazilet hem de rezillik sifatlarmi uzerlerinde tasirlar. Nitekim 
yuce Allah soyle buyurmustur: "lyi bir ameli diger kotu bir 
amelle kan§tirdilar. Umulur ki Allah onlarin tevbesini kabul 
eder." (Tevbe, 102)Bu takdirde de gerektiricisi oranmda 
mutluluklan, yine gerektiricisi oranmda bedbahthklan soz 
konusu olur. Nitekim yuce Allah soyle buyurmustur: "Kim 



384 

zerre miktari hayir yapmi§sa onu gorur. Kim de zerre miktan 
§er i§lemi§se onu gorur." (Zilzal, 7-8) ama eger sirk pisligine 
bulasmamissa en yakm zamanda kurtulur. Nitekim yuce 
Allah soyle buyurmustur: "Umulur ki Allah onlarin tevbesini 
kabul eder." (Tevbe, 102) Diger bir ayette de soyle buyur- 
mustur: "Allah, kendisine ortak ko§ulmasim asla bagi§lamaz; 
bundan ba§kasim, (gunahlan) diledigi kimse igin bagi§lar." 
(Nisa, 48) Kurtulus umidini en uyandiran ayet ise sudur: 
"Qunku Allah butun gunahlan bagislar." (Zumer, 53) §u 
hadis ise butun bunlardan daha fazla kurtulus umidi a§ila- 
maktadir: "Allah bir kulunu severse gunahlar ona zarar ver- 
mez." Nitekim yuce Allah nebisini (s.a.v) soyle mujdelemistir: 
"Boylece Allah, senin gegmi§ ve gelecek gunahim bagi§lar. " 
(Fetih, 2) Nasil olmasm ki O'nun rahmeti gazabini gegmis, 
cenneti de atesine galip gelmistir. Qunku arazlarm aksine 
zati seyler yok olmazlar. "Fasik mumin ebediyen cehennem- 
de kalmaz" seklindeki meshur sbz bu itibarla soylenmistir. 
Nitekim gok degerli inci tanesi pisligin igine dustugunde 
uzerine dbkulen birazcik su ile temizlenir ve ilk haline doner. 
Nefislerin amel itibariyle belirginlesen kisimlanna soyle isaret 
edilmistir: "Sonra Kitab'i, kullanmiz arasindan segtiklerimize 
verdik. Onlardan (insanlardan) kimi kendisine zulmeder, kimi 
ortadadir, kimi de Allah'in izniyle hayirlarda one gegmek igin 
yan§ir. " (Fatir, 32) Nasil ki mizaclann sicakhk, sogukluk ve 
diger bzellikler arasmdaki farkh duzeylerini ancak uzman bir 
doktor bilebiliyorsa, nefislerin ilim ve amel acisindan 
arzettikleri farkhhgi da ancak onlari yaratan Allah bilir. Bir de 
yuce Allah'in kendilerine vahyetmesi sonucu nebilerden 
olusan az sayidaki fazilet sahipleri bilebilirler. Bu yuzden akil 
aradaki nefislerin her birinin yucelik ve algakhk bakimindan 
derecesini tayin edici bir hukumde bulunamaz. Sadece iki ug 
tarafta yer alanlar hakkmda hukum verebilir. Mumin cennet- 
tedir, kafir ise cehennemdedir, demek gibi. 



385 

Sekizinci Mesele: Cennet ve Cehennemin hakikati 
hakkinda: 

Esyamn suretinin akil kuvvetine intiba etmesi idrak ola- 
rak isimlendirilir. Bu suret de ya esyamn kendisine uygundur 
ve lezzet ve mutluluk olarak isimlendirilir, ya da esyamn 
kendisine uygun degildir ve eziyet vericidir, bu da aci ve 
bedbahthk olarak isimlendirilir. §u halde lezzet, esyayla 
uyumlu idrakin aynisi, aci da esyayla uyumsuz idrakin ayni- 
sidir. Yani onun kendisidir, ayrilmaz bzelliklerinden veya zati 
hususiyetlerinden olmak anlaminda degil. 

Duyulan brtulmus ve sezgisi degismis bazi insanlar aci 
veya lezzet olmaksizin idrakin olabilecegini zannediyorlar. 
Mizaglanndaki kansikhk bu idraki idrak etmelerine engel 
oldugu icin boyle saniyorlar. Ama bbyle kimselerin akillann- 
daki uyusmusluktan kurtulmalan, asli hallerine dbnmeleri icin 
"idrak kuvvetini oyalayici me§guliyetlerden anndir, o zaman 
aci veya lezzeti hissedersin" demek lazimdir. Bu suna ben- 
zer: Bir insanm sihhati istikrar kazandi mi artik surekli oldugu 
icin onu hissetmez. Ayni sekilde ince agri dedigimiz hastahk 
mizacm bzune iyice yerlesince tabii bir halmis gibi olur. 
Qunku istikrar veren devamlihk ve bulandiran brtuculijk 
duyarh idrak kuvvetini eziyet veren ve lezzet veren seyi 
hissetmekten uzaklastinr. Bu ytizden cahil insan cehaletin- 
den aci duymaz, alim de ilminden lezzet almaz, ta ki kuvvet- 
ler perdesi aralanmcaya kadar. O gun ona "Kitabim oku! 
Bugun sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter." (isra, 
14) §u halde lezzet ve aci her canh icin mizaciyla uyumlu ve 
uyumsuz seylerden dolayi sbz konusudur. Ancak her bir 
canh igin lezzet aldigi ozel bir sey vardir ki baska higbir canh 
bu seyine ortak degildir. Aksine baskalan onun lezzet aldigi 
bu seyden aci duyarlar. Yine her canhnin kendine has olmak 
uzere aci duydugu bir sey vardir ki baskalan ondan lezzet 
ahrlar. Ornegin bokbbcegi insan pisliginin kokusundan lezzet 



386 

all r, gul kokusundan aci duyar, rahatsiz olur. Bulbul icinse 
bunun tersi sbz konusudur. Ayni durum canh varhgin her bir 
duyusu icin de gecerlidir. Ornegin gbrme duyusunun lezzet 
ve aci duymasi renkler ve isikla, isitme duyusunun ise sesler 
ve harflerle irtibathdir. Vs. Lezzet ve acinm idrak oldugu 
kesinlestigine gore buradan su sonug cikiyor: Her canh hayir 
ve kemali kendi zati igin tasavvur ettigi zaman lezzet ahr. 
Zati igin kotuluk ve afet tasavvur ettigi zaman da aci duyar. 
O halde insani nefis makul varhklardan bir tur lezzet ahr. 
Qunku makuller nefsin anasi hukmundedir, onun icin yara- 
tilmislardir ve ancak onlarla sukunet bulabilir. Bu marifet 
mebde ve mead marifetidir. Bunlari daha once agiklamistik 
ki Bakara suresinin 285. ayetinde ayrintih olarak sayilmislar- 
dir: "Muminler de (iman ettiler). Her biri Allah' a, meleklerine" 
iman ettiler. Bu ikisi mebde, "kitaplanna, peygamberlerine 
iman ettiler." bu ikisi de mead kapsamina girerler. insan 
nefsinin bu baglamda acisi ise bunlari bilmemesinden, bun- 
lar hakkmda cahil olmasmdan kaynaklanir. Qunku bunlari 
bilmemesi tabiatina aykindir, bu yuzden elem duyar. 

Cehalet zulmani ve elem verici, ilim ise nurani ve sevin- 
dirici oldugu igin yuce Allah sbyle buyurmustur: "Nice yuzle- 
rin agardigi, nice yuzlerin de karardigi gun. "(Al-i imran, 106) 
Dolayisiyla hakikatlere iliskin bilgi ne kadar gok ve ne kadar 
tath olursa, derecesi o kadar yuksek ve ulu, lezzeti de o 
kadar yeterli ve saf, sevinci de o kadar kahci ve berrak olur. 
Cehalette ise bunun tarn tersi sbz konusudur. Dolayisiyla 
cehaletin birikerek gogalmasi elem verici azabi katlayarak 
arttinr. Nitekim bir ayette sbyle buyrulmustur: "Onlarin derile- 
ri pi§ip aci duymaz hale geldikge, derilerini ba§ka derilerle 
degi§tiririz ki aciyi duysunlar!" (Nisa, 56) §u halde cehalet 
katrandan bir elbise ve ruhlarm ve bedenlerin derisi mahiye- 
tindedir. Dolayisiyla bu sevinc ve neseyi en cok hak eden 
canh ilk haktir. Qunku en serefli makulu en ulu idrakle bilme 



387 

ozelligi en saf ve en kusatici sekliyle ona ozgudur. Bu ba- 
kimdan baskasiyla mukayese kabul etmez. Sonra nispetleri- 
ne ve mertebelerine gore akillar gelir. Sonra nispetlerine ve 
mertebelerine gore nefisler gelir. Onlarm ardmdan kutsi 
beseri nefisler gelir. Sonra velilerin nefisleri, sonra 
hukemamn nefisleri, sonra faziletlilerin nefisleri gelir. Onlar- 
dan sonra da iglerinde hayir olmayan duskunler gelir. Cunku 
sonuncusu serdir. Bu sevince ve coskuya lutuf gozunden 
sbyle bir isaret gelmistir: "Allah'in sevdigi ve Allah'i seven 
muminler." (Maide, 54) Bu mutluluk ve bedbahthgin her biri 
de ruhani ve cismani olmak uzere ikiye ayrihr. Ruhani olani- 
na ornek nefsin nazari ve ameli kuvvetidir ki bunlar nefsin 
mutlulugunu gerektirirler. Zayifhklan ise nefsin bedbahthgini 
gerektirirler. Her ikisi de hakiki olup devamlidirlar, kesinlikle 
zail olmazlar. Cismani olani ise ya makam ve mal gibi harici- 
dir, ya da saghk ve guzellik gibi dahilidir. Bunlann eksiklikleri 
de dunyada cismani bedbahthk olarak isimlendirilir. Ahirette 
artisa da sebep olabilir. Ne var ki dunya hayatinm baghlan 
bunlann mutluluk ve nese olduklanni iddia ederler. Koru 
kbrune bir iddia, garpik bir bakistan baska bir sey degildir bu. 
Cunku bunlar mecazidirler, ne hakikatleri vardir ne kahcihkla- 
n soz konusudur. Bilakis kisa surede yok olup giderler. Nite- 
kim yuce Allah bu anlayisa sahip insanlarm Karun'un serve- 
tini soyle vasfettiklerini bize aktarmaktadir: "Ke§ke Karun'a 
verilenin benzeri bizim de olsaydi; dogrusu o gok §ansli!" 
(Kasas, 79) Buna karsilki dunyanin gekici suslerine kugum- 
seyici, tahkir edici gbzlerle bakan hakikat erbabi ahiret ehli- 
nin de sbyle dediklerini aktarmaktadir: "Kendilerine ilim 
verilmi§ olanlar ise soyle dediler: Yaziklar olsun size! iman 
edip iyi isier yapanlara gore Allah'in mukafati daha ustun- 
dur." (Kasas, 80) Sihirbazlar da Firavun'a sbyle demislerdi: 
"Allah hem daha hayirli hem daha bakidir." (Taha, 73) 



388 

ZEYL 

Artik soz verdigimiz seyi sonuglandirmamizm ve serdet- 
tigimiz bilgileri devsirip bir sonuca baglamamizin vakti geldi. 
Yapmamiz gereken sey, gaflet mezarlarmda uyuyan, cehalet 
yataklarmda yanlari uzere yatan topluluklan uyandirmaktir ki 
yanlari uzere yatmaktan vazgegip bulunduklan gaflet ve 
cehaletten giksinlar, "korkuyla ve umutla Rablerine yalvar- 
mak uzere, vucutlan yataklardan uzak kalsin ve kendilerine 
verdigimiz nziktan Allah yolunda harcasinlar." (Secde, 16) 

Bil ki, ey kardesim! Omur kisa ve sik dokuyup ince ele- 
yen tenkitgi, denetgi her seyi gormektedir. "O ne guzel sahip 
ve ne guzel yardimcidir!" (Enfal, 40) ilim kat edilmesi gere- 
ken uzun bir yol, yolcu hasta ve tabip uludur. Mizanlar kiya- 
met gunu igin kurulmustur, sevap ve ceza eksiksiz bir §ekilde 
verilsin diye. "O gun kimin tartilan ameli agir gelirse i§te o, 
ho§nut edici bir ya§ayi§ iginde olur. Ameli yegni olana gelin- 
ce, i§te onun anasi (yeri, yurdu) Haviye' dir." (Karia, 6-9) O 
halde bmrun tukenmeden butun i§lerini yapman, eksikliklerini 
gidermen bir zorunluluktur. Qunku omur gegip gittikten sonra 
onu geri getiremezsin. Olum vakti yakla§tigmda giden bmrij 
yakalayamazsin. 

Bizim sarho§lugumuzda uyamkligin kokusu yok 

Gafil oturma ki vakti bo§a harcamamn vakti yok 

Uyan uykudan ki onunde 

Mezarda bir uyku var ki uyanmamn umidi yok 

Bil ki, makuller talebin mumkunlugune ve imkansizhgina 
bagh olarak ijg kisma ayrihrlar. Birincisi, zaten hasil olduklan 
ve belirgin olduklan igin talep edilmesi mumkun olmayanlar. 
ikincisi, elde edilmesi zor ve gizli olduklan igin talep edilmesi 
mumkun olmayanlar. Uguncusu, bir agidan talep edilmesi 



389 

mumkun olup bir baska agidan mumkun olmayanlar. Qunku 
ya zihin icinde veya disinda hazirdirlar. Eger zihin icinde 
hazir iseler, ya bil fiil ve zorunlu olarak ya da bil kuvve mum- 
kun olarak hazirdirlar. 

ikincisi kesbi olanlardir. Birincisi ise tasiyicisimn kisimla- 
rina gore ug kisimda mutalaa edilir. Qunku insan, bildigin gibi 
his (duyu), akil ve nefis olmak uzere tic seyin toplammdan 
ibarettir. Duyularda hazir olan hissiler olarak isimlendirilir. 
Bunlar da tasiyicilarmin durumuna gore zahiri ve Batini 
olmak uzere bircok kisma ayrihrlar. Bunlar yuce Allah'm bize 
bol bol verdigi ve ihsanda bulundugu nimetlerdir. Nefiste 
hazir olanlar vicdaniler olarak isimlendirilir. Bunlara da aci ve 
lezzet brnek verilebilir. Akilda hazir olanlar ise bedihiler 
olarak isimlendirilir. Varhgi tasavvur etmek, varhgi nefyet- 
mek, birlik ve ziddi gibi tasavvurlar olarak isimlendirilen salt 
idrakler buna brnektir. Eger bunlara "bir sahis agisindan bir 
seyden hem aci hem lezzet bir arada olmaz. Sicakhk ve 
sogukluk bir mahalde bir arada olmaz. Varhk ve yokluk bir 
arada olmadiklan gibi birlikte ortadan kalkmazlar" demek gibi 
nefiy veya ispata dair bir hukum isnat edilirse, bu takdirde 
tasdikler olarak isimlendirilirler. Bu tig kismi tek bir isim ifade 
eder. Evveliyat. Qunku insan fitratmdaki yaratihssal ilklerdir- 
ler. Onlari elde etmek mumkun degildir. Qunku kendiliklerin- 
den ve farkmda olmaksizin hasil olmuslardir, ihtiyari olarak 
ortaya gikmis degildir. Zaten hasil olanin tahsili imkansizdir. 
Qunku kesp edenin bir tur ihtiyara sahip olmasi zorunludur. 
Bunlar ise ezeli ilim denizinden ruhu'l kudusun nefhasi araci- 
hgiyla bize ilka edilmislerdir. Nitekim yuce Allah sbyle bu- 
yurmustur: "Insana kalem He yazmayi ogreten, bilmediklerini 
belleten." (Alak, 4-5) Eger bu olmasaydi bilinmeyenleri bg- 
renme, delilleri ortaya gikarma duygusuna sahip olamazdik. 
Qunku kazang ve ticaret sermayesiz olmaz. Eksiksiz ilahi 
inayet bunu bahsetmistir ki bunlardan ikinci derecedeki 



390 

kesbi olgulara intikal etmemiz kolay olsun. Zihinde zorunlu 
olarak hazir olan, mumkun ve istidada bagh olarak hasil olan 
seylerin kisimlari bunlardir. Biz birincilere evveliyat (ilkler), 
ikincilere de kesbiyat (kazanilanlar) diyoruz. Bu iki ilim turune 
yuce Allah sbyle isaret etmistir: "Ey iman edenler! Kazandik- 
larimzin iyilerinden ve nzik olarak yerden size cikardiklan- 
mizdan hayra harcayin. Kotu mail, hayir diye vermeye 
kalki§mayin." (Bakara, 267) "Kazandiklarimzin /y//er/"nden 
maksat insanlann cahsarak sonradan kazandiklan bilgidir. 
"size yerden gikardiklanmiz"dan maksat fitrata yerlestirilen 
evveliyat kabilinden bilgidir. "Kotu mail vermeye kalki§ma- 
yin. "ifadesinden maksat da yalanci vehimlerdir. 

ikinci kisim, seylerin zihin haricinde hazir olmasindan i- 
barettir. Bu durumda da ya ayni olarak mevcuttur ya da 
degildir. Eger ayni olarak mevcutsa, bundan maksat cisimler 
aleminin tamamidir. Bunun elde edilmesi de bir agidan 
mumkun bir agidan da mumkun degildir. Qunku cisimler 
aleminin hissedilen bir zahiri vardir, bir de akledilen batmi 
vardir. Bu yuzden Rasulullah (s.a.v) soyle buyurmustur: 
"E§yayi bize oldugu gibi goster." Bu da gbsteriyor ki esya 
sadece hissedildigi gibi degildir. Bilakis esyanin iginde sakh 
olup akledilen boyutlar da vardir. Buna da heyuli, tabiat, 
keyfiyet ve araz gibi makul olgular brnektir. Bunlari hissedi- 
len yonleri itibariyle talep etmek mumkun degildir, Qunku 
zaten hasil olmuslardir. Ayrica insan agisindan esyanin en 
meshuru ve en bilineni hissedilenlerdir. Boyle olunca da 
karanhktaki gizli seylerden bir baskasi ona nasil tanitabilir 
bunlari? Qunku bir sey bncelikle bir tur belirginlestirme ile 
kendisini bilmedikce zorunlu olarak baskasini bilemez. Bila- 
kis bu bilgiyi makul olan cihetten ister. Dolayisiyla hissedile- 
ni, akledilenin bilinmesinin vesilesi yapar. Bu da "esyanin 
hazir olusu ya zorunludur ya da imkansizdir. Dolayisiyla 
butun ilimler de ya hasil olmasi zorunludur ya da hasil olma- 



391 

si imkansizdir." seklinde iddiada bulunanlann bu gbruslerinin 
batil oldugunu gbstermektedir. Cunku bu yaklasim kesp 
kapisini kapatmakta, cebir kapismi agmakta, insani ilim 
tahsil etmekten ahkoymaktadir. Oysa ilmin tahsil edilmesine 
iliskin emir biitiin seriatlarda ve dinlerde, delil ve iman sahip- 
lerinden varit olmustur. Ozellikle bizim kamil seriatimizda ve 
samil seriatimizda bu emir diger butun dinlerden gok daha 
belirgindir. Bu hususta asm gidenlerden biri de seyh imam 
allame Muhammed er-Razi'dir ki birgok kitabinda, ozellikle 
el-Muhassal adh eserinde bayagi ug sayilabilecek fikirler ileri 
surmektedir. Onun (Allah razi olsun) tasavvurlar hakkinda bu 
mezhebi tercih etmesi, maksadini vurgulamak igin iddiasma 
dair deliller ileri surmesi hayret vericidir. Oysa delil hem 
tasavvurlan hem de tasdikleri kapsayacak genelliktedir. 
Boyle olunca da hicbir ilmin kesbi olmamasi gerekir. Bu da 
iddianin batil, sahte, zulum ve bos olmasi icin yeterlidir. Ki 
biz zorunlu olarak insanin talebinin, kesbinin, tasavvurunun 
ve tasdikinin oldugunu biliyoruz. Dolayisiyla ortaya koydugu 
delil, brumcek agmdan daha zayif olmanm yam sira zaruri- 
lerle ilgili bir suphe konumundadir, bu yuzden cevap verme- 
ye degmez. 

Son kisma, yani ayni olarak mevcut olmamasina gelince, 
ya mekan ve zamandan hali akil aleminde mevcuttur ya da 
mevcut degildir. Sayet akil aleminde mevcut ise ya bu mev- 
cut da ya butun varhgm sebebi veya maluludur. Eger butun 
varhgin sebebi ise vacibu'l vucud olarak isimlendirilir. Bu 
kisim da bir agidan tahsil edilebilir, bir agidan da tahsil edi- 
lemez. Tahsil edilebilir agiya gelince, bu, fiillerinin ve eserle- 
rinin zuhuru cihetidir. Tahsil edilemeyen agiya gelince, bu da 
zatinin nurlarmin parlakhgmin siddeti ve celalinin ululugu ve 
kemalinin yuceligi cihetidir. O, zatinin gizliligi cihetiyle en 
yuce ululuktadir. Ayetlerinin zuhuru cihetiyle de en yakm 
yakmhktadir. Bu yuzden ilahi Kitabda sbyle buyrulmustur: "O, 



392 

zahirdir, batindir." (Hadid, 3) el-Buhturi gok guzel ifade etmis- 
tir bu anlami: 

Tevazu olarak yakla§tin, ululuk olarak yuceldin 

Senin §amndir inmek ve yukselmek 

Gune§ de yuceligi itibariyle uzaktir 

Ama ondan gelen i§ik ve nur yakindir 

"Gune§ ve ay O'nun ayetlerindendir." (Fussilet, 37) par- 
lakhk ve isik. 

iste bu iki agidan agiktir, gizlidir. Dini ve akilci firkalar 
"yaraticiyi bilmek mumkun mudur, degil midir?" sorusu 
gergevesinde ug gruba ayrilmislardir. Bazilan, Onu bilmek 
bir zorunluluktur, bu hususta kesp mesakkatine ve talep 
yorgunluguna ihtiyag yoktur, demi§lerdir. Bazilan ise Onu 
bilmek imkansizdir, talep edilmez, demi§lerdir. Diger bazilan 
ise "Onu bilmek kesbidir, bu bilginin elde edilmesi mumkijn- 
dur" gorusunu ileri surmuslerdir. Ama bizim ayrmtih agikla- 
malanmizi anlar, agtigimiz tahsil kapisindan girersen tartis- 
manin gurultusunden ve imkansizhk vadilerinden kurtulur- 
sun. Malullerini tahsil etmekse zatlari itibariyle mumkun 
degildir. Cunku hem gizli hem de maddi goz agisindan da 
uzaktirlar. Kuskusuz akil basiretine yakindirlar, hissi fiillerinin 
perdeleri gerisinden gozlemler onlari. Ama baska iki agidan 
da onlari tahsil etmek mumkundur. Birincisi, yaraticilan ve 
var edicileri agismdan. Sanii sanatmm delili olarak kullanmak 
yani. Buna basamak delili denir. Nitekim yuce Allah bir ayette 
sbyle buyurmustur: "Rabbinin her §eye §ahit olmasi, yetmez 
mi?" (Fussilet, 53)Bu delili kullanmak nebilerden ve 
hukemadan olusan faziletlilerin (a.s) ybntemidir. ikincisi ise, 
hissedilen fiilleriye ve eserleri agismdan. Yuce Allah soyle 
buyurmustur: "De ki: «G6klerde ve yerde neler var, bakin." 



393 

(Yunus, 101) "Goklerin ve yerin melekutuna bakmadilar mi?" 
(Araf, 185) goklerin ve yerin melekutu, nefisleri ve akillandir. 
§eriat ve hakikat ehli cogu insanlarm izledigi yontem budur. 
Bu iki grup disindakiler ise tabiatin kullandir. "Onlari birak; 
yesinler, eglensinler ve bo§ Omit onlari oyalayadursun. (Kotu 
sonucu) yakmda bilecekler!" (Hicr, 3) 

Sayilan diger kisimlarm geri kalanma gelince, matlup zi- 
hin alanma ve gbzun sahasma, akil meydanma ve varhk 
fezasma dahil degildir. Daha dogrusu ona dahildirveya dahil 
degildir ismini koymak da mumkun degildir. Qunku sirf higbir 
seydir. Ashnda hicbir seylik ve sirfhk da tamamen ibarenin 
darhgmdan kullanilmaktadir. Bir de akhn varhga ve olusa tabi 
olarak onu mulahaza etmesi igin. Bununla beraber mecazm 
en uzak ybnudur de. Bu kisim bilgiyi talep etmek mumkun 
degildir, Qunku faydasizdir, gereksizdir. Daha dogrusu alabil- 
digine gizlidir ve karanhktir. 

Bu bilgi kisimlarmi ogrenmis olduguna gore bilmelisin ki, 
inci ve mercanlann bir gerdanhga dizilmesi gibi delil hakikat- 
lerinin akik taslanyla yaldizlayarak tek bir gerdanhga dizdi- 
gimiz bu cismani cevher ve arazlan ve ruhani inci ve yakutla- 
n "el-bulga fi'l hikme" (Hikmette Yeterlilik) diye isimlendirdik. 
Gerdanhgin basma varhgin bahsedicisi Vacibu'l Vucudu 
koyduk. Ortasma zulmani cismanileri, sonuna da uglara ve 
gayelere dogru kosan, sancaklar ve ayetler sahibi insani 
yerlestirdik. Nitekim comert yaraticmm var kildigi varhgin 
tarzi da budur. Yuce yaratici her kbpegin boynuna asilan 
tasma gibi gizlilik perdeleri uzerine avizeler asip baglamistir. 
Ashnda bu konuda son derece ketum davranmasi gerekir. 
Cinlerden ve insanlardan hie kimsenin gbzunun bunlara 
muttali olmamasi yerinde olur. Qunku bunlar celal perdeleri- 
nin el degmemis incileri, gelin odasinin gbz ahci guzellikleri- 
dir. Nitekim emanete riayet etmeyenin imam, gayret ve 



394 

hamiyeti olmayamn da dini yoktur. Bu yuzden Rasulullah 
(s.a.v) sbyle buyurmustur: "Kader Allah'in sirndir, onu if§a 
etmeyin. Kader sirnni bilen mulhit olur." Kuskusuz bu talep 
edilmesi mumkun bilgidir. O halde talep edilmesi gerekir ki 
imkan hakki elden kagmasm ve bunu kagiran kimsenin 
kuvveti de nubijvvet ve futuvvet mutlulugunu imkani blgu- 
sunde elde etmis olmaktan yoksun kalmasin. Gergi tumune, 
daha dogrusu, gok azi harig buyuk bir kismma ulasmak pek 
de kolay degildir. istenen kivamda elde edilmesi alabildigine 
zordur. 

"Hayir! (Insan) Allah'in emrettigini yapmadi." (Abese, 23) 
butun omrunij harcasa da. Qunku insan, nice zamanlar 
yasasa da, uzun bir bmijr surdurse de bilgiden ancak par- 
maklarmi denize daldirip gikanrken meydana gelen islakhk 
kadarmi 6grenebilir."Sa/cay/m ne He donecekler." (Neml, 35) 
Allah'in comertlik denizini akhnin terazisiyle blgmeye kalka- 
nm, O'nun ululuk gbllerini dolasmaya gikanm ayaklan dola- 
nir. "Busbutun sapitir." (Nisa, 116) Bu yuzden Rasulullah 
(s.a.v), Allah'in celalini tazim etmek ve insanin garesizligini 
de vurgulamak maksadiyla sbyle buyurmustur: "Muminin 
kalbi Rahman' in iki parmagi arasmdadir, onu diledigi gibi 
gevirir." Burada "Allah" yerine "Rahman" ismini kullanmis 
olmasi insanin konumunun hakirligini vurgulamaya ybneliktir. 
Rahman'm iki parmagi rahmani feyzin eseri iki suledir ki 
beseri nefislere inerler. Biri insani hayir islemeye gagirir, 
oburii ise onu ser islemeye gagirir. Meshur hadiste melek ve 
seytanin telkini olarak nitelendirilmistir. Yine Rasulullah 
(s.a.v) bu konuda sbyle buyurmustur: "Insan kalbi golde 
ruzgara kapilmi§ bir tuy gibidir, ruzgar onu istedigi tarafa 
gevirir." Fakat tamami idrak edilemeyen bir seyin tamami 
terk edilemez. Kapida durmak ortak olmaktir. Qunku kapida 
duran ve kapicmin izniyle dehlizden gegmesi mumkun olan 
kimseye "geg ey mumin! Senin nurun benim atesimi 



395 

s6ndurdu"den ba§ka bir azan gelmez. Belki de onu meclisi- 
nin ba§ ko§esine oturtur. "Guglu ve Yuce Allah'in huzurunda 
hak meclisindedirler." (Kamer, 55) "Imkam geni§ olan, imkan- 
larina gore versin. " (Talak, 7) 

Talep edenler... 

Talep edenler iki kisma ayrihrlar: ilme'l yakini talep eden- 
ler, ayne'l yakini talep edenler. Birincisi burhana dayah i- 
mandir. ikincisi ayani irfandir. Bu saliklerin her birinin binegi 
vardir. Burhan sahiplerinin binegi du§unce, ayan sahibinin 
binegi de riyazettir. Gerci bu bineklerin hicbiri digerinden 
tamamen uzak degildir, ama du§unce ruhun, riyazet de 
bedenindir. Cunku riyazet du§unceyi guglendirir, du§unce de 
ona yardimci olur. bununla beraber bu bineklerin sahipleri 
ayni amagta bulu§urlar. Sadece izledikleri yollar farkhdir. 
Nitekim yuce Allah §6yle buyurmu§tur: "Onlan elbette kendi 
yollanmiza eri§tirecegiz." (Ankebut, 69) Bu tipki §una ben- 
zer: Daireden merkeze dogru uzanan birgok gizgi vardir. 
Ama tumu de ayni merkezde bulu§ur. Dolayisiyla illetlerin 
illeti olan ilk bir, tumu ku§atan dairenin merkezidir. Nitekim 
yuce Allah §6yle buyurmu§tur: "Allah onlan arkalanndan 
ku§atmi§tir." (Buruc, 20) 

Saliklerin nefisleri ise heykelleri olarak somutla§an evle- 
rinden gikan, yardim edenlerden, iyilerden, faziletlilerden, 
hayirhlardan, "nebilerden, siddiklerden, §ehidlerden salih 
ki§ilerle beraberdir. Bunlar ne guzel arkada§tir!" (Nisa, 69) 
evet bunlardan olu§an yolda§larla birlikte ona dogru hicret 
etmektedirler. igne ayan ve haber miknatisinm cekimine 
kapihr. 

Konu bu noktada iki bblume ayrilmaktadir. Du§unce ile 
ilgili oldugu zaman mesele, bilinen §eylerin belli bir tertibe 
tabi tutulur ve bunlar aracihgiyla bilinmeyenlere ula§ihr. 



396 

Bilinen seyler iki kisma ayrihrlar. Nitekim bilinmeyenler de iki 
kisma ayrihrlar. Mucerret idrak. Daha dogrusu idrakin mucer- 
redi. Buna tasavvur adi verilir. Hukum de onunla beraberdir. 
Bir de tasdik olarak isimlendirilir. Tasavvuri mechuller, 
serhedici soz olarak isimlendirilen tasavvuri malumlar ara- 
sinda gergeklestirilen bzel bir tertiple bilinirler. Mahiyetin 
cuzune bblunmesine gore uc kisma ayrihr. Eger cuzlerin ikisi 
ise tarn, biri ise nakis olarak isimlendirilir. Bir de mahiyetten 
haric olarak taksim edilir. Bu takdirde nakis resim olarak 
isimlendirilir. Bu arada dahilden ve harigten murekkep olarak 
da taksim edilir. Bu durumda tarn resim olarak isimlendirilir. 
Eger tanimlama baskasina benzetmek suretiyle gerceklesir- 
se, misal olarak isimlendirilir. iste serhedici ve meghul tasav- 
vurlara ulastinci sbzun kisimlan bunlardir. Tasdiki meghuller, 
huccet olarak isimlendirilen tasdiki malumlar arasmda ger- 
geklestirilen bzel bir tertiple bilinirler. Bunlar da uq kisma 
ayrihrlar. Kullinin cuziye delil olmasma kiyas, cuzinin kulliye 
delil olmasma istikra, kullinin altmda yer alan cuzinin cuziye 
delil olmasma temsil adi verilir. Geri kalaninm ismi yoktur. 
gunku delillendirilmelerine imkan olmadigi icin ilimler kapsa- 
minda terk edilmislerdir.iste meghul tasdiklere ulastiran 
huccetin kisimlan bunlardir. Bunlarm en sereflisi huccettir, 
gunku onun sonucu daha sereflidir. Bunun nedeni de onun 
sonucunun esyanin varhgma hukmedilmesi olmasidir. 
§erhedici sbzun sonucu sadece esyanin tasavvurudur. Bu 
yuzden nebiler (a.s) bunlari istemislerdir, tasavvurlan degil. 
Nitekim ibrahim (a.s) sbyle demistir: "Rabbim! Bana hukum 
ver." (§uara, 83) esyanin varhgma iliskin kesin bir hukum 
ver. Bunlarm tasavvuru ise tabi ve araz olarak belirginlesirler. 
Rasulullah efendimiz (s.a.v) de sbyle demistir: "Bize e§yayi 
olduklan gibi goster." Cunku bu istek geneldir, hem tasavvu- 
ru hem tasdiki kapsar. Dolayisiyla Rasulullah (s.a.v) daha 
ustun ve daha kamil oldugu igin ibrahim'in (a.s) istegine 



397 

eklemede bulunmustur. Ve cunku esyamn olduklan gibi 
tasavvur edilmeleri zor ve mesakkatlidir, hatta imkansizdir. 
Qunkij onlarm bilinmeleri ancak isimler ve sifatlar aracihgiyla 
olabilir. Fakat hakikatleri ve mahiyetleri asla bunlar aracihgiy- 
la bilinmez. Bu yuzden yuce Allah sbyle buyurmustur: "Allah 
Adem'e butun isimleri, ogretti." (Bakara, 31) Ama tasdikte 
durum bundan farkhdir. Qiinku esyamn varhgina iliskin hu- 
kum kesin olarak vakidir, bu hususta akhn aracihgina bas- 
vurmaya gerek yoktur. "Allah vardir" dedigin zaman tasdik 
baglaminda ibret ahnacak bir hukumde bulunmus olursun. 
Qunkij ilahin ve varhgin tasavvuru her ikisi de zor ve mus- 
kuldur. Buna karsihk bunlara dair hukum vermek agikhk ve 
belirginlik bakimindan herturlu bedihinin ustundedir. 

Sonuca ula§tiranlann her birinin maddesi ve sureti var- 
dir. §erhedici sbzun maddesi, nefislerin fitratina yerlestirilmis 
evveliyattir. Bunlann kisimlarmi da daha once agiklamistik. 
Bunlar ayni zamanda huccetin de maddesi sayihrlar. Qunkij 
huccetin maddesi olan haddin maddesidirler. Bir seyin mad- 
desinin maddesi o seyin de maddesidir. Yani onun ilk ve 
uzak maddesidir. Yakm ve ikinci dereceden maddesi ise 
butun bedihi ve kesbi tasdikleridir. Dolayisiyla esyanm ta- 
savvurlanna ulastirmasi acisindan hudud, huccetlerin mad- 
delerine dbnusmesi agisindan da kaziyeler ve tasdikler 
olarak isimlendirilirler. Meghulun bilinmesine ulastirmalan 
itibariyle ulastincilarla ilgili bahis bu acidan mantik olarak 
isimlendirilir ve bunun da bir blcusii vardir. Bu yuzden bir 
mantikginm bes hususa bakmasi gerekir: 

Birincisi, lafizlarm hallerine bakmak. Qunkij lafizlar an- 
lamlarm kahplandir. Bu bakis, anlamlanna ybnelik bakisa 
gore ikinci dereceden ve tabi duzeyinde bir bakistir. Qunkij 
lafizlarm anlamlanna bakis birinci derecede kast edilir. Man- 
tik ilminin bizzat maksadi da budur. Nahiv arap kelammin dil 



398 

agisindan dogrultulmasi amacma ybnelik oldugu gibi mantik 
da nefsani anlamin dogrultucusudur. 

ikincisi, lafizlarm mufret kulli anlamlarmin hallerine bak- 
mak. Buna isagoji denir. Bu, farkh hakikatlere iliskin zati bir 
soz olarak bir tur soylenis bigimidir. Ki onunla cinsinden 
olmayani, ikisinden murekkep turu, ondan bir ture has husu- 
siyeti, onu ve baskasmi kapsayan arazi birbirinden ayirir. 

Uguncusij, tasavvura ulastmci had igin bu mufretler ara- 
sinda olusan terkiplere bakmak. Bu ozel terkibe kaziye adi 
verilir. 

Dorduncusu, huccetin maddesine bakmak. Bu ise on uc 
turdur. 

Besincisi, suretlerine bakmak. Bundan maksat da terki- 
bin keyfiyetidir. Ta ki intag eden intag etmeyenden ayirt 
edilebilsin. Huccetin turleri derken kiyas kast edilmektedir. 
Burhan turu de ondandir. Qunku yakini bilgiye ulastinr. Mad- 
desi ise, on ug turden bes turdur: 1) Evveliyat(ilkler). 2) hissi- 
yat (hissedilenler). 3) hadesiyat (sezilenler). 4) tecrubiyat 
(tecrube edilenler). 5) Mutevatirat (tevatur duzeyinde kesinlik 
kazananlar).Sureti ise once iktirani (karsilastirmah) ve istis- 
nai olmak uzere ikiye ayrihr. Bunlardan iktirani de ug kisma 
ayrihr. istisnai ise iki kisma ayrihr: Muttasil istisnai ve Munfa- 
sil istisnai. Toplam bes kiyas olarak belirginlesirler. Bu sinir- 
landirmanm gerekgesi su olabilir: Kiyasin maddesi olmaya 
elverisli kaziye ya kesin hamledilirdir ya da mevkuf sarthdir. 
ikinci kisim da iki kisma ayrihr. Qunku sarth olan ya inadidir 
ya da luzumidir. 

Birinci kisim, iki kesin bnermeden murekkep kiyastir. Bu 
ancak aralanndaki ortak bir smir itibariyle kaynasmis iki 
kaziyeden meydana gelir. Buna ilk smir adi verilir. Matlubun 
mevzusu da kuguk smir olarak isimlendirilir. Mahmulu ise 



399 

bijyuk sinir admi ahr. Orta kaziye ise su tic seyden birinden 
hali olamaz. Ya kuguk kaziyede mahmul, bijyuk kaziyede 
mevzudur ve ilk sekil olarak isimlendirilir. Cunku neticesi ilk 
olarak zihinlerde vasitadan bir kulfet olmaksizin hasil olur. 
Ozu de sudur: bir seyin iki sifati varsa, biri ona malumdur, 
biri ise meghuldur. Fakat meghul olani da ona malum olana 
malumdur. Bu iki bilgiden de mechul olan ona vasitah olarak 
malumdur sonucu cikar. Cunku bir seyin malumu o seye 
malumdur. Bu, sekillerin en ustunudur. Buna iki serefli de 
denir. Qunkij hem icap ettirmenin hem de kulliligin serefini 
ihtiva eder. Bunlar ise selbedici ve cuziye gore iki sereflidir- 
ler. Ama orta sinir ikisinin mahmulu olursu ikinci sekil olarak 
isimlendirilir. Cunku agikhk derecesi bakimindan birincisin- 
den sonra gelir. Bunun anlami da sudur: Herhangi bir sifat 
bir sey icin sabit olup baska bir seyden de selbedildiginde 
aralannda bir uzakhk, farkhhk kacimlmaz olur. Bununla 
kuguk ve bijyuk bnermeyi kast ediyorum. Bu yuzden ancak 
kulli ve cuzi olarak selbedici bir sonuc verirler. Eger bu iki- 
sinde mevzu iseler, bunun da anlami sudur: Bir mevsuf ne 
zaman iki sifatla sifatlanirsa ve bunlann birisi genel bburij de 
bzel olursa, bu ikisinin mevsufta bulusmalan gerekir. Bu 
mevsufun disinda ise bulusma olabilir de olmayabilir de. Bu 
yuzden icab ettirici ve selbedici cuziden baska bir sonuc 
vermezler. Bu takdirde de ucijncij sekil olarak isimlendirilir. 
Qunkij belirginlik derecesi bakimindan ikinciyi izler. Bbylece 
burhani kiyaslan bes kamil kisim olarak sinirlandirmis olduk. 
§imdi bunlann brneklerine dbnebiliriz. 

Birincisinin ornegi: Eger namaz sahihse makbuldur. 
Bundan iki sonug dogar. Dolayisiyla melzumun aynismm 
istisnasi lazimin aynisini intag eder. Lazimin karsitmm istis- 
nasi da melzumun karsitini intag eder. Ki luzum sahih olsun. 
Aksi takdirde luzum diye bir sey kalmaz. Geride kalan ikisi 



400 

ise umumun cevazi icin bir sonuc vermezler. Aksi takdirde 
ne umum kahr ne de husus. 

ikincisinin brnegi: Alem ya kadimdir ya da hadistir. Bun- 
dan da dbrt sonug gikar. Dolayisiyla bunlardan hangisi kaldi- 
rilsa bburunun subutu gerekir. Hangisi ispat edilirse bburu 
ortadan kalkar. Qunkij iki zit bir arada olamadiklari gibi birlik- 
te de ortadan kalkmazlar. 

UguncusuniJn brnegi: Her insan konusur, her konusan 
idrak eder. O halde her insan idrak eder. Bu seklin dbrt 
brnegi vardir. 

DbrduncusuniJn brnegi: Her insan konusur, higbir esek 
konusmaz. O halde higbir insan esek degildir. Bunun da dbrt 
brnegi vardir. 

Besincisinin brnegi: Her insan hisseder ve her insan ko- 
nusur. O halde bazi hassaslar konusur. iste kiyasm bes sekli 
bunlardan ibarettir. Bunlar mantik ilminin eksenini olusturur- 
lar ve mantik ilminin felegi bunlarm etrafinda doner. Mantik 
ilminin bizzat maksadi da budur. Bunlarm teferruatlan ciltler- 
ce kitabi doldurur. Kiyamet gunu konulacak adalet terazileri- 
dir bunlar. "Biz, kiyamet gunu igin adalet terazileri kuranz. 
Artik kimseye, higbir §ekilde haksizlik edilmez. (Yapilan i§,) 
bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu (adalet terazisine) 
getiririz. Hesap goren olarak biz (herkese) yeteriz." (Enbiya, 
47) Nefis " defterleri agildiginda" (Tekvir, 10), kalp "sema 
siynlip alindiginda." (Tekvir, 11) "Ki§inin: Allah'a yakinlik 
konusunda kusurlu davrandigim igin bana yaziklar olsun! 
Diyecegi gun." (Zumer, 56) "Vay halimize! derler, bu nasi I 
kitapmi§! Kuguk buyuk higbir §ey birakmaksizm (yaptiklan- 
mizm) hepsini sayip dokmu§!»" (Kehf, 49) diye 
vahlanacaklan gun. Isabetli dusuncen ve esyanm bzune 
nufuz eden gbrusun bunlardan herhangi biriyle istikamet 



401 

buldugunda hakkin arsina istiva eder. iste Rasulullah (s.a.v) 
"bir saatlik tefekkur altmi§ senelik ibadetten daha hayirlidir. " 
derken bunu kast etmistir. Yuce Allah da bu anlami soyle 
ifade etmistir: "De ki: «Semavatta ve arzda neler var, bakin!" 
(Yunus, 101) Kendi kendilerini hig du§unmediler mi?" (Rum, 
8) 

Riyazet Hakkinda: 

Riyazete gelince, onun sinin mutmain nefsin, tabii kuv- 
vetlerin baskismi savmak maksadiyla onlarla mucahede 
etmesidir. Mucahede iki turludur: Biri cismani, biri de ruhani- 
dir. Cismani olani da biri dista biri de igte olmak uzere iki 
kisma ayrihr. Dista olani, dinden gikmis, kanun ve sunnet- 
lerden ayrilmis Allah dusmanlarina karsi yurutulur. iki 
cihaddan kuguk olani budur. Cunku digerine gore faydasi 
daha azdir. Ve ciinku ig eziyet verici unsurlan edeplendirmek 
dis eziyet verici unsurlan tedip etmeye gore daha faydahdir. 
Bu nedenledir ki Rasulullah (s.a.v) soyle buyurmustur: "§imdi 
kuguk cihaddan buyuk cihada donduk." Buyiik cihaddan 
maksat ig kuvvetlere karsi yapilan cihaddir. 

ig cihad iki kisma ayrihr: biri savma, bburu ise ifa etme- 
dir. Savma, bedeni maddi ve hukmi eziyetlerden ve pislikler- 
den temizlemekten ibarettir. Nitekim Rasulullah (s.a.v) soyle 
buyurmustur: "Imamn en alt §ubesi rahatsizlik veren bir §eyi 
yoldan kaldinp atmaktir." Eziyet, seni inciten ve hak ve hayir 
yolunu izlemene engel olan her seyi ifade eder. ifa etmek de 
iki turludur. Biri mali biri de bedenseldir. Mali olani iki kisim- 
dir. Biri her sene veya her ay tekrarlanir. Zekat ve sadaka 
gibi. Biri ise tekrarlanmaz. Bilakis butun bmurde bir kere 
yerine getirilmesi yeterlidir. Hac gibi. Bazi ibadetlerin surekli 
tekrarlanmasinin sebebi mabudu hatirlamaktir, O'nu unut- 
mamaktir. Bu ornekler eziyeti savma kapsamma girerler. 
Cunku bu sayede mal, kalp hazinesinden gikanhr ki kalbi 



402 

mesgul etmesin. Bunlann ahiret hallerine ybnelik faydalan 
50k azdir. Qunku agir yukun atilmasi derecenin yukselmesini 
gerektirmez, hatta bir derecede olmayi bile gerektirmez. 
Sadece yukun atilmasindan kaynaklanan bir hafiflemeye yol 
agar. Bu hafiflik ise uhrevi bir mutluluk degildir, sadece bed- 
bahthgin zevalidir. Bu yuzden yuce Allah sbyle buyurmustur: 
"Sizi huzurumuza yakla§tiracak olan ne mallarimzdir ne de 
evlatlarimz. Iman edip iyi amelde bulunanlar mustesna." 
(Sebe, 37J insani Allah'm celal huzuruna yaklasjiran §ey 
iman ve bu amacla isjenen salih amellerdir. Bir diger 
ayette de sbyle buyrulmustur: "Onlann mallanndan sadaka 
al; bununla onlari (gunahlardan) temizlersin, onlan aritip 
yuceltirsin." (Tevbe, 103) Bir seyi pislikten anndirip temizle- 
mekle onu parlatmak, misk ve kafur surerek hos kokmasini 
saglamak arasinda fark vardir. 

Bedeni Riyazet: 

Bedeni riyazete gelince, bu da terk etme ve yapma ol- 
mak uzere iki kisma ayrihr. Terk etme de iki turludur. Biri 
bedenin ayrilmazi, yani gegissiz olan terktir. Orug gibi. Qun- 
ku orug mide ve cinsel organm sehevi arzulanndan uzak 
durmadir. Biri de bedenden ayri, yani gecisli terktir. Yani tur 
ve cinse eziyet eden olumsuzluklan islemeye ybnelmemektir. 
Yapma (fiili)ya gelince, bu da iki kisma ayrihr. Lazim (gegis- 
siz) ve muteaddi (gegisli). Gegisli olanm brnegi fakirler icin 
fayda saglayan kurban gibi fiilleri islemekten ibarettir. Bu da 
savma, bertaraf etme kapsamina girer, Qunku onun da fay- 
dasi azdir. Qunku engeli kaldirmak ve maniyi kesmekten 
ibarettir. Lazim olani ise namaz, zikir, tesbih ve tehlil gibi 
ibadetlerden ibarettir. Bu bedensel itaat ve ibadetlerin her 
birinin ruhu ve cismi vardir. Cisimleri hissedilen hareketler ve 
zahir olan duruslardir. Bu tur hahk ile mahluk arasinda ortak- 
tir. Buna bazen riya adi verilir. Qunku herkesin gbzu bnunde 



403 

gergeklesir. Bazen de gizli sirk olarak isimlendirilir. Bu ne- 
denle Rasulullah (s.a.v) sbyle buyurmustur: "Ummetim igin 
§irk siyah karmcanm kayanm uzerindeki sessiz yuruyu§un- 
den daha gizlidir." Bunlann ruhu ise ig ihlas ve gizli niyettir. 
Her iki ibadet turunde adalet terazilerinde hesaba katilan, 
deger gbren sadece budur, baskasi degil. Bundan baskasi 
ise kime yonelik yapilmissa onun mizanmda deger gorur. 
Nitekim bir kutsi hadiste sbyle buyrulmustur: "Kim bir amel 
i§leyip de bu amele ba§kasim bana ortak ko§mu§sa onu ve 
ortak ko§masim ba§ba§a birakinm." Yuce Allah sbyle bu- 
yurmustur: "Dikkat et, halis din yalmz Allah'indir." (Zumer, 3) 
"Her kim Rabbine kavu§mayi umuyorsa, iyi i§ yapsin ve 
Rabbine ibadette higbir §eyi ortak ko§masin." (Kehf, 110) 
Qunkij bedensel itaatler ruhani ibadetlerin kbpruleridir. Ru- 
hani ibadetler onlarin uzerinden Batini ihlas riyazeti tarafina 
gegerler. Rasulullah (s.a.v) sbyle buyurmustur: "Riya ihlasin 
koprusudur. " 

Bedensel ibadetlerin en ustunu namazdir, gunku namaz 
ibadetinin ruhu daha ustundur. Ayrica ruhun temizligi bede- 
nin safhgma delalet eder. Bunun tersi de dogrudur. Qunkij 
evin aydinhgi lambanm aydmhgiyla orantihdir. §u halde 
lambanin parlakhgi kendi gapmda evin parlakhgma delalet 
eder. Bunlardan birinin parlakhgi arttigi zaman bburunun de 
artmis olur. Namazm ruhu marifettir. Bu da marifetlerin en 
ustunudur, gunku marufu olan yuce Allah'm zati maruflarin 
en ustunudur. Bu yuzden namaz yukumlulugu higbir mukel- 
leften blunceye kadar dusmez, tipki marifetin higbir vakit 
gegersiz olmamasi gibi. Bilakis dunyada da ahirette de hep 
ona ybnelinir. Nitekim bir ayette isa'nin (a.s) sbyle dedigi 
belirtilmektedir: "Ya§adigim surece bana namazi ve zekati 
emretti." (Meryem, 31)Yani ilahi vahiy, yasadigim surece 
annmayi ve erdemlerle bezenmeyi emretti. Nefs-i natikanm 
hayati ise ebedidir. Bildigin gibi nefs-i natika blmez. Bu 



404 

yuzden ayette gecen "hayaftan fani dunya hayatini anlama. 
Daha dogrusu insanm yaratilisimn bzunde her zaman icin bu 
ibadeti yerine getirme bzelligi vardir. Nitekim yuce Allah 
sbyle buyurmustur: "Ben cinleri ve insanlan, ancak bana 
kulluk etsinler diye yarattim." (Zariyat, 56) Rasulullah efen- 
dimiz (s.a.v) de soyle buyurmustur: "Iman yetmi§ kusur 
§ubedir. En ustunu "la ilahe illallah" sozudur." 

Zahir ibadetlerin her birinin bir ruhunun bulunduguna ve 
bu ruhun bizzat kast edildigine, diger hususlarm ise bu ruh- 
tan dolayi amaglandigma delalet eden ifadelerden biri su 
ayettir: "Muhakkak ki, namaz, hayasizliktan ve kotulukten 
alikoyar." (Ankebut, 45) Bu, namazin bedenidir. "Allah'i 
anmak elbette en buyugudur." (Ankebut, 45) bu da namaz 
ibadetinin ruhudur. Yuce Allah namazi "en buyuk" olarak 
nitelendirmi§tir. Qiinku ayette gegen "zikir" (anmak)den 
maksat kalbin zikridir, dili kipirdatarak gergekle§tirilen zikir 
degildir. Kalp de organlarm en §ereflisi olduguna gore onun 
itaatinin ba§kalanninkinden daha buyuk ve daha ustiin ol- 
masi gerekir. Hac ve orucun ruhunu daha once aciklami§tik. 

Butun bedensel ibadetler kotuluklerden armmaya ve er- 
demlerle bezenmeye dbnukturler. Nitekim bir ayette yuce 
Allah bu anlami son derece belirgin bir sekilde sinirlandir- 
mistir: Temizlenen kurtulu§a ermi§tir." (A'la, 14) bundan 
maksat arinma ve temizlenme kismidir. "Rabbinin adim amp 
O'na kulluk eden kimse ku§kusuz kurtulu§a ermi§tir." (A'la, 
15) bu da bezenme kismma isaret etmektedir. 

Butun bedensel ibadetlere ise soyle isaret edilmistir: 
"Elbiseni tertemiz tut." (Muddessir, 4) Dini fikih ilmi bunlann 
ekseriyetini kapsamaktadir. Bu ise ibadetlerin dortte birini 
igerir, dortte uqu ise bedensel ibadetlerin disindadir. 



405 

Ruhani mucahede ise tezkiye (armma) ve bezenme ol- 
mak uzere iki kisma ayrihr. Armma, kuvvetlerin rezillikleriyle 
ilgilidir. Bunlarm anasi ise dunya metama ve gekici suslerine 
duyulan asktir. Bu yuzden Rasulullah efendimiz (s.a.v) soyle 
buyurmustur: "Dunya her yanli§in ba§idir." Bun un dismdaki 
hatalar, yanhslar dunya askmin gocuklan konumundadir. 
Bunlarm da ug anasi vardir: 

Birincisi, Adem'in cennette smandigi hirstir. Ki Adem'den 
bu baglamda bir rezillik sadir olunca asagilanmis ve zelil 
kilmmis olarak cennetten gikanlmistir. Hirs da iki kisma 
ayrihr: Birincisi, yeme ve icmede ac gbzluluk. ikincisi, cinsel 
doyumsuzluk. Her ikisini heva (tutkulu arzu) ismi kapsar. 
Bunlarm ikincisi (cinsel doyumsuzluk) birincisinin (yeme ve 
igmede acgozluluk) cocugudur. Qunku birincisi ikincisinin 
tohumudur. Heva, dal budak salmis bir diken, salikin ayagma 
batan kollara sahip oldugu igin de yuce Allah bunlarm iginde 
ozellikle onu zikretmistir: "Nefsini hevadan uzakla§tiran igin 
ise §uphesiz cennet yegane bannaktir. "(Naziat, 40) Hevaya 
uymak, cennetten gikmaya sebep olduguna gore ona isyan 
edip karsi gikmak da cennete girmenin bagimsiz bir sebebi 
olmahdir. Daha dogrusu sebep, kisinin rabbinin makammdan 
korkmasidir. Hevaya uymaktan vazgegmek ise bu sebebin 
gegerliliginin sartidir. Bu ikisi birlikte tarn bir illet olurlar. 

ikinci ana kbtuluk ise, iblis'in smandigi, bu yuzden der- 
gahtan kovuldugu, virane yurda alasagi edildigi kibirdir. Yuce 
Allah buna soyle isaret etmistir: "Hepiniz cennetten inin!" 
(Bakara, 38) Bu da iblis'in lanetlenmesinin, yuce kapidan 
uzaklastirilmasmin, virane diyarlarm yarani olmasma sebep 
olmustur. 

Uguncusu, kiskanghktir. Kabil bununla smanmis ve 
duydugu kiskanghk yuzunden mumin kardesini bldurmustur. 
Bu yuzden ebediyen cehennemde kalmakla cezalandinlmistir. 



406 

Nitekim yuce Allah soyle buyurmustur: "Kim bir mumini 
kasden oldururse cezasi, iginde ebediyen kalacagi cehen- 
nemdir. "(Nisa, 93) Ayet, guglu bir mubalaga ve tam bir tehdit 
igermektedir. Bunun sebebi de sudur: Bir kisisel nefsi bldu- 
ren kimse, ashnda bir turu butunuyle bldurmu§tur. Qunkij 
kijll, cuzi sahislardan olusur. Ttirun bekasi da sahsa baghdir. 
Nitekim bir ayette de sbyle buyurmustur: "Kim, bir cana veya 
yeryuzunde bozgunculuk gikarmaya kar§ilik olmaksizin 
(haksiz yere) bir cana kiyarsa butun insanlan 6ldurmu§ gibi 
olur. "(Maide, 32) 

O halde aslandan kagar gibi haset (kiskanghk) kopegin- 
den kag. Kiskanghk ne girkin ve ne ayiph bir bzellige sahiptir, 
ozu ne kadar da kotuluk yaymaktadir ki insan turunu ve 
ozunu tumuyle ortadan kaldiracak kadar yikicidir. §air bu 
anlami §6yle dile getirmi§tir: 

Her du§manlik yok olabilir bir gun 

Ama seni kiskanamn du§manligi asla! 

Bu uq rezillik, insanlar arasinda yaygin olan butun pislik- 
lerin anasi konumundadirlar. Kokleri tabiatlarda ve dallari da 
nefislerin zirvelerinde oldugu igindir ki Rasulullah (s.a.v) 
§6yle buyurmu§tur: "Helak edici ug §ey vardir: Itaat edilen 
kiskanglik (hevanm teferruatindan biridir), pe§inden gidilen 
hirs ve ki§inin kendini begenmesi." Bunlar da §ehvet, gazap 
ve bedensel hayati ybneten kuvvet dedigimiz uq ana kuvvet- 
ten kaynaklanmaktadirlar. Bunlann her biri ifrat ve tefrit 
dereceleriyle gevrilmi^tir. Ortasi ise dosdogru yoldur ve ug 
isimle anilmi§lardir: Cesaret, gazap kuvvetinin ortasi, iffet, 
sehvet kuvvetinin ortasi ve adalet yonetici kuvvetin ortasidir. 
Bunlann tumune birden ameli hikmet adi verilir. iste ruhani 
mucahedenin iki turunden biri olan tezkiye bundan ibarettir. 



407 

§u ayette de bu anlam kast edilmistir: "Kotu §eyleri terket." 
(Muddessir, 5) 

Bunlann tafsilati, mahiyetlerinin bilinmesi, garelerinin 
keyfiyeti ahlak ilminin kapsaminda ele almmistir. Bunun bir 
diger adi da manevi tiptir. Bezenme kismina gelince, bu da 
ancak faziletlerin ve nazari hikmete dair marifetlerin tahsiliyle 
gergeklesir. Bu kitapta bu konuya degindik ki sbz konusu 
agiklamalarm yeterli ve etkili oldugunu dusunijyoruz. 

Hikmetin iki turunun her birinin kendine has ve digerinde 
bulunmayan bir sonucu, bir etkisi vardir. tipki su igmenin 
etkisinin kanmak, ekmek yemenin etksinin doymak olmasi 
gibi. Ekmek yiyen birinin susuzlugunun gitmesi, su igen 
birinin de karnmm doymasi muhaldir. Dolayisiyla tezkiyenin, 
armmanin etkisi, nefs-i natikanm, kuvvetlerin pisliginden 
yikanmis, armmis, saf ve pak olarak gikmasidir. Tipki elbi- 
senin girpici tarafindan girpilmak, bazen su ile durulanmak, 
bazen ateste kurutulmak, bazen ovalanmak ve yumak, ba- 
zen sikmak ve girpmak suretiyle temizlenmesi gibi. Ayni 
sekilde tabaklanan deri de keskin aletlerle fazla ve gereksiz 
seylerden arindirihr. 

Bezenmenin etkisi ise, nefsin ustun vasiflarla nitelenme- 
si, guzel ilahi ahlaklarla ahlaklanmasidir. Sonunda bir ayna- 
ya ve okunan bir sayfaya dbnusur ki iginde varhgm butun 
suretleri ozgiin sekilleri, parlakhklan, heyetleri ve dbnusleriy- 
le gorulurler. Bu takdirde asla uyumayan, celal ve kerem 
sahibi zatm mutlak cemal aynmm nazanna mazhar olabilir. 
Qunku "Allah sizin di§ §eklinize bakmaz, bilakis sizin kalple- 
rinize bakar. " 

Bununla da anlasihyor ki her iki riyazetten bizzat amag- 
lanan cismani olani degil, nefsani olanidir. Buyuk filozof Ebu 



408 

AN Hiiseyin b. Abdullah b. Sina bu anlami ne guzel ifade 
etmistir: 

Nefsi ilimlerle susle ki yukselesin 

Her §eyin evi olan kullu goresin 

Nefis kandildir, akil ise 

Lambadir ve Allah' in hikmeti de yagdir 

Aydinlandigi zaman bil ki ya§iyorsun 

Sonup karardigmda olusun artik 

Bu yuzden yuce Allah, imran kizi Meryem (a.s) kissasin- 
da ozellikle bunu zikretmistir. Ki Meryem sevgi iginde su 
uzerinde yuruyordu. Qunku igine en buyuk melek ve en yuce 
ruh tarafindan havanm ruhu uflenmi§ti. Yuce Allah onunla 
ilgili olarak §6yle buyurmu§tur: "Kitap'ta Meryem'i de an. Hani 
o, ailesinden aynlarak dogu tarafinda bir yere gekilmi§ti." 
(Meryem, 16) Yani kuvvetlerinin bir kismindan uzakla§ti, 
onlardan siynldi. Uzakla§ip gittigi yerin "dogu" olarak ifade 
edilmesine gelince, bunun sebebi, feyizlerin akillardan ya- 
yilmasidir. Akillar ise varhk aleminin dogusudur. "Meryem, 
onlarla kendi arasina bir perde gekmi§ti." (Meryem, 17) 
Onlarla ilgisini ve baglarmi kesmisti. "Rabbinin tayin ettigi 
vakit kirk geceyi" (Araf, 142) veya bundan daha fazlasini 
buldu. O, bu gunlerde zikir ve tefekkur aracihgiyla arinma ve 
bezenmeyle mesgul oldu. Sonunda uzerine ulvi eserler 
bahsetti. Ruhuna gaybi nurlari serpti ki ona heniiz biyigi 
terlememis bir insan suretinde gbrundu. Ashnda biyigi terle- 
memis olmak maddeden ve maddi ilgilerden mucerret olmak- 
tan kinayedir. §u ayette buna isaret edilmektedir: "O, kendi- 
sine tastamam bir insan seklinde gorundu." (Meryem, 17) 
Rahmetin bncusij ruzgarlardan yayilan ruhtan ona ufledi. Bu 
da akil kuvveti igin bir tohuma dbnustu. "Ona hamile kaldi." 



409 

(Meryem, 22) yani artik hali eskisinden farkh olmak uzere 
degisti. Qunkij bu nurlar nefsin cevherini degistirici bzellikte- 
dirler. "Bunun uzerine onunla (karmndaki gocukla) uzak bir 
yere gekildi." (Meryem, 22) Qiinkii kiskanglarm kendisine 
tuzak kuracaklanni hissetti. Tipki Yusufun kardeslerinin ona 
tuzak kurmalan gibi. Onlarm kendisini yalanlayacaklanni 
vehmetti. "Ve onlardan guzellikle aynldi." (Muzzemmil, 10) 
"Rabbine dogru bir yol" (Furkan, 57) tuttu. Hamilelik muddeti 
tamamlaninca, ki bu miiddet doksan aydir. Daha fazla ve 
daha az da olabilir. Nitekim Musa (a.s) Rabbinin yanmda kirk 
gece, §uayb'in (a.s) yanmda da sekiz sene gecirmisti. "Do- 
gum sancisi onu bir hurma agacina (dayanmaya) sevketti." 
(Meryem, 23) Ayette gegen "el-Mehad" dogum sancisi de- 
mektir. Bu ise akil kuvvetinin kuvveden fiile gegmesinden 
kinayedir. Dogum sancisina benzetilmesi, zorlugundan ve 
cetinliginden ileri gelmektedir. "A§agisindan ona §6yle ses- 
lendi." (Meryem, 24) Asagisindan ona seslenen de akil 
kuvvetini kuvveden fiile gikaran bahsedici ruhtur. "Tasalan- 
ma!" (Meryem, 24) Meryem Allah'm velilerinden biriydi. "Al- 
lah' in dostlanna korku yoktur; onlar uzulmeyecekler de." 
(Yunus, 62) "Hurma dalim kendine dogru silkele." (Meryem, 
25) Burada dusunce kuvvetini kullanmasini emrediyor. Qun- 
kij kemalatm elde edilmesinde akla yardimci olan bu kuvvet- 
tir. "Uzerine taze, olgun hurma dokulsun." (Meryem, 25) taze 
irfan hurmalan ile olgun ilim hurmalan uzerine dokulsun. Bu 
hurma agaci, Musa'nin mubarek vadide iginden gelen o ilahi 
nidayi isittigi agacin aynisidir. Ne var ki Musa (a.s) nebi ve 
kamil bir adamdi, bu yuzden onun dusunme kuvveti dallari 
ve yapraklan olan bir agag olarak isimlendirilmistir. Meryem 
ise veli ve nakis bir kadindi. Bu yuzden onun dusunme kuv- 
veti dallari ve yapraklan olmayan bir hurma agaci gbvdesi 
olarak isimlendirilmistir. iste velayet ve nubuvvet arasindaki 
fark budur. "Ye" makul nziklardan ye, "/'p."hakikatlerin hayat 



410 

suyundan ic. "Gozun aydin olsun!" Armmis, zeki, "Allah'in 
izni He koru ve alacaliyi iyile§tiren, oluleri dirilten" (Al-i imran, 
49) akil kuvveti olarak senden sadir olandan dolayi gozun 
aydin olsun! "Eger insanlardan birini gorursen de ki: Ben, gok 
merhametli olan Allah'a orug adadim." (Meryem, 26) Yani 
senden kaynaklandigi ortaya gikan sirlar ve nurlar hakkinda 
konusma. Hig kimseye sirrini agma. Yoksa seni kiskanirlar 
veya yurdundan gikanrlar veya seni oldururler. Tipki Mu- 
hammed'e (s.a.v) yaptiklan gibi. Qunku eksikler iginde kamil 
olanm makami sairin dedigi gibidir: 

Benim nahle topraklanndan ortaya giki§im 

Mesih'in Yahudiler arasinda dogmasina benzer. 

Bu tefsirden sunu anla ki akil kuvveti idrak edici ve mu- 
harrik kuvvetler aracihgiyla hayvani ruhtan dogar. isa ismi, 
uzerinde siyah lekeler bulunan beyaz anlamina gelen "ays" 
kokunden turemistir. Bu ise kuvvetlere taalluk ettikten sonra 
nefsin aldigi sifattir. Eger isa'nin (a.s) anasmm (a.s) karnm- 
dan gikisi gibi nefis cevherinin riyazetten yikanmis, armmis, 
temizlenmis, iyi ve muttaki olarak gikmasmi musahede et- 
mek istiyorsan, isa'nin (a.s) adi Ahmed, sifati avhed (biricik) 
olarak mujdeledigi, emir ve vezirlerin en ustunu, hilal ve 
bedirlerin en parlagi, dinin parlakhgi, islamm susleyicisi zati 
musahede et. Allah, gabasini mutlu kilsin, mutlulugunu 
yenilesin. Bu gozlemi yaparsan artik delile de ihtiyacm kal- 
maz. Zaten delil hicbir zaman gbzle gormenin yerini tutmaz. 

Sbzlerimizi Allah'a hamdederek, rahmeti nebisine, um- 
metin sefaatcisine ve onun ehlibeytine salat ve selam getire- 
rek bitirelim. 

Musannifin kendi el yazisi olan nushadan yapilan bu is- 
tinsah, kerem sahibi nebinin hicretinden sekiz yuz yetmi§ 



411 

sene sonra §aban-i muazzam ayimn ba§lannda tamamlandi. 
Bizi en guzel §ekilde muvaffak kildigi igin Allah'a hamdolsun. 

Musannifin kendi el yazisi olan nushamn sonunda §6yle 
yaziliydi; 

Bu kitabi yazmaya arefe gunu ba§ladim. Alti yuz yirmi 
dokuz yilimn ilk ayi olan muharremin ortasinda tamamladim. 
Dolayisiyla ara vermeden otuz be§ gunde kitabi yazmayi 
Allah'in yard i mi ve lutfuyle bitirdim.